DİREKSİYONDAYKEN HERKES EKONOMİST!

Abone Ol

Yaya iken herkes trafik uzmanı. Direksiyona geçince herkes şoför. Ekonomi konuşulunca ise hepimiz ekonomistiz!

Kaldırımda yürürken önümüzden geçen otomobile kızıyoruz.

"Bu nasıl araba kullanmak?"

Direksiyona geçtiğimizde aynı cümleyi bu kez yaya için kuruyoruz:

"Bunlar da yola ne zaman çıkacağını bilmiyor!"

Trafikte değişen tek şey tarafımız.

Haklı olduğumuza dair inancımız ise hiç değişmiyor.

Ekonomide de durum pek farklı değil.

Markette etiketleri görünce öfkeleniyoruz.

Kirayı görünce isyan ediyoruz.

Faturayı görünce söyleniyoruz.

Kredi kartı ekstresi gelince yüzümüz düşüyor.

Sonra dönüp soruyoruz:

"Bu ekonomi neden böyle?"

İşte tam burada başka bir kavrama ihtiyacımız var:

Ölçü.

İslam iktisadının temelinde de aslında bu vardır.

Ne israf…

Ne savurganlık…

Ne de insanın temel ihtiyaçlarını yok sayan bir anlayış.

Ölçü.

Kazandığın kadar harcamak.

İhtiyacın kadar tüketmek.

Borçlanırken yarını düşünmek.

Elindeki nimetin kıymetini bilmek.

Ve en önemlisi, israf etmemek.

Kur'an'ın açık uyarısıdır:

"Yiyin, için fakat israf etmeyin."

Bu sadece sofraya ilişkin bir öğüt değildir.

Hayatın tamamına ilişkin bir ölçüdür.

Parada da ölçü.

Tüketimde de ölçü.

Borçta da ölçü.

Kazançta da ölçü.

Bugün ekonomik meseleleri konuşurken çoğu zaman yalnızca fiyatları, maaşları, faizleri, döviz kurlarını ve enflasyonu konuşuyoruz. Elbette bunların tamamı ekonominin önemli parçalarıdır.

Ama ekonominin bir de insan tarafı vardır.

Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Bir insanın kazandığı parayı nasıl kullandığı da ekonomidir. Bir ailenin ihtiyaç ile istek arasındaki farkı gözetmesi de ekonomidir. Çocuğuna "Her istediğini almak zorunda değiliz." diyebilmek de ekonomidir.

Bugün belki de en fazla unuttuğumuz şeylerden biri budur:

Gelirimizi artırmak kadar harcamamızı yönetmeyi de öğrenmek zorundayız.

Bu yüzden ölçü denk olmakta...