Kürtler kimsenin kara gücü değildir. Büyük Şeytan'ın hiç değildir... Kürtler ancak bu pisliklerin karşısındadır.
Kürtler ve Hakikatin Tarafı... Bazen bir cümle, uzun bir tarihin kapısını aralar.
HÜDA PAR Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun söylediği söz de böyledir:
"Bir Kürt olarak sesleniyorum, deli Donald, Kürtler ne senin babanın uşağıdır ne de senin kara gücündür."
Biz de ilaveten, Kürt olarak Kürt soydaşlarımıza sesleniyoruz:
"Ey asil Kürt Milleti!
Tarihin boyunca ne Amerika’nın ne İsrail’in ne de başka herhangi bir emperyal gücün piyonu oldun. Senin mayanda kiralık güç olmak yoktur.
Sen dağların vakarını, tarihin izzetini ve inancın haysiyetini taşıyan bir milletsin. Hiçbir zaman başkalarının çıkar hesaplarına yedeklenmedin, bundan sonra da yedeklenmeyeceksin. Çünkü senin dostluğun adaletledir, sadakatin hakikatledir.
Emperyal güçler gelip geçer; fakat milletlerin onuru kalır. Senin onurun ise satılık değil, tarihin derinliğinde kök salmış bir asaletin mirasıdır."
Bu sözler yalnızca bir siyasal cevap değildir; aynı zamanda bir hafıza çağrısıdır. Çünkü Kürt meselesi çoğu zaman jeopolitik hesapların, emperyal planların ve kirli senaryoların içinde konuşulurken, asıl unutulan şey Kürt milletinin kendi tarihidir.
Kürtler, tarih boyunca başkalarının piyonu olmuş bir millet değildir. Bilakis, kadim medeniyetlerin kavşağında yaşamış; irfan, sadakat ve adalet duygusuyla tanınmış bir topluluktur.
Kürtler, dağların sertliğini karakterine, ovaların bereketini vicdanına taşımış bir halktır.
Tarih sayfalarını açtığınızda Kürtlerin yalnızca savaş meydanlarında değil, devlet aklının en üst katlarında da yer aldığını görürsünüz.
Selahaddin Eyyubi gibi bir cihan hükümdarı bu topraklardan çıkmıştır. Abbasi saraylarında, Selçuklu divanlarında, Osmanlı devlet aklında nice Kürt âlim, komutan ve müşavir görev almıştır.
Çünkü Kürtler yalnızca kılıç taşıyan bir millet değil; akıl ve feraset taşıyan bir millettir.
Ne var ki modern çağ, milletlerin tarihini değil; çıkar hesaplarını konuşuyor. Büyük güçler, Orta Doğu’yu bir satranç tahtası gibi görüyor. Bu tahtada milletleri piyon, şehirleri kare, insanları ise harcanabilir taşlar olarak kabul ediyorlar.
Kürtler de bu kirli oyunun içinde sık sık kullanılmak istenmiştir.
Bazen özgürlük vaatleriyle, bazen güvenlik gerekçeleriyle, bazen de sahte dostluklarla…
Fakat tarih bize şunu öğretir: Emperyalizm dostluk kurmaz; yalnızca çıkar kurar.
Büyük Şeytan ABD için de, soykırımcı ve işgalci terör devleti israil için de mesele Kürtlerin hakkı değildir. Onların hesabı jeopolitiktir; enerji yollarıdır, askeri üslerdir, bölgesel dengelerdir ve dahi Arz-Mevuttur... Hatta Arz-ı Mel'undur. Bugün dost görünenler yarın aynı kolaylıkla terk edebilirler. Çünkü emperyal güçlerin tarihinde sadakat değil, pragmatizm vardır.
Bu yüzden Kürtlerin önünde duran en büyük mesele, başkalarının projelerinde rol almak değil; kendi tarihine ve kimliğine yeniden dönmektir.
Kürt milleti İslam medeniyetinin önemli sütunlarından biri olmuştur. Bu milletin mayasında inanç vardır, merhamet vardır, adalet duygusu vardır. Kürtlerin gerçek gücü de zaten buradan gelir.
Kürtler ne Şeytan Amerika’nın kara gücüdür ne de Lanetli İsrail’in bölgesel aparatı. Kürtler bin yıllık bir medeniyetin evlatlarıdır. Selahaddin gibi Kahraman ve Ahmedê Xanê gibi bilgedirler.
Onların yeri, emperyal planların gölgesi değil; kendi tarihinin ışığıdır.
Bugün Kürtlerin yapması gereken şey, kimliklerini başkalarının stratejilerinde aramak değil; kendi hafızalarında yeniden bulmaktır. Çünkü bir millet hafızasını kaybederse, başkalarının senaryosunda figüran olur. Fakat hafızasını hatırlarsa tarih yeniden konuşmaya başlar.
Kürtlerin tarihi bize şunu söylüyor. Bu millet kiralık bir kuvvet değil, adaletin tarafında duran bir millettir.
Bir millet kendi asaletini hatırladığı gün, artık hiçbir güç onu piyon yapamaz.