İlkbahar geldi. Hava ısındıkça insanın içi de kıpır kıpır oluyor. Daha çok dışarı çıkmak, gezmek, insanlarla bir araya gelmek istiyoruz. Bu çok normal. Ama tam da burada durup kendimize sormamız gereken bir şey var: Bu enerjiyi gerçekten nasıl değerlendiriyoruz?
Değerli kardeşim, bu dönemler sadece vakit geçirmek için değil, aslında yön belirlemek için bir fırsat. Çünkü insan en çok gençken şekillenir. Bugün yaptığın şeyler, yarın nasıl biri olacağını yavaş yavaş belirliyor. Belki fark etmiyorsun ama küçük tercihler bile insanı bir yöne sürüklüyor. O yüzden “boşver” dediğin şeyler aslında hiç de boş değil.
Açık konuşmak gerekirse; saatlerce amaçsız dolaşmak, telefonda kaybolmak ya da günü plansız geçirmek insana pek bir şey katmıyor. O an iyi hissettirebilir ama günün sonunda geriye kalan pek bir şey olmaz. Ama aynı zamanı biraz daha bilinçli kullanınca fark hemen ortaya çıkıyor. Spor yaptığında, bir şeyler okuduğunda ya da kendine katkı sağlayacak insanlarla vakit geçirdiğinde günün sonunda içinin dolu olduğunu hissediyorsun. Yorgun olsan bile farklı bir yorgunluk oluyor bu.
Bugün etrafına baktığında farklı hayatlar göreceksin. Kimisi günü kurtarma derdinde, kimisi ise kendini inşa etme peşinde. Sen hangisini seçiyorsun? Aslında bu sorunun cevabı büyük hedeflerde değil, günlük alışkanlıklarda gizli. Çünkü değişim bir anda olmuyor, küçük ama düzenli adımlarla geliyor.
Burada özellikle şunu söylemek istiyorum: Eğer kendini İslami bir davanın içinde görüyorsan, iş biraz daha ciddileşiyor. Çünkü davetçi olmak sadece konuşmak değil. Önce yaşamak gerekiyor. İnsanlar senin ne dediğinden çok ne yaptığına bakar. Söylediklerinle hayatın örtüşüyorsa etkili olursun. Ama aksi olursa kimse seni ciddiye almaz. Bu yüzden önce kendine odaklanmak gerekiyor.
Bu bahar aslında sana üç önemli fırsat sunuyor.
Birincisi, disiplin kazanma fırsatı. Erken kalkmak, namazı aksatmamak, gününü planlamak… Basit gibi geliyor ama insanı ayakta tutan şeyler bunlar. Disiplin olmadan ne eğitimde ne de başka bir alanda ilerlemek kolay değil. Kendine küçük kurallar koy ve mümkün olduğunca buna sadık kal.
İkincisi, kendini geliştirme fırsatı. Her gün biraz da olsa okumaya çalış. Dini konular, insanı, hayatı ve dünyayı daha iyi anlamaya katkı sağlayacak farklı alanlarla birlikte okunmalı ve düşünülmeli. Çünkü karşındaki insanı anlamadan ona ulaşmak zor. Farklı düşünen insanlarla konuşabilecek bir altyapın olması lazım. Bu da zamanla, okuyarak ve düşünerek oluşuyor.
Üçüncüsü ise insanlara dokunma fırsatı. Arkadaş ortamında, okulda, mahallede… İnsanlara karşı nasıl davrandığın önemli. Sert, mesafeli bir dil yerine daha samimi ve anlaşılır bir yaklaşım çoğu zaman daha etkili olur. İnsanlar sana yaklaşabiliyorsa seni dinler. Ama çekiniyorsa, söylediklerin onlara ulaşmaz.
Unutmamak lazım: Davet sadece kürsüde yapılan bir şey değil. Günlük hayatın içinde. Selam vermek, sözünde durmak, dürüst olmak, emanete sahip çıkmak… Bunların hepsi aslında davetin bir parçası. Fark etmesen bile insanlar seni izliyor. Davranışların birilerine örnek oluyor.
Bir de şu düşünceye dikkat et: “Daha zamanım var.” Aslında pek yok. Gençlik düşündüğünden hızlı geçiyor. Bugünkü enerjin birkaç yıl sonra aynı olmayacak. O yüzden ertelememek gerekiyor. Küçük de olsa bir yerden başlamak en doğrusu. Her gün kendine şunu sorabilirsin: “Bugün kendime ne kattım?”
Son olarak şunu söyleyeyim: Bu bahar ya sıradan geçecek ya da senin için bir başlangıç olacak. Bu tamamen senin elinde. Eğer bir hedef koyar ve istikrarlı olursan, birkaç ay sonra bile farkı hissedersin. Ama hiçbir şey yapmazsan, sadece zaman geçmiş olur.
Karar senin.