GENÇ GİRİŞİMCİYİ CESARETLENDİRMEK Mİ, YALNIZ BIRAKMAK MI?

Abone Ol

Türkiye'de genç işsizliği, ekonomik tartışmaların en önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

Resmî verilere göre 2025 yılı itibarıyla ülke genelinde işsizlik oranı yaklaşık yüzde 8,2–8,6 civarında seyrediyor ve toplam işsiz sayısı yaklaşık 2,8–3,1 milyon kişiyi buluyor.

Genç nüfusta (15–24 yaş) işsizlik oranı ise yaklaşık yüzde 15 seviyesinde.

Bu, gençler arasındaki iş bulma zorluğunun hâlâ sürdüğünü gösteriyor.

Bu soruna karşı sıkça dile getirilen çözüm önerilerinden biri ise gençlerin kendi işini kurmasının teşvik edilmesi. Genç girişimcilik, sadece bireysel bir tercih değil; istihdam, üretim ve katma değer açısından stratejik bir alan.

Bu çerçevede son yıllarda atılan bazı adımların hakkını teslim etmek gerekir. Devletin genç girişimcilere yönelik uyguladığı gelir vergisi istisnası, doğru yönde atılmış önemli bir adımdır. Üç yıl boyunca belirli bir kazanç tutarına kadar gelir vergisi alınmaması, iş kurmanın en kırılgan döneminde gençlere ciddi bir nefes alanı açmaktadır. Bu uygulama, "başla" demenin ötesine geçen kıymetli bir teşviktir.

Ancak tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:

Vergi almamak, genç girişimcinin ayakta kalması için yeterli mi?

Ne yazık ki sahadaki gerçekler bu soruya olumlu bir cevap vermiyor.

Çünkü genç girişimcinin her ay karşı karşıya kaldığı başka bir zorunlu gider var:

BAĞ-KUR primleri. Henüz düzenli geliri olmayan, müşteri portföyü oluşmamış, çoğu zaman sermayesini tüketmiş bir girişimci için sosyal güvenlik primi, destekleyici değil; erken gelen bir yük hâline dönüşüyor.

Geçmişte uygulanan BAĞ-KUR prim desteklerinin kaldırılması, bu alanda ciddi bir boşluk yarattı.

Bir yandan gençlere "risk alın, girişimci olun" çağrısı yapılırken, diğer yandan daha yolun başında sabit ve yüksek maliyetlerle karşı karşıya bırakılmaları, vergi teşviklerinin etkisini de sınırlıyor.

Buradaki sorun teşviklerin varlığı değil, bütüncül bir politika eksikliğidir. Genç girişimci yalnızca vergi levhası açan bir mükellef değildir. O; yarının ihracatçısı, sanayicisi, istihdam sağlayıcısı olabilir. Ancak bu potansiyel, daha ilk yıllarda finansal baskılarla karşılaşırsa, sonuç çoğu zaman ya kayıt dışılığa yönelme ya da tamamen vazgeçme oluyor.

Daha düşündürücü olan ise şu: Türkiye genç işsizliği azaltmayı konuşurken, kendi işini kurmak isteyen gençleri sürdürülebilir biçimde sistem içinde tutamıyor.

Oysa girişimcilik, sadece bireysel başarı hikâyeleri değil; aynı zamanda makroekonomik bir kaldıraçtır.

Peki ne yapılmalı?

Vergi istisnası doğru bir başlangıçtır ancak tek başına yeterli değildir.

Sosyal güvenlik primlerinde kademeli ödeme, ilk yıllar için sembolik prim uygulaması ya da yeniden BAĞ-KUR destek modeli mutlaka gündeme alınmalıdır.

Genç girişimci, en azından işini büyütme aşamasına gelene kadar nefes alabilmelidir.

Bugün genç girişimciyi desteklemek, yarın bütçeye yük olmak değildir.

Aksine; yarının vergi mükelleflerini, ihracatçılarını ve istihdam sağlayıcılarını bugünden inşa etmektir.

Cesaret vermek ile yalnız bırakmak arasındaki fark, çoğu zaman bu tür düzenlemelerde saklıdır.

Eğer gerçekten güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi hedefleniyorsa, genç girişimciye verilen mesaj net olmalıdır:

"Sadece başla" değil, "Başla ve yanında olacağız"