Bismillah...
Tarih boyunca ayakta kalabilen toplumlar incelendiğinde ortak bir hakikat göze çarpar: Ekonomik olarak güçlü ve savunma bakımından hazırlıklı olan milletler varlıklarını sürdürebilmiş, zayıf kalanlar ise zamanla başkalarına bağımlı hâle gelmiştir. Bu durum sadece siyasi bir mesele değil, aynı zamanda bir varoluş meselesidir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Celle Celâlühû, müminlere düşmanlarına karşı güç hazırlamalarını emreder. Bu emir yalnızca savaş meydanını değil; ilmi, teknolojiyi, üretimi ve ekonomik gücü de içine alan geniş bir hazırlığı ifade eder. Çünkü güç, sadece silahla değil; üretimle, ticaretle ve bağımsızlıkla tamamlanır.
Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye hicret ettiğinde şehirde ekonomik denge Müslümanların lehine değildi. Çarşılar, pazarlar ve özellikle ticaretin önemli alanları Yahudilerin kontrolündeydi. Bu durum, Medine'de yaşayan Arapların ekonomik olarak bağımlı bir hayat sürmesine sebep oluyordu.
Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bu tabloyu değiştirmek için önemli bir adım attı ve Müslümanlara ait bağımsız bir çarşı kurdu. Bu sadece bir ticaret alanı değil; aynı zamanda ekonomik özgürlüğün, onurun ve kendi ayakları üzerinde durmanın sembolüydü. Böylece Müslümanlar başkalarına muhtaç olmadan üretmeye, kazanmaya ve güçlenmeye başladı.
Bugün İslam ümmetinin içinde bulunduğu sıkıntılar da büyük ölçüde bu noktada düğümlenmektedir. Yıllarca üretimden uzak kalmak, teknoloji geliştirmede geri düşmek ve savunma alanında dışa bağımlı olmak, ümmeti zayıf bir konuma sürüklemiştir. Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir toplumun siyasi bağımsızlığını koruması da oldukça zordur.
Günümüzde yaşanan en büyük çelişkilerden biri de budur: Bir yandan zulme karşı durmak istenirken, diğer yandan ekonomik bağımlılık sebebiyle güçlü bir duruş sergilenememektedir. Hatta zaman zaman boykot çağrıları yapılsa da alternatif üretimin yetersizliği sebebiyle bu çabalar sınırlı kalmaktadır. Çünkü kullanılan birçok ürün başka ülkelerin üretimi olup, yerli ve bağımsız seçenekler yeterince gelişmemiştir.
O hâlde çözüm açıktır: Üretmek, geliştirmek ve güçlenmek. Eğitimden sanayiye, teknolojiden savunmaya kadar her alanda ciddi bir seferberlik gerekmektedir. Genç nesiller sadece tüketen değil, üreten bireyler olarak yetiştirilmelidir. Küçük adımlar zamanla büyük dönüşümlere kapı aralayacaktır.
İzzet, bağımsızlıkla; bağımsızlık ise üretim ve güçle mümkündür. Tarihin bize öğrettiği en açık derslerden biri budur. Bugün yapılması gereken, geçmişten ibret alıp geleceği bu şuurla inşa etmektir.