164 MİLYAR DOLARLIK REZERV, BOŞ CÜZDANLAR

Abone Ol

Temmuz haftasında toplam rezervler 1 milyar 842 milyon dolar arttı. Döviz rezervleri 63 milyar 811 milyon dolar, altın rezervleri ise 100 milyar 637 milyon dolar oldu.

Şüphesiz bu önemli bir gelişme.

Güçlü rezerv, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırır. Küresel dalgalanmalara karşı önemli bir güvenlik kalkanı oluşturur.

Ama bir soru sormamız gerekiyor:

Rezerv büyürken vatandaş neden hâlâ “Geçinemiyorum” diyor?

Çünkü ekonominin bütün hikâyesi Merkez Bankası’nın bilançosunda yazmaz.

Ekonominin gerçek bilançosu pazarda, markette, fabrikada, dükkânda ve evin mutfağında ortaya çıkar.

Bir emeklinin pazar çantasında…

Bir işçinin maaşında…

Bir esnafın siftahında…

Bir annenin mutfak hesabında…

Ve genç bir insanın geleceğe dair kurduğu hayallerde…

İşte ekonominin gerçek fotoğrafı burada görünür.

Rezerv başarıdır, ama hedef değildir

Rezerv artışı elbette önemlidir.

Fakat rezerv, ekonominin amacı değil; araçlarından biridir.

Ekonominin nihai amacı insanın hayatını güzelleştirmektir.

Bir ülkenin kasası güçlenirken vatandaşının sofrası küçülüyorsa, yalnızca rezerv rakamına bakarak ekonomik başarı ilan etmek yeterli değildir.

Güçlü ekonomi; sadece güçlü rezerv değildir.

Güçlü ekonomi, gençlerin umutla geleceğe bakabilmesidir.

İşçinin emeğinin karşılığını alabilmesidir.

Emeklinin ay sonunu düşünmeden yaşayabilmesidir.

Esnafın kepenk açarken yarını görebilmesidir.

Kısacası:

Ekonomi insan içindir.

Ekonominin kayıp halkası: Ahlak

Türkiye’nin yalnızca yeni bir ekonomik programa değil, aynı zamanda yeni bir ekonomik ahlaka ihtiyacı var.

Çünkü ekonomi sadece faizden, kurdan ve enflasyondan ibaret değildir.

Ekonominin bir de vicdanı vardır.

İslam iktisadı bize tam da bu noktada önemli bir perspektif sunuyor.

Adalet…

Emanet…

Kul hakkı…

Ölçü ve tartıda dürüstlük…

Emeğin hakkını zamanında vermek…

İsraftan kaçınmak…

Yoksulu ve ihtiyaç sahibini gözetmek…

Servetin toplum içerisinde dolaşmasını sağlamak…

Bunlar ekonomik hayatın ahlaki temelleridir.

Bu nedenle İslam iktisadını sadece “Faiz haram mı?” sorusuna indirgemek, meselenin özünü ıskalamaktır.

Asıl soru şudur:

Ekonomik düzenimiz adaleti ne kadar merkeze alıyor?

Bir tarafta servet büyürken diğer tarafta milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, sadece büyüme rakamlarına bakarak başarı ilan etmek mümkün değildir.

Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değildir.

Helal kazanç tabelada değil, ticarette görünür

Helal kazanç, dükkânın duvarına yazılan bir söz değildir.

Helal kazanç, ticaretin kendisidir.

Malın ayıbını gizlememektir.

Ölçüyü eksik tutmamaktır.

Fırsatçılık yapmamaktır.

Stokçulukla piyasayı sıkıştırmamaktır.

Çalışanın hakkını geciktirmemektir.

Müşterinin bilgisizliğinden yararlanmamaktır.

Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde sadece “Ne kadar daha kazanabilirim?” diye sormak yerine,

“Bu kazancı gerçekten hak ediyor muyum?” diyebilmektir.

Ekonomik ahlak tam burada başlar.

Ve bugün Türkiye’nin belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri budur.

Gençlik: Asıl sermayemiz

Türkiye’nin en büyük ekonomik avantajlarından biri genç nüfusudur.

