CEMAATLER

Abone Ol

Arapça kökeniyle Türkçedeki en yakın karşılığı 'Topluluk' diyebileceğimiz Cemaat kavramı Osmanlı Türkçesinin etkisiyle yakın zamana kadar her bir topluluk için kullanılageldi. 'Yahudi Cemaati, Ermeni Cemaati…' gibi.

Müslüman toplum içinde gayri müslim popülâsyonunun azalmasından mıdır bilinmez yaşayan Türkçede cemaat olgusu literatürik kayma yaşayarak metotları, liderleri, fikirsel bakış açıları değişik Müslüman topluluklar için kullanılmaya başlandı.

Bu literatürik kayma, aslında acı bir gerçeğin itirafı gibiydi. O da şudur; Devlet idaresinin Müslüman tebaa ile bağdaşık ve barışık olduğu zaman diliminde cemaat tanımlaması gayri müslimler için idi. Müslümanlar ise asıl unsur olduklarından bu tanımın çok üstünde kalırdı. Osmanlı sonrası devlet ekâbirlerinin dine mesafesi ve nefrin tavrı asıl unsuru furû hale çevirince büyük toplum içindeki küçük unsurlara yakıştırılan cemaat tanımlaması Müslümanlar için kullanılır oldu.

Her kavramın bir istilahi bir de lügat anlamı vardır. Lügat anlamıyla 'Cemaat' kavramı yukarıdaki gibi…

'Cemaat' kavramı istilahi anlamını ise Hasan El Benna ile kazandı diyebiliriz. Kendi asırlarının davetini ve küffara karşı cihadı uzun yıllar devlet adamlarının ötesinde tarikatlar ve tarikat liderleri üstlendi.

Küfrün, zulümden emperyalist düzleme evrilmesiyle tarikatlar yeterli gelmemeye başlayınca İslami Cihad ve Davet de 'Tarikattan' 'Cemaatleşmeye' evrildi. Bu metodolojik değişim hiper bir sıçrama yaşattı.

'Cemaat' olgusunun ilk mimarlarından biri Hasan El Benna'dır gerçeğini hemen her İslamcı bilir.

'Cemaatleşme' (ıstılahı anlamıyla) Allah'ın küfür düzeni karşısında bir yardımı olarak lütfedildi desem haddi aşmam İnşallah. Çünkü (ıstılahi anlamıyla) cemaatleşen Müslümanlar, cami cemaati olmaktan örgütlü ve dinamik bir seviyeye kavuştular. (Keşke satır aralığımız yetseydi de sizlere yakın tarih örnekleriyle bu iddiamı süsleyebilseydim. Bu nazari savın destek örneklerini sizlerin yakın tarih bilginize havale etmek durumundayım)

Cemaatleşme dediğimiz yapısal dönüşümün tarikatlaşma karşısında en büyük dezavantajı yerli kafirlerle mücadele etmek oldu. Tarikatlar Ruslarla cihat etti (Şeyh Şamil), İtalyanlarla cihat etti (Ömer Muhtar) gibi.

Cemaatlerin payına ise isim ve cisimleri Müslüman, sıfatları kâfir olanlar düştü. Enver Sedat, Hafız Esad, Hüsnü Mübarek gibi… (Günümüz örneklerini vermememin tek sebebi tevbe nasip olma ihtimalidir)

Istılahi anlamıyla 'Cemaatleşme' olgusu tek bir liderden tüm yükü kaldırıp tabana kadar yayma avantajını beraberinde getirdi. Bu da elbette daha dinamik, atılgan ve sosyal hayatın dokusuna renk veren, otoritenin etkiyemediği yerlere dokunabilen canlı bir tarz intac etti.

Yukarıda dedik ya kâfirler, zulüm yönteminden emperyal taktiklere geçti. Kâfirlerin bu yöntem değişiklerinden biri İslam beldelerini işgal edip orda tutunmaya çalışmaktan teberri edip İslam beldelerinin başına kukla ve satılmış yöneticiler atamak oldu.

Halkına efendi kâfirlere uşak bu yöneticiler, Müslümanları camide cemaat olmaktan çıkarıp örgütlü ve arı gibi çalışkan bir yapıya kavuşturan cemaatlere Batı'nın refahı adına savaş açmaya itti. Şu ana kadar hiçbir cemaat cihat veya davet yoluyla bulunduğu beldenin müstekbirlerini defedip İslami bir nizam kurmayı başaramadı. Ama en azından islamı ve şer'i temayülleri diri tuttu. Farklı İslam beldelerinde farklı metot ve hatta farklı siyasal yöntemlerle cemaatler son yüzyılın müçtehidi gibi bayrağı taşıdı.

Hiçbir insan hatadan muaf olmadığı, (peygamberler hariç) hiçbir insan günahtan beri olmadığı gibi hiçbir cemaat hata ve günahtan münezzeh değildir.

Diyelim ve konumuzun devamını bir sonraki yazıya saklayalım.

Selam ve dua ile…