Türkiye genelinde milyonlarca adayın katıldığı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ile Alan Yeterlilik Testleri (AYT), 20-21 Haziran tarihlerinde gerçekleştirildi.
Milyonlarca gencin geleceğini tek bir dakikaya sıkıştıran Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ve Alan Yeterlilik Testleri (AYT), mevcut haliyle bir seçme sınavı olmaktan çıkmış, toplumsal bir infiale ve psikolojik bir kıyıma dönüşmüştür.
Öğrenciler bir yıl, hatta kimileri birkaç yıl boyunca gece gündüz demeden, sosyal hayatlarından fedakarlık ederek ders çalışmakta, aileler ise maddi ve manevi tüm imkanlarını bu uğurda seferber etmektedir.
Ancak aylarca süren bu devasa emeğin, sınav kapısındaki "1 dakikalık" gecikme gerekçesiyle hiçe sayılması, kabul edilebilir bir bürokratik kural değil, açık bir vicdan tutulmasıdır.
Sınav tarihi ve saati aylar öncesinden ilan edilmekte, gençlerimiz de bu takvime göre hayatlarını planlamaktalar. Ne var ki, insan hayatının olağan akışı içinde öngörülemeyen trafik kazaları, ulaşım çilesi, toplu taşıma arızaları, okul isim benzerliğinden dolayı yanlış okula gitme, hastalanma veya beklenmedik aksilikler her an yaşanabilir.
Hasbelkader bu tür sorunlarla karşılaşan ve sınav salonuna sadece 1-2 dakika geç kalan bir öğrencinin kapıların yüzüne kapatılması, o gencin sadece o yılki emeğini çalmakla kalmıyor onu ailesi, çevresi ve kendi iç dünyasında ömür boyu unutamayacağı ağır bir psikolojik travmanın kucağına itiyor.
Maalesef bu vicdan yaralayan sahneler, her yıl onlarca şehirde ve okulda sistematik bir şekilde tekrarlanmaktadır. Bürokrasinin katı kuralları, insan hayatının ve emeğinin önüne geçmemelidir.
Milyonların katıldığı bir sınavda disiplini sağlamak adına kurallar koymak elbette olmalıdır ve gereklidir. Ancak bu kuralların mutlak bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürülmesi adaletsizliktir.
Oysa dünya genelindeki gelişmiş eğitim sistemleri incelendiğinde, bu konudaki esneklik ve insan odaklı yaklaşım Türkiye 'deki katılıkla tam bir tezat oluşturmaktadır.
Bu durumun önüne geçmek için şu adımlar atılamaz mı?
Geç kalan adaylar, sınavı daha geç başlayacak olan salonlara alınarak sınava dahil edilebilir. Bu durumda adaya ek süre verilmez, öğrenci kendi rızasıyla kaybettiği süreyi kabul etmiş sayılır. Kurallar cezalandırmak için değil, öğrencileri sürece dahil etmek ve mağduriyeti önlemek için esnetilmelidir.
Ne sınavın güvenliği ve disiplini ne de kurumsal ciddiyet öğrencileri kapıda ağlatmayı gerektirmemeli. Sadece birkaç dakikalık gecikme yüzünden gençleri kapıda feryat ettirmek ve onları hayattan koparma noktasına getirmek kabul görülecek bir uygulama olmamalıdır.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bu katı kuralcılıktan derhal vazgeçmeli, uluslararası örneklerde olduğu gibi "Sınav güvenliğini tehlikeye atmayacak esnek ve insani çözüm yolları üretmelidir. Ek süre verilmeden salona kabul edilme veya ayrı bir yedek sınıfta sınava alınma gibi basit formüller bu travmayı bitirmeye fazlasıyla yeterlidir."
Hiçbir kurumsal disiplin, bir gencin geleceğini karartmanın ve hayallerini bir dakikada çöpe atmanın gerekçesi olmamalı. Aylarca, yıllarca büyük fedakarlıklarla bu sınava hazırlanan çocukları, sistemin hantal ve acımasız çarkları arasında ezmeye kimsenin hakkı olmamalı.
"Devletin kurumları, vatandaşını cezalandırmak için değil, ona imkan tanımak için vardır."
Geleceğimiz olan çocukları kapılarda ağlatmayı, onları psikolojik travmalara mahkum etmeyi bırakalım, bu katı ve vicdansız uygulamaları yumuşatacak çözümler bulalım.
(ÖSYM) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi ile (YÖK) Yükseköğretim Kurulu 'nun, sınav güvenliğini koruyarak, öğrencilerin mağduriyetini azaltacak yeni düzenlemeleri gündemine alması büyük önem taşımaktadır.