Gökyüzünden düşen ilk kar taneleriyle birlikte şehirlerde tanıdık bir heyecan başlar. Pencerelere koşulur, "kar yağıyor" diye evdekilere seslenilir, ilk gören olmanın sevinci yaşanır. Çocuklar çığlık çığlığa dışarı çıkmak isterken, yetişkinlerin yüzünde de istemsiz bir tebessüm belirir. Peki insanlar kar yağınca neden sevinir?
Uzmanlara göre bu sevincin temelinde yalnızca çocukluk anıları değil, karın taşıdığı bereket anlamı yatıyor.
Anadolu kültüründe kar, yüzyıllardır bolluğun ve bereketin habercisi olarak görülüyor. "Kar yılı, var yılıdır" sözü bu anlayışın en bilinen ifadesi. Toprağı örten kar, ekinler için doğal bir yorgan görevi görüyor; toprağı soğuktan koruyor, su kaynaklarını besliyor ve baharla birlikte verimli bir dönemin kapısını aralıyor. Bu nedenle özellikle kırsal kesimde kar yağışı umut veren bir gelişme olarak karşılanıyor.
Uzmanlar, bu kültürel aktarımın şehir hayatında da bilinçaltına yerleştiğini belirtiyor. Günümüzde pek çok kişi tarımla doğrudan ilgilenmese bile kar yağınca duyulan sevinç, nesiller boyunca aktarılan "bereket" algısından besleniyor. İnsanlar farkında olmadan, yağan karı bollukla, rızıkla ve iyi bir yıl beklentisiyle ilişkilendiriyor.
Elbette karın eğlenceli yönü de bu sevince eşlik ediyor. Kar topu oynamak, kardan adam yapmak, kızakla kaymak gibi çocukluk anıları hafızalarda yerini koruyor. Yıllardır kartopu oynamayan yetişkinler bile kar yağdığında aynı heyecanı hissediyor. Ancak bu duygunun arka planında yalnızca oyun değil, doğanın sunduğu bereketli döngüye duyulan içsel bir güven yatıyor.
Şehirlerin gürültüsünü bastıran, sokakları beyaza bürüyen kar; sadece manzarayı değil, insanların ruh halini de değiştiriyor. Sessizlik, temizlik ve umut duygusu birlikte geliyor. Belki de bu yüzden karı ilk gördüğümüzde içimizden gelen sevinç çığlığı hiç kaybolmuyor.
Çünkü kar, yalnızca soğuk değil; aynı zamanda bereket, umut ve yarının habercisi olarak görülüyor.