EKONOMİK ZORLUKLARIN TOPLUMA ETKİLERİ

Abone Ol

TÜİK yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre hayat pahalılığı ilk sırada yer aldı. Eğitim ikinci sırada, yoksulluk ise üçüncü sırada yer aldı.

Günümüz dünyasında ekonomik zorluklar her geçen gün daha da derinleşiyor ve insanların yaşamlarını doğrudan etkiliyor.

Ekonomik kriz, bir türlü önüne geçilemeyen hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik herkesi canından bezdirdi.

Hayat pahalılığı, temel ihtiyaçları karşılamada yaşanan güçlükler ve zengin ile fakir arasındaki uçurumun giderek açılması hâliyle toplumun her kesimini olumsuz yönde etkiliyor.

Ülkemizde ortalama 16 milyon emekli var. Sürekli yükselen enflasyon karşısında emekliler de aldıkları maaşla geçinemez durumda.

İstatistiklere göre ülkemizin ilk sırada yer alan sorunu ekonomi. Nasıl olmasın ki en temel ihtiyaçlar dâhi alınamıyor.

En temel ihtiyaçların yanında birde barınma sorunu var. Hele de kiracı olan kesimler bu krizi iliklerine kadar hissediyorken...

Tüm bunlarla birlikte ekonomik darboğaz, yalnızca bireyleri değil, aile yapımızı ve toplumsal dengeleri de ciddi şekilde sarsıyor.

Son yıllarda enflasyon oranlarının yükselmesi, temel tüketim maddelerinin fiyatlarında sürekli bir artışa neden oluyor. Gıda, enerji, sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçların bile karşılanması her geçen gün daha zor hale geliyor. Bu durum, özellikle dar gelirli vatandaşları büyük bir çıkmaza sürüklüyor. Asgari ücret ile geçinmeye çalışan aileler için kira, fatura ve gıda masrafları büyük bir yük oluşturuyor. Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı insanların tasarruf yapmasını imkânsız hale getirdi.

Hele de konut fiyatlarındaki artış barınma krizini daha da derinleştirdi. Asgari ücret ile yarışır hâle gelen kiralar, özellikle büyük şehirlerde yaşayan kiracıları ciddi anlamda zorluyor. Ev sahibi olmak ise artık bir hayal oldu. Sadece yüksek gelir grubuna mensup bireyler ancak ev sahibi olabiliyor.

Tabi yaşanan bu ekonomik sıkıntılar bireyleri yalnızca maddi açıdan etkilemiyor. Ekonomik sıkıntılar aynı zamanda psikolojik ve sosyal sorunlara da yol açıyor. Geçim sıkıntısı çeken ailelerde stres, kaygı ve umutsuzluk artıyor, bu da aile içi anlaşmazlıklara neden oluyor. Günümüzde evlilikler de büyük oranda maddi çıkar ve menfaatler üzerine kurulunca, maddi yetersizlikler yüzünden eşler arasında tartışmalar da artıyor. İletişim kopuklukları yaşanıyor ve bu da boşanma oranlarında ciddi bir yükselişe neden oluyor. Yaşanan ekonomik sıkıntılar aile bireylerinin de çocukların da psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Tabi bu da çocukların eğitim ve sosyal gelişimlerini sekteye uğratıyor.

Bu konuda toplumun refah ve alım seviyesini yükseltmek, ekonomik zorluklarla başa çıkabilmek için devlet ve özel sektör iş birliği içerisinde çeşitli çözümler üretmelidir. Örneğin kiraların denetlenmesi ve uygun konut projelerinin artırılması, asgari ücretin enflasyona göre değil insani yaşam standartlarına göre düzenlenmesi ve istihdam olanaklarının artırılması gibi adımlar acilen atılmalıdır.

Gelir dağılımındaki adaletsizliği en aza indirerek herkesin daha insanca bir yaşam sürmesini sağlamak için gerekli tüm adımların atılması gerekiyor. Aksi takdirde, ekonomik darboğazın doğurduğu sosyal yaralar daha da derinleşecek ve sonuçta içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır. Bu da toplum olarak daha büyük ve çözülmesi güç sorunlara yol açacaktır.

Yani ekonomik zorluklar bireysel bir sorun değil, toplumsal bir meseledir. Ve bu sorunlarla mücadelede hem bireysel hem de kamusal düzeyde önlemlerin alınması artık kaçınılmazdır.