<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Haber | Diyarbakır Haber | Diyarbakır Haberleri | Güncel | Siyasi | Ekonomi</title>
    <link>https://www.amedhaber.net</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik-yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 29 Jun 2026 05:01:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik-yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Omuz ağrılarında nokta atışı tedavi]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/omuz-agrilarinda-nokta-atisi-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/omuz-agrilarinda-nokta-atisi-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, omuz ağrısının tek bir hastalık olmadığını, bu nedenle tedavinin de ağrının nedenine ve hastanın özelliklerine göre planlanması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Omuz ağrısı, günlük yaşamı olumsuz etkileyen ve en sık görülen kas-iskelet sistemi sorunları arasında yer alıyor. Uzmanlar, son yıllarda yaygınlaşan ultrason rehberliğinde girişimsel tedavilerin, ağrının kaynağına doğrudan ulaşılmasını sağlayarak daha hassas ve güvenli uygulamalara imkan tanıdığını belirtiyor.</p>

<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, omuz ağrısının tek bir hastalık olmadığını, bu nedenle tedavinin de ağrının nedenine ve hastanın özelliklerine göre planlanması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Koca, 'Omuz ağrısı, tendonlardan, Bursa'dan, eklemden veya çevre yumuşak dokulardan kaynaklanabilir. Ultrason rehberliğinde yapılan girişimsel uygulamalarda iğnenin ilerleyişini işlem boyunca anlık olarak izleyebiliyor, tedaviyi doğrudan hedef dokuya uygulayabiliyoruz. Bu yaklaşım, işlemin doğruluğunu artırırken çevre anatomik yapıların korunmasına da katkı sağlıyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Nokta atışı tedavi hangi hastalıklarda uygulanıyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Koca, ultrason eşliğinde gerçekleştirilen hedef odaklı girişimsel tedavilerin özellikle şu durumlarda kullanılabildiğini belirtti: Koca, 'Omuz sıkışma sendromu (impingement), Rotator manşet tendon hastalıkları, Bursit, Kalsifik tendinit, Biseps tendiniti, Uygun hastalarda donuk omuz (adheziv kapsülit)' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Anatomik yapılar görüntüleniyor, güvenlik artıyor</strong></p>

<p>Ultrason teknolojisinin işlem sırasında damar, sinir ve diğer anatomik yapıların görüntülenmesine imkan sağladığını ifade eden Prof. Dr. Koca, bu sayede hedef bölgeye daha kontrollü şekilde ulaşılabildiğini söyledi. Prof. Dr. Koca, 'Her omuz ağrısına aynı tedavi uygulanmaz. Öncelikle ağrının kaynağı doğru belirlenmeli, ardından hastaya özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Girişimsel tedaviler; egzersiz, rehabilitasyon ve diğer fizik tedavi uygulamalarıyla birlikte planlandığında daha başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'Bu belirtiler varsa gecikmeyin'</strong></p>

<p>Prof. Dr. Koca, özellikle gece uykudan uyandıran, kol hareketlerini belirgin şekilde kısıtlayan veya haftalarca devam eden omuz ağrılarında vakit kaybetmeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanına başvurulmasının önem taşıdığını belirterek, erken tanı ve uygun tedavinin kronikleşme riskini azaltabileceğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/omuz-agrilarinda-nokta-atisi-tedavi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/agency/iha/omuz-agrilarinda-nokta-atisi-tedavi.jpg" type="image/jpeg" length="73613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zihni açık, kasları tutsak eden hastalık: ALS hastalığı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/zihni-acik-kaslari-tutsak-eden-hastalik-als</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/zihni-acik-kaslari-tutsak-eden-hastalik-als" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya ALS Günü kapsamında uzmanlar, sinir sistemini etkileyen ve ilerleyici kas güçsüzlüğüne yol açan ALS hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Erken tanının ve hasta yakınlarının desteğinin büyük önem taşıdığı vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>21 Haziran Dünya ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz) Günü dolayısıyla uzmanlar, hastalıkla ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Beyin ve omurilikteki hareket sinir hücrelerini etkileyen ALS'nin zamanla kaslarda güç kaybına neden olduğunu belirten uzmanlar, hastalığın ilerleyici bir seyir izlediğini ifade etti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Uzm. Cumali Çetiner, ALS hastalığının beynin kaslara hareket komutlarını taşıyan sinir hücrelerinin zamanla kaybıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu söyledi.</p>

<p>Çetiner, "Hastalarda kol ve bacaklarda güçsüzlük, kas erimesi, kaslarda seyirme, konuşma ve yutma güçlüğüyle ilerleyen, ilerleyen dönemlerde ise solunum problemleri oluşturan bir hastalık. Dünyada milyonlarca insan ALS ile yaşam mücadelesi vermekte. Hastalık hareket kabiliyetini kademeli olarak kısıtlasa da birçok hastada düşünme, hissetme ve sevdikleriyle bağ kurma yeteneği uzun süre korunuyor. Bu nedenle ALS yalnızca hastayı değil, ailesini ve tüm toplumu ilgilendiren bir sağlık sorunu. Günümüzde ALS'nin kesin bir tedavisi ne yazık ki bulunmamakla beraber, erken tanı, düzenli takip, multidisipliner bakım ve bilimsel araştırmalar sayesinde hastaların yaşam kalitesini artırmak mümkün. ALS konusunda farkındalık oluşturmak, hastaların yalnız olmadıklarını hissettirmek ve bilimsel çalışmalara destek vermek hepimizin sorumluluğundadır. Unutmayalım; farkındalık, anlayış ve dayanışma ALS ile mücadelenin en güçlü araçlarıdır." dedi.</p>

<p><strong>60 yaş üzerinde risk artıyor</strong></p>

<p>Erkeklerde biraz daha sık görülmekle beraber, daha çok yaşlı hastalarda, 60 yaş üzerinde riskin attığını vurgulayan Çetiner, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>''Ancak 'Şu popülasyonda daha fazladır' dediğimiz belirli bir hasta grubu yok. Ama 60 yaş üzerindeki hastalarda, özellikle kas erimesi ve güçsüzlükle başlayan şikayetlerde mutlaka nörolojik muayene ile birlikte değerlendirip hastaya ona göre bir yol haritası çizmekte fayda var. ALS hastalığı daha çok kas güçsüzlüğü, kaslarda erime ve seyirme gibi bulgular veriyor. İlerleyen dönemlerde hastalarda solunum problemleri, konuşma güçlükleri ve yutma güçlükleri olabiliyor. Bunun için bu hastalara daha dikkatli davranmamız gerekiyor. Tıp etiği dediğimiz kavramda özellikle bazı tedaviler hastaya bırakılıyor. Hastanın kişisel tedavisi önemli. Zaten yasal olarak da kendi kararını verme yetisi bulunmakta. Ama biz olabildiğince hastaları ikna edip, özellikle solunum, yeme ve içme gibi sorunlara daha multidisipliner yaklaşarak onları biraz daha ikna edici olmaya çalışıyoruz.''</p>

<p>Hastalara ve ailelere öneri ve tavsiyelerde bulunan Çetiner, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>''En önemli önerim şu hastalara ve ailelerine, bu hastalarımız her şeyin farkında, her şeyi biliyorlar. Evet, kas kaybı var ama hastanın beyinsel fonksiyonları çok uzun süre korunuyor. Her şeyi hissediyorlar. Bunlara muhakkak empati kurarak onların yanında olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Hastalarda moral ve motivasyonun yüksek tutulması gerektiğini düşünüyorum. Ben tedavinin geleceğine dair umutluyum. Bunun için hastaları yakın takip edip kontrollerle tekrar değerlendirmek gerekiyor."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/zihni-acik-kaslari-tutsak-eden-hastalik-als</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/agency/iha/zihni-acik-kaslari-tutsak-eden-hastalik-als.jpg" type="image/jpeg" length="34587"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Kahraman: Obezite bir sağlık sorunundan öte pandemi haline geldi]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/diyetisyen-kahraman-obezite-bir-saglik-sorunundan-ote-pandemi-haline-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/diyetisyen-kahraman-obezite-bir-saglik-sorunundan-ote-pandemi-haline-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezitenin artık bireysel bir problemden çok toplumsal, hatta küresel bir sorun haline geldiğini söyleyen Dr. Diyetisyen Sevde Karaman, obezitenin bir sağlık sorunundan öte pandemi olarak nitelendirilmeye başlandığını, Avrupa'nın en şişman ülkesinin de maalesef Türkiye olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Obezite, boy ve kiloya dayalı vücut kitle indeksinin 30 veya daha yüksek değere sahip olduğu sağlık açısından da risk oluşturan vücutta yoğun yağ birikimidir.</span></span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/QpVq10HVIS0" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/QpVq10HVIS0"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/QpVq10HVIS0?wmode=transparent&amp;jqoemcache=OZViS" title="https://youtu.be/QpVq10HVIS0" width="425"></iframe></div>

<p><span><span><span>Kalp hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, karaciğer hastalığı, uyku apnesi gibi hastalıklara da etki eden obezite; kimi durumlarda ilaç ve cerrahi müdahale gerektirse de büyük ölçüde fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve davranış değişiklikleri ile tedavi edilebilir bir hastalıktır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/d035c4cf-4f08-4385-ac65-f6cf3a486427.jpg" width="1366" /></span></span></span></p>

<p><strong><em><span><span><span>Dr. Diyetisyen Sevde Kahraman</span></span></span></em></strong></p>

