<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Haber | Diyarbakır Haber | Diyarbakır Haberleri | Güncel | Siyasi | Ekonomi</title>
    <link>https://www.amedhaber.net</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 17:08:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Şiddete yönelme riski hangi gençlerde görülüyor?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/siddete-yonelme-riski-hangi-genclerde-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/siddete-yonelme-riski-hangi-genclerde-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog İpek Erol, “Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Klinik Psikolog İpek Erol, son dönemde artan okul temelli şiddet olaylarını değerlendirerek, ergenlik döneminin psikolojik dinamiklerine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Dürtü kontrolündeki zayıflık saldırgan davranış riskini artırabiliyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını ancak bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Erol, “Bu nedenle dürtü kontrolündeki zayıflık, kimlik karmaşası, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacı ve öfkeyi yönetememe, bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabiliyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir. Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak yatmaktadır.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bu tür saldırıların arkasında birikimli bir psikolojik süreç var</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman uzun süreli bir psikolojik birikim olduğuna işaret eden İpek Erol, “Bu tip olayların arkasında çoğu zaman tek bir neden değil, birikimli bir psikolojik süreç vardır: dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, öfkenin içeride büyümesi, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu, intikam fantezileri, bazen de ‘beni nihayet görün’ arzusu. Hedef fiziksel zarar vermekle birlikte güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde mutlak kontrol kurmak olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Psikotik süreçlerde gerçeklik algısı bozulabiliyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini belirten İpek Erol, “Özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulması, kişinin çevreyi olduğundan farklı algılamasına neden olabilir. Bu noktada davranış artık sadece öfke ya da dürtüsellikle değil, ciddi bir algı ve düşünce bozulmasıyla şekillenir. Yine de önemli bir ayrım var: her psikotik bozukluk ya da her psikiyatrik hastalık şiddetle ilişkili değildir; ancak tedavi edilmemiş, fark edilmemiş ve ilerlemiş durumlarda risk artabilir. Bu nedenle erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahale kritik önem taşır.” diye belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Erken uyarı işaretlerine dikkat</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aile ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerinin kritik olduğunu vurgulayan İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır. Örneğin okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi, şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine ya da başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme, ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrası davranış değişimi dikkatle izlenmelidir. Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Risk, ilişki ve takip eksikliğinde büyür</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir. Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Gençler yoğun duygusal baskı altında</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugünün gençlerinin ciddi bir duygusal yük taşıdığına dikkat çeken İpek Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında. Dijital kültür bu yükü bazen hafifletmiyor, tam tersine görünür olma baskısıyla artırıyor. Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” ifadesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Medya dili belirleyici, fail değil çözüm öne çıkarılmalı</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Önleme konusunda aile, okul ve medyanın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı. Okullar yalnızca güvenlik kamerası mantığıyla değil, ilişki temelli güvenlik anlayışıyla hareket etmeli; riskli öğrenciyi damgalamadan izleyen, yönlendiren ve destekleyen ekipler kurmalı. Aileler ve okullar kadar medyanın da burada çok kritik bir rolü var. Medya, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini büyüten bir anlatı kurduğunda, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirir. Oysa bu tür eylemlerde bazı kırılgan gençler için en temel motivasyonlardan biri görülme, duyulma ve etkili olma arzusudur. Failin detaylı şekilde işlenmesi, onun nasıl yaptığına, ne yaşadığına ve nasıl gündem olduğuna odaklanılması, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir tür model oluşturabilir; yani ‘ben de böyle görünür olabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Bu durum literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlanır ve özellikle hassas dönemlerde risk oluşturur.