<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Haber | Diyarbakır Haber | Diyarbakır Haberleri | Güncel | Siyasi | Ekonomi</title>
    <link>https://www.amedhaber.net</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 16 Aug 2026 17:16:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. İrfan Koca: 'Dirsek ağrınızın nedeni tenisçi dirseği olabilir']]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/prof-dr-irfan-koca-dirsek-agrinizin-nedeni-tenisci-dirsegi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/prof-dr-irfan-koca-dirsek-agrinizin-nedeni-tenisci-dirsegi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. İrfan Koca, tenisçi dirseğinde tedavinin yalnızca ağrıyı baskılamaya yönelik olmaması gerektiğini belirterek, öncelikle dirseğe binen yükün azaltılması ve sorunun altında yatan mekanik faktörlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. İrfan Koca, tenisçi dirseğinde tedavinin yalnızca ağrıyı baskılamaya yönelik olmaması gerektiğini belirterek, öncelikle dirseğe binen yükün azaltılması ve sorunun altında yatan mekanik faktörlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, 'Dirseğin dış kısmında ağrı, kavrama güçlüğü ve el bileğini kullanırken artan şikâyetler, halk arasında 'tenisçi dirseği' olarak bilinen lateral epikondilopatinin belirtisi olabilir. Tenisçi dirseği, ön kol kaslarının dirseğin dış tarafındaki kemiğe bağlandığı tendonların, tekrarlayan zorlanmalar nedeniyle bu yapışma bölgesinde yıpranması ve ağrılı hale gelmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Bu sorun yalnızca tenis oynayanlarda değil, el ve bileğini yoğun kullanan kişilerde de görülebiliyor' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, tenisçi dirseğinde tedavinin yalnızca ağrıyı baskılamaya yönelik olmaması gerektiğini belirterek, öncelikle dirseğe binen yükün azaltılması ve sorunun altında yatan mekanik faktörlerin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>'İlk aşamada yük azaltılmalı'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, Tedavinin başlangıcında aktivite düzenlemesi, gerektiğinde istirahat ve dirseklik kullanımı önem taşıyor. Hastanın durumuna göre sıcak-soğuk uygulamalar, elektroterapi, fizik tedavi ve rehabilitasyon programları da tedaviye eklenebiliyor' şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Koca, tedavide manuel tedavi, egzersiz, kuru iğneleme, kinezyolojik bantlama ve nöral terapinin de önemli seçenekler arasında olduğunu belirtti. Koca, bunun yanında uygun hastalarda proloterapi, PRP, lokal ozon uygulamaları, eksozom ve kök hücre temelli tedaviler ile ultrason eşliğinde hedefe yönelik hidrodiseeksiyon gibi yöntemlerin de değerlendirilebileceğini ifade etti.</p>

<p>'Eski ameliyat izleri de değerlendirilmeli'</p>

<p>Tenisçi dirseğinde yalnızca ağrının bulunduğu bölgeye odaklanmanın yeterli olmayabileceğini belirten Koca, vücudun farklı bölgelerindeki eski ameliyat izleri ve skar dokularının da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Koca, 'Ameliyat skarları ve buna bağlı fasya gerginlikleri, vücudun biyomekaniğini ve yük dağılımını etkileyebilir. Bu nedenle gerekli hastalarda skar dokularının ve fasyal gerginliklerin gevşetilmesi de tedavinin bir parçası olabilir' dedi.</p>

<p>'Kortizon iğnesi ilk seçenek olmamalı'</p>

<p>Halk arasında 'kortizon iğnesi' olarak bilinen steroid enjeksiyonlarının bazı hastalarda kısa süreli rahatlama sağlayabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, tenisçi dirseğinde bunun ilk aşamada rutin olarak tercih edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Koca, 'Ağrının kortizonla azalması tendonun iyileştiği anlamına gelmez. Özellikle tekrarlayan uygulamalarda tendon dokusu üzerindeki olası olumsuz etkiler ve şikayetlerin yeniden ortaya çıkma ihtimali dikkate alınmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Amaç yalnızca ağrıyı geçirmek değil'</p>

<p>Tenisçi dirseğinde asıl hedefin hastanın dirseğini yeniden sağlıklı ve fonksiyonel şekilde kullanabilmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Koca, tedavinin dirseğe binen yükün düzenlenmesinden kas-tendon kapasitesinin artırılmasına, fasya ve skar dokularının değerlendirilmesinden uygun girişimsel tedavilere kadar bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca, 'Tenisçi dirseğinde amaç sadece ağrıyı susturmak değil, ağrıya neden olan faktörleri ortaya koyarak dirseğin yeniden sağlıklı şekilde kullanılmasını sağlamaktır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/prof-dr-irfan-koca-dirsek-agrinizin-nedeni-tenisci-dirsegi-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/agency/iha/prof-dr-irfan-koca-dirsek-agrinizin-nedeni-tenisci-dirsegi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="26763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapay zekayla sıfırdan virüs tasarlandı: Biyogüvenlik alarmı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yapay-zekayla-sifirdan-virus-tasarlandi-biyoguvenlik-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yapay-zekayla-sifirdan-virus-tasarlandi-biyoguvenlik-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanlarının yapay zekâ kullanarak sıfırdan işlevsel viral genomlar oluşturması, biyogüvenlik risklerini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi ve Arc Institute araştırmacılarının yapay zekâ kullanarak doğada bulunmayan işlevsel viral genomlar oluşturması, biyogüvenlik alanında yeni tartışmaları beraberinde getirdi.</p>

<p>Science dergisinde yayımlanan araştırmada, insanları enfekte etmeyen bakteriyofajlar üzerinde çalışıldığı ve yapay zekâ yardımıyla oluşturulan aday genomların laboratuvar ortamında test edildiği bildirildi. Araştırmacılar, çalışmaların kontrollü ve güvenli koşullarda gerçekleştirildiğini vurguladı.</p>

<p>Çalışma, yapay zekânın biyolojik tasarım alanındaki kapasitesinin ulaştığı noktayı göstermesi açısından dikkat çekerken, teknolojinin kötüye kullanılması ihtimali konusunda da uzmanların endişelerini artırdı.</p>

<h2><strong>“Deepfake virüs” tartışması</strong></h2>

<p>Radical Numerics CEO'su Eric Nguyen, yapay zekânın biyolojik diziler üzerinde kullanılmasının, gelecekte mevcut tarama sistemlerinin tanımakta zorlanabileceği yeni biyolojik yapılar oluşturma riskini beraberinde getirebileceğini savundu.</p>

<p>“Deepfake virüs” ifadesiyle, mevcut virüslere benzemeyen ancak benzer biyolojik özellikler taşıyabilecek şekilde tasarlanmış yeni viral yapılar kastediliyor. Uzmanlar, bu tür teknolojilerin özellikle biyogüvenlik ve erken tespit sistemleri açısından yeni riskler oluşturabileceğine dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Araştırmada bakteriyofajlar kullanıldı</strong></h2>

<p>Stanford Üniversitesi ve Arc Institute ekibi, insanları veya hayvanları hedef alan virüsler yerine bakterileri enfekte eden bakteriyofajlar üzerinde çalıştı.</p>

<p>Araştırmacılar, yapay zekâ destekli sistemlerle oluşturulan adayları laboratuvar ortamında test ederek işlevsel bakteriyofajlar elde etti. Çalışmada insanlara yönelik patojenlerin tasarlanmasını önlemek amacıyla çeşitli güvenlik önlemlerinin uygulandığı belirtildi.</p>

<p>Bakteriyofajların, özellikle antibiyotiklere dirençli bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede kullanılabilme potansiyeli nedeniyle tıbbi açıdan da önem taşıdığı ifade ediliyor.</p>

<h2><strong>Yapay zekânın biyolojideki rolü büyüyor</strong></h2>

<p>Uzmanlara göre yapay zekânın DNA ve protein tasarımında kullanılması, tıp ve biyoteknoloji alanında önemli fırsatlar sunuyor. Kişiye özel ilaçların geliştirilmesi, hastalıkların daha erken teşhis edilmesi ve yeni tedavi yöntemlerinin oluşturulması bu alanlardaki potansiyel kullanım alanları arasında gösteriliyor.</p>

<p>Ancak aynı teknolojinin kötüye kullanılması, biyolojik tehditlerin daha hızlı ve daha karmaşık hale gelmesine yol açabilir. Bu nedenle yapay zekâ destekli biyolojik araştırmaların güvenlik ve denetim mekanizmalarıyla birlikte geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<h2><strong>Biyogüvenlik kuralları yeniden tartışılıyor</strong></h2>

<p>Araştırmayla birlikte mevcut biyogüvenlik düzenlemelerinin yapay zekânın ortaya çıkardığı yeni kapasiteyi yeterince kapsayıp kapsamadığı da gündeme geldi.</p>

<p>Uzmanlar, gelecekte biyolojik tehditlerin erken tespit edilmesi, kaynağının belirlenmesi ve uygun karşı önlemlerin hızlı şekilde geliştirilmesinin daha da önemli hale geleceğini belirtiyor.</p>

<p>Biyogüvenlik araştırmacıları Thomas Inglesby ve Moritz Hanke de yapay zekâ ile viral genom oluşturma kapasitesinin artık somut bir teknoloji haline geldiğine, ancak bu kapasitenin güvenli biçimde yönetilmesini sağlayacak yönetişim mekanizmalarının aynı hızda gelişmediğine dikkat çekiyor.</p>

<h2><strong>Teknoloji hem fırsat hem risk taşıyor</strong></h2>

<p>Yapay zekânın biyoloji alanındaki gelişimi, bir yandan yeni tedavi yöntemleri ve biyoteknolojik çözümler için önemli fırsatlar sunarken diğer yandan kötüye kullanım risklerini de beraberinde getiriyor.</p>

<p>Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde temel hedef, biyolojik yapay zekâ çalışmalarının bilimsel ilerlemeyi destekleyecek şekilde sürdürülmesi ve ortaya çıkabilecek yeni biyogüvenlik tehditlerine karşı etkili denetim ve savunma sistemlerinin geliştirilmesi olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim, Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yapay-zekayla-sifirdan-virus-tasarlandi-biyoguvenlik-alarmi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/fusion-medical-animation-rnr8-d3-f-n-u-n-y-unsplash.jpg" type="image/jpeg" length="61552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yumurtada salmonella alarmı: Ürünler toplatılıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yumurtada-salmonella-alarmi-urunler-toplatiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yumurtada-salmonella-alarmi-urunler-toplatiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), salmonella şüphesi nedeniyle geri çağrılan yumurtaların risk seviyesini en yüksek kategori olan Sınıf I'e yükseltti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), salmonella şüphesi nedeniyle geri çağrılan yumurtalara ilişkin risk sınıflandırmasını, ciddi sağlık sorunları veya ölüm riski taşıyan ürünler için kullanılan en yüksek kategori olan Sınıf I'e yükseltti.</p>

<p>Salmonella şüphesiyle bağlantılı vakalarda yaklaşık 100 kişinin hastalandığı, bunlardan 26'sının tedavi amacıyla hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Şu ana kadar vakalarla bağlantılı doğrulanmış herhangi bir ölüm bildirilmedi.</p>

<h2><strong>Birçok marka geri çağırma kapsamında</strong></h2>

<p>Geri çağırma kapsamında Country Morning, Cal-Maine Sunups, Brookshire's, Simple Truth ve Kroger markaları altında satılan yumurtaların bulunduğu belirtildi.</p>