<p><span><span><span>Küresel bir sorun olan obezitenin sebepleri ve alınması gereken önlemlere ilişkin İLKHA muhabirine konuşan Dr. Diyetisyen Sevde Kahraman, "Obezite aslında artık bireysel bir problemden çok toplumsal ve dünya genelinde küresel bir problem haline geldi. Hatta biz bunu artık bir sağlık sorunundan öte bir pandemi olarak adlandırıyoruz. Özellikle Türkiye Avrupa'nın en şişman ülkesi olarak ne yazık ki bayrağı önde çekiyor. Yalnış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, uyku düzeni bozuklukları ve aslında da birçok doğru bilinen yanlışlar obeziteye sebep oluyor. Aslında bizi temel olarak yanlış beslenme alışkanlıklarına sürükleyen şey ev beslenmesinin azalıp dışarı beslenmesinin artması oldu. Geleneksel yiyeceklerin yerini ne yazık ki çok yüksek enerji içerikli, çok yüksek şeker içerikli, çok yüksek tuz ve baharat içerikli ve aynı zamanda telefon dakikada söyleyebileceğimiz yüksek enerjili yiyecekler almış durumda. Biz buna Batı tarzı diyet diyoruz. En azaltmamız gereken diyet bu ama ne yazık ki günümüzde yaygınlaşıyor. Bunun yanında büyüyen porsiyonlar da obeziteye sebep oluyor. Artık gözümüz doymuyor. Bunları yönetmek aslında bizim yanlış beslenme alışkanlıklarımızı tetikliyor." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Hiç kimse ne yediğinin, ne kadar şeker tükettiğinin farkında değil"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Öğün düzensizliklerinin de obeziteye yol açtığını kaydeden Kahraman, "Birçok birey günü yanlış başlatıyor ve yanlış sonlandırıyor. Kahvaltı yapmayarak güne başlıyor, işe güce koşturuyoruz. Sonra kan şekeri çok dengesiz gidiyor. Sürekli atıştırıyoruz. Ne yediğimizin farkında bile olmadan çok yüksek enerji alarak günü sürdürüyoruz ve sonrasında akşamleyin de oluyor doymuyoruz. Gün başında en hareketli saatlerde açlık yapıyoruz. Gün sonunda en hareketsiz saatlerde tokluk yapıyoruz. Çayın yanında atıştırıyor, öğün porsiyonlarımız büyüyor ve tabii ki bu obeziteyi tetikliyor. Bir diğer nokta kontrolsüz şeker tüketimi… Hiç kimse ne yediğinin, ne kadar şeker tükettiğinin farkında değil. Uyku bozuklukları da bir başka sebep… Çok yüksek uyaranımız var. Telefonu da çok vakit geçiriyoruz ve bu da uykuyu bozuyor. Yeterli uyuyamadığımızda sentezlediğimiz melatonin hormonu düşerken kortizol hormonu dediğimiz stres hormonumuz yüksek gidiyor. Bu da çok daha yoğun bir şekilde enerji açığı yaratıyor ve bizi daha çok yemeye itiyor." diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Kilo almanın temel nedeni, alınan enerjinin harcanamamasıdır"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aktivite yetersizliği, hareketsiz yaşamın da obezitenin nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan Kahraman, "Bizler daha fazla masa başında daha az kırlarda daha çok kentlerde yaşayan topluluk haline geldik. Bu da obezitenin temel sebeplerinden biri haline geldi. Bir başka neden fiziksel aktivitenin az olmasıdır. Fiziksel aktivite, bizi obeziteden koruyan temel etkenlerden biridir. Kilo almanın temel nedeni, alınan enerjinin harcanamamasıdır. Aldığımız enerji harcadınız enerjiden fazla ise kilo alınır. Dolayısıyla aldığınız enerji evet yüksek olabilir ama harcarsak kilo almayız. İnsanoğlunun uzun kasları var ve bu kaslar, 'yiyelim, hareket edelim' üzerine kuruludur. Ancak günümüzde yeriz ve otururuz, otururuz tekrar yeriz. Bu da tabii ki kilo alımını tetikleyicisidir. Hatta günümüzdeki sporlara baktığımızda daha çok kasların esnetilmesi, uzatılması adına plates yapılır. Yani durum o kadar kötü ki; gündelik hayattaki masa başı ve telefonun, temel olarak teknolojinin ele geçirdiği bir toplumda kısalan kaslarımızı yeniden esnetmek, uzatmak için spora ihtiyaç duyuluyor." şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Obeziteden korunmak için neler yapılmalı?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Obeziteden korunmak adına alışkanlıkların tersine çevrilmesi gerektiğini vurgulayan Kahraman, son olarak şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>"Bir kere beslenme alışkanlıklarımızı düzenleyeceğiz. Gündelik hayattaki temel enerjiyi sebzeden, meyveden ve tam tahıllardan almak durumundayız. Sebze bizi temel olarak doyurduğunda, gün içerisinde tükettiğimiz her şeyi daha kontrollü tüketiriz. Güne iyi bir kahvaltıyla, protein içeriği iyi olan bir kahvaltı ile başlamalıyız. Örneğin yumurta veya peynirle bir kahvaltı yapıldığında herkes fark edecek ki daha zinde, daha enerjik olunuyor. Gün içerisindeki o atıştırma ihtiyacı azalacaktır. Bir diğer nokta hareket etmektir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisi olan günlük on bin adım atılmalı. Lütfen! Telefonlarınızı bu yönde kullanalım ve hareket etmeye ağırlık verelim. Günlük en az on bin adım attığımızda sağlığımız daha yerinde olacak. 5 gün 30 dakika kadar yürüyüş öneriyoruz. Yani haftada en az 150 orta seviyede bir tempoda yürüyüşü mutlaka tavsiye ediyoruz. Bunun dışında tabii bugünü değil ama 20 yılı kurtaracak bir önerimiz daha var. Çocuklarımızın beslenmesini düzenlememiz lazım. Çocuklarımızı düzenlersek aslında toplumumuzu düzenleriz. Temel noktada okul beslenmesi, anne-baba olarak çocuklara iyi rol model olabilmek çok büyük sorumluluk… Toplumsal olarak da obeziteden korunmaya yönelik daha az gıda sektörünün ele geçirdiği reklam sistemi, daha fazla Sağlık Bakanlığının yer verdiği reklamlar ekranlarda yer almalıdır. Çünkü medya bu işte çok etkili… Şu an bu haberi yapıyoruz ve bunu okuyanlar çok daha bilinçli olacaklar. Dolayısıyla medyada biraz daha sağlık verilerinin yüksek olması toplum açısından çok önemlidir. Çünkü ne yazık ki Avrupa'nın en obez ülkesiyiz. Yapılması gereken bir başka eylem de masalardan tuzlukların kaldırılmasıdır. Bu çok önemli bir şey… Çünkü lezzet arttıkça tüketim de artıyor. Onun dışında parklarda, bahçelerde fiziksel aktivite ücretsiz yapabilecek aletlerin olması, fiziksel aktiviteyi arttıracak şekilde bir düzeneğin olması çok kıymetli. Halkımızın da bunun farkında olup küçük ödüllendirmelerle o aletleri belli bir saat kullananlara muhtarlıklarda ödüller verilebilir. Bu da obeziteyi önlemede önemli bir koruyucu önlem olacaktır."</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/diyetisyen-kahraman-obezite-bir-saglik-sorunundan-ote-pandemi-haline-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/diyetisyen-kahraman-obezite-bir-saglik-sorunundan-ote-pandemi-haline-geldi.jpg" type="image/jpeg" length="90516"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinüzit nedir? Belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sinuzit-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sinuzit-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sinüzit, burun çevresinde bulunan sinüs adı verilen hava boşluklarını kaplayan dokuların iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, koyu renkli burun akıntısı, yüzde dolgunluk hissi ve koku alma bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterir.</p>

<p><strong>Sinüsler ne işe yarar?</strong></p>

<p>Sinüsler, yüz kemiklerinin içinde bulunan hava dolu boşluklardır. İnsanlarda beş çift sinüs bulunur:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yanak sinüsleri (maksiller sinüsler)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Alın sinüsleri (frontal sinüsler)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gözler arasındaki sinüsler (etmoid sinüsler)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Geniz bölgesindeki sinüsler (sfenoid sinüsler)</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu boşluklar mukus üretir ve solunan havanın temizlenmesine yardımcı olur.</p>

<p><strong>Sinüzit nasıl oluşur?</strong></p>

<p>Sinüslerin ürettiği mukus normal şartlarda buruna boşalır. Ancak bazı durumlarda bu sistem bozulur ve mukus sinüslerde birikmeye başlar. Biriken mukus içerisinde bakteriler çoğalarak enfeksiyona neden olabilir.</p>

<p>Sinüzite yol açan temel nedenler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sinüs kanallarının tıkanması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mukusun taşınmasını sağlayan sistemin bozulması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mukusun kıvamının değişmesi</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Sinüzit belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Sinüzitin en sık görülen belirtileri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Burun tıkanıklığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sarı veya yeşil renkli koyu burun akıntısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Geniz akıntısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüzde basınç ve dolgunluk hissi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Koku alma duyusunda azalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağız kokusu</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uzun süren öksürük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Horlama</p>
 </li>
 <li>
 <p>Boğaz yanması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uzun süre geçmeyen baş ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik ve yorgunluk</p>
 </li>
</ul>

<p>Toplumda yaygın olarak düşünüldüğünün aksine, sinüzitte baş ağrısı her zaman görülmeyebilir.</p>

<p><strong>Sinüzit neden olur?</strong></p>

<p>Sinüzitin en yaygın nedenleri şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Üst solunum yolu enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Alerjik hastalıklar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burun kemiği eğriliği (septum deviasyonu)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burun polipleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burun eti büyümesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Geniz eti büyümesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Basınç değişiklikleri (uçak yolculuğu, dalış ve yüzme gibi)</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Sinüzit baş ağrısı nasıl olur?</strong></p>

<p>Sinüslerde oluşan basınç artışı veya hava dolaşımının bozulması ağrıya neden olabilir. Ağrı;</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yanaklardan dişlere doğru yayılabilir,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Alın bölgesinde hissedilebilir,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şakaklara vurabilir,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ense ve başın arka kısmında görülebilir.</p>
 </li>
</ul>

<p>Özellikle sinüs ağızlarının tıkanması sonucu oluşan basınç değişiklikleri şiddetli baş ağrılarına yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>Sinüzit tedavisi nasıl yapılır?</strong></p>

<p>Sinüzit tanısı genellikle kulak burun boğaz muayenesi, endoskopik inceleme ve görüntüleme yöntemleriyle konulur.</p>

<p>Tedavi yöntemleri hastalığın süresine göre değişir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Akut sinüzit:</strong> Genellikle ilaç tedavisiyle düzelir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Subakut sinüzit:</strong> Akut ve kronik dönem arasındaki geçiş evresidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kronik sinüzit:</strong> Üç aydan uzun sürer ve daha kapsamlı tedavi gerektirebilir.</p>
 </li>
</ul>

<p>Kronik vakalarda:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Antibiyotik tedavisi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burun spreyleri,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Endoskopik sinüs cerrahisi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Balon sinoplasti yöntemi</p>
 </li>
</ul>

<p>uygulanabilmektedir.</p>

<p><strong>Tedavi edilmezse ne olur?</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen sinüzit bazı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kronik farenjit</p>
 </li>
 <li>
 <p>Reflü ve mide problemleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Göz çevresi enfeksiyonları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Menenjit</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin apsesi</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu nedenle uzun süren belirtilerde mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurulması önerilir.</p>

<p><strong>Sinüzitten korunmak için neler yapılmalı?</strong></p>

<p>Uzmanlar sinüzitten korunmak için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Grip ve nezle gibi enfeksiyonları ihmal etmemek,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burnun açık kalmasını sağlamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Islak saçla dışarı çıkmamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Rüzgara doğrudan maruz kalmamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Alerji tedavisini aksatmamak,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Burun eğriliği ve burun eti büyümesi gibi sorunları tedavi ettirmek.</p>
 </li>
</ul>

<p>Sinüzit, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen ancak erken teşhis ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen yaygın bir hastalık olarak öne çıkıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Karaman</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sinuzit-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sinuzit-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.jpg" type="image/jpeg" length="27729"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda kusma ve ishal vakaları arttı: Uzmanlardan uyarı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-kusma-ve-ishal-vakalari-artti-uzmanlardan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-kusma-ve-ishal-vakalari-artti-uzmanlardan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde çocuklarda görülen kusma ve ishal vakalarında artış yaşanması üzerine uzmanlar aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle sıvı kaybının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtilirken, hijyen ve beslenme konusunda hassasiyet çağrısı yapıldı.</p>

<p><strong>Hastanelerde başvuru artışı</strong></p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kılıç, son dönemlerde çocuklarda kusma ve ishal şikâyetleriyle hastanelere başvurularda artış olduğunu söyledi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte viral enfeksiyonlar ve gıda kaynaklı rahatsızlıkların daha sık görülebildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sıvı kaybı riski</strong></p>

<p>Kılıç, kusma ve ishalin çocuklarda kısa sürede ciddi sıvı kaybına yol açabileceğine dikkat çekti. Yüksek ateş, ağız kuruluğu, halsizlik, gözlerde çökme ve idrar miktarında azalma gibi belirtilerin önemli uyarı işaretleri olduğunu belirterek, bu durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Hijyen ve beslenme uyarısı</strong></p>

<p>Uzman Dr. Kılıç, çocukların temiz su tüketimine dikkat edilmesi, el hijyeninin ihmal edilmemesi ve açıkta satılan gıdalardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Ayrıca ailelere bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınmaları çağrısında bulunan Kılıç, erken müdahalenin olası komplikasyonları önlemede önemli rol oynadığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-kusma-ve-ishal-vakalari-artti-uzmanlardan-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/cocuklarda-kusma-ve-ishal-vakalari-artti-uzmanlardan-uyari.jpg" type="image/jpeg" length="96110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahvaltı yapmamak sanılandan daha büyük risk]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/kahvalti-yapmamak-sanilandan-daha-buyuk-risk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/kahvalti-yapmamak-sanilandan-daha-buyuk-risk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güne kahvaltı yapmadan başlamak birçok kişi için alışkanlık haline gelmiş olsa da bilimsel araştırmalar, sabah öğününün fiziksel ve zihinsel performans üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle çocuklar ve gençler için düzenli ve dengeli kahvaltının enerji seviyeleri, dikkat süresi ve öğrenme kapasitesi açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p><strong>Kahvaltı günün en önemli öğünlerinden biri</strong></p>

<p>Beslenme uzmanlarına göre gece boyunca süren açlığın ardından vücudun enerji ihtiyacının karşılanması ve metabolizmanın sağlıklı çalışabilmesi için kahvaltı kritik bir rol üstleniyor. Yapılan araştırmalar, dengeli bir kahvaltının kan şekeri seviyelerinin daha istikrarlı seyretmesine yardımcı olduğunu, gün içerisinde aşırı açlık hissini azalttığını ve enerji düzeyinin korunmasını desteklediğini gösteriyor.</p>

<p>Özellikle tam tahıllar, protein kaynakları ve sağlıklı yağlardan oluşan kahvaltıların gün boyu daha dengeli enerji sağladığı ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Kahvaltıyı atlamak dikkat ve konsantrasyonu etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Uzmanlar, düzenli olarak kahvaltı yapmayan bireylerde dikkat dağınıklığı, konsantrasyon eksikliği ve yorgunluk hissinin daha sık görülebildiğine dikkat çekiyor. Son yıllarda gerçekleştirilen araştırmalar, kahvaltı alışkanlığının yalnızca fiziksel sağlıkla değil, ruh hali ve yaşam memnuniyetiyle de bağlantılı olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Özellikle gençler üzerinde yapılan çalışmalarda, düzenli kahvaltı yapan bireylerin yaşam doyumu ve günlük performanslarının daha yüksek olduğu belirlendi.</p>