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Odağı failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekiyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle medyanın dilinin çok belirleyici olduğunu kaydeden İpek Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Dijital oyunlar tek başına açıklayıcı değil</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dijital oyunların etkisine ilişkin değerlendirmede de bulunan İpek Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil. Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/siddete-yonelme-riski-hangi-genclerde-goruluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/siddete-yonelme-riski-hangi-genclerde-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="20006"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Tarhan'dan okuldaki şiddete ilişkin çözüm önerileri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/prof-tarhandan-okuldaki-siddete-iliskin-cozum-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/prof-tarhandan-okuldaki-siddete-iliskin-cozum-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddetin çoğu zaman sosyal geri çekilme, yoğun öfke ve tehdit diliyle kendini önceden belli ettiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, okul şiddetinin önlenmesi konusunu değerlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreç</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin tamamen ortadan kaldırılamasa da büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, “Okul şiddeti sıfırlanamaz ama büyük ölçüde önlenebilir. Çünkü okul şiddeti ‘ani patlama’ değil, önceden gelişen bir süreçtir bu yüzden erken fark edilirse önlenebilir. Çünkü araştırmalar şunu gösteriyor: Saldırganların yüzde 70–80’i önceden sinyal verir. Çoğunda: sosyal geri çekilme, tehdit dili,yoğun öfke ve planlama davranışı vardır şiddet görünmez değil, erken evrede fark edilebilir. Sadece güvenlik önlemleri (metal dedektör vs.), sadece disiplin cezaları veya sadece kamera sistemi sonucu azaltabilir ama nedeni çözmediği için geçici olur.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>ABD’de okullarda psikolojik sağlamlık çalışmaları başladı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD’deki verileri örnek gösteren Prof. Dr. Tarhan, “2013–2023 arasında bin 468 okul silah olayı (önceki on yıla göre yüzde 324 artış) olur. Bunun üzerine hızlı bir şekilde okullarda Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) ile empati, anlam, amaç paylaşımcılık, minnettarlık, dürtü kontrolu modülleri ile psikolojik sağlamlık çalışmalar başladı. Okullarda SEL (Sosyal ve Duygusal Beceri eğitimleri) verildi. 2024 yılında yaklaşık 336 okul silah olayı raporlanmış iken 2025 okul yılında bu sayı 254’e düştü (yaklaşık yüzde 22 azalma). Buna rağmen, bu düzey, 25 yıl öncesinin 2 katından fazladır.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Birincil önleme (Her öğrenci için)</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Okul şiddetini önlemede üç aşamalı bir yaklaşım gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, birincil önlemenin tüm öğrencilere yönelik olduğunu ve okul iklimini dönüştürmeyi hedeflediğini söyledi. Bu kapsamda sosyal-duygusal öğrenme (SEL), empati eğitimi, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin kazandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, Üsküdar Üniversitesi tarafından 5 yıllık çalışmayla hazırlanan “Mutluluk Bilimi ve Değerler” isimli yardımcı ders kitabının da rehberlik programlarında kullanılabileceğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İkincil önleme (Riskli öğrenciler için)</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İkincil önlemenin riskli öğrencileri hedef aldığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, erken müdahalenin kritik olduğunu vurguladı. “Bu çocuk neden sessizleşti, neden görünmez oldu ya da neden alışılmışın dışında davranmaya başladı?” sorularının sorulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, yalnız öğrencilerin tespit edilmesi, depresyon belirtilerinin izlenmesi ve okul psikolojik danışmanlığının etkin kullanılması gerektiğini söyledi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Üçüncül önleme (Yüksek risk durumlarında kriz müdahalesi)</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üçüncül önlemenin ise yüksek risk durumlarında kriz müdahalesini kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, tehdit değerlendirme ekiplerinin kurulması, aile-okul-uzman iş birliğinin sağlanması ve gerektiğinde güvenlik önlemlerinin devreye alınmasının önemine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Psikolojik ihtiyaçların karşılanamamasına dikkat!