<p>Ürünlerin son satış veya tavsiye edilen tüketim tarihlerinin 20 Temmuz ile 17 Ağustos 2026 arasında değiştiği bildirildi.</p>

<p>Geri çağrılan yumurtaların başta Texas, Oklahoma ve Louisiana olmak üzere ABD'nin çeşitli eyaletlerindeki mağazalara dağıtıldığı kaydedildi.</p>

<p>Ürünlerin bazı Kroger ve Brookshire Grocery mağazalarında satışa sunulduğu, ayrıca Mississippi ve New Mexico gibi eyaletlerde faaliyet gösteren daha küçük işletmelere de ulaştırıldığı belirtildi.</p>

<h2><strong>FDA'dan tüketicilere uyarı</strong></h2>

<p>FDA, geri çağırma kapsamındaki yumurtaları satın alan tüketicilere ürünleri kesinlikle tüketmemeleri çağrısında bulundu.</p>

<p>Tüketicilere yumurtaları çöpe atmaları veya satın aldıkları mağazaya götürerek ücret iadesi almaları tavsiye edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumurtaları orijinal ambalajlarından çıkararak saklayan ve ellerindeki ürünlerin geri çağırma kapsamında olup olmadığını belirleyemeyen tüketicilerden de tedbir amacıyla bu yumurtaları kullanmamaları istendi.</p>

<p>FDA'nın Sınıf I sınıflandırması, geri çağrılan ürünün tüketilmesinin ciddi sağlık sorunlarına veya ölümcül sonuçlara yol açma ihtimalinin bulunduğu durumlarda kullanılan en yüksek risk kategorisini ifade ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yumurtada-salmonella-alarmi-urunler-toplatiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/morgane-perraud-jc2-j-g-f-fsf-n-i-unsplash.jpg" type="image/jpeg" length="37042"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SMA tedavisi için Bakanlıktan "Yeni Çalışma" mesajı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sma-tedavisi-icin-bakanliktan-yeni-calisma-mesaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sma-tedavisi-icin-bakanliktan-yeni-calisma-mesaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, SMA hastalığıyla ilgili yürütülen çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Memişoğlu, yurt dışında tedavi vaadiyle SMA hastaları için toplanan bağışların ve kullanılan ilaçların sonuçlarının bilimsel olarak incelendiğini belirterek, elde edilen verilerin kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İstanbul’da sağlık muhabirleriyle bir araya gelen Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Bakanlığın çalışmaları hakkında bilgi verdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Toplantıya İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner ve USHAŞ Genel Müdürü Serdar Şenol da katıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>SMA konusunda yürütülen çalışmaya değinen Memişoğlu, özellikle bağış kampanyalarıyla yurt dışında tedavi sözü verilen hastaların sonuçlarının araştırıldığını ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Memişoğlu, SMA ilaçlarının uygulandığı hastalarda tedavilerin sonuçlarının ne olduğunun bilimsel verilerle ortaya konulacağını belirterek, "SMA ile ilgili bir çalışma da yapıyoruz." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bakan Memişoğlu, yurt dışında tedavi vaadiyle bağış toplanması ve bu bağışların sonucunda hastaların sağlık durumlarında nasıl bir değişiklik meydana geldiğinin incelendiğini belirtti.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Çalışmanın tamamlanmasının ardından sonuçların açıklanacağını kaydetti. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sma-tedavisi-icin-bakanliktan-yeni-calisma-mesaji</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/sma-tedavisi-icin-bakanliktan-yeni-calisma-mesaji.jpg" type="image/jpeg" length="61411"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ses kısıklığını ihmal etmeyin! Kötüleşen ses değişikliğinde KBB'ye başvurun]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ses-kisikligini-ihmal-etmeyin-kotulesen-ses-degisikliginde-kbbye-basvurun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ses-kisikligini-ihmal-etmeyin-kotulesen-ses-degisikliginde-kbbye-basvurun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ses kısıklığının en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, 3 haftadan uzun süren ve giderek kötüleşen ses kısıklıklarında mutlaka KBB uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı'nde görev yapan Doç. Dr. Mehmet Aslan, ses kısıklığının nedenleri, belirtileri, erken tanı ve tedavinin önemine ilişkin İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/7ZrnRDjqgco" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/7ZrnRDjqgco"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/7ZrnRDjqgco?wmode=transparent&amp;jqoemcache=hP4T3" title="https://youtu.be/7ZrnRDjqgco" width="425"></iframe></div>

<p>Ses kısıklığının, sesin kişinin istediği gürlüğe veya tona ulaşamaması şeklinde tanımlanabileceğini belirten Aslan, bu durumun toplumda oldukça sık görüldüğünü ifade etti.</p>

<p><strong>"Ses kısıklığının en sık nedeni enfeksiyonlar"</strong></p>

<p>Ses kısıklığının en bilinen nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Aslan, bunların başında virüslerin geldiğini söyledi.</p>

<p>Aslan "Ses kısıklığı, sesin karşı tarafından duyulan veya kendi tarafınızda algıladığınız kısımda sesin tam olarak istediğiniz gürlüğe veya tona ulaşmamasıdır. Ses kısıklığının en bilinen sebebi aslında enfeksiyonlardır. Enfeksiyonlarda da en sık bilinen sebebi virüslerdir. Halk arasında larenjit diye tabir edilen hastalıktır." dedi.</p>

<p>Grip, üst solunum yolu enfeksiyonları, soğuk algınlığı ve soğuğa maruz kalma gibi durumlarda ses tellerinde inflamasyon oluşabileceğini aktaran Aslan, bu tür ses kısıklıklarının çoğunlukla kısa sürede kendiliğinden düzeldiğini ifade etti.</p>

<p>Aslan "Bu genellikle grip, üst solunum yolu enfeksiyonları, soğuk algınlığı, klima çarpması veya soğukta kalma gibi durumlarda virüsler tarafından olur. Bir inflamasyon oluşur ve kısa zamanda yaklaşık 7 günde geçer. Tedavisi için ciddi bir şey yapmaya gerek yok. Eğer çok ağrı olursa belki bir ağrı kesici alınabilir ama onun dışında yeterli sıvı alımı bu sorunu çözecektir. Biraz da sesi dinlendirmek bu sorunu çözecektir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakterilerin de ses kısıklığına neden olabildiğini ancak virüslere göre daha az görüldüğünü belirten Aslan, bu durumlarda tedavinin hekim değerlendirmesine göre antibiyotik, semptomatik tedavi ve ses istirahatini içerebildiğini kaydetti.</p>

<p><strong><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/88ea13e1-b819-45ea-8ae4-0306610f793b.jpg" /></strong></p>

<p><strong>"Ses teli felci ameliyatlardan sonra görülebiliyor"</strong></p>

<p>Ses kısıklığının daha nadir nedenleri arasında ses teli felcinin bulunduğunu belirten Aslan, bunun özellikle bazı cerrahi operasyonlardan sonra ortaya çıkabildiğini söyledi.</p>

<p>Aslan "Ses teli felcinin en çok gördüğümüz sebebi geçirilmiş ameliyatlara bağlı olarak gözükmektedir. Bunun da en sık sebebi geçirilmiş guatr cerrahisi dediğimiz tiroit cerrahisidir. Tek taraflı olduğu zaman genellikle ses teli felci tek tarafı etkilediği için ses kısıklığı ön planda olur. İki tarafı etkilediği zaman da ses kısıklığından daha ziyade nefes problemi olur." diye konuştu.</p>

<p>Ses teli felcinin kalp, akciğer ve göğüs kafesine yönelik bazı ameliyatların ardından da görülebileceğini aktaran Aslan, bazen herhangi bir belirgin neden olmadan da ses teli felci gelişebildiğini ifade etti.</p>

<p>Bu hastaların bir kısmında ses teli hareketlerinin zaman içerisinde geri dönebildiğini belirten Aslan "Genellikle 5-6 aydan sonra kendisi dönebiliyor. Sadece konforu bozmak dışında ciddi bir probleme sebep olmamaktadır. Bazen sıvı alımlarında nefese kaçma veya akciğere kaçma şeklinde birkaç tane şikâyete sebep olabiliyor." dedi.</p>

<p><strong>"Uzun süren ses kısıklığı gırtlak kanserinin belirtisi olabilir"</strong></p>

<p>Ses kısıklığının daha nadir ancak önemli nedenlerinden birinin de tümörler olduğunu dile getiren Aslan, özellikle ileri yaşta ve sigara öyküsü bulunan kişilerde uzun süre devam eden ses kısıklığının dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Aslan "Erken evrede ses tellerinde gerçekleşen tümörler, seste kalite bozulmasına sebep olarak ses telinde fonksiyon bozukluğu yaratıp ses kısıklığına sebep olur. İleri yaşta, sigara öyküsü olan kişilerde 'Soğuk ayran içtim, soğuk su içtim veya soğuk bir şey yedim, sesim geçer.' diye bekleyip 3 hafta veya genellikle 1 ay, 2 ay geçmeyen hastalarda mevcut kitlenin oluşumunu görüyoruz ve ses telindeki kaybın buna bağlı olduğunu görüyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ses kısıklığı yaşayan her hastanın kanser olduğu anlamına gelmediğinin altını çizen Aslan, ancak belirli risk gruplarında gecikmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>"3 haftadan uzun süren ses kısıklıklarında hekime başvurulmalı"</strong></p>

<p>Özellikle 3 haftadan uzun süren, düzelmeyen veya giderek kötüleşen ses kısıklıklarının önemsenmesi gerektiğini vurgulayan Aslan, şöyle devam etti:</p>

<p>"Enfeksiyon ve diğer sebeplerle ilgili olan rahatsızlıklarda biraz sesimizi dinlendirdiğimiz zaman çoğu zaman sesimizin tam olmasa da iyileştiğini görüyoruz. Ama 3 haftadan daha uzun süren, gittikçe kötüleşen ses kısıklıklarında özellikle hekimimize başvurmalıyız."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri yaşta olan, sigara kullanan veya ağır sanayi gibi zehirli gazlara maruz kalınan işlerde çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Aslan, bu kişilerin ses kısıklığı yaşaması halinde KBB uzmanına başvurmasının önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Buna karşılık genç, herhangi bir risk faktörü veya ek hastalık öyküsü bulunmayan kişilerde 3 haftadan kısa süren ses kısıklıklarının çoğunlukla larenjit ve farenjit gibi nedenlere bağlı olduğunu belirten Aslan, bu durumların dinlenme, yeterli sıvı alımı ve ses istirahatiyle düzelebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>"Gırtlak kanserinin en önemli nedenlerinden biri tütün ve tütün ürünleri"</strong></p>

<p>Tütün ve tütün ürünlerinin özellikle gırtlak kanseri açısından önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Aslan, toplumda sigaranın zararlarının yalnızca nikotin üzerinden değerlendirildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Aslan "Sigaranın içindeki nikotin kanser yapmıyor. Sigara yanarken dumanın içindeki hidrokarbonlar, ortaya çıkan karbonlar; ses telleri, ağız mukozası, geniz mukozası, nazofarenks dediğimiz alan, ağız boşluğu, her tarafta yani sigaranın uzandığı her yerde epiteli bozar." dedi.</p>

<p>Sigara dumanındaki maddelerin uzun süreli maruziyet sonucunda hücrelerde hasara yol açabildiğini ifade eden Aslan "Vücudumuz çoğu zaman bunu tamir eder. Ama kronik maruziyet, yaş ilerledikçe artık bu tamir mekanizmasının da gittikçe azalması veya yavaşlamasından dolayı kanser ortaya çıkmaktadır." diye konuştu.</p>

