Yaklaşık 10 yıllık saha taraması ve 3,5 yılı aşkın laboratuvar çalışmasının ürünü olan aşı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenerek 20 yıl süreyle koruma altına alındı.
Yerel saha suşlarından geliştirilen aşının, özellikle kuzu ve oğlaklarda hastalığın yol açtığı kayıpların azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.
Aşı, MAKÜ Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kale öncülüğünde Prof. Dr. Yakup Yıldırım, Prof. Dr. Saime İsmet Gürhan, Dr. Sevinç Kant ve Araştırma Görevlisi Dr. Yakup Sinan Orta tarafından geliştirildi.
Koyun ve keçilerde görülen ve halk arasında “Ektima” olarak bilinen Orf hastalığı, özellikle kuzu ve oğlakların ağız, dudak ve diş etlerinde lezyonlara neden olabiliyor. Hastalık meme, deri ve ayak bölgelerini de etkileyebiliyor.
Ağız bölgesinde oluşan lezyonlar yeni doğan yavruların annelerini emmesini güçleştirebiliyor. Yeterli kolostrum alamayan yavruların bağışıklık sisteminin gelişimi olumsuz etkilenirken hastalık ve ölüm riski artabiliyor.
Sürülerde verim ve hayvan kayıplarına neden olabilen hastalık, yetiştiriciler açısından da ekonomik zarar oluşturabiliyor. Orf virüsünün zoonotik özellik taşıması nedeniyle hastalığın hayvanlardan insanlara bulaşabildiği de belirtiliyor.
10 yıllık saha taramasıyla geliştirildi
Aşının geliştirilmesi için Batı Akdeniz Bölgesi’nde 10 yıl boyunca saha taramaları gerçekleştirildi. Bölgede yaygın olarak görülen yerel Orf virüs suşları tespit edildi.
Saha çalışmalarını 3,5 yılı aşkın laboratuvar araştırması izledi. Belirlenen yerel saha izolatlarından yararlanılarak inaktif aşının geliştirilmesi sağlandı.
Deneme ve hedef hayvanlar üzerinde gerçekleştirilen uygulamalarda başarılı sonuçlar elde edildi. Aşı, hazırlanış tekniği bakımından Türkiye’nin ilk inaktif Orf virüs aşısı olma özelliği taşıyor.
Aşı geliştiricilerinden Prof. Dr. Mehmet Kale, uzun taramalar ve laboratuvar çalışmalarının ardından yerel saha izolatları üzerinden bir aşı ortaya çıkardıklarını kaydetti.
Dünyadaki uygulamalara ilişkin bilgi veren Kale, “Orf hastalığına karşı dünyada kullanılan ticari aşıların büyük bölümü canlı aşılardan oluşuyor. İnaktif aşı konusunda ise daha çok araştırma düzeyinde çalışmalar bulunuyor. Biz ise Batı Akdeniz Bölgesi’nde yaygın olan saha suşlarından yararlanarak inaktif bir aşı geliştirdik.” dedi.
“Enfeksiyon oluşmadan önce koruyucu bağışıklık sağlayacak”
Ektima’nın özellikle yeni doğan kuzu ve oğlaklarda önemli sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Kale, “Ağız bölgesinde oluşan lezyonlar, yavruların annelerini emmesini güçleştirebiliyor. Yavruların yeterli kolostrum alamaması bağışıklık sistemlerinin gelişimini olumsuz etkileyerek hastalık ve ölüm riskini artırabiliyor. Bu nedenle aşının temel amacı, hayvanlarda enfeksiyon oluşmadan önce koruyucu bağışıklık sağlamaktır.” ifadelerini kullandı.
Kale, aşının koruyucu etkisinin yanı sıra hastalık geliştikten sonraki tedavi edici etkisine yönelik araştırmaların da devam ettiğini bildirdi.
Sırada ticarileştirme çalışmaları var
Aşının üretim yöntemine ilişkin patent başvurusu Türk Patent ve Marka Kurumuna yapıldı. Değerlendirmelerin ardından buluş ulusal patent belgesi almaya hak kazanarak 20 yıl süreyle koruma altına alındı.
Aşının belirli bir doz ve uygulama yöntemi bulunduğuna dikkati çeken Kale, uygulamanın veteriner hekim kontrolünde gerçekleştirilmesini önerdiklerini belirtti.
Patent sürecinin tamamlanmasının ardından hedefin aşının ticarileştirilmesi olduğunu ifade eden Kale, “Patentimizi aldık. Bundan sonraki süreçte aşının ticarileştirilmesi ve sahada kullanılmasına yönelik çalışmalarımız devam edecek.” dedi.
“Üniversitelerimiz topluma doğrudan fayda sağlıyor”
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, üniversitelerin yalnızca bilimsel bilgi üretmekle kalmayıp bu bilgiyi doğrudan üreticiye ve topluma aktardığını belirtti.
Bilhassa Anadolu’da üniversitelerin bölgesine, çiftçisine ve köylüsüne ciddi bir bilgi ve tecrübe aktarımı gerçekleştirdiğini vurgulayan Özvar, “MAKÜ bu konuda öncü rol üstlenen üniversitelerimizden biri.” değerlendirmesinde bulundu.
MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar da üniversitenin hayvancılık alanında sektörün ihtiyaçlarına yönelik bilimsel çalışmalar yürüttüğünü belirtti.
Geliştirilen aşının bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesinin önemli örneklerinden biri olduğunu ifade eden Dalgar, özellikle yeni doğan kuzu ve oğlaklarda kayıplara neden olan hastalığa karşı yürütülen çalışmanın yetiştiricilerin emeklerinin korunmasına katkı sağlamasını beklediklerini söyledi. Dalgar, aşının geliştirilmesinde görev alan akademisyenleri tebrik etti.