BEN BUNUN İÇİN SANA TABİ OLMADIM

Abone Ol

Bazen bir söz, bazen bir olay insanı derin düşüncelere sevk eder. Hakikati görmede ona büyük bir yol rehberi olur. İnsan o an sadece bir hadiseye şahit olmaz; aynı zamanda kendi niyetini, yönünü ve ne için yürüdüğünü de yeniden fark eder.

Bu hakikati en güzel şekilde gösteren örneklerden biri, Hayber günlerinde yaşanmıştır.

Hayber Gazvesi öncesinde bir bedevî, Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip iman etti ve ona tabi oldu. Ardından:

"Seninle beraber hicret ederim." dedi.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da onu bazı sahabelerine tavsiye etti ve himayelerine verdi.

Daha sonra Hayber Gazvesi gerçekleşti. Bu zat da bu savaşa katıldı. Savaş esnasında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hayber'de elde edilen ganimetleri taksim etti. O sırada bu sahabe ordunun gerisinde nöbet tutuyor, Müslümanları arkadan gelebilecek tehlikelere karşı koruyordu. Yani görünmeyen ama çok kıymetli bir görevdeydi.

Görevi bittikten sonra sahabelerin yanına geldi. Sahabeler de ona ayrılan ganimet payını kendisine teslim ettiler.

Fakat o zat, eline verilen mala baktı. O anda kalbinde ince ama sarsıcı bir muhasebe başladı. Çünkü bu yola hangi niyetle çıktığını yeniden düşündü.

Sonra doğruca Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna geldi ve tarihe geçen şu sözü söyledi:

"Ey Allah'ın Resûlü! Ben bunun için sana tabi olmadım. Ben sana bu malı elde etmek için biat etmedim. Ben isterdim ki Allah yolunda savaşayım ve şu boğazıma bir ok isabet etsin de şehit olarak Rabbimin huzuruna varayım."

Asıl mesele tam da burada ortaya çıkıyordu: karşılık meselesi.

Çünkü o, bu yola bir menfaat hesabıyla girmemişti. Bir ganimet beklentisiyle yola çıkmamıştı. Hatta hizmet ederken bile kalbi dünya payıyla meşgul değildi. Fakat kendisine verilen pay, içindeki niyeti görünür hâle getirdi. Ve o anda bir şey söyledi:

"Ben bunun için gelmedim."

İşte ihlas burada başlar.

İhlas; yapılan işin karşılığını dünyadan değil, Allah'tan beklemektir. İnsanların takdiriyle yükselmemek, insanların ilgisizliğiyle de yoldan dönmemektir. Çünkü Allah için yapılan bir işte ölçü insan değil, yalnızca Allah'tır.

Bugün insanın en çok yorulduğu yerlerden biri de burasıdır. Çünkü çoğu zaman yapılan işin içinde gizli bir beklenti vardır: bir karşılık, bir takdir, bir görünürlük…

Bunlar gerçekleşmeyince kalp kırılır, motivasyon düşer, hatta bazen yol yarıda kalır.

Oysa sahabe bize bambaşka bir ölçü bırakır:

"Ben bunun için sana tabi olmadım."

Bu söz, aslında bütün beklentilerin iptal edildiği yerdir. Ne dünya payı, ne alkış, ne de görünme arzusu… Hiçbiri onun niyetini belirlememiştir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), onun bu sözleri üzerine şöyle buyurdu:

"Eğer sen sözünde doğruysan Allah da seni tasdik edecektir."

Ve kısa bir süre sonra o sahabe şehit edildi. Allah onun niyetini doğruladı, sözünü tasdik etti ve onu arzuladığı sona ulaştırdı.

Bu olay bize çok net bir hakikati hatırlatır: İnsan bir davaya girerken "Ne alacağım?" diye değil, "Allah benden ne istiyor?" diye sormalıdır.

Çünkü beklentiyle yapılan işler insanı yorar; ihlasla yapılan işler ise insanı ayakta tutar. Beklenti insanı kırar, ihlas ise insanı diri tutar.

Rabbimiz bizleri yaptığı amellerde karşılık arayanlardan değil, sadece O'nun rızasını arayanlardan eylesin. Kalplerimizi beklentilerden arındırıp ihlasla dolduran kullarından eylesin.

Âmin.