Çocuk ve ergenlerin dijital medya üzerinden maruz kaldığı içeriklerin aile yapısı ve çocukların psikolojik gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Avukat Harmancı, ergenlik döneminde yaşanan kimlik arayışlarının sosyal medya, dijital platformlar ve çevresel etkilerle daha karmaşık hale gelebildiğini belirtti. Harmancı, bu süreçte çocuklara yönelik aceleci ve geri dönüşü olmayan müdahalelerden kaçınılması gerektiğini ifade etti.
Bir çocuğun ya da gencin kendisini farklı bir cinsiyette hissettiğini söylemesi halinde ilk yapılması gerekenin tıbbi müdahale olmadığını belirten Harmancı, çocuğun yaşadığı durumun altında ne olduğu araştırılması gerektiğini söyledi.
Dijital medyanın çocuklar üzerindeki etkisine de dikkat çeken Harmancı, çocukların sosyal medya, oyunlar, çizgi filmler ve dijital platformlar üzerinden yoğun içeriklere maruz kaldığını belirtti.
Ebeveynlerin çocukların internet kullanımını kontrol etmesi gerektiğini vurgulayan Harmancı, çocuklara sınırsız telefon, tablet ve sosyal medya erişimi verilmemesi gerektiğini ifade etti.
“Temel sorununu tespit etmek lazım”
Gençlerin eşcinselliğe yönelimi arttığı için 2025 yılının aile yılı olarak kabul edildiğini dile getiren Harmancı, “Son zamanlarda uzmanların ifade ettiği üzere ergenlikte yaşanan geçici cinsiyet karmaşalığının dijital medya, akran zorbalığı veya LGBT söylemleri ile arttığını belirtmektedir. Bu süreçte aceleci tıbbi müdahalelerin önce zarar verme ilkesini ihlal ettiğini görüyoruz. Ne yazık ki çözümün kimlik dayatması değil, aileyi, psikolojik çevreyi ve uzun vadeli izlemeyi güçlendirmek olduğu açıktır. Bir gencimiz böyle bir yönelime girdiğini fark ettiğimiz zaman yapacağımız ilk müdahale tabii ki de tıbbi bir müdahale olmayacaktır ya da hormon tedavisi ile hormon haplarının verilerek isteklerini yerine getirmek olmayacaktır. Bunun temel sorununu tespit etmek lazım. Psikolojik bir sorun mu, ailenin yönlendirmesi mi ya da çevreden etkilendiği birileri mi ya da izlediği bir filmden mi? Yani temel sebebinin araştırılması gerekirken direkt tıbbi müdahalelere yönelinilmesi çok tehlikeli boyutlara götürmektedir. Ne yazık ki çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kimliği ve cinsiyet hoşnutsuzluğu etrafında yürütülen tartışmalar, bireysel kimlik arayışının ötesine geçerek psikoloji, tıp ve etik alanları ilgilendiren çok katmanlı bir toplumsal mesele haline gelmiştir. Hatırlarsanız 2025 yılı Aile Yılı kabul edildi. Neden böyle bir atılım yapıldı? Gençlerimizin fazlaca eşcinselliğe yöneldiği fark edildi ve bu eşcinsellik yönelim sebebiyle de evliliği reddettiklerini, evliliğin yapılmaması durumunda nüfusun azalacağı fark edildi. Bu sadece sebeplerden birisi. Aile yapısına bu kadar sert koyan hususların başında da ne yazık ki LGBT söylemleri, aktivistleri büyük rol oynamaktadır. 2010'dan itibaren sosyal medyanın hızla gelişmesi ve buna paralel olarak özgürleşme adı altında gençlerin çok fazla aktif, haz peşinde, eğlence peşinde koşmalarından kaynaklı olarak bu aktivistlerin eline düştüğü gözlemlenmiştir.” şeklinde konuştu.
