KISSALARIN IŞIĞINDA SOSYAL HAYATTA ÖLÇÜ

Abone Ol

Allah (c.c) yeryüzüne halife olarak gönderdiği kullarının hem toplumsal hem de bireysel hayatlarına nasıl yön vermeleri gerektiğine dair Kur’an’da birçok emir ve tavsiyede bulunmuştur. Ve Peygamberlerin kıssalarından, doğru yolu bulmamıza vesile olacak misaller vererek, onları örnek almamız gerektiğini öğütlemiştir. Hz. Musa’nın ve Hz. Şuayb’ın kızlarının başından geçen hadise ile de bizlere şöyle yön veriyor ki;

Firavun’un zulmünden kaçan Hz. Musa uzun bir yolculuktan sonra Medyen’e gelmiştir.

"Medyen suyuna geldiğinde, hayvanlarını sulayan bir grup insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. "Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz" dediler. Musa onların yerine hayvanlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi. "Rabbim doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi..." (Kasas Suresi 22-24)

Çobanlık yapan Hz. Şuayb’ın kızlarının durumu bize Müslüman bir kadının zorunlu hallerde (eğer çalışacak başka kimse yoksa) çalışabileceğine delildir. Ama zorunlu olmadıkça da çalışmaması gerektiğini bildirir ki kıssadan da anlaşılacağı üzere Hz. Şuayb’ın kızları babalarının yaşlı olması ve çalışacak başka kimsenin olmayışından dolayı çalışmak durumunda kaldıklarını belirtmişlerdir. Zaten kıssanın devamında da Hz. Musa’nın çobanlık yapmaya başlamasıyla da bir daha çalışmamışlardır.

Elbette Müslüman bir hanımefendi zaruri sebeplerden dolayı (eğer başka kimse yoksa) çalışmak zorunda kalabilir. Ama bu süreçte kıssadan öğrendiğimiz gibi, inancını rehber edinerek vakur ve dikkatli davranarak kendini muhafaza etmelidir.

Hz. Şuayb’ın kızlarının kendilerini muhafaza ederek bir kenarda durmaları ve kalabalık olan suyun başına gitmeyip beklemeleri, bize sahip oldukları haya ve erdem duygusunu öğretiyor ki...

İnanca, ahlaka, kültüre yani hayata dair ne kadar güzellik varsa, bunu taşımaya ziyadesiyle layık olan, elbette Müslüman hanımefendilerdir. İmanın bir şubesi olan haya duygusu da en çok Müslüman bir hanımefendiye yakışır.

Zira üzerinde taşıdığı haya ve erdem olgusunu daha güzel bir zinete dönüştüren yine Müslüman hanımefendidir...

Şüphesiz ki sosyal hayatın her alanında, Müslüman bir kadın zaruri sebeplerden dolayı yabancı bir erkekle muhatap olmak zorunda kalabilir. Müslüman kadın böyle bir durumda meramını kısa net ve vakur bir şekilde izah etmeli, göz göze gelmekten ve konuşmayı gereksiz bir şekilde uzatarak muhabbet etmekten sakınmalıdır.

Hz. Musa’nın kıssasında da gördüğümüz gibi Hz. Şuayb’ın kızları Hz. Musa’ya durumlarını izah etmiş, gereksiz bir diyaloğa girmemişlerdir. Gereksiz uzatılan diyaloglar vakarlı ve takvalı duruşu bozup zedeleyebilir. Çünkü büyük günahlara giden yol küçük günahların önemsiz görülmesinden geçer. Bizim için küçük hatta dile getirmeye bile gerek olmadığını düşündüğümüz bu gibi konular bizi daha büyük günahlara düşmeye kadar götürür. Bir bakış, bir söz, bir hareket muhatabımızın aklına, kalbine yanlış bir niyetin ve farklı bir bakış açısının yerleşmesine sebep olabilir. Hz. Ali’nin "Günahların en kötüsü sahibinin küçük saydığı (küçümsediği) günahlardır" ifadesi ile anlıyoruz ki, bize göre masum gördüğümüz küçük günahlar ve kusurlar daha büyük günahlara yol açabilir.

Ve aynı şekilde yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere Müslüman bir erkek de mahrem olmayan bir hanımefendiye yardım etmek durumunda kalabilir. Bu durumda vakarlı bir duruş ile yardımcı olmalı ve hayalı olmayı kendine vazife bilmeli... Zira Hz. Musa yardıma ihtiyacı olan bu iki genç kızın koyunlarını sulamış, onlara yardım adı altında bunu fırsat bilerek, gereksiz bir diyaloğa girmemiş kendini beğendirmek için, rahatsız edici bir hareket ve davranışta bulunmamış, koyunlarını suladıktan hemen sonra da bir gölgeye çekilmiştir.

Elhasıl ahlaklı ve iffetli olmakla mükellef olan her kadın ve erkek ile toplum ıslah olur ve ıslah edilen toplumlarla da medeniyetler inşa edilir.

İslam medeniyetinin kurulması duası ile Allah’a emanet olun…