AİLE ŞİRKETLERİNDE İLETİŞİM SORUNLARI - 2

Abone Ol

Sessizliğin Biriktirdiği Yük ve Güven Erozyonu...

Önceki yazımızın devamıdır...

Aile şirketlerinde en yaygın ama en tehlikeli iletişim hatası, sorunların açıkça konuşulmamasıdır. Herkes bir şeylerin farkındadır ama kimse dile getirmez. Kırgınlıklar ertelenir, adaletsizlik hissi büyür, fakat yüzleşme gerçekleşmez.

Bu durum dışarıdan bakıldığında bir sükûnet gibi görünse de, aslında derin bir çatışmanın habercisidir. Gelişmiş Şirket Uzmanları, bu durumu en büyük tehdit olarak görür. Çünkü açık bir tartışma çözülebilir, ancak konuşulmayan meseleler zamanla yapıyı içten çürütür. Sessizlik burada bir erdem değil, ertelenmiş bir krizdir. Çoğu kez kişiler içine kapanır, kopma veya kavga çıkana kadar...

Aile şirketlerinde sıkça karşılaşılan bir diğer iletişim sorunu da liyakat yerine yakınlığın öncelik haline gelmesidir. “Bizden biri” anlayışı, çoğu zaman yetkinlik sorgulamasının önüne geçer. Bu durum hem işin doğru yapılmasını engeller hem de diğer çalışanlarda ciddi bir adaletsizlik duygusu oluşturur.

Bu duygu zamanla tepkiye, tepki ise iletişimde sertliğe dönüşür. Gelişmiş şirketler bu noktada çok daha nettir. Gerekirse aile dışından profesyonel yöneticiler getirilir. Çünkü onlar için önemli olan kişinin kim olduğu değil, işi ne kadar doğru yaptığıdır. Bu yaklaşım iletişimi sadeleştirir ve güveni güçlendirir.

Aile şirketlerinde sık görülen bir başka durum da herkesin her işe karıştığı ama kimsenin tam anlamıyla sorumluluk almadığı bir yapının oluşmasıdır. Yetkiler net değildir, sınırlar çizilmemiştir ve bu durum sürekli müdahale kültürünü doğurur. Herkes karar verir ama kimse hesap vermez. Bu da hem çalışanlar hem de aile bireyleri arasında sürekli bir gerilim yaratır.

Gelişmiş yönetim anlayışında ise bu durum kabul edilemez. Yetki ve sorumluluk net bir şekilde tanımlanır ve herkes kendi alanında hareket eder. Bu netlik, iletişimi sadeleştirir ve çatışmaları en baştan önler.

Aile şirketleri, doğası gereği yoğun duyguların olduğu yapılardır. Ancak bu duygular yönetilmediğinde, yapıcı olmaktan çıkıp yıkıcı hale gelir. Kıskançlık, rekabet, öfke ve kırgınlık gibi duygular zamanla iş kararlarının önüne geçer. Bir noktadan sonra şirket, üretim yapan bir yapı olmaktan çıkar; duygusal hesaplaşmaların yaşandığı bir zemine dönüşür. Bu durum iletişimi sadece zorlaştırmaz, aynı zamanda zehirler.

Birçok aile şirketinde toplantılar yapılır, ancak bu toplantılar çoğu zaman verimli değildir. Gündem net değildir, karar alma yöntemi belirli değildir ve çoğu zaman sesini yükselten kişi etkili olur. Bu durum özellikle daha sakin bireylerin kendini ifade edememesine neden olur.

Gelişmiş yönetim anlayışında ise kararlar toplantıdan önce olgunlaştırılır. Bu süreçte herkesin görüşü alınır ve zemin hazırlanır. Toplantı ise sadece kararın ilan edildiği yerdir. Bu sistem iletişimi çatışmadan çıkarıp uyumlu bir sürece dönüştürür.

Tüm bu iletişim sorunlarının ortak sonucu, güvenin yavaş yavaş aşınmasıdır. Güven azaldığında, en basit konular bile tartışmaya dönüşür. İnsanlar birbirinin niyetinden şüphe eder, alınan kararlar sorgulanır ve iş birliği zayıflar. Bu noktadan sonra şirketin karşısındaki en büyük tehdit rakipler değil, kendi iç yapısıdır. Çünkü güvenin olmadığı bir yerde hiçbir sistem uzun süre ayakta kalamaz.

Aile şirketlerini çoğu zaman piyasa koşulları değil, konuşulamayan meseleler yıkar. Gelişmiş kurumlar, şirketlerini yüzyıllar boyunca ayakta tutarken bunu sadece finansal güçle değil, iletişim disiplinini kurarak başarmıştır.

Bizde ise iletişim çoğu zaman duygulara bırakılır. Ancak hakikat şudur, İletişim bozulduğunda sadece sözler değil, gelecek de dağılır.

Bu iki yazıda bir kısım İletişim Sorunlarını dile getirmeye çalıştık. Sonraki yazılarda ise Çözümlerini ele alacağız...

Devamı haftaya...