“Cinsiyet dediğimiz şey doğuştan gelen donanımdır”
Bu konuda konuşan herkesin susturulmaya çalışıldığını belirten Harmancı, “Cinsiyet dediğimiz şey doğuştan gelen donanımdır; bedenimiz, hormonlarımız ve kromozomlarımızın bize kız mı erkek mi olduğumuzu gösteren bir yapıdır, yani biyolojik paketimizdir aslında. Buna hiçbirimiz hiçbir şekilde karar veremeyiz. Ultrasondan bakılan bir bebeğin cinsiyeti tayin edilirken neye göre tayin edilir? Tabii ki cinsel organı ile tayin edilir. Bu şekilde cinsiyet dediğimiz şey de bu olguların tamamıdır. Cinsiyet kimliği nedir dediğimizde karşımıza şöyle bir soru çıkıyor: Ben kimim, kendimi hangi cinsiyette hissediyorum? Sorusunun cevabıdır bu. Bu cevap doğuştan gelmez; yani normal seyrinde gelişen bir çocuğun aklına direkt gelebilecek bir soru değildir. Anne baba ile kurulan bağlardan, hemcins rol modellerden, akranlardan, kültürel mesajlardan ve ergenlik karmaşalarından etkilenerek geliştirilen bir sorudur: Ben kimim? 2019'da yapılan bir araştırmada, 2019'dan itibaren verilerin araştırılması, analiz edilmesi, teknolojinin bu kadar ilerlemesinden kaynaklı olarak mevcut bir eşcinsellik geni varsa tespit edilmesi beklenirdi. Fakat 2019 yılında o kadar fazla veri araştırılıyor ki 477.000 kişinin genetik verileri toplanıyor ve değerlendirmeye alınıyor ve yine tespit edilen sonuç aynı: Eşcinsellik geni yok. Eşcinsellik geni olmamasına rağmen bilimsel ve akademik camialarla bu iddialar karşısında ya kabulleniş ya da susma durumu söz konusu. Kimse kalkıp da "eşcinsellik geni yok" diye bir ifadede bulunamıyor. Bulunsa bile susturuluyor, engelleniyor. Bu alanda çalışan hekimlerimiz, bilim adamlarımız sürekli susturulmaya çalışılıyor. Bunun sebebi nedir diye soracak olursanız ne yazık ki bu dayatmaların getirisinin büyük bir parasal yönünü de değerlendirmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Anne anne gibi, baba baba gibi olmalı”
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin biyolojik olmayan bir kavram olduğunu söyleyen Harmancı, “Toplumsal cinsiyet eşitliği, İstanbul Sözleşmesi ile ilk olarak getirilmiş bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği amacın ne olduğu, tanımlamasını nasıl yapıldığı ve Türkiye halkının toplumsal cinsiyet eşitliği kavramından ne anladığını ifade edelim. Ben çok fazla araştırma yapıp ne yazık ki ilgili mercilere başvursam da bir sonuç alamadım. Hatta bağlı bulunduğum baroya da bu konuda yazılar yazdım. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin zararlarına yönelik ifadelerin neler olduğunu, içeriğinin neye hizmet ettiğini ifade etsem de ne yazık ki sonuç alamadık ya da üstü örtülüyor dediğimiz gibi, üstü örtülmeye çalışılıyor, öyle ifade edelim. Toplumsal cinsiyet eşitliği 90'lı yılların sonlarında iyice kendini göstermeye, feminizm hareketinden yola çıkan suni bir kavram olarak kendini göstermiştir. Biyolojik olmayan tamamen inşayı kapsar. Tanımlaması aynen şöyledir: Toplum tarafından oluşturulan, kurgulanan, empoze edilen davranışlar, özellikler, rollerdir. Madem ki bu cinsiyetler kurgularla oluşturuldu, o halde yeniden dönüştürülebilir, yeniden kurgulanabilir. Kısaca doğuştan getirdiğin fizyolojik ve biyolojik cinsiyetine bağımlı kalmak zorunlu değildir, değiştirilebilir. Yani şöyle ifade ediliyor: Siz kız çocuklarını kız gibi, erkek çocuklarını erkek gibi büyütmeyin, büyüsün hangi cinsiyeti seçmek isterse o cinsiyeti seçsin deniliyor. Küçük bir çocuğa biz kalkıp da "istediğin cinsiyeti seçebilirsin" diye bir söylemde bulunursak çocuğun zihni karmaşık hale gelir. Bir gün "ben ejderhayım" diyen çocuk, yarın da "ben aslanım" diyen bir çocuğa "evet sen busun" diye dayatıp da onu kabul ettirebilir miyiz? Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Çocuğa cinsiyetini istediğin şekilde seçebilirsin diye bir yönlendirme yapmak doğru değil. Psikologlarımız bu konuda cinsiyet disforisini anlatırken şöyle ifade etmektedir: Anne anne gibi, baba baba gibi olmalı, çocuğu doğru bir şekilde yönlendirmeli, çocuk sağlıklı bir ortamda sağlıklı bir şekilde büyümeli. Bu şekilde cinsel kimlik karmaşasına maruz kalmamalı.” diye konuştu.
