DİYARBAKIR’DA İZ BIRAKAN ŞAHSİYETLER

Abone Ol

Diyarbakır’ın inanç, kültür ve medeniyeti üzerinde etki bırakan o kadar çok şahsiyet var ki sanki bilinçli olarak bizden hep gizlediler birileri. Köküne bağlı, mazisine sadakatli ve vefalı olan halkımızın; tarih bilinci karalandı, yok sayıldı ve hafızası hep karıştırıldı.

Yeni bir tarih yazıldı. Sanki yeni doğmuş. Yeni bir nesil oluşturuldu sanki atalarından bağımsız. Yeni bir kültür oluşturuldu sanki geleneği yok. Ve yeni bir inanç icat edildi. Egoist, sadist, deist, narsist ve kutsal değerlerine düşman…tüm bunlar elbet bilinçli bir sosyal mühendisliğin üretimidir.

Oysa tecrübesini inanç ve tarihinden alan ve ufkunu geleceğinde gören toplumlar tekamül yaşamış ve ilerleme kat etmiştir. Gelin tarihimizde bize yön veren ve istikamet çizen şahsiyetlerimizi birlikte tanıyalım.

Diyarbakır’da kimler, geldi kimler geçti.

Diyarbakır, tarih boyunca İslam medeniyetinin önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olmuş, pek çok âlim, mutasavvıf, şair ve yazar yetiştirmiştir. Bu şehir, özellikle tasavvufi derinlik, Kur’an merkezli düşünce ve İslamî estetiğin yoğrulduğu bir coğrafya olarak öne çıkar. Diyarbakır’da yetişen veya yetişip eserlerini bu şehirde olgunlaştıran önemli şair ve yazarlar, İslam’ın diriliş ruhunu, tevhid şuurunu, ahlakî olgunluğu ve yüce Yaradan’a duyarlılığı şiir ve nesirlerinde yansıtmışlardır. Bu yazımızda, İslami perspektifi esas alarak Diyarbakır’ın bu alandaki en belirgin isimlerini ve şehre sundukları manevi-kültürel katkıları ele alacağız.

Melayê Cizîrî (Molla Ahmed el-Cizîrî, 1570’ler – 1640)

Doğrudan Diyarbakır’da uzun yıllar yaşayan ve eğitimini burada tamamlayan en önemli isimlerden biridir. Eğitimini Diyarbakır, Hasankeyf ve diğer medreselerde tamamladıktan sonra bir dönem Diyarbakır’a bağlı köylerde imamlık ve müderrislik yapmış, daha sonra Cizre’ye dönmüştür.

Eseri: Kürtçe yazılmış Divan’ı, tasavvuf edebiyatının zirve örneklerindendir.

İslami katkısı: Şiirlerinde vahdet-i vücud çizgisine yakın tasavvufî aşkı, ilahi muhabbeti ve Kur’anî hikmeti işler. İslam estetiğini Kürtçe’ye taşımış, böylece Diyarbakır ve çevresindeki tasavvufî havayı zenginleştirmiştir.

Seyfüddin el-Âmidî (Ebü’l-Hasen Seyfüddin el-Âmidî, 1156–1233)

Diyarbakır doğumlu büyük kelamcı, fakih ve düşünür. Aynı zamanda şiir ve edebiyatla da ilgilenmiştir.

Katkısı: Eserleriyle İslam düşüncesine katkı sunmuş, Diyarbakır’ı kelam ve felsefe merkezi haline getirmiştir. Tasavvufî eğilimleri de taşıyan eserleri, sonraki dönem şair ve âlimlerine ilham vermiştir.

Diriliş ve İslamî Şuurun Yeniden İnşası. Sezai Karakoç (1933–2021)

Ergani/Diyarbakır doğumlu, edebiyatımızın en büyük İslamcı şair ve düşünürlerinden biridir.

Başlıca eserleri: Körfez, Şahdamar, Hızırla Kırk Saat, Taha’nın Kitabı, Diriliş Nesli, İslam’ın Dirilişi.

Diyarbakır’a katkısı: Karakoç, Diyarbakır’ın kadim İslam medeniyeti mirasını modern çağa taşıyan en önemli isimdir. Şiirlerinde ve nesirlerinde “Diriliş” kavramını merkeze alarak, İslam’ın yeniden uyanışını, tevhidî şuuru, peygamberler ve sahabe ruhunu, Kudüs ve ümmet bilincini işlemiştir. Diyarbakır’ın tasavvufi ve direnişçi havasını,

“Âmid o şehri nur öğünsün ilelebed” diyen Yahya Kemal’in ruhuna uygun şekilde, modern İslamî edebiyata taşımıştır.

Onun şiiri, Diyarbakır’ın surlarından taşan manevi bir ışık gibi tüm Müslüman coğrafyaya yayılmış; genç nesillere İslam’ı estetik ve akidevi boyutta yeniden tanıtmıştır. Karakoç, Diyarbakır’ı “Diriliş’in şehri” olarak sembolize etmiş ve şehre küresel çapta manevi bir kimlik kazandırmıştır.

Cahit Sıtkı Tarancı (1910, Diyarbakır – 1956, Viyana)

Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri doğrudan tasavvufî veya İslamî diriliş temalı olmasa da, eserlerinde ölüm bilinci, fanilik, hayatın geçiciliği, kader ve ahiret gibi kavramlar sıkça işlenir. Bu temalar, İslam’ın dünya-ahiret dengesi anlayışıyla örtüşür ve okuyucuda derin bir tefekkür uyandırır. Özellikle “Otuz Beş Yaş” şiiri, insanın sınırlı ömrünü ve ölüm gerçeğini çarpıcı biçimde hatırlatır:

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.”

Bu dizeler, Kur’an’ın “Her nefis ölümü tadacaktır” (Âl-i İmrân, 185) ve benzeri ayetlerin insan ruhunda uyandırdığı şuura yakındır.

İlham ve ufuk açıcı olması dileğiyle…