FAİZSİZ TÜRKİYE

Abone Ol

"Faizsiz Türkiye" artık bir slogan değil, ekonomik bir hedef olmalı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu'nun "Faizsiz Türkiye sürecini başlatalım" çağrısı, yalnızca bir finans politikası tartışması olarak görülmemeli. Çünkü faiz, ekonominin bir köşesinde duran teknik bir mesele değil; üreticiden esnafa, kiracıdan çiftçiye kadar hayatın her alanına dokunan bir maliyet.

Bugün bir çiftçi tarlasını ekmeden önce mazotu, gübreyi, tohumu, kirayı ve krediyi düşünüyor. Üretim yapacak ama finansman maliyeti yüksek. Esnaf dükkânını büyütmek istiyor ama kredi maliyetinden çekiniyor. Genç ev almak istiyor, yıllarca ödeyeceği faiz yükü karşısında vazgeçiyor.

Sonra dönüp soruyoruz: Neden yatırım yok, neden üretim yeterince artmıyor, neden hayat pahalı?

Faiz ekonomide paranın maliyetini yükselttikçe üretimin önüne görünmez bir duvar örüyor. Paradan para kazanmak cazip hale gelirken, alın teriyle üretmek zorlaşıyor.

Oysa faizsiz bir ekonomi, parayı üretimin hizmetine sokmayı hedefler.

Mesela tarım…

Çiftçinin finansman maliyeti düşse; arazi kiraları, girdi maliyetleri ve üretim riskleri karşısında daha güçlü bir destek mekanizması kurulsa, çiftçi tarlasını terk etmek yerine daha fazla üretmeye yönelir. Bugün mazotun litre fiyatının 90 liraya yaklaştığı bir ortamda "daha çok üret" demek tek başına yeterli değildir. Üreticinin sırtındaki maliyet yükünü de azaltmak gerekir.

Çözüm; İslami İktisadı ön planı alıp, borç sarmalından çıkıp kâr-zarar ortaklığı, üretim ortaklığı, faizsiz finansman ve gerçek ekonomiye dayalı yatırım modellerini büyütmektir.

Faizsiz Türkiye demek, paranın yatırıma; yatırımın fabrikaya; fabrikanın istihdama; istihdamın da sofraya dönüşmesi demektir.

Üstelik mesele yalnızca enflasyon değildir.

Faiz yükü arttıkça borç büyür, borç büyüdükçe gelirinin daha büyük kısmını finansmana ayıran kesim genişler. Böylece gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşebilir.

Üretmeyen, sadece finansal getiri arayan bir yapı güçlenirken; alın teriyle çalışan insanın payı daralabilir.

İşte bu yüzden "Faizsiz Türkiye" tartışmasını başlatmak, ekonominin tamamını yeniden düşünmek anlamına geliyor.

Türkiye'nin ihtiyacı; paranın para doğurduğu değil, emeğin, üretimin ve ticaretin değer ürettiği bir ekonomik düzendir.

Çiftçi toprağını ekip kazanmalı.

Esnaf dükkânını büyütüp istihdam oluşturmalı.

Genç, yıllarca faiz ödemeden ev ve iş kurabilmenin umudunu taşımalı.

Sanayici, finansman maliyeti altında ezilmeden yatırım yapabilmeli.

Asıl soru şu: Türkiye, parasını üretime mi çalıştıracak, yoksa üreticiyi paranın maliyetine mi çalıştıracak?

"Faizsiz Türkiye" çağrısı tam da bu nedenle ekonomik bir tercih değil, yeni bir ekonomik model arayışının başlangıcı olarak ele alınmalıdır.

Bu sese kulak verin...