“Yetemediğiniz yerde hocalarımızdan destek almanız lazım”
Çocuklarımızı damgalamak kadar tehlikeli bir şey olmadığını dile getiren Harmancı, “Ne yazık ki çok fazla sosyal medya ile temas eden çocuklarımız, çizgi filmlerde, müziklerde, oyunlarda, her türlü alanda LGBT propagandalarına maruz kalmaktadır. Çocuk gelip annesine "anne iki erkek öpüşebilir mi?" diye sorduğunda sakın böyle bir şey sorma, bu günahtır deyip de ötelememesi lazım. Bu çok yanlış. Çünkü ortada bir tehlike var. Çocuk bununla alakalı bir şey görmüş, bunu çocuğuna senin donanımlı bir şekilde anlatman lazım. Yetemediğiniz yerde hocalarımızdan destek almanız lazım. Şöyle düşünelim: Bir çocuğumuz cin videoları izledi ve korktu. Erken yaşta çocuklarımıza cin videoları izlettiğimiz için büyük bir tehlike oluşturuyoruz. Aynı şekilde eşcinselliği de erken yaşta fark ederse, öğrenirse bunda da üstünü kapatamazsınız. Ve en önemli, en tehlikeli boyutları da şu: Çocuğu damgalamak. "Trans çocuk" diye bir şey olamaz, "trans çocuk" ibaresi kullanılamaz. Damgalamak kadar tehlikeli ve yanlış bir şey yok. Doğru bir şekilde çocuğu eğitmeye devam ederseniz, doğru psikologlara götürürseniz bu süreci çok rahat bir şekilde atlatabilirsiniz. Şu anda sosyal medyada en çok konuşulan hususların başında hormon hapları var. Hormon hapları merdiven altı o kadar rahat temin edilebiliyor ki ergen çocukların bu hormon ilaçlarını kullanmalarından dolayı geri dönüşümü mümkün olmayan birçok soruna sebebiyet getirmekte. Siz bir çocuğa hormon tedavisi uygularsanız çocuk gerçek cinsiyetine yönelme durumu olacaksa bile bu hormon ilaçlarından dolayı ne yazık ki vazgeçebiliyor. Çocuğu tedavi ederken 25 yaşına kadar onu ikna etme durumunuz var, gerçek cinsiyetine odaklanabilme ihtimali çok yüksek. Fakat hormon tedavisi uygulayan çocukların ne yazık ki %98'i ameliyat masasına kadar gitmektedir.” dedi.
“RTÜK gibi yayın organlarının da bu konuya el atması gerekir”
Eşcinsellik konusunda atılan adımların umut verici olduğunu dile getiren Harmancı, “Kullandıkları temel araçlar nedir? Tabii ki de ne yazık ki dijital dünya, sosyal medya platformları arttı. Kullandığımız birçok sosyal ağda böyle propagandalar yaygınlaştırıldı. Çok fazla dernek bu alanda çalışmalar yürütüyor, bu alanda hızlı bir şekilde toplumumuzda bilinçlenmeye başlıyor. Eskiden bir eşcinsel sokakta yürürken ayıplanırken şu anda özgür bir hayatta istediği gibi yürüyebilir denilmekte. Biz hiçbir şekilde dört duvar içerisinde insanların yaptıkları ile ilgilenmiyoruz, istedikleri gibi yaşayabilirler, istedikleri gibi cinsel yönelimde bulunabilirler. Elbette bizim karşı durduğumuz husus, ellerini uzattıkları çocuklarımızdır. Bu propagandaları çocukların üzerinden yürütmeleri çok tehlikeli boyutlara getiriyor. Bu yüzden aile yapılanması zedelenmekte. Bu yüzden ilgili mercilerimiz, devlet kurumlarımız alarma geçmeli. Yakın zamanda bir kanun teklifi verildi. Eşcinsellik yönünde cinsiyet değiştirme operasyonlarının akıbetin ne olacağı, bu operasyonların yaşının arttırılacağı, bu propagandaları yapanlara karşı hangi suçların kaç yıl cezayı suç uygulanacağı şeklinde çok şükür ki güzel düzenlemeler yapıldı. Bu da umut verici bir yapılanma. Yine aynı şekilde RTÜK gibi yayın organlarının da bu konuya el atıp gerekirse durdurma yollarına gitmesi, yine sosyal medyada bu propagandaları yapan sayfalara karşı itirazlara yönelik durdurma kararları, hatta Türkiye'de yayınlanmaması kararları verildi. Fenomenlerimiz demek istemiyorum ama ne yazık ki takipçilerine baktığımızda Türkiye'nin 3 milyon, 5 milyon takipçisi olan eşcinsel bireyleri görüyoruz. Bunlardan bir tanesi Murat Övüç'tü, sayfası Türkiye'de yasaklandı. Bir tanesi de Mika Raun. Son açıklanmasında ne demişti? "Ben kadın doğum uzmanına gidiyorum" demişti. Oysaki cinsiyet değiştirmiş bir bireydi ve trans bir bireydi. O halde bir bireyin kadın doğum uzmanına gitme sebebi ne ola ki? Böyle bir algı yapmaya başladılar ve toplumumuzda buna inanıp eğlenmeye başladı. Bunu eğlence olarak görseniz de bir süre sonra bu normalleşiyor. İşin tehlikeli olan noktası da bu.” ifadelerine yerverdi.