<p><strong>Çocuklar ve gençlerde etkisi daha belirgin</strong></p>

<p>Bilim insanlarının üzerinde en çok durduğu konuların başında kahvaltının çocuklar ve ergenler üzerindeki etkileri geliyor. Yapılan araştırmalarda, düzenli ve kaliteli kahvaltı yapan öğrencilerin dikkat, hafıza ve problem çözme becerilerinde daha başarılı sonuçlar elde ettiği tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca geniş katılımlı uluslararası çalışmalarda, düzenli kahvaltı tüketen çocuk ve gençlerin yaşam memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmacılar, kahvaltının psikolojik iyilik hali üzerinde de olumlu etkileri bulunduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Sağlıklı bir kahvaltı nasıl olmalı?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre dengeli bir kahvaltının temelinde kompleks karbonhidratlar, kaliteli protein kaynakları ve sağlıklı yağlar yer almalı. Tam tahıllı ekmek, yulaf, yumurta, süt ürünleri, peynir, zeytin, ceviz, badem ve mevsim meyveleri kahvaltıda tercih edilebilecek besinler arasında bulunuyor.</p>

<p>Protein ve lif açısından zengin kahvaltıların daha uzun süre tokluk sağladığı, kan şekerindeki ani dalgalanmaları azaltarak gün boyunca daha dengeli enerji sunduğu belirtiliyor.</p>

<p><strong>Uzmanlardan önemli tavsiye</strong></p>

<p>Uzmanlar, yalnızca kahvaltı yapmanın değil, tüketilen besinlerin içeriğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Şeker oranı yüksek ve aşırı işlenmiş ürünler yerine protein, lif ve sağlıklı yağlardan oluşan dengeli bir kahvaltının tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Bilimsel veriler, düzenli kahvaltı alışkanlığının fiziksel sağlık, zihinsel performans ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu ortaya koyarken, uzmanlar güne sağlıklı bir kahvaltıyla başlamanın uzun vadede daha sağlıklı bir yaşam için atılabilecek en etkili adımlardan biri olduğunu vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/kahvalti-yapmamak-sanilandan-daha-buyuk-risk</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/kahvalti-yapmamak-sanilandan-daha-buyuk-risk.jpg" type="image/jpeg" length="21783"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebola nedir? Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ebola-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ebola-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ebola, Ebola virüsünün neden olduğu, yüksek ateş, ciddi kanamalar ve organ yetmezliği ile seyredebilen, ölümcül olabilen bir viral enfeksiyondur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastalık ilk olarak 1970'li yıllarda Orta Afrika'da görülen salgınlarla dünya gündemine gelmiştir.</p>

<p><strong>Ebola nasıl bulaşır?</strong></p>

<p>Ebola virüsü insanlara enfekte hayvanların kanı veya vücut sıvılarıyla temas sonucu bulaşabilir. Ayrıca enfekte kişilerin;</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kanı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kusmuğu</p>
 </li>
 <li>
 <p>İdrarı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dışkısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tükürüğü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gözyaşı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Anne sütü</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi vücut sıvılarıyla doğrudan temas edilmesi halinde insandan insana da geçebilir.</p>

<p>Bilim insanları, meyve yarasalarının virüsün doğal taşıyıcısı olabileceğini düşünmektedir. Ebola'nın sivrisinek ısırıklarıyla bulaştığına dair ise kanıt bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Virüs vücuda girdikten sonra belirtiler genellikle 2 ila 21 gün arasında ortaya çıkar.</p>

<p><strong>İlk belirtiler</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Yüksek ateş</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şiddetli baş ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas ve eklem ağrıları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Halsizlik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Boğaz ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gözlerde kızarıklık</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>İleri evre belirtiler</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Bulantı ve kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>İshal</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cilt döküntüleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Karaciğer ve böbrek fonksiyon bozuklukları</p>
 </li>
 <li>
 <p>İç ve dış kanamalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Organ yetmezlikleri</p>
 </li>
</ul>

<p>Ağır vakalarda şok tablosu gelişebilir ve ölüm riski oldukça yüksektir.</p>

<p><strong>Tanı nasıl konulur?</strong></p>

<p>Ebola'nın erken dönemde;</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sıtma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dang humması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sarı humma</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi hastalıklarla karışabilmesi nedeniyle tanı koymak zor olabilir.</p>

<p>Kesin tanı için hastadan alınan kan ve diğer örnekler, yüksek güvenlikli özel laboratuvarlarda incelenir. Şüpheli hastalar bulaşın önlenmesi amacıyla izolasyona alınır.</p>

<p><strong>Tedavisi var mı?</strong></p>

<p>Ebola için geçmişte tedavi seçenekleri çok sınırlıydı. Günümüzde bazı aşılar ve belirli Ebola türlerine karşı geliştirilen antikor temelli tedaviler kullanılabilse de hastalık hâlâ ciddi ve yüksek riskli enfeksiyonlar arasında kabul edilmektedir. Tedavide temel amaç hastanın yaşam fonksiyonlarını desteklemektir.</p>

<p><strong>Uygulanan destek tedavileri</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Yoğun bakım takibi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sıvı ve elektrolit desteği</p>
 </li>
 <li>
 <p>Oksijen desteği</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kanama kontrolü</p>
 </li>
 <li>
 <p>Organ yetmezliği gelişen hastalarda gerekli destek tedavileri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrek yetmezliğinde diyaliz</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Korunma yolları</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Enfekte kişilerle doğrudan temastan kaçınmak</p>
 </li>
 <li>
 <p>Koruyucu ekipman kullanmak</p>
 </li>
 <li>
 <p>Enfekte hayvanlarla temas etmemek</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şüpheli vakaları hızla izole etmek</p>
 </li>
 <li>
 <p>Salgın bölgelerinde sağlık otoritelerinin uyarılarına uymak</p>
 </li>
</ul>

<p>Ebola, erken tanı ve sıkı enfeksiyon kontrol önlemleri gerektiren, yüksek ölüm oranına sahip ciddi bir viral hastalıktır. Ancak günümüzde salgınlara karşı gözetim, aşı uygulamaları ve destekleyici tedaviler sayesinde mücadele olanakları geçmişe göre daha gelişmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Karaman</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ebola-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 18:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/ebola-nedir-belirtileri-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir.JPG" type="image/jpeg" length="62995"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ uyardı: Tütün her yıl 7 milyondan fazla can alıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/dso-uyardi-tutun-her-yil-7-milyondan-fazla-can-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/dso-uyardi-tutun-her-yil-7-milyondan-fazla-can-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, tütün kullanımının her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), “31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü” dolayısıyla yayımladığı yeni raporda tütün kullanımının küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini bildirdi.</p>

<p>Raporda, dünya genelinde 13-15 yaş grubundaki en az 40 milyon çocuğun tütün ürünü kullandığı belirtilirken, elektronik sigara ve nikotin poşeti kullanımının özellikle gençler arasında hızla yaygınlaştığı ifade edildi.</p>

<p>DSÖ, hükümetlere yeni nesli tütün ve nikotin bağımlılığından korumak için daha güçlü önlemler alınması çağrısında bulundu.</p>

<p>Raporda, tütün ve nikotin şirketlerinin ürünlerini özellikle gençler için daha çekici ve bağımlılık yapıcı hale getirmek amacıyla tasarladığı vurgulandı. Nikotinin, gelişim çağındaki çocuklar ve gençler üzerinde ciddi bağımlılık riski oluşturduğu kaydedildi.</p>

<p>DSÖ ayrıca aromalı ürünlerin yasaklanması, reklam ve sponsorluk faaliyetlerinin engellenmesi, kapalı alanların tamamen dumansız hale getirilmesi ve denetimlerin artırılması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Piyasada en hızlı büyüyen nikotin ürünlerinden biri olarak gösterilen nikotin poşetlerine de dikkat çekilen raporda, sosyal medya fenomenleri aracılığıyla yoğun tanıtım kampanyaları yürütüldüğü ifade edildi.</p>

<p>Rapora göre dünya genelinde yaklaşık 160 ülkede nikotin poşetlerine yönelik özel bir yasal düzenleme bulunmuyor. Bu durumun milyonlarca insanı korumasız bıraktığı belirtildi.</p>

<p>DSÖ verilerine göre tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor. Tütünün; kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları ve 20’den fazla kanser türüyle doğrudan bağlantılı olduğu bildirildi.</p>

<p>Raporda ayrıca dünya genelinde 1 milyardan fazla kişinin tütün, elektronik sigara veya nikotin poşeti kullandığı belirtilerek, bağımlılıkla mücadele çağrısı yapıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/dso-uyardi-tutun-her-yil-7-milyondan-fazla-can-aliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 23:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/02/uzmanlar-uyardi-az-sigara-icmek-de-guvenli-degil.png" type="image/jpeg" length="72040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan kurban kesimi ve eti saklama tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile Kalite Baş Denetçisi Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, Kurban Bayramı öncesinde özellikle acemi kasapların neden olduğu yaralanmalara ilişkin uyarılarda bulundu hem kesim güvenliği hem de kurban etinin doğru saklanması konusunda hayati öneriler paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’nda kesim yapan acemi kasapların kesici aletler ya da hayvan darbeleriyle yaralandığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işin uzmanı olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltır." dedi.</p>

<p>Kurban etinin saklanmasında plastik kapların kullanılmaması ve kurban etinin sıcakken poşetlere konulmaması gerektiğini özellikle vurgulayan Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise "Kurban etleri en az 2 saat kadar soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşınmalı. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanılmalı. Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha da uygun olur." şeklinde bilgi verdi.</p>

<p>İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 2022 yılında İstanbul hariç 5 bin 102 kişinin kurban kesimi sırasında, kesici aletler ya da hayvan darbeleriyle yaralandığını hatırlattı.</p>

<p>Kurban kesimi öncesinde mutlaka kesim yerlerinin belirlenmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Kesim yapılacak yerler önceden planlanmalı, belirlenmeli, standartları kontrol edilmeli ve yetkilendirilmeli. İl, ilçe ve diğer yerleşim birimlerinde, kesim standartlarına uygun mevcut hayvan kesim yerleri ve kesimhanelerin bayram süresince açık olması ve hizmet vermesi sağlanmalı. Hayvan kesim yerleri ya da kesimhane bulunmayan ilçe veya yerleşim birimlerinde yetkililer standartlara uygun mobil hayvan kesim yerleri ve kesimhaneler oluşturmalı. Kesim yapılan yerlerin ve çevresinin temizliği için önlemler alınmalı." dedi.</p>

<p><strong>Kurbanlıklar veteriner kontrolünden geçmiş olmalı!</strong></p>

<p>Kurbanlık alırken veteriner kontrolünden geçmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Hayvanlardan direkt insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar bulunur. Kontrollü hayvan alarak bunu önlemiş olursunuz. Kulaklarındaki kontrol işaretleri bunu sağlar. Belediyelerce belirlenen alanları kullanın. Belediyeler hijyen kurallarına azami özen gösterir. Gerek kesim sırasında gerekse kesim sonrası hijyen kurallarına uyulmalı." diye konuştu.</p>

<p><strong>Kurban derisi nasıl saklanmalı?</strong></p>

<p>Kurban derisinin yaralamadan çıkarılmasını ve kaya tuzuyla ovularak saklanması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Ekonomiye katkı sağlamak adına bu işlem önem arz eder. Dolayısı ile hem ekonomik hem de güvenlik nedeniyle bu iş için de uzman kişilerin bulunması faydalı olacaktır" dedi.</p>

<p><strong>İşi, işin uzmanı yapmalı!</strong></p>

<p>Kurban kesiminin mutlaka uzman kasaplar tarafından yapılmasının önemini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kesim sırasında yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için işin uzmanlarından yardım alınması ve özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulundu.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işin uzmanı olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltır. Aletler keskin ve temiz olmalı, kesim sırasında kullanacağınız kesici aletler tam olmalı. Bu aletler her sene bilenmeli. Ayrıca olası el kesilmelerine karşı, çelik örgülü ve bilekten kemerli kasap eldivenlerinin kullanılması gerekir. Bu eldivenin bıçak kullanılan ele değil, diğer ele takılması önemli. Bu şekilde kullanım, bıçak sapmasında eli korur. Kurban kesiminin mutlaka işi bilen kasaplar tarafından yapılmasının, özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulunuyorum. Kesim mutlaka acemi kasap tarafından yapılacaksa bu sırada yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için yakındaki kişilerle arasında en az 1 metre mesafe olması gerekmektedir."</p>

<p><strong>Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı!</strong></p>

<p>Kesim sırasında kullanılan tüm aletlerin hijyen olması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Kesimde kullanılacak bıçakların ve tüm kesici aletlerin antiseptikle yıkanması ve temizlenmesi gerekir. En azından alkol ya da kolonya ile silinmeli. Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı. Çok keskin olduğunda yaralanmalar daha ağır şekilde sonuçlanabilir. Aletlerin keskin olmaması durumunda ise kurban eziyet çeker." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek riskler için hijyen önemli</strong></p>

<p>Kesilmeye karşı çelik örgülü eldiven kullanılması gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kasabın, çelik eldiveni bıçağı tuttuğu elin aksi eline takması gerektiğini de kaydetti.</p>

