Çağımız insanı, tarihin hiçbir döneminde sahip olmadığı kadar imkânlara malik olmasına rağmen, aynı ölçüde ruhsal bir daralma ve içsel çöküş yaşamaktadır. Teknolojinin hızlandırdığı, gerçek dünyada yaşanan kurgusal hayatlar, tüketim kültürünün sürekli kışkırttığı arzular, bireyselliğin kutsandığı sosyal nizam ve manadan ırak olan modern yaşam tarzı; insanı dışarıdan güçlü, içeriden ise bitkin bir hâle büründürmüştür. Günümüzün en yaygın psikolojik krizlerinden biri de hiç şüphesiz "tükenmişlik"tir.
Tükenmişlik kavramı, psikoloji literatüründe özellikle Christina Maslach tarafından sistemli biçimde ele alınmış ve geliştirilmiştir. Maslach, tükenmişliği; yoğun stres, duygusal yorgunluk, kişisel başarı hissinin azalması ve insana karşı duyarsızlaşma ile karakterize bir sendrom olarak tanımlamıştır. Özellikle iş hayatı üzerinden yapılan bu çalışmalar, zamanla modern insanın genel ruh hâlini açıklayan daha geniş bir portreye dönüşmüştür.
Tükenmişlik kavramı, yalnızca çalışan insanların problemi olmaktan çıkıp günümüz insanının diline pelesenk olmuş psikolojik bir hüviyete bürünerek modern insan ile mücessem bir hâle bürünmüştür. Öğrenciler, ebeveynler, gençler, yaşlılar, hatta henüz hayatının baharındaki bireyler bile kendilerini yorgun, anlamsız, umutsuz ve bitkin hissetmektedir. Çünkü modern dünya, insana sürekli daha fazlasını istemeye ötelerken, kişiyi sahip olduklarıyla huzur bulmayı öğretememektedir. Başarı vardır ama sükûnet ve lezzet yoktur. Kalabalık vardır ama aidiyet ve teslimiyet yoktur. İletişim vardır ama sahici bağlar ve samimane diyaloglar zayıflamıştır.
Bu psikolojik girdabın sonuçları kimi zaman bireysel çöküş, kimi zaman da toplumsal trajediler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Nitekim son olarak Maraş’ta bir okul saldırısı gerçekleştiren failin, "Ne kadar tükenmiş olduğumu herkese göstereceğim." minvalindeki ifadesi, modern insanın içine düştüğü ruhsal çoraklığın çarpıcı bir örneğidir. Bu olay adli bir vakadan öte; anlamını kaybetmiş, iç dünyasında çökmüş ve sesini yıkım üzerinden duyurmaya çalışan insan tipolojisini yansıtmaktadır. Bu, modern çağın en ağır hastalıklarından biridir.
İslam, insan ruhunu böylesi bir tükenişe mahkûm eden anlayışları reddederek mümin için yeis, yani Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyi doğru görmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: "Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin." (Yûsuf, 87) Bu ilahi hitap, insanın en karanlık anlarında bile çıkış kapısının bulunduğunu hatırlatan ilahi bir ihtardır. İslam’a göre insan, yalnız bırakılmış bir varlık değildir. Acısı görülen, duası işitilen, sabrı karşılıksız bırakılmayan ve kâinatın kendisine musahhar kılındığı eşref-i mahlûkattır.
Resûlullah ﷺ de ümmete daima umut aşılamıştır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurur: "Müminin işi ne hoştur! Her işi onun için hayırdır." (Müslim) Bu anlayış, mümini olayların esiri olmaktan çıkarır. Bu durum, zorlukta sabır ve nimette şükür göstererek bollukta ve darlıkta olaylara manidar bir anlam yüklemesine vesile olur. Böylece tükenmişlik duygusunun temelinde yatan boşluk, yerini teslimiyet ve muvazeneye bırakır.
Modern insanın en büyük sorunlarından biri, yükünü tek başına sırtlama gayesinden kaynaklanmaktadır. Oysa İslam, insanı hem Rabbiyle hem toplumla hem de kendi vicdanıyla yeniden buluşturur. Namaz, insanı günde beş kez hayatın hengâmesinden çekip alır. Dua, kalbin yükünü hafifletir. Tevekkül, kontrol edilemeyen olayların baskısını tahfif eder. Sadaka ve infak, insanı yalnız kendi benliğine kapanmaktan azad eder. Zikir ise kalbi diri tutar.
Kur’an bu hakikati şu şekilde ifade eder: "Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla itminan/huzur bulur." (Ra‘d, 28)
Bugünün insanı psikolojik telkinlere, motivasyon cümlelerine ve geçici rahatlamalara yönelirken; asıl ihtiyaç çoğu zaman anlam, aidiyet ve ruhi dengede yer almaktadır. Tükenmişlik yalnızca enerji kaybı değil, çoğu zaman yön ve anlam kaybıdır.
Bu sebeple çözüm, sadece dinlenmek değil; yeniden yönelmektir. Sadece mola vermek değil; yeniden anlam arayışına yelken açmaktır. Sadece kaçmak değil; sağlam bir zemine kadem basmaktır. İslam, insana tam da bunu sunar: Kim olduğunu, neden yaşadığını, nereye yürüdüğünü hatırlatır.
Sonuç olarak, tükenmişlik modern çağın yaygın hastalıklarından biridir. Lakin insan, ruhun itminanını maddi enstrümanlarla onaramaz. Umut, teslimiyet, dua, sabır ve iman; tükenen kalbin yeniden diriliş vesileleridir. Mümin bilir ki en karanlık gecenin ardından sabah vardır. Ve insan, Allah ile bağını kuvvetlendirdiği ölçüde tükenmez; bilakis yeniden ayağa kalkar.