GERÇEK YAPILANDIRMA BEKLEYEN ESNAF, ÜRETİMDEN UZAKLAŞAN EKONOMİ

Abone Ol

Ekonomi yalnızca büyüme oranları, enflasyon verileri ya da faiz tablolarıyla açıklanabilecek bir alan değildir. Ekonomi; ahlaktır, emektir, alın teridir ve adalettir. Bir ülkede çarklar yavaşlıyor, dükkânların ışıkları eskisinden erken sönüyor, esnaf sabah kepenk açarken akşam kirasını nasıl ödeyeceğini hesaplıyorsa, ortada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir alarm vardır.

Son dönemde sıkça dile getirilen vergi ve SGK borçlarının yapılandırılması da bu gerçeği değiştirmiyor. Yapılandırma, çoğu zaman borcun ortadan kalkması değil, yalnızca ödeme tarihinin ertelenmesi anlamına geliyor. Oysa esnafın beklentisi borcunu zamana yaymak değil; yeniden kazanabileceği bir ekonomik zeminin oluşturulmasıdır. İşlerin durgun seyrettiği, enerji, kira ve finansman maliyetlerinin her geçen gün arttığı bir ortamda, kazanamayan bir esnaf için 12 taksit ile 72 taksit arasındaki fark sınırlı kalmaktadır. Çünkü sorun ödeme planı değil, gelir üretebilmektir.

Ekonomik sıkıntılarla birlikte dikkat çeken bir başka dönüşüm de toplumsal tüketim alışkanlıklarında yaşanıyor. Özellikle yaz aylarında sosyal medya, milyonlarca insanı gösterişli tatil görüntüleriyle, lüks otellerle ve pahalı restoranlarla kuşatıyor. Sürekli tekrarlanan bu içerikler, üretmekten çok tüketmeyi; kanaatten çok gösterişi özendiren bir anlayışı besliyor. İnsanlar sahip olduklarıyla değil, sahip olmadıklarıyla kendilerini kıyaslamaya yöneliyor.

Oysa medeniyetimizin iktisat anlayışı bambaşka bir denge üzerine kuruludur. İslam iktisadı serveti reddetmez; israfı reddeder. Kazancı teşvik eder; gösteriş için tüketimi doğru görmez. Bereket, yalnızca daha fazla kazanmakta değil, kazancın hikmetle kullanılmasındadır. Üretimin zayıfladığı, tasarrufun küçümsendiği ve tüketimin başarı ölçüsü hâline geldiği bir ekonomik düzenin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir.

Bu noktada, sivil toplum kuruluşlarının ekonomiye ve iş dünyasına sağladığı katkıyı da göz ardı etmemek gerekir. Nitekim HAKSİAD tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen Geleneksel İş Dünyası Buluşması, yalnızca bir tanışma programı olmanın ötesinde; üretimin, yatırımın, ticaretin ve dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik önemli bir platform olarak öne çıktı. Farklı sektörlerden iş insanlarını aynı çatı altında buluşturan bu organizasyon, bilgi ve tecrübe paylaşımını artırırken yeni iş birliklerine de zemin hazırladı.

Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde bu tür buluşmalar, piyasanın moralini yükselten ve güven ortamını pekiştiren önemli adımlardır. Çünkü güçlü ekonomi yalnızca kamu politikalarıyla değil; birbirine güvenen, ortak hedefler etrafında kenetlenen ve birlikte üretme iradesi gösteren iş dünyasıyla inşa edilir. HAKSİAD'ın ortaya koyduğu bu birliktelik anlayışı, üretimi önceleyen, istihdamı destekleyen ve ülke ekonomisine değer katmayı hedefleyen yaklaşımıyla iş dünyası adına umut verici bir örnek teşkil etmektedir.

Bugün önümüzde iki tercih bulunuyor: Ya tüketim kültürünün cazibesine kapılarak üretimden uzaklaşacağız ya da alın terini, emeği, tasarrufu ve bereketi yeniden ekonomimizin temel ilkeleri hâline getireceğiz. Türkiye'nin tarihî tecrübesi gösteriyor ki bu millet, en zor dönemlerde dahi üretimden, dayanışmadan ve adaletten güç almayı başarmıştır.

Unutulmamalıdır ki güçlü bir ülke; borç yükü altında ayakta kalmaya çalışan esnafıyla değil, huzur içinde üreten esnafıyla; gelecek kaygısı taşıyan gençleriyle değil, yarınlara güvenle bakan, üreten ve değer inşa eden davetçi gençleriyle; umudunu tüketen aileleriyle değil, geleceğe inançla yürüyen aileleriyle yükselir.

Ekonominin gerçek gücü de tam burada, insanın emeğinde ve adaletin tesis edildiği bir düzende saklıdır.