"Diyarbakır'da yıllar sonra açılan huzurevi, vatandaşları ikiye böldü. Kimileri aile yapısının zayıfladığını savunurken, kimileri ise kimsesiz yaşlılar için gerekli olduğunu söyledi."
Bu haber spotu geçtiğimiz hafta Amed Haberimizde yayınlandı. Mikrofon uzatılan Diyarbakırlılardan bazısı Huzurevine karşıyken bazısı da olmasını savunmuş… Benim de içimde zıt iki görüş tartışıp duruyor. Hastane gibi düşünün. Olsun ama kimse oraya düşmesin.
2007 yılında "Diyarbakır'da huzurevi kalacak yaşlı bulamadı" başlıklı haber yayınlandığında yine Diyarbakır'da ve basındaydım. O dönem ulusal basına da düşen habere göre Diyarbakırlılar yaşlılarını huzurevine bırakmadığı için kalan 6 yaşlı Elazığ'a sevk edilip huzurevi özürlüler için rehabilitasyon merkezine dönüştürülmüştü. Dönemin Sosyal Hizmetler İl Müdürü "Yaşlıların kurum bakımına verilmesi bölgede yadırganıyor. Aileler yaşlılarının huzurevinde kalmasını içlerine sindiremiyor" şeklinde açıklama yapınca iftihar duymuş kendi alanımda konuyu işlemiştim.
Yine diyeyim; Hastane gibi huzurevi de olsun ama Allah kimseyi oraya düşürmesin.
Ne güzel idi o günler ki; Evin baş köşesinde dede ve nine, onların dizlerinin dibinde torunlar. Baba ve anneden öte, dede ve nine torunlarına edep ve muaşeret ders ederdi. Yük değildi onlar ganimetti. Alan daraltan beden değil gönül genişleten ruhtular. Sofradan azaltan iki kaşık değil eve rızık sebebi, bereketti onlar. 'Siz bize bakıp büyüttünüz, çok yoruldunuz. Haydi, artık evimizin başköşesinde istirahat edin' idi analar babalar.
Evlat evinde bulamadığı rahatı devlet kurumunda mı bulacak yaşlılarımız? Evladın bak-a-madığına devlet memuru mu bakacak? Hele ki merhameti zayıf, ahlakı dereke ise siz düştüğünüzde ciğeri binlerce kez düşen ananıza babanıza elalemin çocuğu ya kaş çatarsa, ya oflayıp azarlarsa?
Düşünmesi bile beni parçaladı.
*** *** ***
Başlığımızdaki ev ile yuva nüktesine bir şerh yapıp yazımı bitireyim,
Gramerde EŞANLAMLI diye geçen ama kullanımda vasıf değiştiren kelimeler vardır.
Filolojik uydurmalarla dili zenginleştirmek için veya eskilerin canı sıkıldığından dile kattığı kelimeler değildir eşanlamlılar.
Örneğin;
Siyah ile Kara eşanlamlı sayılır. Eşanlamlı olsa da eşvasıflı değildir bu iki kelime. Siyah bir renk adı, Kara ise mecazını o rengin sıfatından alan tanımlamadır. Bundandır ki Siyah Kalpli, yüzün siyah olsun, siyah bahtlı… değil de Kara Kalpli, yüzün kara olsun, kara bahtlı… denir.
Yine Yürek ile Kalp de öyledir. Kalp bir organın adı iken Yürek o organın manevi hizmetlerinin karargahıdır. Bundandır ki 'Yürek Krizi geçirip öldü' diye bir kullanım yoktur. Yürek doktoru değil Kalp doktoru vardır. Eşanlamı dense bile eş vasıflı değildir bu iki kelime. Çünkü biri bedenin organı diğeri ruhun organıdır.
Ev ile Yuva da sorsanız eşanlamlı derler size. Ev mimari bir yapının betondan ismidir. Bir çatısı dört duvarı olan her yapı bir evdir. Yuva ise bir ailenin aile olma zenginliğini doya doya yaşadığı Allah'ın lütuflarından bir lütuftur. Bundan dolayı 'Kiralık Ev', 'Sahibinden satılık Ev' olur da kiralık/satılık Yuva olamaz.
Bundan dolayı argo tabirle kralı gelse ananıza, babanıza Huzurevi inşa eder de Huzur Yuvası yapamaz. Çünkü saray bile olsa bir ananın, bir babanın gönül tahtı evladının yanıdır. Çünkü Huzur Evinde bir ana, baba oranın müdavimi, Huzur Yuvasında ise torunların atasıdır. Çünkü Huzurevinde 'amca, teyze' diye çağırılar Huzur Yuvasında 'Anne' derler, 'Baba' derler.
"Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün! (Perişan olsun)"
"Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de (onları hoşnut ederek) cennete giremeyen kimsenin." (Müslim, tirmizi, Buhari)