</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Araştırmaların en net bulgularından birinin, bir öğrencinin hayatında en az bir güvenilir yetişkinin bulunmasının şiddet riskini dramatik biçimde düşürdüğü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Öğretmen, rehberlik uzmanı, ebeveyn ya da akran mentörü ile güvenli ilişki kuran çocuk hayatı güvenilir bulur ve şiddete başvurmaz.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Bir genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa dikkat!” uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, okul şiddetinin çoğunlukla temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmamasıyla ilişkili olduğunu ifade etti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ihtiyaçları aidiyet (bağlanma ve ait olma), değerlilik (önemli hissetme), anlam (hayat yaşamaya değer dedirten amaçlar) ve duyguları ifade edebilme olarak sıralayan Prof. Dr. Tarhan, bu alanlarda eksiklik yaşandığında yalnızlık, öfke ve umutsuzluğun ortaya çıktığını belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mafya lideri gibi bazı rol modeller şiddeti estetikleştiriyor</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aşırı dijitalleşmenin de önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, yoğun ekran maruziyetinin sosyal izolasyona ve yüzeysel ilişkilere yol açtığını, mafya lideri gibi bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğini ifade etti ve “Bu nedenle modern önleme çalışmaları sadece okul içinde değil, dijital yaşamı da kapsamalı.” diye sözlerini tamamladı.</span></span></span><span><span><span> </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/prof-tarhandan-okuldaki-siddete-iliskin-cozum-onerileri</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/prof-tarhandan-okuldaki-siddete-iliskin-cozum-onerileri.jpg" type="image/jpeg" length="64838"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peş peşe gelen okul saldırıları: "Kopya davranış" alarmı!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/pes-pese-gelen-okul-saldirilari-kopya-davranis-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/pes-pese-gelen-okul-saldirilari-kopya-davranis-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Buse Başakgil, "Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde "taklit etkisi" ya da "kopya davranış" olarak adlandırılan bir süreci akla getiriyor." diyerek uyarı ve tavsiyelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında "kopya davranış" etkisine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Başakgil, "Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi, literatürde 'taklit etkisi' ya da 'kopya davranış' olarak adlandırılan bir süreci akla getiriyor. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde 'benzer bir eylemle dikkat çekebilirim' düşüncesini tetikleyebilir. Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir 'çözüm' ya da 'kendini ifade biçimi' olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model oluşturabildiğini söyleyebiliriz." diyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şiddete toplumsal müdahale şart!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil, "Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk altındaki bireylerde 'model alma' ve 'duyarsızlaşma' etkisi yaratabilir. Bu durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>Şiddet bir sonuç: asıl sorun ihmal</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ebeveynler için en etkili koruma yönteminin, çocukla kurulan açık ve güvene dayalı iletişim olduğunu vurgulayan Başakgil, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Aşırı kontrolcü ya da tamamen serbest bırakıcı yaklaşımlar yerine, sınırları net ama esnek bir ebeveynlik modeli benimsenmelidir. Çocuğun sosyal çevresi, dijital kullanımı ve duygusal durumu yakından gözlemlenmelidir. Aynı zamanda çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturulmalıdır. Şiddet eğilimini artıran faktörler arasında dürtü kontrol sorunları, düşük empati becerisi ve yoğun öfke birikimi gibi psikolojik etmenler yer alır. Çevresel olarak ise aile içi şiddet, ihmal, akran zorbalığı ve sosyoekonomik zorluklar önemli risk faktörleridir. Ayrıca medyada şiddete sık maruz kalmak da duyarsızlaşmaya yol açabilir. Bu faktörler çoğu zaman bir arada bulunarak riski katlayıcı etki gösterir. Aile içi iletişim, çocuğun duygusal gelişiminin temel belirleyicisidir. İhmal edilen veya şiddete maruz kalan çocuklarda saldırgan davranışların görülme ihtimali belirgin şekilde artar. Çocuk, gördüğü davranışı model alarak problem çözme yöntemi olarak şiddeti içselleştirebilir."