Eğitim, bir ülkenin geleceğini inşa eden en stratejik alandır. Bu nedenle eğitim yöneticilerinin belirlenmesi de sıradan bir idari işlem değil doğrudan geleceğe yön vermektir.
Ancak son dönemde Diyarbakır'da gerçekleştirilen yönetici görevlendirmeleri, eğitim camiasında ciddi soru işaretlerini ve tartışmaları beraberinde getirmiştir. Öğretmen odalarında, okul koridorlarında ve eğitim sendikalarının toplantılarında konuşulan konu artık eğitim başarısı değil eğitim yönetiminde adalet ve güven meselesidir. Çünkü eğitim çalışanları yalnızca kimin görevlendirildiğini değil neden görevlendirildiğini merak etmektedir.
Hiç kimse mülki amirlerin mevzuattan kaynaklanan takdir yetkisini inkâr etmemektedir. Lakin kamu yönetiminin temel prensibi şudur: Takdir yetkisi, keyfi kullanım alanı değil kamu yararını gerçekleştirme vasıtasıdır.
Bugün eğitim çalışanlarının zihinlerini meşgul eden temel soru şudur:
"Gerçekten en liyakatli olanlar mı göreve getiriliyor?"
Bu sorunun güçlü ve ikna edici bir şekilde cevaplanamadığı her ortamda güven duygusu zedelenir. Güvenin zedelendiği yerde ise motivasyon düşer, kurumsal aidiyet zayıflar ve başarı geriler.
Mamafih Diyarbakır'ın eğitimde konuşması gereken çok daha büyük sorunları vardır.
Türkiye ortalamasının altında kalan akademik başarı göstergeleri…
Devamsızlık sorunu…
Mesleki eğitimde yaşanan problemler…
Madde bağımlılığı tehdidi…
Okul çevrelerinde güvenlik kaygıları…
Değerler eğitiminin niteliği…
Fakat ne yazık ki eğitim kamuoyunun enerjisi bu sorunlara değil, yönetici görevlendirmelerinin adil olup olmadığı tartışmalarına harcanmaktadır. Bu durum bile başlı başına bir yönetim problemidir.
Eğer bir görevlendirme süreci sonucunda eğitim çalışanlarının önemli bir kısmı kendisini dışlanmış, değersiz veya haksızlığa uğramış hissediyorsa; hukuken sorun olmasa bile idari açıdan ciddi bir problem vardır. Çünkü eğitim kurumları yalnızca mevzuatla değil, güvenle yönetilir.
Mevzuata uygun olmak her zaman yeterli değildir. Aynı zamanda hakkaniyetli görünmek de gerekir. Çünkü kamu yönetiminde adalet ve hakkaniyetli olma algısı oldukça ehemmiyet arz eder.
Diyarbakır'ın eğitim bürokrasisinin önünde önemli bir tercih bulunmaktadır.
Ya görevlendirme süreçleri daha şeffaf hâle getirilecek, objektif kriterler kamuoyuyla paylaşılacak ve güven yeniden tesis edilecektir.
Ya da her görevlendirme döneminde aynı tartışmalar yaşanacak, eğitim çalışanları arasında yeni kırgınlıklar oluşacaktır. Bunun için şu hususlara dikkat edilmelidir.
-Yönetici değerlendirme sonuçları ayrıntılı şekilde açıklanmalıdır.
-Başarı kriterleri somut ve ölçülebilir olmalıdır.
-Akademik gelişim, okul iklimi, disiplin olayları, proje üretme kapasitesi ve veli memnuniyeti gibi göstergeler değerlendirme sisteminin merkezine yerleştirilmelidir.
-Hiçbir eğitimci, hangi sendikaya üye olduğu, kimi tanıdığı veya hangi görüşe sahip olduğu üzerinden avantaj ya da dezavantaj yaşadığı hissine kapılmamalıdır.
Çünkü eğitimde adalet duygusu zedelenirse bunun bedelini yalnızca öğretmenler değil, öğrenciler de öder.
Bugün Diyarbakır eğitim kamuoyunun beklediği şey yeni görevlendirmelerden ziyade yeni bir yönetim anlayışıdır.
Şeffaflığın güçlendiği…
Liyakatin esas alındığı…
Emeğin karşılık bulduğu…
Güvenin yeniden inşa edildiği bir anlayış…
Çünkü eğitimde en büyük yatırım bina yapmak değildir.
En büyük yatırım, insanların adalet duygusunu koruyabilmektir.
Ve unutulmamalıdır ki eğitimde güven kaybedildiğinde, kazanılması en zor şey yine güvendir.