<p>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek biyolojik risklerin önlenebilmesi için önemli hijyen kurallarına uymak gerektiğini de vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Kesim sırasında kurban kanları ve kurbanın bağırsakları güvenli bir şekilde bertaraf edilmeli." diye bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kurban eti nasıl saklanmalı? Sıcakken plastik kaplara ve poşetlere konulmamalı!</strong></p>

<p>Kimya Yüksek Mühendisi ve Kalite Baş Denetçisi Üsküdar Üniversitesi Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen de kurban etlerinin saklanması konusuna işaret ederek, kurban eti saklanmasında plastik kapların kullanılmaması ve yine kurban etinin sıcakken poşetlere konulmaması gerektiğini de kaydetti.</p>

<p>Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, plastiklerin içinde bulunan kimyasalların, gıda ile temas ettiğinde gıdaya geçtiğini belirterek, kurban etlerinin plastik poşet veya diğer plastik ürünlerle saklanmaması gerektiğinin altını çizdi. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, şunları kaydetti:</p>

<p>"Sıcaklığın etkisiyle bu kimyasallar gıdaya geçer ve sıcaklık arttıkça zararlı maddelerin yiyeceğe geçişi daha kolay olur. Bu maddeler vücudumuzda östrojen benzeri şekilde metabolize olur ve erkeklerde ve kadınlarda kısırlığa, kadınlarda göğüs kanserine ve nöropsikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Bu nedenle, yağlı ve sıcak gıdaların plastik kaplarda saklanması daha zararlıdır."</p>

<p><strong>Et, ancak soğuduktan sonra poşete konmalı!</strong></p>

<p>Kurban Bayramı'nda kesilen kurban etlerinin, dışarıda hiç dinlendirilmeden sıcak sıcak plastik poşetlere konularak paylaşılmasının da sakıncalı olduğunu belirten Gezen, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Plastikte bulunan zehirli kimyasallar, sıcağın etkisiyle kurban etine bulaşır, buradan da insanlara geçer. Dolayısıyla kurban etleri en az 2 saat kadar soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşınmalı. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanılmalı. Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha da uygun olur. Bu süre zarfında etler soğur ve bakteri üretmesi durumu azalır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulmalı. Her bir kurban için kullanmak üzere büyük boy kasapların kullandığı yağlı kağıtlardan bulundurulmalıdır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulması sağlanmalıdır.</p>

<p>Hayvanın derisi iç-dış ters çevrilerek kalın tuzla önce iyice ovalanır ve daha sonra yine tuzlanır ve istenirse ilgili vakıf kurumlarına bağışlanır. Kurban eti aynı gün yenilecekse kavurma yapılması, şayet daha sonra yenilecekse soğuduktan sonra parçalara ayrılarak derin dondurucuda saklanması tavsiye olunur. Derin dondurucudan çıkarılan et, buzu çözüldükten sonra pişirilerek yenebilir. Pişirilmek istenen etler, porsiyonlar halinde dondurucudan çıkarılmalı, şayet pişirilmeyecekse yeniden dondurucuya bırakılmamalıdır. Bırakıldığı taktirde et üzerinde zararlı bakteriler oluşabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Hamza Zeren</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2025/06/kurban-bayraminda-altin-kural-eti-dinlendirmek.jpg" type="image/jpeg" length="93945"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günaydın: Çocuksuz aile yapısı özendiriliyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/gunaydin-cocuksuz-aile-yapisi-ozendiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/gunaydin-cocuksuz-aile-yapisi-ozendiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Danışmanı Psikolog Faruk Günaydın, Türkiye'de artan boşanma oranlarının toplum açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aile Danışmanı Psikolog Faruk Günaydın, son yıllarda boşanma oranlarında ciddi artış yaşandığını belirterek, iletişim eksikliği, dijitalleşme, sosyal medya, diziler ve ekonomik sorunların aile yapısını olumsuz etkilediğini söyledi.</p>

<p>İLKHA muhabirine konuşan Günaydın, boşanmaların toplum açısından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade ederek, sadece konuşmanın yeterli olmayacağını ve somut adımlar atılması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/5c410aa3-6f19-4bfd-ac3f-af584fa5c81a.jpg" width="1366" /></p>

<p>Boşanma oranlarındaki artışa dikkat çeken Günaydın "Boşanma oranlarında son yıllarda ciddi anlamda bir artış var. 2025 yılı istatistiklerine baktığımızda, Türkiye'de 194 bin çiftin boşandığını görüyoruz. Bunu güne vurduğumuzda, her gün 500 ailenin dağılması demektir. Yani Türkiye'de her gün 500'den fazla ailenin boşandığını ve dağıldığını söyleyebiliriz. Bu durum toplum için ciddi bir risk teşkil etmektedir. Bunu sadece konuşarak çözemeyiz; fiili adımların atılması lazımdır." dedi.</p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/QcQ7eeizeHM" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/QcQ7eeizeHM"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/QcQ7eeizeHM?wmode=transparent&amp;jqoemcache=ZoL3S" title="https://youtu.be/QcQ7eeizeHM" width="425"></iframe></div>

<p><strong>"Eşler anlaşamadıkları için değil, doğru iletişim kuramadıkları için boşanıyor"</strong></p>

<p>Boşanmaların temel nedenlerinden birinin iletişim eksikliği olduğunu belirten Günaydın "Bu çok ciddi bir konudur. Dolayısıyla üzerinde durmamız gereken en önemli hususlardan biri; buna sebebiyet veren etkenlerin, nedenlerin ve sebeplerin neler olduğudur. Eşlerin boşanmasının altında yatan en önemli etkenlerden biri iletişimdir. Bugün eşler anlaşamadıkları için değil, doğru iletişim kuramadıkları için boşanıyorlar. İletişimde empati ve duygu yoksa; aksine sürekli eleştiri ve savunma varsa bu durum eşler arasında duygusal kopukluğa neden olur ve eşleri birbirinden uzaklaştırır." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Dijitalleşme eşler arasındaki kıyaslamaları artırıyor"</strong></p>

<p>Sosyal medya ve dijitalleşmenin aile yapısı üzerindeki etkilerine değinen Günaydın, şöyle devam etti:</p>

<p>"Diğer önemli bir etki de dijitalleşme ve sosyal medyanın eşler üzerindeki etkisidir. Dijitalleşmeyle birlikte artık her şeye erişim oldukça kolaylaştı. Erişimin kolaylaşması, eşler arasındaki kıyaslamaları ciddi anlamda artırdı. İnsanlar sürekli daha iyisini görüyor ve daha iyisinin sonu gelmiyor. Dolayısıyla bir yerden sonra kişi, eşini yetersiz görmeye başlıyor."</p>

<p><strong>"Diziler çarpık ilişkileri özendiriyor"</strong></p>

<p>Televizyon dizilerinin aile yapısına olumsuz etkide bulunduğunu ifade eden Günaydın "Diğer bir husus ise özellikle dizilerdir. Şu anda Türkiye'nin ana gündemi aslında diziler olmalı; çünkü diziler çarpık ilişkileri ciddi anlamda özendirmeye çalışıyor. Danışmanlık alanında yaptığımız görüşmelerin yüzde 60, yüzde 70'i aldatma üzerine. Bu durum bize ciddi bir mesaj veriyor." dedi.</p>

<p><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/ea6a4f81-47ea-494d-85f7-235633897712.jpg" width="1366" /></p>

<p><strong>"Parasızlık huzursuzluk getirebiliyor"</strong></p>

<p>Ekonomik sorunların da aile ilişkilerini etkilediğini belirten Günaydın "Tabii ki ekonomik nedenler de eşler arasındaki ilişkiyi kesinlikle etkiliyor. Ancak sadece paraya değil, paranın dönüştürdüğü şeye bakmamız lazım. Bugün para; güç dengesi, duygusal denge ve iletişim üzerinden eşleri etkiliyor. Para huzuru getirmeyebilir ama parasızlık huzursuzluk getirebiliyor. Ekonomik nedenler de yadsınamaz bir gerçek." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Çocuksuz aile yapısı özendirilmeye çalışılıyor"</strong></p>

<p>Geniş aile yapısının yerini çekirdek aileye bıraktığını kaydeden Günaydın, bazı çevrelerin çocuksuz aile modelini teşvik ettiğini söyledi.</p>

<p>Günaydın, şunları söyledi:</p>

<p>"Fakat tüm bunlardan önce, eşlerin birbirlerini ve fıtratlarını doğru bir şekilde analiz etmesi gerekiyor. Eskiden geniş aile yapısı yaygındı, günümüzde ise anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile yapısı hakim. Bazı çevreler bununla da yetinmeyip çocuksuz aileleri özendirmeye çalışıyor. Son günlerde bir beyaz eşya markasının yaptığı reklam filmi bunun en önemli göstergesidir. Devletin bu durumu görmesi gerekir. Ailenin altına dinamit koyuyorlar; ailenin altına dinamit koymak, toplumun altına dinamit koymak demektir. Bu noktada RTÜK, devlet, STK’lar ve kamuoyunun ciddi bir gündem oluşturması gerekmektedir."</p>

<p><strong>"Kadın ve erkeğin fıtratları farklıdır"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eşlerin birbirlerinin beklenti ve ihtiyaçlarını anlaması gerektiğini vurgulayan Günaydın, "Eşler bazında ise birbirlerinin fıtratlarını çok iyi analiz etmeleri gerekir. Kadın da erkek de aynı türün, insan türünün birer ferdidir; ancak istedikleri şeyler, ihtiyaçları, beklentileri ve ilgi duydukları unsurlar farklıdır. Bunu şu şekilde değerlendirebilirsiniz: Gül de kaktüs de birer çiçektir, aynı türdür; ancak ihtiyaçları farklıdır. Gül su isterken, kaktüs o kadar su istemeyebilir. Gülün fıtratına uygun yaklaştığınızda o size güzel bir görüntü ve koku verir. Eşler de birbirlerinin fıtratını analiz etmeli; 'Erkek fıtratı ne ister?', 'Kadın fıtratı ne ister?' soruları üzerinden birbirlerine yaklaşmalıdırlar." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Sürekli haklı çıkmaya çalışmak sorunları büyütüyor"</strong></p>

<p>Eşlerin birbirlerini anlamaya çalışması gerektiğini ifade eden Günaydın "Göz önünde bulundurulması gereken bir diğer husus, eşlerin sürekli haklı çıkmaya çalışmasıdır. Bu durum sorunları çözmez, aksine büyütür. Eşlerin birbirlerini anlamaya çalışmaları lazımdır. Anlayış olmadığı sürece sorunlar çözülmez." dedi.</p>

<p><strong>"Aynı evde ama farklı dünyalarda yaşıyorlar"</strong></p>

<p>Sosyal medya kullanımının ortak zaman kavramını zayıflattığını söyleyen Günaydın "Sosyal medya ve dijitalleşmenin yaygınlaşmasıyla eşler artık ortak zaman oluşturamıyorlar. Aynı evde ama farklı dünyalarda yaşıyorlar. Bu da duygusal ve fiziksel kopukluğa, hatta cinselliğe dahi olumsuz yansıyor. Bunlar eksik kaldığında eşler, evli oldukları halde bireysel yaşamaya başlıyorlar ve bu da boşanma oranlarını artırıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Sorunlar büyümeden destek alınmalı"</strong></p>

<p>Eşlerin yaşadıkları sorunları çözmek için destek almaktan çekinmemesi gerektiğini dile getiren Günaydın, şunları kaydetti:</p>