“Mahremiyet duygusunu çocuklarımıza aşılamamız lazım”
Çocuklarımda sınırsız sosyal medya kullanımı olmaması gerektiğini vurgulayan Harmancı, “Bu kadar şey anlattık. Peki bizim bu durumda ne yapmamız lazım? Çocuklarımızın korunması ve sağlıklı bir gelişim süreci geçirmeleri için ebeveynlerin ve eğitimcilerin dijital dünyayı daha yakından anlamaları ve çocuklara rehberlik etmeleri gerekiyor. Yani ben direkt çocuğumun eline telefon, tablet, bilgisayar veremem. Bunun kontrolü olması lazım ve bir analizi olması lazım. Bir oyun bile oynayacaklarsa eğer mümkünse ebeveynler de bu oyunu oynasınlar, değerlendirip daha sonra çocuklarına oynatabilirler. Aynı zamanda sınırsız bir sosyal medya kullanımı olmamalı. Mahremiyet duygusunu çocuklarımıza aşılamamız lazım. "Sen çok değerlisin, her şeyi sosyal medyada paylaşamazsın" şeklinde çocuklarımızı güzel bir şekilde eğitmemiz lazım. Annenin ve eğitimcilerin özellikle sosyal medyanın tehlikelerinin neler olduğunu bilmesi, öğrenmesi ve buna göre çocuklarını koruması lazım. Dijital okuryazarlık, çocukları internetin tehlikelerinden korumanın önemli bir parçasıdır. Çocukların duygusal ihtiyaçlarını anlamak ve onlarla sağlıklı iletişim kurmak da bu süreçte kritik bir rol oynamaktadır. Unutmayalım ki çocuklarımızın geleceği, onlara sağlıklı bir çevre, rehberlik sunmak yetişkinlerin elindedir. Sağlıklı ve mutlu bir birey istiyorsanız eğer çocuğunuzu sahipsiz bırakmayacaksınız. Sizler sahip çıkmazsanız eğer sosyal medyada çocuklarınıza çok rahat bir şekilde sahip çıkarlar. Şunu unutmayın ki sizin kadar iyi niyetli olmayacaklardır.” şeklinde konuştu.
“Gençlerimiz hastanelerde sıra beklemekte”
Çocuklarımızı operasyon ve tedavilere yönlendirmek yerine önce psikolojik olarak değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Harmancı, “Cinsiyetini değiştirmek isteyen çocuklarda izlenmesi gereken yollar nelerdir? Bu konuya da kısaca değinmek istiyorum. Çok fazla gencimiz artık araştırma hastanelerinde kuyruklarda sıra beklemekte, cinsiyet değiştirmek için ve bu sayı giderek artmakta ve bu korkunç bir sayıya ulaşmakta. O yüzden bu konuyu da bir ele alıp değerlendirmek gerekiyor. Öncelikle böyle bir yaklaşımda bulunan, böyle bir içselliğe giren bir çocuğumuzu direkt operasyona teşvik etmek yerine öncelikle psikolojik olarak değerlendirilmesi yapılması gerekiyor. Örneğin kilo almaktan korkan, psikolojik rahatsızlığı olan bir bireye direkt yağ aldırma ameliyatı yapılmaz, ilk önce psikolojik alana yönlendirilir. O halde "cinsiyetimi değiştirmek istiyorum" diyen bir çocuğu da kalkıp direkt hormon tedavisi uygulamak çok büyük bir yanlış. Öncelikle bunun temel sebebini öğrenmek lazım. "Yanlış bir bedende yaşıyorum" diyen bir gencin öncelikle bunun altında yatan psikolojik veya nörolojik sebeplerinin ne olduğunu tespit edilmesi lazım. Acaba ailesi mi bunu empoze ediyor, sosyal medya çevresinden mi öğrendi, izlediği filmlerden mi etkilendi? Tüm bunları ciddi bir şekilde araştırmadan bir çocuğa hormon ilaçları verilemez.” dedi.