Ramazan’ın bereketiyle dolu günlerin ardından gelen bayram, müminler için bir sevinç ve şükür vaktidir. Ramazan Bayramı; Allah Teâlâ’nın kullarına sunduğu bir ikram olarak, ibadetle geçen bir ayın ardından gönülleri ferahlatan müstesna bir gündür.
Bayram sabahı, sıradan bir gün gibi başlamaz. Mümin, tekbirlerle güne uyanır. Ardından Bayram namazı ile Rabbine yönelir. Bu başlangıç bile bayramın özünün ibadet olduğunu açıkça göstermektedir. Sonrasında yapılan akraba ziyaretleri, büyüklerin ellerinin öpülmesi, yetimlerin ve fakirlerin gözetilmesi; hepsi birer kulluk tezahürüdür.
Bayram; paylaşmaktır. Sofraların genişletildiği, kapıların açıldığı, kalplerin yumuşadığı bir gündür. Zengin-fakir ayrımının ortadan kalktığı, kardeşliğin hissedildiği müstesna bir zamandır. Bu yönüyle bayram, sadece bireysel değil, toplumsal bir ibadettir.
Ancak günümüzde bayramın ruhu giderek zayıflamaktadır. Bayramı sadece bir “tatil fırsatı” olarak görmek, insanı bu büyük manevî ikramdan mahrum bırakır. Oysa bayramda yapılması gereken, insanlardan uzaklaşmak değil; bilakis onlara yaklaşmaktır. Akrabayı, komşuyu, yetimi ve ihtiyaç sahibini hatırlamaktır.
Bu hususta en güzel örnek, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Efendimiz (s.a.v.), bayram günlerini ibadetle ve ümmetiyle iç içe geçirirdi. Bayram sabahı mescide gider, namazı kıldırır, ardından cemaate nasihat ederdi. Daha sonra insanların arasına karışır, onların bayramını tebrik ederdi.
Rivayetlerde, Efendimiz’in (s.a.v.) bayram günlerinde özellikle fakirleri gözettiği, çocukları sevindirdiği ve ümmetin her kesimiyle ilgilendiği aktarılır. Hatta Medine’ye geldiğinde insanların eğlendiği iki günü görünce, “Allah size o günlerin yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir” buyurarak bayramın meşru sevinç ve ibadet dengesi içinde yaşanması gerektiğini öğretmiştir.
Bu örneklik bize şunu gösterir: Bayram, kaçılacak değil; yaşanacak bir gündür. Uzaklaşılacak değil; yakınlaşılacak bir zamandır.
Öyleyse bayramı; tatil planlarına, gezilere, dünyevî meşguliyetlere kurban etmek yerine, onu gerçek anlamıyla ihya etmek gerekir. Bayramı bayram yapan; ziyaretlerdir, paylaşımdır ve en önemlisi Allah’a yöneliştir.
Bayram; dinlenmek için değil, dirilmek içindir. Unutulan bağları hatırlamak, kırılan kalpleri onarmak ve Rabbimize olan kulluğumuzu tazelemek içindir.
Rabbimiz, bayramları hakkıyla idrak eden kullarından eylesin.