<p>Dünyada tütün kullanımıyla en güçlü şekilde ilişkilendirilen kanserlerin başında akciğer kanserinin geldiğini belirten Aslan, gırtlak kanserinde de tütün ve tütün ürünlerinin en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu söyledi.</p>

<p>Elektronik sigara ve benzeri ürünlerin de masum görülmemesi gerektiğini vurgulayan Aslan, bu ürünlerin kullanımına karşı da dikkatli olunması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/a5a340d5-a188-42ee-aa1d-53b5cbfc9f67.jpg" /></strong></p>

<p><strong>"Mesleği gereği sesini yoğun kullananlar dikkat etmeli"</strong></p>

<p>Ses sağlığının korunmasında yaşam tarzı değişikliklerinin önemli olduğunu belirten Aslan, özellikle mesleği gereği sesini yoğun kullanan kişilerin seslerini doğru teknikle kullanmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Turgut Özal Tıp Merkezi bünyesinde ses terapisi merkezinin bulunduğunu belirten Aslan, imam ve öğretmenler başta olmak üzere sesini yoğun kullanan meslek gruplarına yönelik terapi ve eğitimlerin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>Aslan "İmamlar belli bir noktadan sonra o coşkuyla beraber sesini çok ciddi bir şekilde yükselterek kullanmaya başlıyorlar. Bu doğru değil. Sesinizi en uygun oktavda kullanın ve bağırarak, hızlı bir şekilde, devamlı olarak anlatmayın. Arada es vererek, gerekirse arada iki damla suyla boğazınızı nemlendirerek sesinizin kalitesini kötüleştirmeyin." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Öğretmenlerin de benzer şekilde seslerini doğru kullanmaları gerektiğini belirten Aslan, profesyonel ses sanatçılarının ise aldıkları eğitimler sayesinde seslerini daha bilinçli kullandıklarını söyledi.</p>

<p><strong>"Çocuklarda bağırmaya bağlı ses sorunları görülebiliyor"</strong></p>

<p>Çocuklarda da ses kısıklığı ve ses teli problemlerinin ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Aslan, özellikle oyun sırasında yüksek sesle bağırmanın çocukların ses tellerini olumsuz etkileyebildiğini ifade etti.</p>

<p>Aslan "Çocuklar genellikle laftan çok anlamıyor. Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynarken çok ciddi bir şekilde bağırıyor. Bağırmakla ilgili problemler olduğu için sesleri çok çabuk şekilde etkilenebiliyor ama tam tersine çok çabuk da düzelemiyor." dedi.</p>

<p>Çocuklara küçük yaşlardan itibaren seslerini doğru kullanmaları konusunda eğitim verilmesinin önemli olduğunu belirten Aslan, yüksek perdeden ve yüksek sesle sürekli konuşmanın ses problemlerine yol açabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/3caefd65-6f8c-46de-8bb4-7f7aa13ddf9c.jpg" /></strong></p>

<p>Ses kısıklığının kişinin günlük yaşam konforunu ve iletişimini ciddi şekilde etkileyebildiğini belirten Aslan, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Aslan "Ses kısıklığı konforu bozan, karşıyla iletişimi bozan ciddi bir problem. Ses kısıklığında en önemli mesajımız şu: 3 haftadan uzun süren, özellikle ileri yaş hastalarda muhakkak bir uzmana başvurmak gerekiyor. Altında farklı, sıkıntılı, kötü bir hastalık olmasın diye." dedi.</p>

<p>Sesin yüksek tonda ve bağırarak kullanılmasının doğru olmadığını vurgulayan Aslan "Bunun ne iletişime bir katkısı olur, ne karşı tarafla diyalogda size bir katkısı olur ne de size bir faydası olur. En güzeli sakin sakin konuşmak. Derdimizi karşı tarafa en sakin şekilde anlatabilmek." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Bir ömür boyu ses kısıklığı yaşamamak için sigaradan uzak durmalı"</strong></p>

<p>Aslan, ömür boyu ses sağlığını korumak isteyenlere ise şu mesajı verdi:</p>

<p>"Bir ömür boyu sesimizi korumak için, ses kısıklığı yaşamamak için en önemli unsurumuz; birincisi sigaradan uzak durmak, ikincisi de sesimizi doğru kullanmak, düzgün kullanmak ve normal tonunda kullanmaktır. Bu, ses sağlığınız, beden sağlığınız ve ruh sağlığınız açısından en uygun olandır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ses-kisikligini-ihmal-etmeyin-kotulesen-ses-degisikliginde-kbbye-basvurun</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/654-10.jpg" type="image/jpeg" length="12263"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van'da keratokonus alarmı: Türkiye ortalamasının 10 katına kadar çıkıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/vanda-keratokonus-alarmi-turkiye-ortalamasinin-10-katina-kadar-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/vanda-keratokonus-alarmi-turkiye-ortalamasinin-10-katina-kadar-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van ve çevre illerinde keratokonus hastalığının Türkiye genelindeki görülme oranının yaklaşık 5 ila 10 katına kadar çıktığı belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Keratokonus, gözün ön kısmında bulunan şeffaf kornea tabakasının öne doğru dikleşmesi ve şeklinin bozulmasıyla ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hastalar genellikle bulanık görme, gözlük numarasının sık değişmesi, gözlük değiştirilmesine rağmen net görememe, akşam saatlerinde kamaşma ve çift görme gibi şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvuruyor.</p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Evcimen, özellikle 20 yaş altındaki hastalarda hastalığın ilerleme ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek bu kişilerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Keratokonusun korneal topografiyle tespit edilebildiğini belirten Evcimen, erken dönemde uygulanan ve halk arasında 'ışın tedavisi' olarak bilinen cross-linking yöntemiyle hastalığın ilerlemesinin durdurulabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Hastalığın ilerlemesini durdurabiliyoruz"</strong></p>

<p>Evcimen, hastalığın genellikle 30-35 yaşlarından sonra ilerlemesinin durduğunu belirterek, bu yaşlardan sonra her hastaya doğrudan cross-linking uygulanması yerine düzenli takip yapılabileceğini söyledi.</p>

<p>Tedavi sonrasında görme kalitesinin artırılması amacıyla gözlük, sert veya hibrit kontakt lenslerin kullanılabileceğini belirten Evcimen, kontakt lens kullanamayan uygun hastalarda kornea halkası tedavilerinin de uygulanabildiğini aktardı.</p>

<p>Kornea kalınlığı yeterli olan uygun hastalarda ise cross-linking ile birlikte lazer uygulamasının yapılabildiğini ifade eden Evcimen, bu yöntemle hem göz numarasının azaltılmasının hem de hastalığın ilerlemesinin durdurulmasının hedeflendiğini kaydetti.</p>

<p><strong>"Van'da Türkiye ortalamasının 5-10 katı"</strong></p>

<p>Keratokonusun Van ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde daha sık görüldüğünü belirten Evcimen, Türkiye genelinde 10 binde 4 oranında görülen hastalığın Van ve Doğu illerinde yüzde 1-2 seviyelerine çıkabildiğini söyledi.</p>

<p>Evcimen, bölgedeki yüksek oranın yanı sıra alerjik konjonktivitin de daha sık görüldüğünü belirterek, halk arasında 'bahar nezlesi' olarak bilinen göz alerjilerinin özellikle ilkbahar ve yaz aylarında göz kaşıntısını artırdığını ifade etti.</p>

<p>Keratokonusun okul çağında öğretmenler tarafından fark edilebildiğini belirten Evcimen, ileri yaşlarda ise çocukların gözlüklerini sık değiştirmelerine rağmen net görememeleri nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvurabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>"Gözlerinizi kaşımayın"</strong></p>

<p>Alerji dönemlerinde göz kaşıntısının artabileceğini belirten Evcimen, gözleri kaşımak yerine bol soğuk suyla yıkama veya soğuk kompres uygulanmasını önerdi.</p>

<p>Ailede, özellikle birinci derece yakınlarda keratokonus öyküsü bulunması halinde diğer çocukların da göz muayenesinden geçirilmesinin faydalı olacağını belirten Evcimen, yüzüstü yatmanın keratokonusla ilişkisine yönelik çalışmalar bulunduğunu ifade ederek mevcut hastalığı bulunan kişilerin yüzüstü yatmamaya dikkat etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Tedavi imkanları genişletiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Burhan Başkan da keratokonus hastalarına sert kontakt lens, kornea nakli ve hastalığın ilerlemesini durdurmaya yönelik cross-linking tedavilerinin uygulanabildiğini belirtti.</p>

<p>Hastanedeki ameliyathane sayısının yaklaşık iki katına çıkarılarak 4 odaya yükseltileceğini ifade eden Başkan, böylece daha fazla hastaya hizmet verileceğini söyledi.</p>

<p>Yakın zamanda bir lazer cihazının da hizmete alınacağını belirten Başkan, keratokonus hastalarında gözlükten kurtulmaya yönelik halk arasında 'göz çizdirme' olarak bilinen lazer uygulamalarının da yapılabileceğini belirterek, yeni imkanlarla daha iyi sonuçlar elde etmeyi hedeflediklerini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/vanda-keratokonus-alarmi-turkiye-ortalamasinin-10-katina-kadar-cikiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 17:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/vanda-keratokonus-alarmi-turkiye-ortalamasinin-10-katina-kadar-cikiyor.webp" type="image/jpeg" length="38918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailenizde kanser varsa ertelemeyin: Belirtileri beklemeden taramaya gidin]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/op-dr-yetgin-ailesinde-kanser-oykusu-olanlar-sikayetleri-beklemeden-kontrole-gitmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/op-dr-yetgin-ailesinde-kanser-oykusu-olanlar-sikayetleri-beklemeden-kontrole-gitmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailesinde mide veya bağırsak kanseri bulunanların şikâyetlerinin ortaya çıkmasını beklememesi gerektiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, uygun zamanda endoskopi ve kolonoskopi gibi taramaların planlanmasının erken tanı ve korunmada önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyeti olmasa dahi kişisel risklerinin değerlendirilmesi ve hekim önerisi doğrultusunda uygun takip programına alınması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet Yetgin, özellikle risk grubundaki bireylerde endoskopi ve kolonoskopinin erken tanı açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.</p>

<p>Op. Dr. Servet Yetgin, mide ve bağırsak kanserlerinin, erken dönemde belirgin şikayetlere yol açmadan ilerleyebildiğini ve bu nedenle yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek yerine, yaş, aile öyküsü, kişisel sağlık geçmişi ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek uygun tarama ve takip planının oluşturulması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>"Aile öyküsü önemli bir risk göstergesi"</strong></p>

<p>Ailede özellikle birinci derece yakınlarda mide veya kolorektal kanser öyküsünün hekimle mutlaka paylaşılması gerektiğine dikkat çeken Yetgin, “Ailede kanser öyküsünün bulunması, kişinin mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmez. Ancak risk değerlendirmesinde bizim için önemli bir veridir. Özellikle anne, baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarda mide ya da bağırsak kanseri öyküsü varsa, kişinin standart tarama yaklaşımından farklı ve daha erken bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığı hekim tarafından belirlenmelidir.” dedi.</p>

<p><strong>"Kolonoskopi yalnızca tanı değil, korunma açısından da önemli"</strong></p>

