AK Parti’nin iktidara gelişinin üzerinden neredeyse çeyrek asır geçti. Kabul etmek gerekir ki bu süre zarfında birçok alanda büyük hizmetler gerçekleştirildi. Geniş yollar, büyük köprüler, kıtaları birbirine bağlayan tüneller yapıldı. Çökmüş ve adeta bir kâbusa dönüşmüş olan sağlık sistemi ıslah edilip büyük şehir hastaneleri kuruldu. Savunma sanayiinde ise neredeyse sıfırdan başlanıp devrim niteliğinde atılımlar yapıldı. Yerli silahlar, savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA’lar, SİHA’lar) ve daha pek çok alanda önemli mesafeler kat edildi. AK Parti öncesini başlangıç noktası kabul ederek yapılanları değerlendirdiğimizde, gerçekten kayda değer işler yapıldığını kabul etmemiz gerekir. Kronikleşmiş bazı sorunların varlığını inkâr edemesek de maddi gelişmişlik açısından ortaya konan performansı görmezden gelmemiz mümkün değildir.
Maddi alanda gerçekleştirilen bu başarı elbette önemlidir, ancak bu başarının aynı ölçüde sosyal ve manevî alanda sağlandığını söylemek kolay değil. Unutmamamız gereken bir hakikat vardır: Maddi başarılar, ancak manevi alanda sağlanan başarıyla kalıcı hâle gelebilir. Çeyrek asır, toplumun manevi anlamda ıslah edilmesi, İslam ahlakının yerleştirilmesi ve kendilerinin de ara ara gündem ettikleri “kültürel iktidarın” tesis edilmesi için hiç kısa bir süre değildir. Ne var ki gelinen aşamada böyle bir başarının elde edilemediğini gösteriyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri hiç kuşkusuz medya ve medyanın toplum üzerindeki etkisidir.
Her gün televizyonlarda kültür ve manevi değerlerimizle uyuşmayan, İslami hassasiyetleri yok sayan pek çok sahneyle karşılaşıyoruz. Gençler tarafından milyonlarca kez dinlenen şarkılarda sapkınlık ve ahlaksızlığın propagandası yapılıyor. Sabah kuşağı programlarında, izlenme oranlarını artırmak adına kurgu mu gerçek mi olduğu belli olmayan çarpık ilişkiler toplumun normaliymiş gibi sunuluyor. Dijital yayın platformlarında ahlaksızlık ve fuhşiyat satılıyor. Bütün bunlar toplumun manevi dokusunda ve ahlaki yapısına ciddi hasar meydana getiriyor.
Asıl dikkat çekici olan ise bu hastalıklı içeriklerin bir bölümünün kendisini muhafazakâr olarak gören ve iktidara yakın duran medya organlarında yer bulabilmesidir. Tabanının büyük kısmı muhafazakâr ve mütedeyyin insanlardan oluşan iktidar, aslında bu durum nedeniyle en büyük zararı gören taraf oluyor çünkü bu durum bu iktidarının devamlılığı tehlikeye maruz kalıyor.
Maddi başarıların ve siyasal iktidarın kalıcılığı isteniyorsa, toplumun manevi ıslahı için ciddi bir irade ortaya konulup medyadaki "Kültürel İktidarsızlık" haline son vermek gerekiyor.
Öncelikle iktidar çevreleri, kendi medya organlarında bir ıslah süreci başlatmalı; toplum ahlakını bozan program ve dizileri yayından kaldırmalıdır. Bununla birlikte yapılacak dizi ve programlarda topluma örneklik teşkil etmeyen hatta yaşam tarzlarıyla ifsat edici bir etki oluşturan ve tek marifetleri sesleri ve bedenleri üzerinden para kazanmak olan şarkıcı-oyuncu tayfaya yer verilmemelidir. Apaçık bir şekilde toplumu ifsat eden dış kaynaklı dijital platformların yayın yapmaları yasaklanmalı, yerli platformların ise konuştuğumuz ölçülere riayet etmeleri koşuluyla izin verilmelidir.
Yapılan her programda, her dizide, her şarkıda ve kültürel etkisi olan her faaliyette toplumun ahlakını güzelleştirme, ıslah ve ihya etme hedefi gözetilmelidir. Bu ölçüye aykırı bir şekilde toplumun ahlakını ifsat edici etkisi olan hiçbir yayına izin verilmemeli, gerekirse cezai müeyyideler uygulanmalıdır. Bu konuda birileri rahatsız olacak diye cesur adımlar atmaktan korkulmamalıdır. Aksi takdirde toplum ahlakının tedavisi güç tahribatlar alması ve maddi kazanımların boşa çıkması işten bile değildir.