"Herkesin alkışladığı hayatlar vardır; bir de kimsenin görmediği, insanı gerçekten büyüten sancılar…"
Sosyal medyada gezinirken; Herkes o kadar mutlu, o kadar kusursuz ki sanırsın yeryüzüne cennet inmiş de bir tek benim haberim olmamış. Her köşede bir "başarı hikayesi", her karede pırıl pırıl dişler, lüks sofralar... Sonra ekranı kapatıp aynaya bakıyorsun; yüzünde yorgunluk, omzunda bir ağrı, içinde de cevabını bulamadığın o devasa boşluk. "Herkes yolunda, bir ben mi dökülüyorum?" diyorsun.
Bak, samimiyetle söyleyeyim: O gördüklerinin çoğu koca bir yalan. Kimse hastane koridorunda beklediği o çaresiz anı paylaşmıyor. Kimse gece yarısı tavanı seyrederken kurduğu o korku dolu cümleleri "post" etmiyor. Oysa hayat tam da o paylaşılmayan, o filtrelenmeyen yerlerde akıyor.
Sistem Güncellemesi Olarak Hastalık
Gençken insan kendini ölümsüz, gövdesini ise çelikten sanıyor. Dünya avuçlarının içinde, her kapı önünde açılacakmış gibi bir özgüven... Ama bazen hayat seni bir yatağa çivileyiverir. Hiç beklemediğin bir ağrı gelir, bütün planlarını iptal ettirir. O an anlarsın ki; o yere göğe sığdıramadığın iraden, aslında bir nefese bağlıymış.
Bunu bir ceza gibi görme. Hastalık, aslında ruhun bir "durma" eylemidir. Koşarken görmediğin ne varsa; sağlığın o sessiz kıymeti, vaktin değeri, yanındaki insanların gerçek yüzü... Hepsi o ateşin içinde belirginleşir. İnsan eksilmeden sadeleşemez. Bazen bir şeyi kaybetmen gerekir ki, elinde kalanların değerini gerçekten idrak edebilesin.
İmtihan: Cevabı Olmayan Sorular
"Neden ben?" sorusu dünyanın en tehlikeli sorusudur. Çünkü bu sorunun sonu yok. "Neden başkası değil?" diye sormaya başladığında kıyas bataklığına düşersin. Oysa imtihan dediğin şey, başkasının kağıdına bakarak çözülecek bir test değil. Senin sınavın sana özel, senin kapasitene göre ayarlanmış bir süreç.
Kimisi varlıkla azar, kimisi yoklukla olgunlaşır. Kimi sağlığıyla kibirlenir, kimi hastalığıyla tevazu sahibi olur. Asıl mesele başımıza ne geldiği değil, o gelenle ne yaptığımız. Şikayet etmek en kolayı, onu herkes yapar. Ama o sızının içindeki manayı aramak, "Bu bana ne anlatıyor?" diyebilmek gerçek bir duruştur. Sabır dediğimiz şey de öyle ellerini kavuşturup beklemek falan değildir; sabır, fırtınanın ortasında yönünü kaybetmemek, o savrulmaya rağmen "insan" kalabilmektir.
Vazgeçme, Sadece Devam Et
Şu an canın yanıyor olabilir. Belki geleceğe dair kaygıların tavan yaptı, belki de dermanın kalmadığını hissediyorsun. Şunu unutma: Hiçbir kış, baharın gelmesini engelleyemedi. Hiçbir gece de güneşin doğuşuna ipotek koyamadı. Yaşadığın bu darlık, aslında içindeki genişliğin habercisidir. Toprak bile sarsılmadan, yarılmadan içindeki tohumu dışarı veremez.
Kendine yüklenmeyi bırak. Her zaman güçlü görünmek zorunda değilsin, her zaman başarmak zorunda da değilsin. Ama her zaman ayağa kalkmak zorundasın. Bu dünya bir lunapark değil, evet; ama bir zindan da değil. Burası bir yol. Ve bu yoldaki en değerli yolcu, yükü ağır olmasına rağmen yürümekten vazgeçmeyendir.
Bir sonraki yazımda daha diri, daha umutlu ve en önemlisi "kendin" olarak görüşmek üzere. Omuzlarındaki yüke değil, o yükün seni nasıl birine dönüştüreceğine bak. Gerisi zaten hallolur.
"İnsan bazen yolunu kaybetmez; sadece Allah’a giden yolu hatırlaması için durdurulur. Sancı da bundandır, şifa da…"