<p>"Sonuç olarak; devletin yapması gerekenler olduğu gibi eşlerin de üstlenmesi gereken sorumluluklar vardır. Bu sorumluluklar aksatıldığı için boşanmalar artıyor. Eşler çözemedikleri bir sorun olduğunda aile büyüklerine, yakın bir arkadaşa, komşuya veya güvendiği birine danışmalı, istişare etmelidir. Eğer çevrelerinde böyle kimseler yoksa, sorunlar büyümeden bir aile danışmanına başvurmalıdırlar."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/gunaydin-cocuksuz-aile-yapisi-ozendiriliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/gunaydin-cocuksuz-aile-yapisi-ozendiriliyor.jpg" type="image/jpeg" length="20074"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de her yıl 1 milyon ton e-atık oluşuyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/turkiyede-her-yil-1-milyon-ton-e-atik-olusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/turkiyede-her-yil-1-milyon-ton-e-atik-olusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evlerde çekmecelerde unutulan eski telefonlar, bitmiş piller ve kullanılmayan elektronik cihazlar çevreyi tehdit ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Çevre Sağlığı Uzmanı Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, evlerde biriken atık piller ve elektronik cihazların çevre ile insan sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, atık pillerden eski elektronik cihazlara kadar evlerde biriken atıkların çevre ve insan sağlığına yönelik risklerine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Pil ve elektronik atıkların kontrolsüz bertarafı çevre ve insan sağlığına zararlı </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Evlerde biriken atık piller ve kullanım ömrünü tamamlamış elektronik cihazların, içeriklerinde bulunan toksik ve tehlikeli bileşenler nedeniyle çevre ve insan sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu atıkların kontrolsüz şekilde evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmesi, zamanla fiziksel ve kimyasal bozunma sonucu içerdikleri zararlı maddelerin çevreye salınmasına neden olmaktadır. Özellikle atık pil ve elektronik cihazların yapısında bulunan kurşun (Pb), cıva (Hg), kadmiyum (Cd), nikel (Ni) ve lityum (Li) gibi ağır metaller, çevresel açıdan ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu metaller toprağa, yeraltı sularına ve yüzey sularına karışarak ekosistem dengesini bozabilmektedir. Ağır metallerin en önemli özelliklerinden biri doğada kolay parçalanmamaları ve biyobirikim göstermeleridir. Bu durum, besin zinciri yoluyla canlı organizmalarda birikmelerine ve biyobüyütme etkisiyle daha yüksek trofik seviyelerde daha yoğun hale gelmelerine yol açmaktadır.” dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>Kurşun ve cıva sinir sistemi üzerinde toksik etki oluşturuyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde, kurşunun özellikle sinir sistemi üzerinde toksik etki göstererek bilişsel gelişim bozuklukları ve nörolojik hasarlara neden olabildiğini kaydeden Karan, “Cıva, merkezi sinir sistemi ve böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilere sahip güçlü bir nörotoksindir. Kadmiyum, böbrek hasarı, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kanser riski ile ilişkilendirilmektedir. Nikel ise alerjik reaksiyonlar ve solunum sistemi problemlerine yol açabilmektedir. Bunun yanında lityum içeren piller, yanlış depolama veya fiziksel hasar durumunda yangın ve patlama riski taşımaktadır.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Atık pillerin ve elektronik atıkların ayrı toplanması halk sağlığı açısından önemli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca elektronik atıkların kontrolsüz yakılması durumunda dioksinler, furanlar ve diğer toksik gazların atmosfere salınarak hava kirliliğine ve dolaylı sağlık risklerine neden olabildiğine de vurgu yapan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu nedenle atık pillerin ve elektronik atıkların evsel atıklardan ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm tesislerinde işlenmesi ve uygun bertaraf yöntemleriyle yönetilmesi; çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması ve halk sağlığının güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kullanılmayan cep telefonları da e-atık!</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Elektronik atık ya da kısa adıyla e-atık, kullanım ömrünü tamamlamış, işlevini yitirmiş veya ekonomik olarak kullanım dışı kalmış elektrikli ve elektronik ekipmanları ifade etmektedir.” diyen Karan, “Bu kapsamda cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar, küçük ev aletleri, kablolar, bataryalar ve benzeri teknolojik cihazlar e-atık kategorisinde değerlendirilmektedir. E-atıkları diğer atık türlerinden ayıran temel özellik, hem ekonomik değeri yüksek geri kazanılabilir materyaller hem de çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan toksik bileşenler içermeleridir.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>E-atıklarda altın, gümüş ve nadir toprak elementleri bulunuyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Elektronik atıkların yapısında bakır, altın, gümüş, alüminyum ve nadir toprak elementleri gibi geri kazanılabilir değerli materyaller bulunurken; aynı zamanda kurşun, cıva, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zararlı maddeler de yer almaktadır.” ifadesinde bulunan Karan, bu nedenle e-atıkların etkin yönetiminin, yalnızca çevresel koruma açısından değil, aynı zamanda kaynak verimliliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da önem taşıdığını söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon ton e-atık oluşuyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Türkiye’de elektronik atık yönetiminin son yıllarda gelişim gösterdiğine işaret eden Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, genel geri kazanım oranı 2024 yılında yüzde 36,08 seviyesine ulaşmıştır ve bu oranın 2035 yılına kadar yüzde 60’a çıkarılması hedeflenmektedir. Ancak elektronik atıklara özgü toplama ve geri dönüşüm oranları, genel atık geri kazanım oranlarının altında kalmaktadır. Güncel veriler, Türkiye’de yıllık oluşan elektronik atık miktarının yaklaşık 1 milyon ton seviyesinde olduğunu, ancak bunun yalnızca yaklaşık yüzde 6–7’lik kısmının kayıtlı sistemler aracılığıyla toplanabildiğini göstermektedir. Bu durum, e-atık yönetiminde toplama altyapısının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla elektronik atık yönetiminde temel amaç; bu atıkların çevreye zarar vermeden geri kazanım süreçlerine dahil edilmesi, değerli materyallerin yeniden ekonomiye kazandırılması ve toksik bileşenlerin kontrollü şekilde bertaraf edilmesidir.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kullanılmış piller normal çöpe atılmamalı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Atık pillerin evsel çöplerle birlikte atılmasının ciddi çevresel riskler doğurduğunu belirten Karan, “Kullanılmış pillerin normal evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmemesi gerekir; çünkü bu piller çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan ağır metaller ve toksik kimyasal bileşenler içermektedir. Pil yapısında bulunan kurşun, kadmiyum, cıva, nikel ve lityum gibi maddeler, kullanım ömrü tamamlandıktan sonra fiziksel bütünlüğün bozulmasıyla çevreye sızabilmektedir. Evsel atıklarla birlikte depolama sahalarına gönderildiğinde, bu toksik bileşenler zamanla toprağa ve yeraltı sularına karışarak çevresel kirlenmeye neden olmaktadır. Özellikle ağır metallerin doğada kalıcılık göstermesi ve biyobirikim özelliği taşıması, ekosistem ve besin zinciri üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratmaktadır. İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde ise bu maddeler nörolojik bozukluklar, böbrek hasarı, solunum yolu problemleri ve çeşitli toksik etkilerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca lityum bazlı piller, uygun olmayan koşullarda depolandığında yangın ve patlama riski de taşımaktadır. Bu nedenle kullanılmış pillerin ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm ve bertaraf sistemlerine yönlendirilmesi çevresel sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği ve halk sağlığının korunması açısından zorunlu bir uygulamadır.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şarj edilebilir pil kullanımı yaygınlaştırılmalı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Evlerde e-atık oluşumunu azaltmak için bireysel farkındalığın önemine değinen Karan, “Evlerde elektronik atık ve atık pil birikimini azaltmak için bireylerin günlük yaşamda uygulayabileceği çeşitli pratik adımlar bulunmaktadır. Öncelikle, gereksiz elektronik ürün tüketiminin azaltılması ve ihtiyaç odaklı satın alma davranışının benimsenmesi önemlidir. Elektronik cihazların kullanım ömrünün uzatılması, e-atık oluşumunun önlenmesinde temel yaklaşımlardan biridir. Bunun yanında, kullanılabilir durumdaki elektronik cihazların bakım ve onarım yoluyla tekrar kullanıma kazandırılması ya da ikinci el değerlendirilmesi atık miktarını azaltmaktadır. Kullanım ömrünü tamamlamış cihazların ise evsel atıklarla karıştırılmadan belediyelerin, yetkili toplama noktalarının veya lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarının sistemlerine teslim edilmesi gerekmektedir. Pil kullanımında ise tek kullanımlık piller yerine şarj edilebilir pillerin tercih edilmesi önemli bir atık azaltım stratejisidir. Ayrıca kullanılmış pillerin evde biriktirilerek marketlerde, okullarda veya belediyelerin pil toplama kutularına bırakılması çevresel risklerin azaltılmasına katkı sağlar.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Eski cihazlar lisanslı tesislere teslim edilmeli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Eski telefon ve bilgisayarların geri dönüşüm süreçlerine ilişkin de bilgi veren Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Eski telefon, bilgisayar ve benzeri elektronik cihazların geri dönüşümü, çevresel risklerin azaltılması ve değerli kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından sistemli bir şekilde yürütülmelidir. Bu cihazlar öncelikle evsel atıklardan ayrı olarak toplanmalı ve yetkili toplama merkezlerine ya da lisanslı geri dönüşüm tesislerine teslim edilmelidir. Çünkü elektronik cihazlar hem geri kazanılabilir değerli metaller hem de çevreye zarar verebilecek toksik bileşenler içermektedir. Geri dönüşüm süreci genellikle birkaç aşamada gerçekleşmektedir. İlk aşamada cihazların veri güvenliği açısından kontrol edilmesi ve kişisel verilerin tamamen silinmesi gerekmektedir. Ardından cihazlar ayrıştırma tesislerinde bileşenlerine göre sınıflandırılmaktadır. Plastik, cam, metal ve elektronik devre kartları birbirinden ayrılarak farklı geri kazanım süreçlerine yönlendirilmektedir. Özellikle devre kartlarında bulunan altın, bakır, gümüş ve palladyum gibi değerli metaller özel yöntemlerle geri kazanılabilmektedir. Bunun yanında pil, ekran ve bazı devre elemanlarında bulunan kurşun, cıva ve kadmiyum gibi tehlikeli maddeler kontrollü şekilde bertaraf edilmektedir.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu süreçlerin lisanslı tesislerde gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Karan, “Çünkü kayıt dışı ya da kontrolsüz geri dönüşüm uygulamaları, toksik maddelerin çevreye yayılmasına ve insan sağlığı açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla elektronik cihazların doğru şekilde geri dönüşüm sistemine dahil edilmesi hem çevresel sürdürülebilirlik hem de kaynak verimliliği açısından temel bir gerekliliktir.” ifadesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Gelecekte “döngüsel ekonomi” modeli öne çıkacak</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gelecekte e-atık yönetiminde döngüsel ekonomi yaklaşımının daha fazla önem kazanacağını ifade eden Karan, “Gelecekte e-atık yönetimi konusunda öne çıkan yenilikler ve politikalar, daha çok döngüsel ekonomi temelli yaklaşımlar etrafında şekillenmektedir. Geleneksel ‘üret-kullan-at’ modelinden uzaklaşılarak, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmayı ve atık oluşumunu kaynağında azaltmayı hedefleyen sistemler ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda en önemli politikalardan biri Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility - EPR) uygulamalarıdır. Bu yaklaşımda üreticiler, ürünün yalnızca üretim aşamasından değil, kullanım ömrü sonrasındaki toplama, geri dönüşüm ve bertaraf süreçlerinden de sorumlu tutulmaktadır. Bu sistem, üreticileri daha dayanıklı, onarılabilir ve geri dönüştürülebilir ürün tasarlamaya yönlendirmektedir. Son yıllarda bu konuda yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve kapsamın genişletilmesi dikkat çekmektedir. Bunun yanında, eko-tasarım (ecodesign) yaklaşımı geleceğin önemli bileşenlerinden biridir. Elektronik ürünlerin tasarım aşamasında sökülebilirlik, tamir edilebilirlik ve malzeme geri kazanımına uygunluk kriterlerinin dikkate alınması, geri dönüşüm verimliliğini artırmaktadır. Buna paralel olarak ‘onarım hakkı (right to repair)’ politikaları da yaygınlaşmaktadır. Bu politikalar, tüketicilerin ürünlerini daha uzun süre kullanabilmesini desteklemektedir.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef ne olacak?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Teknolojik yenilikler açısından ise yapay zekâ ve dijital takip sistemlerinin ön plana çıktığına işaret eden Karan, “Yapay zekâ destekli ayrıştırma teknolojileri, elektronik atıkların daha hızlı ve doğru sınıflandırılmasını sağlamakta; dijital ürün pasaportu gibi uygulamalar ise ürün içeriğinin ve yaşam döngüsünün izlenebilirliğini artırmaktadır. Bu da geri kazanım süreçlerini daha verimli hale getirmektedir. Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef; yalnızca atıkları bertaraf etmek değil, ürünleri sistem içinde mümkün olduğunca uzun süre tutarak kaynak verimliliğini artırmak ve çevresel etkileri minimize etmektir. Bu doğrultuda politika, teknoloji ve tüketici davranışlarının birlikte dönüşmesi gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/turkiyede-her-yil-1-milyon-ton-e-atik-olusuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/turkiyede-her-yil-1-milyon-ton-e-atik-olusuyor.jpg" type="image/jpeg" length="72683"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Av. Koçak: Başıboş köpek sorunu acil olarak çözülmeli]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/av-kocak-basibos-kopek-sorunu-acil-olarak-cozulmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/av-kocak-basibos-kopek-sorunu-acil-olarak-cozulmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Devrim Koçak, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliğe rağmen başıboş köpek sorununun devam ettiğini belirterek, valilerin görevini yapmayan belediyeler hakkında idari soruşturma başlatması ve savcılıklara suç duyurusunda bulunması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başıboş sokak köpekleriyle ilgili kanuni düzenlemelerin uygulanmamasını eleştiren Avukat Devrim Koçak, belediyelerin kanuna rağmen sokak hayvanlarını toplama konusunda yeterli adım atmadığını ifade etti.</p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/N8MLzXxfBjE" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/N8MLzXxfBjE"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/N8MLzXxfBjE?wmode=transparent&amp;jqoemcache=5KEET" title="https://youtu.be/N8MLzXxfBjE" width="425"></iframe></div>