<p>Kolorektal kanserlerin önemli bir bölümü zaman içerisinde bağırsakta gelişen poliplerden kaynaklanabildiğini, kolonoskopinin, kalın bağırsağın doğrudan değerlendirilmesine imkân verirken, uygun poliplerin işlem sırasında çıkarılabilmesine de olanak sağladığını belirten Op. Dr. Servet Yetgin, bu yönüyle kolonoskopinin, kanserin erken tanısının yanı sıra kanser gelişme riskinin azaltılması açısından da değer taşıdığını dile getirdi.</p>

<p>Kolonoskopinin en önemli avantajlarından biri, henüz kansere dönüşmemiş bazı poliplerin tespit edilerek çıkarılabilmesi olduğunu ifade eden Yetgin, “Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerde tarama zamanlamasının doğru belirlenmesi son derece önemlidir. Üst gastrointestinal endoskopi ise yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının doğrudan görüntülenmesine olanak sağlıyor. Hekimin gerekli görmesi halinde şüpheli alanlardan biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılabiliyor.</p>

<p>Özellikle ailede mide kanseri öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin değerlendirilmesi, uzun süren mide şikâyetleri, açıklanamayan kilo kaybı, yutma güçlüğü, kansızlık, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi belirtilerin bulunması durumunda hekime başvurunun geciktirilmemesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Şikâyet oluşmasını beklemeyin”</strong></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/9cee13c4-e8a2-4a12-8d01-c598008d30b1.jpeg" /></p>

<p>Kanserle mücadelede en güçlü yaklaşımlardan birinin riskin zamanında fark edilmesi olduğunu vurgulayan Yetgin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle ailesinde mide veya bağırsak kanseri bulunan kişilerin ‘Benim herhangi bir şikâyetim yok’ diyerek kontrollerini ertelememesi gerekir. Burada amaç herkese aynı işlemi uygulamak değil; kişinin yaşını, aile öyküsünü ve diğer risk faktörlerini değerlendirerek doğru zamanda doğru incelemeyi planlamaktır. Erken evrede tespit edilen hastalıklarda tedavi seçenekleri ve başarı şansı önemli ölçüde artabilmektedir.” diye belirtti.</p>

<p><strong>Hangi belirtiler önemsenmeli?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetgin, “Uzun süren veya tekrarlayan karın ağrısı, bağırsak alışkanlıklarında belirgin değişiklik, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kansızlık, istemsiz kilo kaybı, iştahsızlık, sürekli şişkinlik veya hazımsızlık, yutma güçlüğü gibi yakınmaların ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Yetgin, bu belirtilerin her biri tek başına kanser anlamına gelmese de özellikle aile öyküsü bulunan kişilerde hekim değerlendirmesinin geciktirilmemelidir.</p>

<p>Aile öykümüzü değiştiremeyiz ancak riskimizi bilerek hareket edebiliriz. Düzenli hekim kontrolleri, kişiye uygun tarama programları ve gerekli durumlarda endoskopi ile kolonoskopi gibi yöntemlerden yararlanılması, mide ve bağırsak kanserlerinin erken tanısında önemli bir avantaj sağlayabilir.” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/op-dr-yetgin-ailesinde-kanser-oykusu-olanlar-sikayetleri-beklemeden-kontrole-gitmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/op-dr-yetgin-ailesinde-kanser-oykusu-olanlar-sikayetleri-beklemeden-kontrole-gitmeli.png" type="image/jpeg" length="55443"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk için sevgi kadar tutarlılık da önemli!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkinin sağlıklı temeller üzerine kurulmasının çocuğun gelişiminde önemli rol oynadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, sağlıklı anne-baba-çocuk ilişkisinin güvenli bağlanma, çocuğa söz hakkı verme, yaşına uygun sorumluluk kazandırma ve ebeveynlerin ortak tutum sergilemesiyle nasıl güçlendirilebileceğini ele aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bağlanma bireyin psikolojik doğumu olarak da nitelendirilebilir!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Anne çocuk ilişkisinde vurgulanan noktalardan birinin bağlanma olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Bağlanma, duygusal yönü ağır olan, olması gereken bir durum. Bebeklikteki bağlanmanın biraz daha belirli bir kişiye karşı olumlu tepkilerin verilmesi, zamanın büyük bir kısmının o kişiyle birlikte geçirmek istenmesi diyebiliriz.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Herhangi bir korku yaratan durum ya da bir obje karşısında da o kişinin aranabildiğini aktaran Yıldırım, “Aslında burada bağlanılan kişinin varlığının fark edilmesi, bebeklere ve çocuklara eş zamanlı olarak da bir rahatlama veriyor. Bu bağlanma bir şekilde devam ediyor. Biz bunu farklı noktalarda da gözlemleyebiliyoruz. Çocukluk döneminde çocuk bireysel bir adım atmak istiyor, bir iki adım ileri gidiyor ama sonrasında hemen geriye dönüp bakıyor bağlanma kişisi orada mı diye. Kontrol etme ihtiyacı duyuyor. Bağlanmayı aslında bireyin bir psikolojik doğumu olarak da nitelendirebiliriz.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Güvenli bağlanmanın temeli, çocuğa koşulsuz kabulü hissettirmekten geçiyor!</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Anne bebek arasındaki ilişkinin ileriki yıllarda güçlendirilebilmesi için bağlanmanın baştan korunmasının önemine işaret eden Yıldırım, “Bazı durumlarda bu bağlanmayı sonradan gerçekleştirebiliyorlar ya da annelik haberinin alınmasıyla beraber bazen tam bir bağlanma kurulamayabiliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Önemli olanın bağlanmanın güçlenmesi adına neler yapılabildiği olduğunu kaydeden Yıldırım, “Bebekle oynanılan oyunlar daha çok yoğunluğunu gösterebiliyor. Aslında bu ses tonu, sevgi dolu yaklaşım, oyunun arasında onun yanında olması, onun tercihlerine bizim de uyum göstermemiz gibi birçok şeyi kapsıyor. Bu bağlanma koşulsuz kabullenişin de bir noktası aslında. Çocuk bunu hissediyor. Bebek ve çocuklar bu yolla şekilleniyor. Her durumda annenin ya da bakım veren kişinin orada olduğunu fark etmesiyle bu süreç daha kıymetli bir noktaya gidiyor.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuğun karar süreçlerinde söz hakkının olduğunu bilmesi, sağlıklı gelişimini destekliyor!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Anne çocuk ilişkisindeki yanlış davranışlara da değinen Yıldırım, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Bu konuda tutumlardan bahsedebiliriz. Şöyle bir söylem vardır: ‘Biz anne babamıza bırakın bir laf söylemeyi, hiçbir zaman kendi düşüncemizi aktaramazdık.’ Bizdeki tutum artık biraz daha evrilmeye başladı. Çocuğun da görüşünü aldığımız ya da isteklerini dikkate aldığımız bir tutumdan bahsedebiliriz. Şimdiki tutumlar biraz daha çocuk merkezli tutumlar. Ortaklaşa alınan kararlardan devam ediyor diyebilirim. Klinikteki adıyla ‘Demokratik Tutum’. Seçenekleri sunan kişiler anne babalar oluyor ama çocuğun da burada bir hakkının olduğunu bilmesi çocuğa da iyi geliyor.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuk için önemli olan uzun zaman değil, gerçekten ‘orada’ olabilmek!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışan annelerin, hem duygusal bağlanma hem de yeterince bir arada olma ve nitelikli zaman geçirme noktalarında biraz güçlük çektiğinin altını çizen Aybeniz Yıldırım, “Zamandan daha önemli olan şey gerçekten orada olarak bir şeyler paylaşıyor olmaktır. Elimizde telefonla başka bir işle uğraşarak değil de, günlük 15-20 dakika da olsa gerçekten ona zaman ayırarak birliktelikle bir şeyler yapıyor olmak çocuğa da kendini değerli hissettirebiliyor.” dedi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuğa sorumluluk küçük yaşlardan itibaren verilmeli!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Anne ya da babaların, özellikle ilerleyen yaş gruplarında ‘Ödevin var mı, ödevini yaptın mı, dersini çalıştın mı?’ gibi sözlerle tartışma çıkardıklarını da sözlerine ekleyen Yıldırım, “Aslında çok küçük yaşlardan itibaren bu sorumluluğun çocuğa verilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ortaokul, lise çağına gelmiş bir çocuğa ‘Ders çalış, dersin var mı, sınavına çalış’ gibi cümleleri kurmamak gerekiyor. Burada iş daha da zorlaşabiliyor. Burada en önemli nokta, çocuğa bu sorumlulukların verilmiş olmasıdır.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Anne ve baba, çocuğa karşı aynı şeylere evet veya hayır diyebilmeli!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Anne ve baba farklı düşüncelerde olduğunda çelişkili bir dinamiğin ortaya çıktığına vurgu yapan Yıldırım, “Çocuk aslında, annenin nelere evet nelere hayır diyeceğini ya da çocuktan neyi talep edeceğinin farkında oluyor. ‘Ben bunu anneme dersem hayır ama babama dersem evet diyeceğini biliyorum.’ ya da ‘Ben bunu babamdan daha kolay talep edebilirim.’ diye düşünüyorlar. Şunu önerebilirim ki aynı şeylere evet veya hayır diyebilmemiz lazım. Çok basit gibi geliyor ama uygulamada zorlanılan bir nokta. Böylece çocukta sağlıklı gelişim noktalarını gözlemleyebiliyoruz, yoksa çocuk da daha çatışmalı bir iletişimde kalabiliyor.” uyarısında bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuğun manipülasyonuna karşı aile kuralları net ve ortak olmalı! </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocukların, anne babalarını manipüle etmesini en aza indirmek için ailelerin zayıf noktaları kendi aralarında netleştirmesi gerektiğini ifade eden Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Çocuklar sık sık ‘Ama arkadaşımın annesi/babası izin veriyor, ama arkadaşım yapıyor.’ gibi söylemlerle gelecekler karşımıza. Burada vurgulanacak en önemli nokta şu; ‘Evet arkadaşın bunu yapıyor olabilir ama bizim aile kurallarımız gereği biz buna hayır diyoruz, bizim için doğru değil.’ Yani her ailenin kurallarının farklı olabileceğini küçük yaşlardan itibaren vurgulanması çocuk için önemlidir.” </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 18:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/cocuk-icin-sevgi-kadar-tutarlilik-da-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="21629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından sıcak çarpmasına karşı uyarılar: Alınacak basit tedbirler büyük önem taşıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/uzmanindan-sicak-carpmasina-karsi-uyarilar-alinacak-basit-tedbirler-buyuk-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/uzmanindan-sicak-carpmasina-karsi-uyarilar-alinacak-basit-tedbirler-buyuk-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak çarpmasının erken müdahale edilmediğinde hayati tehlikeye yol açabilen ciddi bir acil sağlık sorunu olduğunu dile getiren bulunan Acil Tıp Uzmanı Dr. Ebru Adalı, alınacak basit tedbirlerin sıcak çarpmasının önlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:white">Sıcak çarpmasının belirtileri ve alınacak önlemler hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Adalı, güneş ışınlarının en etkili olduğu 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerektiğinin altını çizdi. </span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white">Bebeklerin, çocukların, gebelerin, kronik hastaların, 65 yaş ve üzerindeki bireylerin ve açık alanda çalışan vatandaşların risk altında olduğunu belirten Uzm. Dr. Adalı, gün içerisinde yeterli miktarda su tüketilmesi ve susamayı beklemeden düzenli aralıklarla sıvı alınması gerektiğinin üzerinde durdu.</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sıcak çarpmasında kritik belirtiler</strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white">Sıcak çarpmasının; yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, kusma, kas krampları, çarpıntı, bilinç bulanıklığı ve bayılma gibi belirtileri olabileceğini dile getiren Adalı, "Bu belirtilerin görülmesi halinde durum hafife alınmamalı, özellikle bilinç değişikliği, nöbet veya bayılma gelişmesi durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Sağlık ekiplerinden yardım istenmeli ya da en yakın acil servise başvurulmalıdır.” diye belirtti.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white">Adalı, “Sıcak çarpması geçirdiğinden şüphelenilen bir kişi öncelikle serin ve gölge bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla giysiler gevşetilmeli ve vücut sıcaklığının düşürülmesine yönelik soğuk uygulamalar yapılmalıdır. Bilinci açık olan kişilere küçük yudumlarla su verilebilir. Ancak bilinci kapalı olan kişilere kesinlikle ağızdan su veya herhangi bir sıvı verilmemelidir." şeklinde konuştu.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white"><strong>Uyarıları dikkate alın</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white">Sıcak çarpması büyük ölçüde önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunu sözlerine ekleyen Adalı, bu konuda Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü'nden yapılan uyarıların dikkate alınması gerektiğini hatırlattı.</span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="background-color:white">Adalı, "Güneşin etkili olduğu saatlerde dikkatli olmak, bol su tüketmek, risk grubundaki bireyleri korumak ve belirtileri ciddiye almak hem kendi sağlığımız hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır." diye konuştu. </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/uzmanindan-sicak-carpmasina-karsi-uyarilar-alinacak-basit-tedbirler-buyuk-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/uzmanindan-sicak-carpmasina-karsi-uyarilar-alinacak-basit-tedbirler-buyuk-onem-tasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="43614"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hepatit hastaları dikkat: Yemek borusu varisi riski]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/hepatit-hastalari-dikkat-yemek-borusu-varisi-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/hepatit-hastalari-dikkat-yemek-borusu-varisi-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplardamarların genişlemesi ve kalınlaşması olarak bilinen varisler yalnızca bacaklarda değil, vücudun farklı bölgelerinde de görülebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yemek borusunun özellikle alt bölümünde ortaya çıkabilen özofagus varisleri, başta siroz olmak üzere uzun süreli karaciğer hastalıkları bulunan kişiler için ciddi risk oluşturuyor.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Meltem Ergün, karaciğer hastalıkları ile yemek borusu varisleri arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, kronik hepatit B ve hepatit C hastalarının da risk grubunda bulunduğunu belirtti.</p>

