EMEKLİ OLMAK BU ÜLKEDE CEZAYA DÖNÜŞTÜ

Abone Ol

“Sosyal güvenlik reformu” adıyla yapılan düzenlemeler, emeklilerin alım gücünü her geçen gün biraz daha eritiyor. Açlık sınırının 31 bin TL’yi aştığı bir ülkede en düşük emekli maaşının 20 bin TL’de kalması, sadece ekonomik değil, vicdani bir krizdir.

“Reform” kelimesi kulağa hep umut gibi gelir. Daha adil, daha insanca bir düzenin habercisiymiş gibi sunulur. Ancak bugün gelinen noktada, emekliler için “sosyal güvenlik reformu” umut değil; yoksulluğun kurumsallaşması anlamına geliyor. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkesine emek vermiş milyonlarca insan, bugün aldığı maaşla ayın sonunu getiremiyor.

Rakamlar çok net. Açlık sınırı 31 bin 224 TL’ye, yoksulluk sınırı 101 bin 706 TL’ye ulaşmış durumda. Asgari ücret 28 bin 75 TL iken, en düşük emekli aylığının 20 bin TL’de kalması, emeklinin yaşam standardının bilinçli biçimde aşağı çekildiğini gösteriyor. Emeklinin maaşı, daha cebe girmeden açlık sınırının altında kalıyor. Bu tabloya “sosyal devlet” demek mümkün mü?

TÜRK-İŞ verilerine göre dört kişilik bir ailenin yalnızca aylık gıda harcaması 31 bin 224 TL. Yani bir emeklinin tüm geliri, mutfak masrafını bile karşılamaya yetmiyor. Kira, fatura, ilaç, ulaşım… Bunlar emekli için artık “gider” değil, “ulaşılamayan ihtiyaçlar” listesinde yer alıyor. Emekli geçinmiyor; hayatta kalmaya çalışıyor.

Bu erimenin en önemli nedenlerinden biri, resmi enflasyon verileriyle vatandaşın pazarda, markette, faturada hissettiği gerçek enflasyon arasındaki derin uçurum. Kağıt üzerinde yapılan artışlar, pratikte maaşa yansımadan eriyor. Emeklinin geliri artmıyor; sadece yoksulluğu düzenli hale geliyor.

Bir ülkede emeklinin durumu, o ülkenin geleceğine dair en dürüst göstergedir. Çünkü bugün emekliye reva görülen yaşam, yarının çalışanına verilen mesajdır. “Ne kadar çalışırsan çalış, sonunda yoksulluk seni bekliyor.” Bu mesaj, sadece bugünün emeklilerini değil, yarının emeklilerini de umutsuzluğa sürüklüyor.

Sosyal güvenlik sistemi, insanlara yaşlılıkta onurlu bir yaşam sunmak için vardır. Emekliyi asgari ücretin altına mahkûm eden bir düzen, sosyal değil; adaletsizdir. Emekli sadaka istemiyor. Hakkını istiyor. Lütuf değil; insanca yaşam talep ediyor.

Eğer bu düzen değişmezse, yoksulluk sadece emeklinin değil, toplumun tamamının kaderi haline gelecek. Ve bir ülkede emekliler ayakta duramıyorsa, o ülkede yaşayanlar geleceğe güvenle bakamaz.