<p>İlke Haber Ajansı (İLKHA) muhabirine konuşan Koçak, çözüm için asıl sorumluluğun valilerde olduğunu belirterek, görevini yerine getirmeyen belediye başkanları hakkında acil şekilde idari ve hukuki süreç başlatılması çağrısı yaptı.</p>

<p><strong>"Asıl olan, sokaklarda sıfır başıboş köpek hedefine ulaşabilmektir"</strong></p>

<p>Koçak, "5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, 2 Ağustos 2024 tarihinde değiştirildi. Bu değişiklikle birlikte yerel yönetimlerin, belediyelerin ve il özel idarelerinin; bütün başıboş köpekleri hiçbir ayrım yapmaksızın, sahili, sahipsiz, tasmalı, tasmasız, küpeli, küpesiz, çipli, çipsiz hiçbir fark etmeksizin derhal ve en hızlı şekilde toplayıp bakımevlerine götürmeleri, müşahede altına almaları ve sahiplendirilene kadar barındırmaları gerekiyor. Bir daha asla sokaklara, kamu alanlarına başıboş bir şekilde terk edilmemeleri gerekiyor.</p>

<p>Aradan geçen 653 günde henüz değişiklik tam anlamıyla işlerlik kazanmış değil. Zaten bu öyle bir sorun ki milyonlarca başıboş köpeği toplayıp sadece bir tanesini bıraksanız bile, Van’da Mete Durman’ın başına gelen olayda olduğu gibi, tek bir başıboş köpek hem de rehabilite edilip tekrar sokağa bırakılmış bir köpek saniyeler içerisinde öldürebiliyor. O zaman da sizin verdiğiniz bütün emek, topladığınız milyonlarca köpek hiçbir anlam taşımıyor. Dolayısıyla asıl olan, sokaklarda sıfır başıboş köpek hedefine ulaşabilmektir." dedi.</p>

<p><strong>"Kanun değişikliğine rağmen azgın bir güruhun baskısıyla kanun tam anlamıyla uygulanamadı"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasının devamında Koçak, şunları söyledi: "Fakat görüyoruz ki kanun değişikliğine rağmen, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, azgın bir güruhun baskısıyla kanun tam anlamıyla uygulanamadı. Kanun değişikliği öncesinde olduğu gibi belediyeler, sanki bir takdir hakları ya da yetkileri varmış gibi; 'sahipli köpeği toplamam', 'Bu köpeğin tasması var alamam' gibi bahanelerle adeta halkla dalga geçiyorlar. Bu noktada yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanımızın da 'Bu sorun çözülecek ve artık anneler evlatlarının ardından ağlamayacak.' şeklinde vatandaşlara vermiş olduğu bir söz var. Cumhurbaşkanının cumhura vermiş olduğu bir söz var. Ancak bu sözün 653 gündür tutulmadığını da gözlerimizle görüyoruz."</p>

<p><strong>"Asıl sorumlunun; 81 valilerimiz olduğunu düşünüyoruz"</strong></p>

<p>"Belediyelerden medet umamıyoruz." diyen Koçak, "Çünkü onlar takdir hakkı kullanıp bu sorunu çözecek olsalardı zaten kanun değişikliğine de gerek olmazdı. Bu noktada asıl sorumlunun; merkezi idarenin 81 ildeki temsilcisi olan ve Cumhurbaşkanı adına yetkilerini kullanan 81 valilerimiz olduğunu düşünüyoruz. Ancak 85 milyonluk nüfusumuzda, 81 dirayetli vali bulup da bu ellerimizi başımıza koyamadık ki bu sokaklardaki başıboş köpekler bir an önce toplansın. Şu anda bizim beklentimiz, bugünkü toplantıyı yapmış olmamızın sebebi de şudur: Çözüm nedir, çözüme nasıl ulaşacağız? Bizim 81 valimizden beklentimiz; görevlerini yapmayan, kanuna uymayan, mevzuatı ne pahasına olursa olsun uygulamayacağını açıkça kameralar karşısında beyan edip sosyal medyada bunun reklamını yapan belediye başkanları hakkında ivedilikle idari soruşturma başlatmaları, ardından da Cumhuriyet başsavcılıklarına ihbarda bulunmalarıdır." ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>"Bütün başvuruların valiliklere yapılması gerektiğini düşünüyorum"</strong></p>

<p>Koçak, "Kanım odur ki bir tane belediye başkanı görevini yapmadığı için Cumhuriyet savcısı tarafından ifadeye çağrılırsa, pek çok belediye başkanı toplama ekiplerinin başına geçip köpekleri toplamaya ve mevzuatı uygulamaya başlayacaktır. Dolayısıyla sorumluluğun valilerimizde olduğunu düşünüyorum. Bütün başvuruların valiliklere yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bugün, 653 gündür akan tek damla kandan da; başıboş köpekler yüzünden insanların olmak zorunda kaldığı her doz kuduz aşısından da valilerin bizzat sorumlu olduğunu düşünüyorum." şeklinde belirtti.</p>

<p><strong>"Aile yapımızın artık temelinden sarsılmaya çalışıldığını düşünüyorum"</strong></p>

<p>Son olarak Koçak, "Bu arada dilimize, Türkçemize hâkim olmamız gerektiğini düşünüyorum. 'Can dost', 'mama', 'hayvan hakkı', 'patili dost' gibi söylemlerin; yavaş yavaş 'Onlar da bizim çocuklarımız', 'Onlar da bizim evlatlarımız' ifadelerine, hatta 'kedi-köpek annesi' gibi kavramlara evrildiğini görüyoruz. Aile yapımızın artık temelinden sarsılmaya çalışıldığını düşünüyorum. 'Aile Yılı' ve 'Nüfus ve Aile On Yılı' diye yola çıktığımız bu süreçte; önümüzdeki 10 yıl boyunca aile yapımızı geliştirmeyi, nüfusumuzu artırmayı düşünürken çocuklarımızın tek tek sokaklarda başıboş köpeklere kurban verilmemesi gerektiğine inanıyorum.</p>

<p>'Sokaklarda katliam ve kan kokuyor.' diye bağıranlara da bakımevlerine gitmelerine gerek olmadığını; sokaktaki katliamın, Mahra Melin Pınar’ın olduğu gibi, Mete Durna'nın olduğu gibi Ankara Başkentte evinin önünde 20 köpek tarafından parçalanarak sürüklenen Tunahan’ın olduğu gibi çocukların başına geldiğini kokan kanında bizzat evlatlarımızın kan kokusu olduğunu belirtip 81 ilimize, 81 dirayetli valimize bu sorunun çözülmesini dört gözle bekliyorum diyeceğim; ama dört gözle bekleyecek vaktimiz bile yok. Derhal hemen bugün acil çözüm bekliyoruz." şeklinde belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/av-kocak-basibos-kopek-sorunu-acil-olarak-cozulmeli</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/av-kocak-basibos-kopek-sorunu-acil-olarak-cozulmeli.JPG" type="image/jpeg" length="13113"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Av. Meltem Zorba: Sokakta sıfır başıboş köpek ortamı sağlanmalı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/av-meltem-zorba-sokakta-sifir-basibos-kopek-ortami-saglanmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/av-meltem-zorba-sokakta-sifir-basibos-kopek-ortami-saglanmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güvenli Sokaklar Derneği Temsilcisi Av. Meltem Zorba, sahipsiz köpeklerle ilgili yasal düzenlemenin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını belirterek, “can güvenliği” vurgusu yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güvenli Sokaklar Derneği Temsilcisi Av. Meltem Zorba, İlke Haber Ajansı (İLKHA) muhabirine yaptığı açıklamada, sahipsiz köpeklerin toplanmasına ilişkin yasal düzenlemenin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen uygulamada farklılıklar ve aksaklıklar yaşandığını ifade etti.</p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/eEKeUzvirfw" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/eEKeUzvirfw"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/eEKeUzvirfw?wmode=transparent&amp;jqoemcache=HFLin" title="https://youtu.be/eEKeUzvirfw" width="425"></iframe></div>

<p>Yerel yönetimlerin uygulama hızlarının değişkenlik gösterdiğini belirten Zorba, "Sahipsiz köpeklerin toplanması ile ilgili yasa değişikliği yaklaşık 2 yıl önce yapıldı. Temmuz ayında iki yıl dolmuş olacak. Buna rağmen uygulamada hâlâ bazı sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Toplamalar kimi idarelerin kendi takdiriyle hızlı bir şekilde yürürken, kimi idarelerin ise bu işi biraz daha dikkatli takip etmediklerini söyleyebiliriz. Hem yerel yönetimlerin hem de merkezi idarenin, bu iki yılda; 2024 ve 2025 için geçerli olmak üzere 2026 sayısını vermiyorum 1 milyondan fazla insanın kuduz riskli temas nedeniyle kuduz aşısına maruz kaldı. Avrupa’ya baktığımız zaman ise Avrupa’da insanlar açısından böyle bir risk bulunmadığı gibi, evcil hayvanlara bile kuduz aşısı yapılmadığını gördük." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Av. Zorba, "Bizim ülkemiz halen daha bu riski yoğun bir şekilde taşıyor. Karar makamlarına baktığımız zaman, evet, kimileri gerçekten çözüm için çok çaba sarf ederken bazen şöyle beyanlar da duyuyoruz: 'Çözümün çok hızlı olmaması için bazı dengeleri gözetiyoruz. Hayvansever vatandaşlarımızın da talepleri ve istekleri var.' Sahipsiz köpek şikâyeti bulunan bütün kamu idarecilerine şunu söylemek istiyorum: Biz bu tür beyanlarda 'bir denge gözetiyoruz' diyen yöneticilerimizin bu tavrından gerçekten rahatsız oluyoruz. Biz öncelikle sokaktan sadece köpeklerin toplanmasını, can güvenliğimizin sağlanmasını istiyoruz. Sokakta parçalanan 8 yaşındaki, 10 yaşındaki çocukların kendi başına okula gidememesi durumunun ortadan kaldırılmasını istiyoruz." ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Son olarak Zorba, "Nasıl bir terazi olabilir? Bir tarafa insanları can güvenliğini koyduğunuz zaman diğer tarafa neyi koyabilirsiniz? Hangi talebi böyle bir terazi yoktur. Kesinlikle sokaktaki insanın can güvenliğini kısa zamanda sağlanması gerekiyor. Sonraki aşamada sahipsiz köpeklerin bakımı, bunun ülke ekonomisine yükü vesaire bütün bunlar tartışılacaksa, o zaman bazı dengeler gözetilebilir. Ama şu an bizim talebimiz, bir an önce sokakta sıfır başıboş köpek sağlanmasıdır ve bunun da tartışılabilecek, dengeye konulabilecek bir tarafı yoktur." şeklinde belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/av-meltem-zorba-sokakta-sifir-basibos-kopek-ortami-saglanmali</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/av-meltem-zorba-sokakta-sifir-basibos-kopek-ortami-saglanmali.JPG" type="image/jpeg" length="69314"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıklara dikkat]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/bahar-mevsiminde-astim-ve-alerjik-hastaliklara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/bahar-mevsiminde-astim-ve-alerjik-hastaliklara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Haşim Karakuş, polen yoğunluğunun arttığı bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıklara bağlı şikâyetlerin de artış gösterdiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle polenlerin havada yoğun olarak bulunduğu bu günlerde dikkatli olmanın, hastalık kontrolü açısından büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Karakuş, bahar mevsiminde şikayetlerin artma nedenlerini şöyle sıraladı:</p>

<p>"Ağaç, çimen ve yabani ot polenleri bahar aylarında hızla artmaktadır. Bu polenler solunum yollarına girerek bağışıklık sistemini uyarır ve hassas bireylerde öksürük, nefes darlığı, hırıltı, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı gibi şikâyetlere yol açar."</p>

<p>Uzm. Dr. Karakuş, risk gruplarıyla ilgili açıklamalarda bulunarak, "Astım hastaları, alerjik rinit (Saman nezlesi) olan bireyler, ailesinde alerji öyküsü bulunan çocuklar daha önce polen alerjisi tanısı almış kişiler." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Nelere dikkat edilmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzm. Dr. Karakuş, dikkat edilmesi gerekenler konusunda açıklamalarda bulunarak,</p>

<p>"Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamaya özen gösterin. Dışarıdan geldikten sonra kıyafetlerinizi değiştirin ve mümkünse duş alın. Ev ve araba pencerelerini kapalı tutun. Maske kullanımı polen temasını azaltabilir. Ev temizliğinde HEPA filtreli süpürgeler tercih edilebilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Tedavi ve takip önemli</strong></p>

<p>"Astım ve alerjik hastalığı olan bireyler ilaçlarını düzenli kullanmalı, doktor kontrolü olmadan tedavilerini kesmemelidir." diyen Uzm. Dr. Karakuş, gerekli durumlarda koruyucu tedavilerin bahar başlamadan önce planlanması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>"Çocuklarda daha dikkatli olunmalı"</strong></p>

