İLKE Vakfı tarafından hazırlanan "Toplumun Görünümü 2025: Demografik ve Toplumsal Dönüşüm" raporu, Türkiye'nin son yılların en kritik demografik değişimiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Rapora göre toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1,42'ye gerileyerek Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine inerken, nüfusun yaşlanması ve aile yapısındaki dönüşüm yeni sosyal ve ekonomik riskleri beraberinde getiriyor.
Raporda, Türkiye'nin uzun yıllar genç nüfus avantajıyla öne çıkan bir ülke olmasına rağmen son dönemde doğurganlık oranlarındaki hızlı düşüş nedeniyle farklı bir demografik evreye geçtiği vurgulandı. Uzmanlar, doğurganlıktaki gerilemenin yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını, toplumsal yapıda yaşanan köklü değişimlerin de etkili olduğunu belirtti.
Araştırmaya göre eğitim süresinin uzaması, evlilik yaşının yükselmesi, kadınların iş gücüne katılımındaki artış, kentleşme, yükselen yaşam maliyetleri ve çocuk bakım giderlerindeki artış doğurganlığı aşağı çeken temel faktörler arasında yer alıyor. Ayrıca bireyselleşmenin güçlenmesi, aile yapısındaki dönüşüm ve çocuk sahibi olmaya ilişkin beklentilerin değişmesi de doğum oranlarını etkileyen unsurlar olarak öne çıkıyor.
Doğumların ertelenmesinde kadınların eğitim düzeyindeki artış önemli bir faktör olarak gösteriliyor. Eğitim seviyesi yükseldikçe doğurganlık oranı düşüyor. 2024 verilerinde yükseköğretim mezunu kadınlarda doğurganlık hızı 1,22 çocuk seviyesine kadar gerilemiş durumda.
Ortalama anne yaşı ve ilk doğum yaşı yükseliyor. Bu da çocuk sahibi olmanın daha ileri yaşlara ertelendiğini gösteriyor. Rapor, çözüm olarak kadınların çalışırken çocuk sahibi olabilmesini kolaylaştıracak politikaları öneriyor. Esnek çalışma modelleri, kreş hizmetleri, ebeveyn izinleri ve bakım desteklerinin yaygınlaştırılması gerektiği vurgulanıyor.
Ayrıca genç çiftlerin kariyer ve aile yaşamını birlikte sürdürebilmeleri için istihdam, bakım, eğitim ve barınma alanlarında kurumsal desteklerin güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Raporda dikkat çekilen bir diğer unsur ise hane halkı yapısındaki değişim oldu. Türkiye'de tek kişilik hanelerin sayısı hızla artarken, ortalama hane büyüklüğü küçülmeye devam ediyor. Geleneksel geniş aile modelinin yerini daha küçük aile yapılarının aldığı belirtilirken, bu dönüşümün hem sosyal dayanışma ağlarını hem de yaşlı bakım sistemlerini etkileyeceği ifade edildi.
Doğurganlıktaki düşüşün en önemli sonuçlarından biri olarak nüfusun yaşlanması gösterildi. Rapora göre 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11 seviyesine yükseldi. Yaşam süresinin uzaması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilirken, yaşlı nüfusun artmasının sağlık harcamaları, sosyal güvenlik sistemi ve bakım hizmetleri üzerindeki baskıyı artıracağına dikkat çekildi.
Uzmanlar, özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte diyabet, hipertansiyon ve kronik hastalıkların daha yaygın hale geldiğini belirtti. Raporda, ortalama yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki farkın yaklaşık 20 yıla ulaştığına işaret edilerek, insanların daha uzun yaşadığı ancak bu sürenin önemli bir bölümünü sağlık sorunlarıyla geçirdiği vurgulandı.
Demografik dönüşümün ekonomik etkilerine de yer verilen raporda, çalışma çağındaki nüfusun uzun yıllardır Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri olduğu belirtildi. Ancak genç nüfus oranındaki düşüş ve yaşlı bağımlılık oranındaki yükseliş nedeniyle üretkenlik artışının artık daha fazla teknoloji, verimlilik ve nitelikli iş gücüne bağlı hale geldiği kaydedildi.
Rapor, Türkiye'nin halen "demografik fırsat penceresi" içerisinde bulunduğunu ancak bu avantajlı dönemin kalıcı olmadığını ortaya koydu. Çalışma çağındaki nüfusun yüksek olduğu bu sürecin 2030'lu yılların ortalarına kadar devam etmesinin beklendiği belirtilirken, eğitim kalitesinin artırılması, gençlerin üretken istihdama yönlendirilmesi ve yenilikçi ekonomik politikaların uygulanmasının kritik önem taşıdığı ifade edildi.
GEÇİM DERDİ İLK SIRADA
2020 yılında toplumun en büyük sorunu yüzde 18,5 ile işsizlik olarak görülürken, 2025'te yüzde 31,3 ile hayat pahalılığı ilk sıraya yerleşti. Yoksulluk yüzde 16,5 ile ikinci, eğitim ise yüzde 16,1 ile üçüncü sırada yer aldı. Böylece her üç kişiden biri için en büyük sorun geçim sıkıntısı oldu.
Ekonomi son 22 çeyrektir büyümeye devam ederken kişi başına gelir 18 bin 40 dolara yükseldi. Ancak raporda, büyümenin gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltamadığı vurgulandı. En zengin yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 48,1'ini alırken, en yoksul yüzde 20'nin payı yalnızca yüzde 6,4 seviyesinde kaldı. İşverenlerin yıllık gelirinin ücretli çalışanların gelirinin üç katından fazla olduğu belirtildi.
Enflasyon yüzde 31 seviyesine gerilemesine rağmen vatandaşın hissettiği ekonomik baskı sürüyor. Konut ve kira harcamalarında yıllık artış yüzde 50'ye yaklaşırken, İstanbul'da kira artışı yüzde 41 olarak kaydedildi. Ülke genelinde konut fiyatları yüzde 26 yükseldi. Hane bütçelerinde konut ve kira harcamalarının payı yüzde 26'ya, ulaştırmanın payı ise yüzde 21,6'ya çıktı.
Rapor, tarım sektöründeki gerilemeye de dikkat çekti. 65 ili etkileyen zirai don felaketi nedeniyle tarım sektörü yüzde 8,8 küçüldü. Ayrıca Türkiye'nin enerji ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini ithalatla karşılaması, dış ticaret açığının temel nedenlerinden biri olarak gösterildi.
Bölgesel eşitsizlikler ise dikkat çekici boyutlara ulaştı. İstanbul'da yoksulluk ve sosyal dışlanma riski yüzde 16,6 seviyesindeyken, Şanlıurfa-Diyarbakır bölgesinde bu oran yüzde 66,3'e, Van-Muş-Bitlis-Hakkari bölgesinde ise yüzde 57,8'e çıktı. Kişi başına gelir İstanbul, Ankara ve Kocaeli gibi illerde 24 bin doların üzerine çıkarken, Şanlıurfa, Ağrı ve Van'da 7 bin doların altında kaldı.
Eğitimde de bölgesel farklılıklar öne çıktı. Yükseköğretim mezunu oranı Ankara'da yüzde 32,5'e ulaşırken, Ağrı'da bu oran yüzde 12,8'de kaldı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki birçok il net göç vermeye devam etti.
Raporda en dikkat çeken başlıklardan biri ise aile yapısındaki değişim oldu. Türkiye'de doğurganlık hızı 1,42 çocuğa gerileyerek nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1'in oldukça altına düştü. Ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5'e, kadınlarda ise 26'ya yükseldi. Boşanmış nüfus son 15 yılda 1,56 milyondan 3,57 milyona çıktı. Çekirdek aile oranı gerilerken tek kişilik hanelerin oranı yüzde 20,5'e ulaştı. Yalnız yaşayan yaşlı sayısı ise 1,8 milyona yükseldi.
Rapora göre doğurganlıktaki düşüşün temel nedenleri arasında artan konut maliyetleri, kira baskısı, gençlerin güvenceli işe geç ulaşması ve ekonomik belirsizlikler yer alıyor.
Göç verileri de dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Türkiye ilk kez net göç veren ülke haline gelirken, özellikle 20-34 yaş arasındaki eğitimli gençlerin yurt dışına yönelmesi beyin göçü tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Gidenler arasında Türk vatandaşlarının oranı son yıllarda iki katından fazla arttı.
Adalet sistemine ilişkin veriler de raporda geniş yer buldu. Cezaevi nüfusu son sekiz yılda yüzde 91 artarak 383 bine ulaştı. Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararlarının yüzde 71,2'si makul sürede yargılanma hakkı ihlaline ilişkin oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki derdest başvuruların yarısından fazlasının Türkiye kaynaklı olması da dikkat çekti.
İstihdam alanında ise işsizlik oranı yüzde 8,5'e gerilemesine rağmen kayıt dışı çalışma yaklaşık 8 milyon kişiyi kapsıyor. Tarımda kayıt dışılık oranı yüzde 72,2'ye ulaştı. Kadın istihdamı yüzde 32 seviyesinde kalırken erkeklerde bu oran yüzde 66,4 olarak ölçüldü. Genç işsizliği yüzde 15,4, genç kadın işsizliği ise yüzde 22,2 seviyesinde gerçekleşti.