Fakat gençliği sadece bir nüfus istatistiği olarak görmemeliyiz.

Çünkü gençlik, Türkiye’nin geleceğidir.

Bugün üniversiteden mezun olan genç iş arıyor.

İş bulduğunda ise başka bir hesap başlıyor:

Kira…

Ev…

Ulaşım…

Düğün…

Günlük yaşam…

Ve sonunda şu soruyu soruyor:

“Ben nasıl bir hayat kuracağım?”

Bu yalnızca bir gencin sorusu değildir.

Bu, Türkiye’nin geleceğine sorulmuş bir sorudur.

Genç iş bulmalı.

Ama bununla yetinmemeli.

Çalıştığında geleceğini planlayabilmeli.

Ev kurabilmeli.

Evlilik ve çocuk sahibi olmak ekonomik bir korkuya dönüşmemeli.

Tam da burada davetçi gençliğe büyük bir görev düşüyor.

Ümitsizliği değil umudu büyüten…

Kolay kazancı değil alın terini savunan…

Tüketim ve gösteriş yerine üretim ve paylaşmayı önemseyen…

Kul hakkını bilen…

İlimle, ahlakla ve girişimcilikle donanmış bir gençlik…

Türkiye’nin ekonomik dönüşümünün en güçlü taşıyıcısı olabilir.

Davetçi gençlik, sadece sorunları anlatan değil, çözüm üreten gençlik olmalıdır.

Ekonominin vicdanı: Emekli ve işçi

Ekonomiyi anlamak istiyorsanız sadece rezervlere bakmayın.

Bir emeklinin pazar çantasına bakın.

Bir işçinin maaşına bakın.

Bir esnafın siftahına bakın.

Bir annenin mutfak hesabına bakın.

Gerçek tabloyu orada görürsünüz.

Elbette çözüm sadece maaşları artırmak değildir.

Enflasyon kalıcı biçimde düşürülmeli, konut arzı artırılmalı, gıda maliyetleri azaltılmalı, üretim güçlendirilmeli ve verimlilik artırılmalıdır.

Çünkü maaşı artırıp fiyatları sürekli yükseltirseniz, vatandaşın cebine giren para ile cebinden çıkan para arasındaki yarış hiç bitmez.

Emeklinin nefes alabildiği, işçinin emeğinin karşılığını aldığı bir ekonomi kurmak sadece ekonomik değil, ahlaki bir sorumluluktur.

Artık ekonomiyi yalnızca üç soruya sıkıştırmayalım:

“Altın ne kadar oldu?”

“Dolar ne kadar?”

“Rezerv ne kadar?”

Bunlar elbette önemlidir.

Ama daha büyük sorular sormalıyız:

Genç neden ev kuramıyor?

Emekli neden geçim sıkıntısı çekiyor?

İşçi neden ay sonunu getiremiyor?

Esnaf neden sürekli maliyet baskısı altında?

Üretici neden finansmana ulaşmakta zorlanıyor?

Ve en önemlisi:

164 milyar dolarlık rezervi bulunan Türkiye, 85 milyon insanının geleceğe güvenini neden aynı hızla büyütemiyor?

İşte asıl ekonomi dersi burada.

Rezervi büyütmek başarıdır.

Üretimi büyütmek daha büyük başarıdır.

Refahı büyütmek daha da büyük başarıdır.

Ama bütün bunların üzerinde daha büyük bir hedef vardır:

İnsanın onuruyla yaşayabildiği adil bir ekonomi kurmak.

Gençlerin umutla yuva kurabildiği…

Emeklinin huzurla nefes alabildiği…

İşçinin emeğinin karşılığını alabildiği…

Esnafın kazancını ahlakla birleştirebildiği…

Ve insanların yarına güvenle bakabildiği bir Türkiye.

Türkiye’nin gerçek zenginliği yalnızca kasasındaki altın değildir.

Asıl rezervimiz insandır.

Ve bunun için;

İslam ile yetişmiş, ahlakla kuşanmış, ilimle donanmış ve milletinin derdiyle dertlenen davetçi gençliğe bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Çünkü geleceğin ekonomisini yalnızca ekonomistler değil, ahlaklı insanlar kuracaktır.