2026 ASGARİ ÜCRETİN BELİRLENMESİ VE EKONOMİK GERÇEKLER

Abone Ol

2026 yılı asgari ücreti, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun gerçekleştirdiği toplantıların ardından %27’lik artışla 28.075 TL olarak belirlenmiştir.

Bu karar, Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra kesinlik kazanacaktır. Önceki yıllarda olduğu gibi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ek bir düzenleme yapılmaması hâlinde, belirlenen bu rakam yürürlüğe girecektir.

Açıklanan rakamın ardından işçiler ve işletme sahipleri arasında yoğun bir tartışma başlamıştır. Ancak bu süreçte en çok etkilenen kesim, her zaman olduğu gibi asgari ücretle geçinmeye çalışan emekçiler olmuştur.

Hayat pahalılığı ve yüksek enflasyon göz önüne alındığında, yapılan artışın yeterli ve toplum nezdinde kabul gören bir düzeyde olmadığı açıkça görülmektedir.

Bugünkü ekonomik şartlarda asgari ücret, barınma ihtiyacını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Gıda, kira, ulaşım ve temel yaşam giderlerindeki artış dikkate alındığında, belirlenen ücretin yaşam maliyetleri karşısında yetersiz kaldığı ortadadır.

Bu durum, asgari ücretlinin yalnızca geçinmesini değil, aynı zamanda insanca yaşamasını da zorlaştırmaktadır.

Önümüzdeki yılın sonlarına doğru ülkenin yeniden bir seçim atmosferine girmesi hâlinde, önceki yıllarda olduğu gibi yıl ortasında ikinci bir asgari ücret artışı yapılması gündeme gelebilir. Ancak bu tür geçici düzenlemeler, kalıcı sorunlara kalıcı çözümler üretmemektedir.

Asgari ücretin alım gücünü daha net ortaya koymak için son yıllardaki veriler incelendiğinde tablo daha da çarpıcı hâle gelmektedir:

2020: 8,01 gr altın – 333 $

2021: 6,15 gr altın – 318 $

2022: 5,55 gr altın – 290 $

2023: 7,43 gr altın – 469 $

2024: 8,63 gr altın – 578 $

2025: 4,85 gr altın – 627 $

2026: 4,6 gr altın – 655 $

Bu veriler, asgari ücretin dolar bazında artmış gibi görünmesine rağmen, altın karşısında ciddi bir değer kaybı yaşadığını göstermektedir. Bu da alım gücünün gerçekte arttığını değil, aksine zayıfladığını ortaya koymaktadır.

Öte yandan işletmeler açısından bakıldığında, artan işçi maliyetleri ciddi bir yük oluşturmaktadır. Sigorta primleri ve diğer yan giderlerle birlikte yükselen maliyetler, işletmelerin ürün ve hizmet fiyatlarına yansıtılmakta bu durum da enflasyonu olumsuz yönde tetiklemektedir.

Bazı işletmeler ise bu yükü taşıyamayarak işçi çıkarmak zorunda kalabilir ve bu da işsizliğin artmasına neden olabilir.

Asgari ücret, çalışanların sağlıklı, güvenli ve onurlu bir yaşam sürmesine yetecek düzeyde olmalıdır.

Çarşı ve pazardaki fiyatlar dikkate alındığında gıda, eğitim, barınma ve ulaşım gibi temel ihtiyaçların bu ücretle karşılanmasının ne kadar zor olduğu açıkça görülmektedir. İnsan onuruna yakışır bir yaşam, yalnızca hayatta kalmakla değil, geleceğe umutla bakabilmekle mümkündür.

Bu noktada işletme sahiplerinin de toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket ederek, imkânları ölçüsünde çalışanlarına daha iyi şartlar sunmaları önemlidir.

Ancak bu fedakârlığın yalnızca işverenlerden beklenmesi gerçekçi değildir.

Devletin, işletmelere yönelik destek ve teşvikleri artırması büyük önem taşımaktadır. Vergi indirimi, prim desteği ve enerji maliyetlerine yönelik düzenlemeler hem işletmeleri rahatlatacak hem de istihdamın korunmasına katkı sağlayacaktır.

Aksi hâlde yapılan her ücret artışı, üretim maliyetleri üzerinden ekonomiye olumsuz yansımaya devam edecektir.

Asgari ücret yalnızca bir rakam değil, milyonlarca insanın hayat standardını doğrudan etkileyen sosyal bir denge unsurudur. Kalıcı çözümler, kısa vadeli artışlardan değil, adil gelir dağılımı, düşük enflasyon ve sürdürülebilir ekonomik politikalarla mümkün olacaktır.