<p>Çocukların alerjenlere karşı daha hassas olabileceğini kaydeden Uzm. Dr. Karakuş, 'Özellikle gece öksürüğü, eforla nefes darlığı ve sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklar açısından değerlendirme önemlidir' dedi.</p>

<p><strong>Ne zaman doktora başvurmalı</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Karakuş, 'Nefes darlığında artış, gece uykudan uyandıran öksürük, inhaler ilaçlara rağmen rahatlamama, sık acil başvuru ihtiyacı' şeklinde konuştu.</p>

<p>Astım ve alerjik hastalıkların doğru tedavi ve önlemlerle kontrol altına alınabildiği söyleyen Uzm. Dr. Karakuş, "Baharın keyfini sağlıklı bir şekilde çıkarabilmek için belirtilerinizi ciddiye alın ve gerekli önlemleri ihmal etmeyin." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/bahar-mevsiminde-astim-ve-alerjik-hastaliklara-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/sippg.jpg" type="image/jpeg" length="24702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dövme yaptırmadan önce bir kez daha düşünün: Lenfoma kanseri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/dovme-yaptirmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-lenfoma-kanseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/dovme-yaptirmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-lenfoma-kanseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dövme yaptırmak son yıllarda hızla yaygınlaşırken, bilim dünyası bu uygulamanın insan sağlığı üzerindeki etkilerini daha yakından incelemeye başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre dövme mürekkepleri yalnızca cilt yüzeyinde kalmıyor. Yapılan çalışmalar, pigmentlerin zamanla vücutta hareket ederek lenf düğümlerine kadar ulaşabildiğini gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mürekkeplerde ağır metaller bulunabiliyor</strong></p>

<p>Dövme mürekkeplerinin içeriğinde kurşun, krom ve arsenik gibi ağır metallerin yanı sıra çeşitli kimyasal bileşenler yer alabiliyor. Bu maddelerin, vücutta uzun vadede kronik iltihaplanma ve bağışıklık sistemi tepkilerine yol açabileceği değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>Enfeksiyon riski göz ardı edilmemeli</strong></p>

<p>Dövme işlemi sırasında cildin delinmesi, enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Hijyen kurallarına uyulmayan ortamlarda yapılan dövmelerde bakteriyel enfeksiyonlar ve kan yoluyla bulaşan hastalıkların görülme ihtimali artıyor.</p>

<p><strong>Alerjik reaksiyonlar yıllar sonra ortaya çıkabilir</strong></p>

<p>Bazı kişilerde dövme mürekkeplerine karşı alerjik reaksiyonlar gelişebiliyor. Bu reaksiyonlar kimi zaman yıllar sonra kaşıntı, şişlik ve cilt tahrişi şeklinde kendini gösterebiliyor.</p>

<p><strong>Kanser riski tartışılıyor</strong></p>

<p>Son dönemde en çok tartışılan konulardan biri ise dövme ile kanser arasındaki olası ilişki. Bazı yeni araştırmalar, dövmeli bireylerde özellikle lenfoma riskinin daha yüksek olabileceğini öne sürüyor.</p>

<p><strong>Bağışıklık sistemi sürekli uyarılabilir</strong></p>

<p>Dövmenin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri de araştırma konusu olmaya devam ediyor. Vücut, dövme mürekkebini yabancı bir madde olarak algıladığı için bağışıklık sistemi sürekli uyarılmış halde kalabiliyor. Bunun uzun vadede kronik inflamasyona yol açabileceği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Farklı sağlık sorunları da görülebiliyor</strong></p>

<p>Dövme yaptıran kişilerde granülom oluşumu, keloid gelişimi ve bazı deri hastalıklarının tetiklenmesi gibi farklı sağlık sorunları da ortaya çıkabiliyor. Nadir durumlarda dövme yapılan bölgelerde tümör oluşumuna dair vakalar rapor edilirken, bazı kişiler MR çekimleri sırasında dövme bölgelerinde yanma hissi yaşayabiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, tüm bu bulgular ışığında dövmenin tamamen zararsız bir işlem olmadığını vurgularken, işlem öncesinde bilinçli karar verilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/dovme-yaptirmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-lenfoma-kanseri</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 06:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/05/dovme-yaptirmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-lenfoma-kanseri.jpg" type="image/jpeg" length="45152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikolog Günaydın: Dijital savaş oyunları ve mafya dizileri çocukları olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/psikolog-gunaydin-dijital-savas-oyunlari-ve-mafya-dizileri-cocuklari-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/psikolog-gunaydin-dijital-savas-oyunlari-ve-mafya-dizileri-cocuklari-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Danışmanı Psikolog Faruk Günaydın, dijital savaş oyunları ile mafya dizilerinin çocuklarda şiddeti normalleştirdiğini, empati duygusunu zayıflattığını ve saldırgan davranışları artırdığını belirterek aileler ile yetkililere önlem çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Son dönemde çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı sıkça tartışılan dijital savaş oyunları ile mafya temalı dizilerin, şiddeti normalleştirdiği, saldırgan davranışları artırdığı ve rol model algısını olumsuz yönde etkilediği belirtiliyor.</span></span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/2NxTH_9q04w" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/2NxTH_9q04w"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/2NxTH_9q04w?wmode=transparent&amp;jqoemcache=nIdNk" title="https://youtu.be/2NxTH_9q04w" width="425"></iframe></div>

<p><span><span><span>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Aile Danışmanı Psikolog Faruk Günaydın, dijital savaş oyunları ile mafya dizilerinin çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin İLKHA muhabirine önemli değerlendirmelerde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Günaydın, son dönemde yaşanan acı olayların ardından çocukların maruz kaldığı içeriklerin yeniden sorgulanması gerektiğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dijital savaş oyunları ile mafya dizilerinin çocuklarda şiddeti normalleştirdiğini, empati duygusunu zayıflattığını ve saldırgan davranışları artırdığını ifade eden Günaydın, değer odaklı eğitim sisteminin güçlendirilmesi, her okula rehber öğretmen atanması ve zararlı içeriklere yönelik denetimlerin artırılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Acı olaylardan ders çıkarılması gerekiyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Son zamanlarda yaşanan olayların toplumda derin üzüntüye yol açtığını ifade eden Günaydın, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Son zamanlarda yaşanan acı olaylar bizleri derinden üzüyor. Kahramanmaraş ve Urfa'daki olaylar adeta tüm ülkeye yas oldu. Tabii bu acı olaylar bizleri tekrardan bir sorgulamaya götürüyor, götürmesi de gerekiyor; çünkü bu acı olaylardan ders çıkarılması lazım. Bugün eğitim sistemindeki aksaklıklar ve eksikliklerin neler olduğu ciddi anlamda gözden geçirilmelidir."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Savaş temalı oyunlar şiddeti normalleştiriyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocukların karşı karşıya olduğu dijital tehlikelere dikkat çeken Günaydın, özellikle savaş içerikli oyunların yaygınlaştığını belirterek şöyle konuştu:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Tabii çocukların karşılaştığı tehlikeler de var; bunları da iyi bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Özellikle günümüzde geleneksel oyunlar yerine çocuklarda dijital oyunlar daha çok yaygınlaşmış durumda. Bu dijital oyunlar içerisinde de özellikle savaş içerikli, savaş temalı oyunlar çocuklar arasında çok yaygın bir şekilde görülüyor. Bu oyunlar; sürekli öldürmeyi, yok etmeyi ve zarar vermeyi barındırdığı için şiddeti çocuklar arasında normalleştiriyor, adeta sıradanlaştırıyor."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Empati yoksunluğu ve öfke problemleri artıyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmaların da bu etkileri ortaya koyduğunu dile getiren Günaydın, şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Bu konuda yapılan araştırmalar da mevcut. Özellikle savaş temalı oyunlarla haşır neşir olan çocuklarda şiddet normalleşiyor; bu çocuklarda sabırsızlık ve öfke problemleri gibi saldırgan davranışlar ciddi anlamda artıyor. Çocuk sürekli bunlara maruz kaldığı için ister istemez bir empati yoksunluğu da oluşmaya başlıyor; yani karşı tarafa merhamet geliştirme becerisi olumsuz yönde etkileniyor. Çünkü bu oyunlar; sürekli zarar vermeyi, yok etmeyi, yıkmayı ve yağmayı barındırıyor; çocukları gerçeklik algısından uzaklaştırıyor."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Çocuk ölmeyi ve öldürmeyi oyun gibi algılıyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Dijital oyunların gerçeklik algısını bozduğunu vurgulayan Günaydın, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Çocuk ölmeyi ve öldürmeyi bir oyun gibi algılıyor, öyle zannediyor. Bunun gerçek hayattaki sonucunu kavrayamıyor, farkına varamıyor. Dolayısıyla bu oyunların diğer bir olumsuz özelliği de çocuklarda bağımlılık meydana getirmesidir. Bu oyunlar bir ödül mekanizmasıyla çalışıyor. Çocuk burada haz aldığı için ki, bu ödül mekanizması oyunda seviye atlamak veya kazanma hissi olabilir, beyindeki limbik sistemi aktif hale getiriyor ve çocuk o oyuna bağımlı olmaya başlıyor."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Sadece bilgi değil, değer odaklı eğitim sistemi gerekli"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Sorunun çözümü için yalnızca yasakların yeterli olmayacağını belirten Günaydın, eğitim sistemine dair şu değerlendirmede bulundu:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Bu anlamda tabii ki bazı önlemler alınmalı. Sadece yasaklarla bunun önüne geçmemiz çok zor; çocuklara doğru bir dijital kullanımı aşılamamız lazım. Dolayısıyla bu konuya ciddi anlamda eğilmek gerekiyor. Eğitim sisteminde de aksaklıklar var. Bugün eğitim sistemi sadece bilgi öğreten bir sistem; halbuki eğitim demek ahlak, değer ve etik demektir. Bunlar çocuklara öğretilmediği zaman öğretilen bilginin hiçbir anlamı yoktur, hatta öğrenilen bilgiler topluma zarar bile verebilir. Dolayısıyla sadece bilgi ağırlıklı değil, değer odaklı da bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekiyor."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Her üç çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Okullardaki rehberlik hizmetlerinin önemine dikkat çeken Günaydın, şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Baktığımızda Türkiye'de her üç çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığının ve devletin ciddi önlemler alması şart. Şu anda 25 bin okulda okul psikolojik danışmanı (rehber öğretmen) yok ve bu durum ciddi eksiklikler meydana getiriyor. Her okula en az bir rehber öğretmen ve okul psikolojik danışmanı atanmalıdır."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Mafya dizileri çocuklara suçluyu rol model olarak sunuyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Konunun yalnızca dijital oyunlarla sınırlı olmadığını belirten Günaydın, televizyon dizilerine de dikkat çekerek şöyle konuştu:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Tabii ki konuyu sadece bununla sınırlandırmak yanlış olur. Evet, dijital oyunların olumsuz bir etkisi var ancak değinmemiz gereken başka önemli bir nokta daha var: Mafya dizileri. Bugün neredeyse her kanalda bir mafya dizisine rastlıyoruz. Bu diziler toplumu kaosa sürüklüyor; çünkü güç, para ve saygınlık suçla beraber sunuluyor ve o suçlular dizilerde haklıymış gibi gösteriliyor. Çocuklar bu dizilerle çok sık karşılaştığı zaman rol model yoluyla öğreniyor; o mafya karakterini örnek alıyor ve onunla özdeşim kuruyor. Onun gibi konuşmaya, onun gibi davranmaya, onun gibi yürümeye ve sorunları onun gibi çözmeye çalışıyor."</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><strong><span>"Çocuk kendi adaletini güçle sağlamaya çalışıyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Mafya karakterlerinin çocuklar üzerinde olumsuz rol model etkisi oluşturduğunu vurgulayan Günaydın, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Neden bu olaylarla karşılaştığımızın sebebi aslında çok açık ve net. Hem dijital içerikli oyunlar hem de mafya dizileri ciddi anlamda etkili. Dikkat edin, mafya karakterleri kendi adaletini kendisi sağlıyor. Çocuk onu rol model aldığı için okulda, dışarıda veya oyun parkında bir sorunla karşılaştığı zaman adeta o mafya karakterinin yaptığı gibi kendi adaletini kendi sağlamaya çalışıyor. Bunu da güçle, silahla, şiddetle ve yakıp yıkmakla çözmeye çalışıyor. Halbuki bu bir çözüm değildir. Bu anlamda RTÜK'ün ciddi bir düzenleme yapması ve denetimlerin artırılması gerekiyor. Gerekirse bu noktada yasaklar da etkili olabilir; bu durum göz ardı edilmemelidir."</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/psikolog-gunaydin-dijital-savas-oyunlari-ve-mafya-dizileri-cocuklari-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/psikolog-gunaydin-dijital-savas-oyunlari-ve-mafya-dizileri-cocuklari-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="55185"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesine neden olan 6 hastalık]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda yaygın görülen ve halk arasında “vertigo” olarak bilinen baş dönmesi, aslında tek başına bir hastalık değil; birçok farklı rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmalara göre görülme oranı yüzde 20-30 arasında değişirken, kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor.</p>

<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Deniz Tuna Edizer, baş dönmesine en sık neden olan hastalıkları ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.</p>

<p><strong>Kulak kristallerinin yerinden oynaması (BPPV)</strong></p>

<p>En yaygın vertigo nedenlerinden biri olan BPPV, baş hareketleriyle tetiklenen kısa süreli ama şiddetli baş dönmelerine yol açıyor. Özellikle eğilme, uzanma ya da ani hareketlerde ortaya çıkıyor. Tanı ve tedavisi genellikle basit manevralarla yapılabiliyor.</p>

<p><strong>Denge siniri iltihabı (vestibüler nörit)</strong></p>

<p>Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişen bu hastalık, günlerce sürebilen şiddetli baş dönmesine neden oluyor. Bulantı ve kusma sık görülürken, bazı hastalarda hastane takibi gerekebiliyor.</p>

<p><strong>Meniere hastalığı</strong></p>

<p>İç kulakta sıvı dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, ataklar halinde baş dönmesi yapıyor. İşitme kaybı, kulakta çınlama ve dolgunluk hissi de eşlik edebiliyor.</p>

<p><strong>İç kulak iltihabı (labirentit)</strong></p>

<p>Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi ile birlikte işitme kaybı ve mide bulantısı görülebiliyor. Haftalar sürebilen etkileri nedeniyle bazı hastalarda kalıcı denge sorunları bırakabiliyor.</p>

<p><strong>Vestibüler migren</strong></p>

<p>Migren hastalarında baş ağrısı olmadan da baş dönmesi atakları görülebiliyor. Denge kaybı ve baş dönmesi ile kendini gösteren bu durum, migren tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p><strong>Beyin damar hastalıkları</strong></p>

<p>Beyin damarlarında tıkanıklık gibi ciddi durumlar da baş dönmesine neden olabiliyor. Bu tür vakalarda baş dönmesine ek olarak farklı nörolojik belirtiler görülebiliyor ve acil müdahale gerekebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Baş dönmesi bir hastalık değil</strong></p>

<p>Uzmanlara göre baş dönmesi, vücudun denge sisteminde oluşan bir sorunun habercisi. İç kulak, gözler ve beynin birlikte çalışmasıyla sağlanan denge mekanizmasındaki herhangi bir aksaklık, kişinin hareket etmese bile dönüyormuş gibi hissetmesine yol açıyor.</p>

<p>Bu nedenle sık ve şiddetli baş dönmesi yaşayan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik.JPG" type="image/jpeg" length="57621"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış beslenme ve uykusuzluk kalbi yıpratıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbi-yipratiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbi-yipratiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığının korunmasında erken yaşta yapılan önleyici kontrollerin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Alıcı, Kalp ve damar hastalıklarının çoğunlukla 30'lu ve 40'lı yaşlardan itibaren gelişmeye başladığını vurguladı.</p>

<p>Kalbin, vücuda oksijen ve temel besinleri taşıyan hayati bir organ olduğunu belirten Dr. Alıcı "Kalp, kanı pompalayarak tüm organların sağlıklı çalışmasını sağlar. Bu nedenle kalp sağlığı, sadece kalbi değil; başta beyin, böbrek ve akciğer olmak üzere tüm vücut sistemini doğrudan etkiler." dedi.</p>

<p><strong>"Kalp krizi risk faktörlerine dikkat"</strong></p>

<p>Kalp krizinin, kalbe giden kan akışının aniden kesilmesi sonucu meydana geldiğini ifade eden Dr. Alıcı, ileri yaş, cinsiyet, en önemlisi genetik faktörler, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı ve obezitenin kalp ve damar hastalıklarını artıran başlıca risk faktörleri olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Uyku kalitesi kalp sağlığını etkiliyor"</strong></p>

<p>Uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Dr. Alıcı, 'Uykuya dalmada zorluk, uykuyu sürdürememe ya da kalitesiz uyku gibi problemler yaşayan bireylerde kalp ve damar hastalıklarına daha sık rastlıyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Gizli tehlike: işlenmiş ve paketli gıdalar"</strong></p>

<p>Günlük hayatta sıkça tüketilen bazı gıdaların uzun vadede kalp sağlığını tehdit ettiğine dikkat çeken Dr. Alıcı, paketli atıştırmalıklar, hazır yemekler, işlenmiş et ürünleri ve şekerli içeceklerin yüksek miktarda tuz, şeker ve doymuş yağ içerdiğini belirtti. Bu tür gıdaların zamanla damar yapısını bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Kalp sağlığını korumak mümkün"</strong></p>

<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hayri Alıcı, kalp sağlığını korumanın mümkün olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Dr. Alıcı "Sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkolden uzak durulması, stresten kaçınılması ve düzenli doktor kontrollerinin ihmal edilmemesi kalp sağlığının korunmasında büyük rol oynar." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yanlis-beslenme-ve-uykusuzluk-kalbi-yipratiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/klp.jpg" type="image/jpeg" length="25254"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyaliz ve hemodiyaliz nedir? Diyaliz türleri nelerdir?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/diyaliz-ve-hemodiyaliz-nedir-diyaliz-turleri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/diyaliz-ve-hemodiyaliz-nedir-diyaliz-turleri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyaliz, Böbrek yetmezliği olan hastalarda, böbreklerin yapamadığı kan temizleme ve sıvı dengesi sağlama görevini üstlenen hayati bir tedavi yöntemidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler yeterince çalışmadığında vücutta biriken zararlı maddeler ve fazla sıvı, diyaliz sayesinde uzaklaştırılır.</p>

<p><strong>Diyaliz nedir?</strong></p>

<p>Diyaliz; kandaki atık maddelerin, fazla tuzun ve sıvının yarı geçirgen bir zar (membran) aracılığıyla temizlenmesi işlemidir. Bu işlem sırasında zarın bir tarafında hasta kanı, diğer tarafında ise “diyalizat” adı verilen özel bir sıvı bulunur. Zar sayesinde zararlı maddeler temiz tarafa geçerek vücuttan atılır.</p>

<p>Diyaliz, böbreklerin tüm görevlerini tam olarak yerine getiremez. Bu nedenle hastaların tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve diyet de büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Diyaliz türleri</strong></p>

<p>Diyalizin iki temel türü vardır:</p>

<p><strong>Hemodiyaliz nedir?</strong></p>

<p>Hemodiyaliz, kanın bir makine yardımıyla vücut dışında temizlenmesi işlemidir.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Hastanın kanı bir cihazdan geçirilerek filtre edilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bu işlem için damar yolu gerekir (kateter veya fistül)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genellikle haftada 3 gün, yaklaşık 4 saat uygulanır</p>
 </li>
 <li>
 <p>Özel filtre (diyalizör) sayesinde toksinler ve atık maddeler kandan ayrılır</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Periton diyalizi nedir?</strong></p>

<p>Periton diyalizi ise hastanın kendi karın zarının filtre olarak kullanıldığı yöntemdir.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Karın boşluğuna kateter yerleştirilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diyaliz sıvısı karın içine verilir ve bir süre bekletilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Daha sonra sıvı geri alınır ve atık maddelerle birlikte vücuttan çıkar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Günde birkaç kez veya gece boyunca uygulanabilir</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Diyaliz nasıl çalışır?</strong></p>

<p>Diyalizin temelinde üç önemli bilimsel süreç yer alır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Difüzyon:</strong> Atık maddeler yoğunluk farkı nedeniyle kandan diyaliz sıvısına geçer</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ozmoz:</strong> Fazla su, yoğunluk farkı sayesinde vücuttan uzaklaştırılır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ultrafiltrasyon:</strong> Basınç farkı kullanılarak sıvı çekilir</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı ileri tedavi yöntemlerinde ayrıca <strong>Konveksiyon</strong> ile toksinler daha etkili şekilde temizlenir.</p>

<p><strong>Diyaliz neden yapılır?</strong></p>

<p>Böbrekler yeterince çalışmadığında:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Üre ve toksinler kanda birikir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vücutta ödem (şişlik) oluşur</p>
 </li>
 <li>
 <p>Elektrolit dengesi bozulur</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hayati risk ortaya çıkar</p>
 </li>
</ul>

<p>Diyaliz, bu sorunları kontrol altına alarak hastanın yaşamını sürdürmesini sağlar.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Diyaliz, böbrek yetmezliği olan hastalar için yaşamı sürdüren temel tedavi yöntemlerinden biridir. Hemodiyaliz ve periton diyalizi farklı şekillerde uygulanır ancak her ikisinin amacı da aynıdır: vücudu zararlı maddelerden arındırmak ve sıvı dengesini korumak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/diyaliz-ve-hemodiyaliz-nedir-diyaliz-turleri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/diyaliz-ve-hemodiyaliz-nedir-diyaliz-turleri-nelerdir.JPG" type="image/jpeg" length="72920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Disleksi nedir? Nedenleri ve tedavi yöntemleri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/disleksi-nedir-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/disleksi-nedir-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Disleksi, bireyin zekâ düzeyi normal ya da normalin üzerinde olmasına rağmen okuma, yazma ve dil becerilerinde zorluk yaşamasına neden olan bir özel öğrenme bozukluğudur. Bu durum bir hastalık değil, doğuştan gelen nörolojik temelli bir farklılıktır ve doğru yöntemlerle yönetilebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Disleksi</strong>; özellikle okuma, yazma ve heceleme alanlarında ortaya çıkan bir öğrenme güçlüğüdür. Beynin dili işleme biçimindeki farklılıklardan kaynaklanır. Bu nedenle disleksili bireyler harfleri, sesleri ve kelimeleri doğru şekilde eşleştirmekte zorlanabilir.</p>

<p>Zaman zaman “dahilerin hastalığı” olarak da anılsa da, disleksi zekâ ile ilgili değildir. Bu bireyler çoğu zaman yaratıcı, analitik ve farklı düşünme becerilerine sahiptir.</p>

<p><strong>Disleksi nedenleri</strong></p>

<p>Disleksinin kesin tek bir nedeni yoktur. Ancak araştırmalar bazı temel etkenleri ortaya koymaktadır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Genetik ve kalıtsal faktörler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Beynin dil işleme bölgelerindeki farklılıklar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nörolojik gelişim farklılıkları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Görsel ve işitsel algılama sorunları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bellek ve dikkat süreçlerindeki farklılıklar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Beyin yarımküreleri arasındaki iletişim sorunları</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu durum, çocuğun tembel ya da isteksiz olmasından değil, tamamen beyin yapısındaki farklılıktan kaynaklanır.</p>

<p><strong>Disleksi belirtileri</strong></p>

<p>Disleksi belirtileri kişiden kişiye değişse de en sık görülen işaretler şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Okuma hızının yavaş olması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Harfleri ve sayıları karıştırma (b-d, 6-9 gibi)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kelimeleri eksik ya da yanlış okuma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yazarken harf sıralarını karıştırma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Okuduğunu anlamakta zorlanma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yazı yazmada güçlük</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yön ve zaman kavramlarını karıştırma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Organizasyon ve planlama sorunları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sıralı talimatları takip etmekte zorlanma</p>
 </li>
</ul>

<p>Bazı çocuklar “41” yerine “14” yazabilir veya “çini” kelimesini “için” şeklinde okuyabilir. Bu tür hatalar disleksinin tipik göstergelerindendir.</p>

<p><strong>Disleksi tanısı</strong></p>

<p>Disleksi tanısı, çocuğun okuma ve yazma performansının yaş grubuna göre belirgin şekilde düşük olmasıyla konur. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda teşhis edilir.</p>

<p>Erken tanı, çocuğun eğitim hayatı ve psikolojik gelişimi açısından büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Disleksi tedavisi ve yönetimi</strong></p>

<p>Disleksi tamamen ortadan kaldırılan bir durum değildir ancak doğru destekle büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Tedavi sürecinde şunlar uygulanır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Özel eğitim programları ve bireysel öğretim</p>
 </li>
 <li>
 <p>Okuma ve yazma becerilerini geliştiren çalışmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Öğretmen ve aile iş birliği</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerekirse psikolojik destek</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dikkat eksikliği gibi ek durumlarda medikal tedavi</p>
 </li>
</ul>

<p>Ayrıca teknolojik araçlar da önemli destek sağlar:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sesli kitaplar ve kayıtlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hatırlatma uygulamaları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dijital not alma araçları</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Sonuç olarak</strong></p>

<p>Disleksi bir engel değil, farklı bir öğrenme biçimidir. Doğru eğitim yöntemleri, sabır ve destekle disleksili bireyler başarılı bir eğitim ve kariyer hayatına sahip olabilir. Erken fark edilmesi ve uygun destek sağlanması, bu süreçte en kritik unsurdur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/disleksi-nedir-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/disleksi-nedir-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.JPG" type="image/jpeg" length="91074"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