<p><strong>Belirti vermeden ilerleyebiliyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Ergün, sağlıklı karaciğere sahip kişilerde yemek borusu varislerinin görülmesinin beklenmediğini belirterek, özellikle siroz hastalarının dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Karaciğerin çeşitli nedenlerle uzun süreli hastalanması sonucunda toplardamarlarda basınç artışı meydana gelebildiğini ifade eden Ergün, bu durumun damarların genişleyerek varis oluşmasına neden olabildiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özofagus varislerinin çoğu zaman herhangi bir belirti vermediğini belirten Ergün, varislerin ancak kanama meydana geldiğinde fark edilebildiğini, tanının ise endoskopik yöntemle konulabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>Varis kanaması hayati tehlike oluşturabiliyor</strong></p>

<p>Özofagus varislerinin kanaması durumunda ağızdan kanlı kusma görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ergün, şiddetli kanamaların hayati tehlikeye yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Ergün, hekimlerin öncelikli amacının varisleri kanama gerçekleşmeden tespit ederek gerekli önlemleri almak olduğunu ifade etti. Kanama meydana geldiğinde ise hastanın hayatını tehdit eden durumun önüne geçmek için hızlı şekilde endoskopik tedavi uygulanması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Siroz hastalarının belirli aralıklarla endoskopik olarak takip edilmesi gerektiğini söyleyen Ergün, varis tespit edilen hastalarda büyümeyi ve kanama riskini azaltmaya yönelik ilaç tedavisinin uygulanabildiğini kaydetti. Daha önce kanama yaşamış hastalarda ise varislerin endoskopik olarak bantlanması veya damarların tıkayıcı yöntemlerle kapatılması gibi tedavilerin gündeme geldiğini aktardı.</p>

<p><strong>Tanıda altın standart endoskopi</strong></p>

<p>Özofagus varislerinin tanısında endoskopinin altın standart olduğunu belirten Ergün, özellikle siroz hastalarında kanlı kusma görülmesi halinde özofagus varisinin önemli bir ihtimal olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sorunun yemek borusuyla sınırlı olması nedeniyle farklı sindirim sistemi hastalıklarıyla karıştırılmasının sık görülmediğini ifade eden Ergün, tanı ve tedavide endoskopik yöntemlerin önemli yer tuttuğunu belirtti.</p>

<p><strong>Kansere yol açmıyor ancak kanaması tehlikeli</strong></p>

<p>Özofagus varislerinin kansere yol açmadığını ancak meydana gelebilecek şiddetli kanamanın tek başına ciddi bir tehlike oluşturabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün, siroz hastalarının beslenme ve tedavi süreçlerine de dikkat etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Siroz hastalarında karında sıvı birikmesi olarak bilinen asit gelişebildiğini belirten Ergün, bu nedenle tuz tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. Hepatit hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının önemine de dikkat çekti.</p>

<p>Varisi bulunan hastalarda damar içindeki basıncı azaltmak amacıyla beta bloker grubu ilaçların kullanılabildiğini belirten Ergün, siroza bağlı varis kanaması veya asit gibi komplikasyonların gelişmesi halinde hastaların karaciğer nakli açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Ergün, karaciğer nakli yapılabilen bir merkezde hastanın kaydının bulunmasının ve uygun hastalarda nakil listesinde yer almasının önemine dikkat çekerek, uygun verici bulunduğunda karaciğer naklinin kesin tedavi seçeneği olduğunu ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/hepatit-hastalari-dikkat-yemek-borusu-varisi-riski</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/hepatit-hastalari-dikkat-yemek-borusu-varisi-riski.JPG" type="image/jpeg" length="24933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Organ bağışında dijital dönem: 143 bin 887 kişi vasiyet oluşturdu]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/organ-bagisinda-dijital-donem-143-bin-887-kisi-vasiyet-olusturdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/organ-bagisinda-dijital-donem-143-bin-887-kisi-vasiyet-olusturdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, organ bağışı işlemlerinin e-Devlet ve e-Nabız üzerinden dijitalleştirilmesinin ardından 143 bin 887 kişinin dijital vasiyet oluşturduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, organ bağışında dijital uygulamaların vatandaşların bağış sürecine erişimini kolaylaştırdığını belirterek güncel verileri paylaştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Memişoğlu, organ bağışında 143 bin 887 kişinin dijital vasiyet oluşturduğunu, 2 milyon 510 bin 18 organ ve dokunun bağışlandığını bildirdi</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Memişoğlu, şunları kaydetti:</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>"O günden bugüne, 143 bin 887 vatandaşımız dijital vasiyetini oluşturarak bu iyilik hareketine katıldı. 2 milyon 510 bin 18 organ ve doku nice hayatlara umut olmak üzere bağışlandı." </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/organ-bagisinda-dijital-donem-143-bin-887-kisi-vasiyet-olusturdu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/organ-bagisinda-dijital-donem-143-bin-887-kisi-vasiyet-olusturdu.jpg" type="image/jpeg" length="56217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda bağırsak enfeksiyonları arttı!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonlari-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonlari-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcaklar, kalabalık ortamlar, düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hijyen kurallarının zaman zaman ihmal edilmesi yaz aylarında özellikle çocuklarda enfeksiyon riskini arttırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, son dönemde bağırsak enfeksiyonlarıyla daha sık karşılaşıldığını belirterek uyarı ve tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Necafi, "Yaz döneminde ortaya çıkan belirtilerin hafife alınmamalı; yüksek ateş, kusma, şiddetli ishal, bilinç değişikliği veya karın ağrısı gibi bulgularda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." diye ekledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz aylarında görülen enfeksiyonlardan bazı basit ama etkili önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Necafi, "Yaz tatilinde çocuklar havuzlarda, denizde, parklarda ve açık alanlarda daha uzun zaman geçiriyor. Bazı hatalı davranışlarsa yaz enfeksiyonlarının kolayca kapıyı çalmasına neden oluyor." ifadesini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dr. Meryem Necafi, son dönemde özellikle bağırsak enfeksiyonlarına sık rastlanıldığını belirterek, bunun nedenlerini şöyle açıkladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Yaz aylarında çocuklarda görülen bağırsak enfeksiyonlarının çoğu virüs, bakteri veya daha düşük oranda parazitlerden kaynaklanıyor. Ellerin yeterince yıkanmadan yemek yenilmesi, havuz veya deniz suyunun yutulması, uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerin tüketilmesi, iyi yıkanmamış sebze ve meyvelerin yenilmesi, açıkta satılan gıdaların tercih edilmesi, ortak kullanılan oyuncak ve yüzeylerden sonra el hijyenine dikkat edilmemesi ve sıcak havada uzun süre dışarıda beklemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi enfeksiyon riskini önemli ölçüde artırıyor.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin!</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Bağırsak enfeksiyonlarının genellikle ishal, kusma, karın ağrısı, mide bulantısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Dr. Necafi, özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybının çok kısa sürede ciddi boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekti. Yüksek ateş, sık kusma, kanlı ishal, ağız kuruluğu, gözyaşının azalması, bıngıldağın çökmesi, idrar miktarında belirgin azalma, aşırı halsizlik ve uykuya eğilim gibi belirtilerin ciddi sıvı kaybına işaret edebileceğini belirten Dr. Meryem Necafi, bu durumlarda mutlaka vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Az miktarlarda ama sık yedirin, sıvı alımını ihmal etmeyin!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bağırsak enfeksiyonu geçiren çocuklarda sıvı kaybının hızla yerine konmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Meryem Necafi, hastalık sırasında ve sonrasında çocukların iştahında belirgin azalma görülebileceğini kaydetti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çoğu çocuğun bu dönemde en sevdiği yiyecekleri bile reddedebildiğini belirten Dr. Necafi, "Ebeveynler çocuklarının hiçbir şey yemek istememesi nedeniyle endişelenebiliyor. Oysa enfeksiyon döneminde iştah kaybı sık görülen ve çoğunlukla geçici bir durumdur. Bu süreçte çocuğu yemek yemeye zorlamak yerine, az miktarlarda ama sık aralıklarla beslemek ve yeterli sıvı almasını sağlamak çok daha doğru bir yaklaşımdır" dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Vücut direncini artırmak için!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İyileşme döneminde bağırsak florasının yeniden dengelenmesi ve zayıflayan vücut direncinin artırılması için beslenmenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Necafi, şu önerilerde bulundu: </span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Çocuğunuzun yaşına uygun miktarda yeterli sıvı almasını sağlayın. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayran, yoğurt ve kefir gibi probiyotik içeren besinlere beslenmesinde yer verin.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muz, elma, şeftali gibi meyveler ile iyi pişirilmiş sebzeler, yumurta, balık, tavuk, baklagiller ve diğer kaliteli protein kaynakları iyileşme sürecini desteklediği için bu besinleri tüketmesine özen gösterin.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sindirimi kolay, ev yapımı çorbalar ve hafif öğünler tercih edin. Tek seferde büyük porsiyonlar yerine küçük ve sık öğünler sunun.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hazır paketli gıdalar, gazlı ve aşırı şekerli içecekler ile yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak tutun." </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonlari-artti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonlari-artti.jpg" type="image/jpeg" length="97179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda beslenme ve uyku düzenindeki değişiklikler ağız ve diş sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-beslenme-ve-uyku-duzenindeki-degisiklikler-agiz-ve-dis-sagligini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-beslenme-ve-uyku-duzenindeki-degisiklikler-agiz-ve-dis-sagligini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatilinde çocukların beslenme ve uyku düzenindeki değişikliklerin ağız ve diş sağlığını tehdit edebileceğini belirten Pedodonti Uzmanı Dt. Sümeyye Zilan, özellikle sık atıştırma ve şekerli gıda tüketiminin çürük oluşumunu hızlandırabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:white">Yaz tatili döneminde çocukların günlük yaşam düzeni değişirken, ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebilecek alışkanlıkların da arttığına dikkat çekiliyor.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Uzmanlar, özellikle yaz aylarında tüketimi artan şekerli gıdalar, gazlı ve asitli içecekler ile düzensiz ağız bakımının diş çürüklerini hızlandırdığı uyarısında bulunuyor.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği) Uzmanı Dt. Sümeyye Zilan, yaz tatilinin çocuklar için dinlenme ve eğlence dönemi olmasının yanı sıra ağız ve diş sağlığı açısından da dikkat edilmesi gereken önemli bir süreç olduğunu söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Çocukların okul döneminde sahip oldukları rutinlerin yaz tatiliyle birlikte bozulabildiğini belirten Zilan, “Bu durumun ağız bakım alışkanlıklarını da olumsuz etkileyebiliyor. Yaz aylarında çocuklar daha fazla dondurma, şekerleme, paketli atıştırmalık ve asitli içecek tüketebiliyor. Gün içinde sık sık atıştırmak, ağız ortamının asit dengesini bozarak diş minesinin zayıflamasına ve çürük oluşumunun hızlanmasına neden oluyor. Tatilde uyku saatlerinin değişmesiyle birlikte gece diş fırçalama alışkanlığının aksaması da riski daha da artırıyor." dedi.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Günde iki kez diş fırçalama alışkanlığı sürdürülmeli</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Çocukların tatilde de sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce dişlerini en az iki dakika boyunca florürlü diş macunuyla fırçalamaları gerektiğini vurgulayan Zilan, ebeveynlerin özellikle küçük yaş grubundaki çocukların diş fırçalama sürecini mutlaka takip etmesi gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Zilan, "Ebeveynler yaz tatilini sadece dinlenme dönemi olarak görmemeli. Bu dönem, çocuklara doğru ağız bakım alışkanlığı kazandırmak için önemli bir fırsattır. Günlük diş fırçalama rutini aksatılmamalı, ara öğün sayısı sınırlandırılmalı ve şekerli yiyeceklerin ardından mümkünse su tüketimi sağlanmalıdır. Çocukların gün içerisinde yeterli miktarda su içmesi hem genel sağlık hem de ağız içi dengesinin korunması açısından büyük önem taşıyor." şeklinde konuştu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="background-color:white"><strong>Havuz ve spor aktivitelerinde diş travmalarına dikkat</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Yaz aylarında artan yüzme, bisiklet, kaykay ve çeşitli açık hava sporlarının diş yaralanmalarını da beraberinde getirebildiğini belirten Zilan, özellikle hareketli aktivitelerde koruyucu ekipman kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. </span></p>

