Gün geçmiyor ki ailenin ortadan kaldırılması ve toplumun ahlaki değerlerinden uzaklaşması için çalışanlar yeni bir fücurla ortaya çıkmasın.
Daha birkaç gün önce okullardaki Ramazan etkinliklerine kin kusarak “laikliği savunuyoruz” diyenler, şimdi de “sapkınları savunuyoruz” diyerek ortaya çıktılar.
"Eşitlik İçin Yan Yana Platformu" adıyla bir araya gelen ve sapkınlığın yayılması için çalışan 160 Epstein kafalı kuruluş, sapkınlarla ilgili bir bildiri imzalayıp yayımladı.
Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinasyonu, Büro Emekçileri Sendikası, Diyarbakır, Antalya ve İstanbul Baroları, Eğitim-Sen, Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği (İHD), KESK ve TTB’nin de bulunduğu azgın azınlıklar topluluğu, sapkınlığı sonuna kadar savunacaklarını dile getirdi.
Bu güruhun imzaladığı metne göre, 10. ve 11. Yargı Paketlerine eklenmek istenen ancak verdikleri tepkilerden dolayı son anda bu yargı paketlerinden çıkarılan bazı düzenlemeler yeniden gündeme getirilmek isteniyor.
İçimizdeki Epstein hayranı bu güruh, sapkınların savunucularını suçlu ilan eden hiçbir yasa teklifinin TBMM’ye sunulmaması ve kabul edilmemesi gerektiğini dile getirerek ne kadar demokrat (!) olduklarını bir kez daha ortaya koydu.
Açıklamalarında sapkınları korumaya devam edeceklerini belirten bu tayfa, “yan yanayız ve birlikte güçlüyüz!” demeyi de ihmal etmedi.
İyiye dair ne varsa karşısında durmayı, kötü olanın da savunucusu olmayı vazife bilen bu fosiller, son günlerde tekrardan hortlamaya başladı.
Bir yerlerden yine emir mi aldılar, ne oldu, tam anlayamadık ama yakında kokusu çıkar…
***
Evet, medyadaki iddialara göre Adalet Bakanlığı konuyla ilgili bir taslak çalışması yapıyor.
Taslağa göre hem Türk Medeni Kanunu’nda hem de Türk Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılacak.
Taslağın dayanağının ise “Devletin aile kurumunu ve toplumun ahlâki değerlerini koruma yükümlülüğü” olduğu belirtiliyor.
Taslağa göre:
Sapkınlığı öven ve özendiren kişiler, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.
Yine mahkeme izni ve tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanelerinin sağlık raporu olmadan cinsiyet değişikliği uygulayanlara 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ve bin günden 10 bin güne kadar da adli para cezası verilmesi öngörülüyor.
Aynı cinsiyetteki kişilerin nişan ve evlenme törenleri yapmaları hâlinde de 1 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası alacakları konuşuluyor.
Ayrıca sapkın içerik yayınlayan dijital platformlar da cezai sorumluluk kapsamına alınıyor.
Adalet Bakanlığının böyle bir çalışma yapması elbette ki maşeri vicdan tarafından alkışlanacaktır ancak aile kurumunun sağlam korunması için bu tür sapkınlıkların kökünün kazınması elzemdir.
Yasa taslağının dijital içerik platformlarıyla alakalı olan kısmı, hepsinden önemlidir bana göre.
Sapkınlığın yayılması için çalışanların cirit attığı yer maalesef ki sosyal medya platformlarıdır. Çünkü bu platformları kullanmayan neredeyse kalmadı.
Çoğu kez subliminal mesaj şeklinde profesyonelce hazırlanan içerikler, genç dimağların önüne bilinçli olarak çıkarılıyor.
Gençlerin hoşlandığı ve izleyebilecekleri içerikler, yapay zekâ temelli araçların algoritmik hesaplarıyla tek tek tespit ediliyor ve kişiye göre bu zehir belirlenip gençlere zerk ediliyor.
Sapkınlarla mücadelenin en önemli basamağı sosyal medyadır. Bu mecra düzeltilirse gençlerimiz ve çocuklarımız sapkınlıklara karşı korunmuş olur.
Bu bakımdan Adalet Bakanlığının bu çalışmasını ben insanım diyen herkesin (yeterli görmese bile) desteklemesi lazımdır.
***
Birkaç gün önce HÜDA PAR Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sayın Zekeriya YAPICIOĞLU da X hesabından konuyla alakalı şu açıklamayı yapmıştı:
“Devlet bütçesinden aile kurumuna zarar veren, gayrimeşru ilişkileri sıradanlaştıran ve gençlik üzerinde olumsuz rol model etkisi oluşturan dizilere milyonlarca dolar kaynak aktarılmaktadır.
Merhum Aliya, ‘Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.’ der. Bugün Epstein skandalıyla çalkalanan, ahlaki krizle çöküş yaşayan Batı'nın hayat tarzını pazarlayan yapımlar, ahlaksız olana benzetme çalışmalarıdır.
Bu vesileyle buradan çağrıda bulunuyorum:
Devlet destek kriterleri yeniden gözden geçirilmeli; aile kurumuna zarar veren ve ahlaksızlığı normalleştiren yapımlara kamu kaynağı aktarımı durdurulmalıdır.
Kültürel üretim, milletimizin inanç ve değerleriyle çatışan değil, onları güçlendiren bir zemine oturtulmalıdır.”
Evet, Sayın YAPICIOĞLU’nun bu paylaşımıyla yazımı noktalıyorum.
Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere…