BAYRAMIN GERÇEK ANLAMINI UNUTUYOR MUYUZ?

Abone Ol

Kurban Bayramı yaklaşınca herkesin aklına farklı şeyler geliyor. Kimi tatili düşünüyor, kimi arkadaş ortamını, kimi de sadece birkaç gün rahat etmeyi. Ama insanın kendine dürüstçe sorması gereken bir soru var: Bayram gerçekten sadece dinlenmek için mi var, yoksa uzun zamandır ihmal ettiğimiz şeyleri hatırlamak için mi?

Bugün gençlerin çoğu saatlerini telefonda geçiriyor. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor. Mesajlar, hikâyeler, reels derken zaman akıp gidiyor. Ama aynı gençler bazen aynı evde oturduğu annesiyle doğru düzgün sohbet etmiyor, babasının anlattığını yarım dinliyor, dedesinin yanına beş dakika oturmaya üşeniyor. Peki sonra ne oluyor? İnsan fark etmeden ailesinden uzaklaşıyor. Kalabalığın içinde bile yalnız hissediyor kendini.

Eskiden bayramlar daha farklı yaşanırdı. Sabah erkenden kalkılırdı, evde bir hareket başlardı. Büyüklerin eli öpülür, akraba ziyaretine gidilirdi. Çocuklar kapı kapı dolaşırdı. Şimdi ise birçok kişi bayramlaşmayı telefondan mesaj atmak sanıyor. “İyi bayramlar” yazıp geçmek kolay geliyor. Ama gerçekten bir büyüğünün kapısını çalıp içeri girmek, oturup çay içmek, hâl hatır sormak başka bir şeydir. Hele yaşlı insanlar için bu ziyaretler çok kıymetlidir. Çünkü insan yaş aldıkça en çok unutulmaktan korkuyor.

Şimdi kendimize bakalım: En son ne zaman kendi isteğimizle bir akrabamızı ziyaret ettik? En son ne zaman annemiz konuşurken elimizdeki telefonu bıraktık? Kaçımız sofrada otururken sürekli ekrana bakmıyoruz? Kaçımız “sonra giderim” deyip aylarca bir büyüğünün kapısını çalmıyor?

İnsan gençken zaman hiç bitmeyecek sanıyor. Hep fırsat varmış gibi düşünüyor. Ama hayat öyle işlemiyor. Bugün gördüğün bir büyüğünü belki seneye göremeyeceksin. O yüzden bayram ziyaretleri sadece gelenek değildir. Bir gün geriye dönüp pişman olmamak için de önemlidir. Çünkü insan bazı şeylerin kıymetini kaybedince anlıyor.

Bazı gençler akraba ortamını sıkıcı buluyor. “Yine aynı sorular sorulacak” diyor. Evet, bazen bunaltıcı olabilir. “Okul nasıl gidiyor, iş ne oldu?” gibi sorular insanı yorabiliyor. Ama çoğu zaman o insanların amacı seni küçümsemek değil, seni merak etmektir. Belki konuşma şekilleri eski usul ama içlerinde samimiyet var. İnsan büyüdükçe bunu daha iyi fark ediyor.

Bir de şu gerçek var: Şimdi aynı evin içinde bile herkes birbirinden kopmuş durumda. Sofrada herkesin elinde telefon. Muhabbet azalmış. Eskiden insanlar bir bardak çayın yanında uzun uzun sohbet ederdi. Şimdi iki dakikalık sessizlikte hemen telefona sarılınıyor. Peki bu gerçekten normal mi? Aynı evde yaşayıp birbirine yabancı olmak normal mi?

Bayram tam da bu yüzden önemlidir işte. İnsana “dur hele” dedirtiyor. Biraz yavaşlamayı, ailene dönmeyi hatırlatıyor. Bir amcanın kapısını çalmak, teyzenin elini öpmek, kuzenlerinle oturup gülmek bazen insana sandığından daha iyi geliyor. Çünkü insanın içini dolduran şey sadece eğlence değil, samimiyettir.

Bu bayram kendine bazı sorular sor. Telefon ekranına ayırdığın kadar ailene vakit ayırıyor musun? Annen mutfakta uğraşırken yardım ediyor musun? Baban konuşurken gerçekten dinliyor musun? Bir büyüğün seni çağırdığında üşenmeden yanına gidiyor musun? Yoksa sürekli “sonra” deyip erteliyor musun?

Belki de bayramın en önemli tarafı budur: İnsan biraz kendini hesaba çeker. Çünkü günün sonunda geriye sosyal medya paylaşımları kalmıyor. Geriye insan ilişkileri kalıyor. Aynı sofrada edilen muhabbetler, birlikte içilen çaylar, edilen ziyaretler kalıyor.

O yüzden bu bayram sadece gezmeye değil, gönül almaya da zaman ayırın. Bir kapıyı çalın, bir büyüğünüzün elini öpün, bir akrabanızın hâlini sorun. Çünkü bazen kısa bir ziyaret bile hem karşındaki insanın kalbine iyi gelir hem de senin içindeki eksikliği fark ettirir.