<p><span style="background-color:white">Zilan, "Bisiklet, paten, kaykay ve benzeri aktivitelerde yaşanan düşmeler sonucu diş kırıkları veya yerinden çıkmalarla karşılaşabiliyoruz. Bu tür kazalarda zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması büyük önem taşıyor. Eğer daimi diş tamamen yerinden çıkmışsa dişe kök kısmından dokunmadan süt ya da serum fizyolojik içerisinde muhafaza edilerek en kısa sürede sağlık kuruluşuna ulaştırılması, dişin yeniden yerine yerleştirilebilme ihtimalini artırabiliyor." dedi.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Tatil dönüşünde diş kontrolü önemli</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Yaz tatili sonunda yapılacak rutin diş muayenesinin olası çürüklerin erken dönemde tespit edilmesine katkı sağlayacağını belirten Zilan, "Çocukların dişlerinde ağrı oluşmasını beklemeden düzenli kontroller ihmal edilmemelidir. Ayrıca dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, lifli meyve ve sebzelerin tercih edilmesi, şekerli ve yapışkan gıdaların tüketimi sınırlandırılmalıdır." diye konuştu. </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-beslenme-ve-uyku-duzenindeki-degisiklikler-agiz-ve-dis-sagligini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/cocuklarda-beslenme-ve-uyku-duzenindeki-degisiklikler-agiz-ve-dis-sagligini-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="52490"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş ışınları ciltte alerjik reaksiyona neden olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/gunes-isinlari-ciltte-alerjik-reaksiyona-neden-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/gunes-isinlari-ciltte-alerjik-reaksiyona-neden-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneşe çıktıktan sonra oluşan kızarıklık, kaşıntı ve kabarcıkların her zaman güneş yanığına işaret ettiğini belirten uzmanlar, tekrarlayan cilt reaksiyonlarının güneş alerjisinden kaynaklanabileceğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:white">Yaz aylarında güneşle temas sonrası ortaya çıkan kızarıklık, kaşıntı ve kabarcıklar çoğu zaman sıradan güneş yanığıyla karıştırılıyor. </span></p>

<p><span style="background-color:white">Ancak uzmanlar, bazı kişilerde güneş ışınlarının ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabileceği ve bu durumun günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyebileceği konusunda uyarıyor.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşe Nur Saygı, "Güneş alerjisi her zaman basit bir güneş hassasiyeti değildir. Bazı kişilerde yalnızca hafif kaşıntı ve kızarıklık görülürken, bazı hastalarda günlük yaşamı kısıtlayan ciddi reaksiyonlar ortaya çıkabilir. Özellikle belirtiler sık tekrarlıyorsa dermatoloji değerlendirmesi önemlidir." dedi.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Her güneş reaksiyonu aynı değil</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneş alerjisinin farklı türleri bulunduğunu ifade eden Saygı, bazı reaksiyonların genetik yatkınlıkla ilişkili olabileceğini, bazılarının ise kullanılan ürünler nedeniyle ortaya çıkabildiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneşe maruz kaldıktan birkaç saat sonra küçük kabarcıklar ve kızarıklıklarla görülen polimorf ışık erüpsiyonunun özellikle kadınlarda ve açık tenli kişilerde daha sık görüldüğünü belirten Saygı, bazı ilaçlar, güneş kremleri, makyaj ürünleri ve parfümlerin güneş ışığıyla etkileşime girerek fotoalerjik reaksiyonlara neden olabileceğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Solar ürtiker adı verilen bazı güneş alerjisi türlerinde ise birkaç dakika içinde kurdeşen benzeri döküntüler gelişebildiğini vurgulayan Saygı, bu tablonun nadiren ciddi sistemik belirtilere yol açabileceğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Kaşıntı, kızarıklık ve yanma hissi en sık belirtiler arasında</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneş alerjisinin belirtilerinin güneşe maruz kaldıktan dakikalar, saatler hatta günler sonra ortaya çıkabileceğini ifade eden Saygı, şikâyetlerin güneşte kalma süresine, ışığın yoğunluğuna ve kişinin cilt yapısına göre değişebildiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Ciltte kızarıklık, kaşıntı, kabarcıklar, kurdeşen benzeri döküntüler, şişlik, pullanma ve yanma hissinin sık görüldüğünü belirten Saygı, bazı hastalarda sızıntılı yaralar ve kabuklanmaların da oluşabileceğini ifade etti.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Saygı, "Döküntüler çoğunlukla güneşe maruz kalan bölgelerde görülür. Ancak bazı alerji türlerinde cildin farklı bölgeleri de etkilenebilir. Nadiren baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı ve bayılma gibi daha ciddi belirtiler gelişebilir." diye konuştu.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Bazı ilaçlar riski artırabiliyor</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneş alerjisinin herkeste görülebileceğini ancak bazı kişilerin daha yüksek risk altında olduğunu belirten Saygı, aile öyküsünün yanı sıra kullanılan bazı ilaçların da güneşe duyarlılığı artırabileceğini söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Özellikle antibiyotikler, mantar ilaçları, bazı antihistaminikler, doğum kontrol hapları, kolesterol ilaçları ve akne tedavisinde kullanılan retinoidlerin güneşe karşı hassasiyeti artırabileceğini belirten Saygı, ilaç kullanan kişilerin güneş maruziyetine karşı daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Güneşten korunma en etkili yöntem</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneş alerjisinde en etkili yaklaşımın korunma olduğunu ifade eden Saygı, özellikle güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş temasından kaçınılmasını öneren Saygı, geniş kenarlı şapka, uzun kollu kıyafetler ve koruyucu aksesuarların kullanılmasının faydalı olduğunu belirtti.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="background-color:white">Saygı, "En az 30 SPF içeren güneş koruyucular düzenli kullanılmalı ve iki saatte bir yenilenmelidir. Özellikle terleme veya yüzme sonrası tekrar uygulanması önemlidir. Güneş alerjisi olan kişiler ciltlerini güneşe kademeli olarak alıştırmalıdır." ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>Şiddetli belirtilerde vakit kaybetmeyin</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Güneş alerjisinin çoğu zaman basit önlemlerle kontrol altına alınabildiğini söyleyen Saygı, güneş sonrası gelişen ciddi halsizlik, göğüs ağrısı, nefes alma güçlüğü, bayılma ya da yaygın döküntü durumunda acilen tıbbi destek alınması gerektiğini belirtti.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Saygı, "Güneş sonrası gelişen her döküntü basit bir güneş yanığı olmayabilir. Tekrarlayan reaksiyonlarda uzman değerlendirmesi, doğru tanı ve uygun tedavi açısından büyük önem taşır" diye konuştu. </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/gunes-isinlari-ciltte-alerjik-reaksiyona-neden-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/gunes-isinlari-ciltte-alerjik-reaksiyona-neden-olabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="87487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Loş ışıkta görmekte zorlanıyorsanız dikkat! Tavuk karası olabilir]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/los-isikta-gormekte-zorlaniyorsaniz-dikkat-tavuk-karasi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/los-isikta-gormekte-zorlaniyorsaniz-dikkat-tavuk-karasi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında tavuk karası olarak bilinen gece körlüğü, özellikle karanlık ve loş ortamlarda görme güçlüğüne neden olan, ilerleyen dönemlerde görme alanının daralmasına ve ciddi görme kaybına yol açabilen bir göz hastalığıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genetik kaynaklı göz hastalıkları arasında yer alan tavuk karası, tıbbi adıyla retinitis pigmentosa, çoğunlukla kalıtsal olarak ortaya çıkan ve nadir görülen bir hastalıktır.</p>

<p>Hastalık, gözün iç bölümünü kaplayan retina tabakasındaki görme hücrelerinin zamanla işlevlerini kaybetmesiyle gelişir.</p>

<p>Retinada bulunan rod adı verilen hücreler, özellikle karanlıkta ve düşük ışıkta görmeyi sağlar. Bu hücrelerin zarar görmesi, hastaların gece veya loş ortamlarda çevrelerini görmekte zorlanmasına neden olur.</p>

<p><strong>Gece görme güçlüğü ilk belirti</strong></p>

<p>Tavuk karasının en belirgin belirtilerinden biri, karanlıkta veya az ışıklı ortamlarda görme güçlüğü yaşanmasıdır. Hastalar özellikle gece hareket etmekte, çevrelerini algılamakta ve araç kullanmakta zorlanabilir.</p>

<p>Hastalık ilerledikçe görme alanında daralma, renkleri ayırt etmede güçlük ve ışığa uyum sağlama konusunda sorunlar ortaya çıkabilir. Gece görme problemi yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurması önem taşıyor.</p>

<p>Tavuk karasının ortaya çıkmasında kalıtsal faktörlerin yanı sıra bazı göz ve sistemik hastalıklar da etkili olabiliyor.</p>

<p><strong>Tavuk karasının nedenleri</strong></p>

<p>Retinadaki düşük ışıkta görmeyi sağlayan hücrelerin bozulması, gece körlüğünün temel nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın nedenleri kişiden kişiye değişebilir.</p>

<p>Tavuk karasıyla ilişkilendirilen başlıca nedenler şöyle:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Miyopluk</p>
 </li>
 <li>
 <p>Glokom</p>
 </li>
 <li>
 <p>Glokom tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Katarakt</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Diyabet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Retinitis pigmentosa</p>
 </li>
 <li>
 <p>A vitamini eksikliği</p>
 </li>
</ul>

<p>Özellikle A vitamini eksikliği, düşük ışıkta görme sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. A vitamini, gözün düşük ışığa uyum sağlamasında önemli rol oynayan rodopsin maddesinin üretiminde görev alır.</p>

<p><strong>Tedavide erken teşhis önemli</strong></p>

<p>Retinitis pigmentosanın günümüzde hastalığı tamamen ortadan kaldıran standart bir tedavisi bulunmuyor. Ancak hastalıkla birlikte ortaya çıkabilen katarakt ve glokom gibi göz sorunlarının düzenli muayeneler sayesinde erken dönemde tespit edilmesi ve tedavi edilmesi mümkün.</p>

<p>Retinitis pigmentosa nedeniyle oluşan görme kaybının derecesi her hastada aynı olmayabiliyor. Bazı hastalar erken yaşlarda görme kaybı yaşarken, bazı kişiler hayatları boyunca günlük yaşamlarını sürdürebilecek düzeyde görme yetisini koruyabiliyor.</p>

<p>Görme azlığı yaşayan hastalarda LVA olarak adlandırılan özel büyüteçli gözlüklerden ve diğer yardımcı görme araçlarından yararlanılabiliyor.</p>

<p><strong>Dengeli beslenmeye dikkat</strong></p>

<p>Doğumsal veya genetik nedenlerle ortaya çıkan gece körlüğünü tamamen önlemek her zaman mümkün değil. Ancak dengeli beslenmek ve bazı hastalıkları kontrol altında tutmak göz sağlığının korunmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>A vitamini açısından zengin balık, süt ve süt ürünleri, yumurta ve yeşil yapraklı sebzelerin dengeli beslenme içerisinde tüketilmesi öneriliyor. Diyabet hastalarının kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutması da önem taşıyor.</p>

<p>Bununla birlikte, A vitamini takviyesi gibi ürünlerin doktor önerisi olmadan kullanılmaması gerekiyor. Gece görmede belirgin bir sorun yaşayan kişilerin, nedenin belirlenmesi ve uygun tedavinin planlanması için göz hastalıkları uzmanına başvurması önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/los-isikta-gormekte-zorlaniyorsaniz-dikkat-tavuk-karasi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/los-isikta-gormekte-zorlaniyorsaniz-dikkat-tavuk-karasi-olabilir.webp" type="image/jpeg" length="82644"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ticaret Bakanlığı yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde denetimlerini artırdı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ticaret-bakanligi-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesinde-denetimlerini-artirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ticaret-bakanligi-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesinde-denetimlerini-artirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına kısa süre kala Ticaret Bakanlığı, öğrencilerin sağlık ve güvenliğinin korunması amacıyla kırtasiye ve okul ürünlerine yönelik denetimlerini artırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Ticaret Bakanlığı, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı öncesinde kırtasiye, okul çantası ve okul kıyafetlerine yönelik denetimlerini yoğunlaştırdı. Güvensiz olduğu belirlenen ürünlerin piyasaya arzı yasaklanırken, ürünlerin toplatılması ve sorumlu firmalara idari para cezası uygulanması öngörülüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bakanlık, çalışmaların “güvensiz ürüne karşı sıfır tolerans” ilkesi doğrultusunda yürütüldüğünü açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ticaret Bakanlığına bağlı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda gerçekleştirilen denetimlerde; imalatçı, ithalatçı ve toptancılardaki ürünler mercek altına alınıyor. Amaç, çocukların sağlığını ve güvenliğini tehdit edebilecek ürünlerin piyasaya ulaşmasını engellemek.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Riskli ürünler laboratuvarlarda test ediliyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Denetimler kapsamında kırtasiye malzemeleri, okul çantaları ve okul kıyafetleri çeşitli yönlerden inceleniyor. Ürünler, kullanımı kısıtlanmış kimyasalların yanı sıra çocuklar açısından fiziksel risk oluşturabilecek küçük parçalar, kordon ve bağcıklar bakımından akredite laboratuvarlarda teste tabi tutuluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bunun yanı sıra ürünlerin etiket bilgileri de kontrol edilerek tüketicilerin doğru ve eksiksiz şekilde bilgilendirilmesi amaçlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Güvensiz ürünler piyasadan çekilecek</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Denetimler sonucunda güvensiz olduğu belirlenen ürünlerin bilgileri, Ticaret Bakanlığının Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi (GÜBİS) üzerinden tüketicilerle paylaşılacak.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Güvensiz ürünlerin piyasaya arzı yasaklanarak toplatılması sağlanacak. Bu ürünlerin imalatçı ve ithalatçılarına ise idari para cezası uygulanacak. Bakanlık ayrıca, güvensiz olduğu tespit edilen ürünlerin “sağlığa zararlı madde içermez” gibi ifadelerle reklamının veya tanıtımının yapıldığının belirlenmesi halinde Reklam Kurulu tarafından inceleme başlatılacağını bildirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Velilere ürün seçimi uyarısı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bakanlık, denetimlerin yanı sıra velilerin ve tüketicilerin alışveriş sırasında dikkat etmesi gereken noktaları da sıraladı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Kırtasiye ürünlerinde imalatçı veya ithalatçının açık adı ve adresinin bulunmasına, markası ve modeli belli olan, Türkçe uyarılar içeren ürünlerin tercih edilmesine dikkat edilmesi gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Oyuncak niteliği taşıyan kırtasiye ürünlerinde ise yaş grubuna yönelik uyarıların kontrol edilmesi, boya malzemeleri, oyun hamurları ve parmak boyaları gibi ürünlerde CE işaretinin bulunmasına dikkat edilmesi tavsiye ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Fiyat etiketleri de denetleniyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bakanlık, okul alışverişlerinin yoğunlaştığı dönemde yalnızca ürün güvenliğine yönelik değil, fiyat etiketlerine yönelik denetimlerin de sürdürüldüğünü açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Başta zincir marketler ve kırtasiyeler olmak üzere perakende satış yapan işletmelerde yaygın ve yoğun fiyat etiketi denetimleri gerçekleştiriliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Böylece tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması ve olası mağduriyetlerin önüne geçilmesi hedefleniyor. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ticaret-bakanligi-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesinde-denetimlerini-artirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/ticaret-bakanligi-yeni-egitim-ogretim-yili-oncesinde-denetimlerini-artirdi.jpg" type="image/jpeg" length="18341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Siirt’te 2 günde 2 açık kalp ameliyatı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/siirtte-2-gunde-2-acik-kalp-ameliyati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/siirtte-2-gunde-2-acik-kalp-ameliyati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2 gün üst üste 2 hastaya açık kalp ameliyatı yapıldı. İleri derecede damar darlığı ve 3 damar tıkanıklığı bulunan 56 ve 78 yaşındaki hastaların ameliyatları başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde açık kalp ameliyatları gerçekleştirilmeye devam ediyor. Eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı şikâyetiyle kardiyoloji polikliniğine başvuran 56 yaşındaki A.K’nin yapılan tetkik ve koroner anjiyografisinde kalp damarlarında ileri derecede darlık tespit edildi.</p>

<p>Bir gün sonra ağrı şikâyetiyle hastaneye başvuran 78 yaşındaki M.S’nin yapılan incelemelerinde ise 3 damarının tıkalı olduğu belirlendi.</p>

<p>Kardiyoloji ile Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda iki hastanın da ameliyat edilmesine karar verildi.</p>

<p><strong>İki gün üst üste ameliyat</strong></p>

<p>Hastaların ameliyatları, Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Mücahit Polat ve Op. Dr. Mehmet Ali Dala tarafından iki gün üst üste gerçekleştirildi.</p>

<p>İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden gelen ekibin de desteğiyle gerçekleştirilen operasyonlar başarıyla tamamlandı.</p>

<p>Ameliyatların ardından yoğun bakım süreçleri sorunsuz geçen iki hasta servise alındı.</p>

<p><strong>Hastaların taburcu edilmesi planlanıyor</strong></p>

<p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Servet Yolbaş, hastaların sağlık durumlarının iyi olduğunu ve birkaç gün içerisinde taburcu edilmelerinin planlandığını belirtti.</p>

<p>Yolbaş, açık kalp ameliyatlarının Siirt’te yapılmaya başlanmasının önemli bir hizmet olduğunu ifade ederek şu açıklamada bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"İlimizde kalp ameliyatları, İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden gelen değerli hocalarımızın katkısıyla başarıyla gerçekleştirildi. İnşallah bunu devam ettirmeyi planlıyoruz. Emeği geçenleri tebrik ediyoruz. Halkımıza da inşallah daha güzel, uzun süreli bu hizmetin devam etmesi için biz elimizden gelen katkıyı sağlayacağız."</p>

<p>Yolbaş, Siirt’te açık kalp ameliyatlarının yapılmaya başlanmasıyla birlikte ileri düzey kalp cerrahisi gerektiren hastaların önemli bir kısmının başka illere sevk edilmeden kendi şehirlerinde tedavi edilebilmesinin önünün açıldığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/siirtte-2-gunde-2-acik-kalp-ameliyati</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/siirtte-2-gunde-2-acik-kalp-ameliyati.jpg" type="image/jpeg" length="96884"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Güneş lekelerinin yanı sıra bazı cilt kanserlerine de yol açabilir]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/uzmanlar-uyariyor-gunes-lekelerinin-yani-sira-bazi-cilt-kanserlerine-de-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/uzmanlar-uyariyor-gunes-lekelerinin-yani-sira-bazi-cilt-kanserlerine-de-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Ümit Yılmaz, yaz aylarında yoğun güneş ışınlarına kontrolsüz ve uzun süre maruz kalmanın erken yaşlanma ve güneş lekelerinin yanı sıra bazı cilt kanserlerine de yol açabileceği uyarısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Ümit Yılmaz, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte güneş ışınlarının cilt sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyardı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yılmaz, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte güneş ışınlarının cilt sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şanlıurfa gibi güneşin yoğun hissedildiği bölgelerde uzun süre ve kontrolsüz şekilde güneşe maruz kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Yılmaz, "Güneş ışınları yalnızca erken yaşlanma ve güneş lekelerine değil, bağışıklık sisteminin baskılanmasına ve bazı cilt kanserlerinin gelişimine de neden olabiliyor. Özellikle ultraviyole (UV) ışınlarının en yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında bulunulmaması gerekiyor." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Güneşten korunmanın estetik bir kaygının ötesinde sağlık açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Yılmaz, "Geniş kenarlı şapka, ultraviyole koruyucu gözlük, açık renkli ve uzun kollu giysiler tercih edilmeli. En az SPF 30, mümkünse SPF 50 koruma faktörlü güneş kremleri kullanılmalı ve 2 saatte bir yenilenmeli. Yüzme ve yoğun terleme sonrasında güneş kremi mutlaka tekrar uygulanmalı. Güneş kremleri yalnızca deniz veya havuzda değil; araç kullanırken, yürüyüş yaparken ve bulutlu havalarda da kullanılmalı. Güneş koruyucular yaz-kış ihmal edilmemeli." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><img alt="" height="666" src="https://ilkha.com/upload/img/0401dd31-cbce-43c2-a893-9d4fd6033f0a.jpeg" width="1000" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Çocukların güneş ışınlarına karşı daha hassas olduğuna dikkat çeken Yılmaz, "Özellikle 6 aydan küçük bebekler doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmamalı. Çocuklarda açık renkli ve uzun kollu kıyafetler tercih edilmeli, yaşlarına uygun güneş koruyucu ürünler kullanılmalı." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaşlılarda güneş ışınlarına bağlı cilt kanseri riskinin daha yüksek olduğunu belirten Yılmaz, bu yaş grubunun güneşin etkili olduğu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınması, sıvı kaybı ve dehidrasyon riskine karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Cildin yaşam boyu korunması gereken en büyük organlardan biri olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Güneşten korunmayı yalnızca tatillerde değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir alışkanlığı hâline getirmeliyiz. Düzenli güneşten korunma; erken yaşlanmayı, güneş lekelerini ve cilt kanseri riskini önemli ölçüde azaltır." ifadelerini kullandı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/uzmanlar-uyariyor-gunes-lekelerinin-yani-sira-bazi-cilt-kanserlerine-de-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/uzmanlar-uyariyor-gunes-lekelerinin-yani-sira-bazi-cilt-kanserlerine-de-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="52077"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran bağımlılığı birçok sağlık sorununa zemin hazırlıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ekran-bagimliligi-bircok-saglik-sorununa-zemin-hazirliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ekran-bagimliligi-bircok-saglik-sorununa-zemin-hazirliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Hekimi Dr. Yavuz Selim Sılay, akıllı telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının uyku düzenini bozarak obeziteden kalp hastalıklarına, dikkat eksikliğinden depresyona kadar birçok sağlık sorununa zemin hazırladığını belirterek, uyumadan en az bir saat önce ekranların bırakılması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Aile Hekimi Dr. Yavuz Selim Sılay, geç saatlere kadar telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının biyolojik saati olumsuz etkilediğini belirterek, ekranlardan yayılan mavi ışığın melatonin hormonunun salgılanmasını baskıladığını ifade etti.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Kaliteli uykunun sağlıklı yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Sılay, özellikle çocuklarda ekran kullanımının sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığının erken yaşta kazandırılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Modern yaşamın en büyük sağlık sorunlarından biri uyku düzensizliğidir"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sılay, "Geç uyuma, telefon ve ekran kullanımı üzerinde o kadar soru geliyor ki uyku düzeni neden bozuluyor? Özellikle modern yaşamın en büyük sağlık sorunlarından biri uyku düzensizliğidir. Son yıllarda akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve sosyal medya platformları insanların uyku alışkanlıklarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Geçmişte insanlar gün ışığına göre yaşarken bugün gecenin ilerleyen saatlerine kadar ekran başında vakit geçirilmektedir. Sosyal medya kullanımı, dijital platformlarda film ve dizi izleme alışkanlığı, çevrimiçi oyunlar ve yoğun iş temposu uyku saatlerinin gecikmesine neden olmaktadır. Ayrıca stres, kaygı bozuklukları, ekonomik sorunlar ve yoğun çalışma hayatı da uyku kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Bir aile hekimi olarak özellikle gençlerde ve çocuklarda uyku saatlerinin giderek daha geçe kaydığını görüyoruz. Bu durum yalnızca yorgunluk değil, birçok sağlık sorununun da temelini oluşturabilmektedir. Uyku, vücudun kendini yenilediği ve beynin gün içerisinde öğrendiği bilgileri işlediği önemli bir süreçtir. Düzenli ve kaliteli uyku eksikliği uzun vadede ciddi sağlık sonuçlarına yol açabilir." dedi.</span></span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/SmSJrDOfKME" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/SmSJrDOfKME"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/SmSJrDOfKME?wmode=transparent&amp;jqoemcache=VD84t" title="https://youtu.be/SmSJrDOfKME" width="425"></iframe></div>

<p><span><span><span><strong>"Ekranlardan yayılan mavi ışık melatonin salgısını baskılıyor"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Ekran ışığının olumsuz etkilerine ilişkin olarak Sılay, "Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışık, beynin biyolojik saatini doğrudan etkileyebilmektedir. Normal şartlarda hava karardığında beynimiz melatonin adı verilen uyku hormonunu salgılamaya başlar. Melatonin uykuya dalmamızı kolaylaştırır ve uyku kalitesini artırır. Ancak ekranlardan yayılan mavi ışık melatonin salgısını baskılayarak beynin gündüz olduğunu zan ettiriyor. Bu nedenle kişi yatağa girse bile uykuya dalmakta zorlanabilir. Uzun süreli ekran kullanımı yalnızca uyku sorunlarına yol açmaz. Göz kuruluğu, göz yorgunluğu, baş ağrıları, dikkat dağınıklığı ve boyun ağrıları da sık görülen problemlerdendir. Özellikle çocukların gelişim döneminde uzun süre ekran başında kalmaları sosyal gelişimlerini ve fiziksel aktivitelerini de olumsuz etkileyebilmektedir." açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Kalitesiz uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissetmek anlamına gelmez"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Verimsiz uykunun yol açtığı olumsuzluklar hakkında Sılay, "Kalitesiz uyku yalnızca ertesi gün yorgun hissetmek anlamına gelmez. Araştırmalar düzenli olarak yetersiz uyuyan bireylerde obezite, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve depresyon riskinin arttığını göstermektedir. Uyku sırasında bağışıklık sistemi güçlenir, hormonlar dengelenir ve hücre onarımı gerçekleşir. Bu nedenle yetersiz uyku bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalıklara yatkınlığın artmasına neden olabilir. Çocuklarda ve gençlerde ise öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, hafıza problemleri ve akademik başarıda düşüş görülebilir. Yetişkinlerde ise iş performansı azalabilir, trafik kazası riski artabilir ve günlük yaşam kalitesi belirgin şekilde düşebilir. Kısacası kaliteli uyku, sağlıklı yaşamın temel taşlarından biridir." şeklinde belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Çocukların uyku düzeni yetişkinlere göre çok daha hassastır"</strong></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/d254372b-ee01-4142-b554-cbcbeacf6f8e.jpg" /></p>

<p><span><span><span>Sılay, "Çocukların uyku düzeni yetişkinlere göre çok daha hassastır. Bu nedenle ailelerin ekran kullanımı konusunda net kurallar belirlemesi gerekir. Öncelikle çocukların yatak odasında televizyon, tablet veya telefon bulunmamalıdır. Uyku saatinden en az bir saat önce tüm ekranların kapatılması önerilmektedir. Bunun yerine kitap okuma, aile sohbetleri veya sakin aktiviteler ve namaz kılmak bunlar olabilir. Ailelerin burada örnek olması çok önemlidir. Çocuklara ekran kullanımını sınırlandırmalarını söyleyen ebeveynlerin kendilerinin de benzer davranışlar göstermesi gerekir. Ayrıca çocukların gün içerisinde fiziksel aktivite yapmaları ve açık havada zaman geçirmeleri sağlıklı uyku alışkanlıklarını desteklemektedir." ifadelerine yer verdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Uyku bir lüks değil, insan sağlığının temel ihtiyaçlarından biridir"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son olarak sağlıklı uyku alışkanlığının nasıl kazanılacağıyla ilgili de Sılay, "Sağlıklı uyku alışkanlığı kazanmak için öncelikle düzenli bir uyku programı oluşturulmalıdır. Hafta sonları dahil olmak üzere her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak biyolojik saatin düzenlenmesine yardımcı olur. Yatak odası sessiz, karanlık ve serin olmalıdır. Uyku öncesinde ağır yemeklerden, saat 18.00-19.00 gibi yeme işlemleri bitecek. Aşırı kafein tüketiminden uzak duracağız.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Telefon, tablet ve bilgisayar gibi cihazların uyumadan en az bir saat önce bırakılması önerilmektedir. Gün içerisinde düzenli egzersiz yapmak, güneş ışığından yararlanmak ve stres yönetimi tekniklerini uygulamak da uyku kalitesini artırabilir. Unutulmamalıdır ki uyku bir lüks değil, insan sağlığının temel ihtiyaçlarından biridir. Nasıl sağlıklı beslenmeye ve egzersize önem veriyorsak kaliteli uykuya da aynı önemi vermeliyiz." dedi. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ekran-bagimliligi-bircok-saglik-sorununa-zemin-hazirliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/ekran-bagimliligi-bircok-saglik-sorununa-zemin-hazirliyor.jpg" type="image/jpeg" length="25380"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan bilinçsiz takviye kullanımı uyarısı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-bilincsiz-takviye-kullanimi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-bilincsiz-takviye-kullanimi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fonksiyonel Tıp Hekimi ve Fitoterapist Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, günlük hayatta yaygın olarak kullanılan gıda takviyelerinin bilinçsiz şekilde tüketilmemesi gerektiğini belirterek, takviye kullanımının kişinin sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre hekim kontrolünde planlanması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Multivitamin, C ve D vitamini, Omega-3 ile magnezyum gibi mikrobesinlerin bağışıklık sistemi ve beyin sağlığı açısından önemli rol oynadığını ifade eden Dr. Yavuzcan, uzun süreli ve gereksiz takviye kullanımının sağlık açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde bilinçsiz pre ve probiyotik kullanımının olumsuz sonuçlara yol açabileceğini belirten Yavuzcan “Egzaması olan bireylerin B vitamini takviyeleri konusunda, kan sulandırıcı ilaç kullananların ise kontrolsüz takviye kullanımı konusunda dikkatli olması gerekir.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Maden suyunun da sağlık açısından önemli bir mineral kaynağı olduğunu aktaran Yavuzcan, içerdiği mineraller sayesinde hidrasyon, kemik, sindirim ve kalp sağlığına katkı sağlayabileceğini belirtti. Ancak maden suyu seçiminde kişinin sağlık durumunun dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Yavuzcan, özellikle sodyum ve potasyum oranlarının böbrek yetmezliği veya tansiyon gibi durumlara göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Türkiye’deki bazı maden sularının önemli minerallerden biri olan bor açısından zengin olduğuna dikkat çeken Yavuzcan “Maden suyu sağlıklı beslenmeye katkı sağlayan doğal bir içecektir. Ancak yüksek sodyum içeren ürünlere dikkat edilmeli hem maden suyu seçiminde hem de vitamin takviyesi kullanımında kişinin genel sağlık durumu ve beslenme ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır.” ifadelerini kullandı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-bilincsiz-takviye-kullanimi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/08/uzmanlardan-bilincsiz-takviye-kullanimi-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="20391"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