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Akran zorbalığı daha ciddi şiddet eylemlerinin habercisi olabilir!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Başakgil, "İçe kapanma depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir. Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler. Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır. Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim kurmaktır." değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuklar daima sinyal verir!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil, "Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar." diye ekledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurgulayan Başakgil, "Yoğun kaygı, uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha etkili sonuç verir." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Risk altındaki öğrenciler erken dönemde tespit edilmeli"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kriz sonrası rutin sürece hızlıca dönülmesinin önemini vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, "Okullarda psikolojik güvenlik ortamını yeniden inşa etmek, yalnızca fiziksel önlemlerle değil, öğrencinin kendini duygusal olarak güvende hissettiği bir iklim oluşturmakla mümkündür. Bunun için öncelikle öğrencilerin kendilerini ifade edebileceği, yargılanmadan dinleneceği açık iletişim kanalları kurulmalıdır. Okul yönetimi, öğretmenler ve rehberlik servisleri arasında güçlü ve koordineli bir iş birliği sağlanarak risk altındaki öğrenciler erken dönemde tespit edilmelidir. Rehberlik servisleri kriz öncesinde, davranış değişiklikleri, içe kapanma, öfke patlamaları ve zorbalık eğilimleri gibi erken uyarı sinyallerini sistematik biçimde izlemelidir. Yanlış bilgilerin ve söylentilerin önüne geçmek için yaşa uygun, net ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Yoğun kaygı, korku veya travma belirtileri gösteren öğrenciler bireysel olarak değerlendirilmeli ve gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirilmelidir. Ayrıca kriz sonrası süreçte rutinlerin mümkün olduğunca hızlı şekilde yeniden kurulması, çocukların kontrol ve güven duygusunu artırır. Psikolojik ilk yardım kısa vadeli bir destek olmakla birlikte, uzun vadeli izleme ve gerektiğinde psikososyal müdahalelerle devam ettirilmelidir." </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/pes-pese-gelen-okul-saldirilari-kopya-davranis-alarmi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/pes-pese-gelen-okul-saldirilari-kopya-davranis-alarmi.jpg" type="image/jpeg" length="57099"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Saray: 'Kalça protezi hastaya yeni bir hayat sunuyor']]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/op-dr-saray-kalca-protezi-hastaya-yeni-bir-hayat-sunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/op-dr-saray-kalca-protezi-hastaya-yeni-bir-hayat-sunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ahmet Saray, özellikle ileri yaşlarda ve eklem kireçlenmesine bağlı olarak gelişen kalça ağrılarının, doğru tedaviyle büyük ölçüde ortadan kaldırılabileceğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalça ekleminde meydana gelen hasarın zamanla hareket kısıtlılığına ve ciddi yaşam kalitesi kaybına yol açtığını belirten Op. Dr. Ahmet Saray, 'Hastalarımız genellikle uzun süre ağrıyla yaşamayı tercih ediyor. Oysa kalça protezi ameliyatları, doğru zamanda yapıldığında hastaya adeta ikinci bir hayat sunuyor 'dedi.</p>

<p>Gelişen teknolojiyle birlikte kalça protezi ameliyatlarının artık çok daha konforlu bir şekilde gerçekleştirildiğini dile getiren Op. Dr. Ahmet Saray, kullanılan yeni nesil protezler sayesinde hastaların ameliyat sonrası daha hızlı ayağa kalkabildiğini ve günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğini belirtti. Minimal invaziv cerrahi tekniklerin dokulara daha az zarar verdiğini söyleyen Dr. Saray, bu sayede hem ameliyat sonrası ağrının azaldığını hem de iyileşme sürecinin hızlandığını ifade etti.</p>

<p>Kalça protezi ameliyatının yalnızca ileri yaş grubuna değil, uygun görülen daha genç hastalara da uygulanabildiğini dile getiren Op. Dr. Ahmet Saray, özellikle kireçlenme, travma sonrası hasarlar ve doğuştan gelen kalça problemlerinin bu ameliyatı gerekli kılabildiğini söyledi.Ameliyat öncesi detaylı bir değerlendirme sürecinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Saray, her hastaya özel bir tedavi planı oluşturduklarının altını çizdi.</p>

<p>Ameliyat sonrası sürecin de en az operasyon kadar önemli olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Ahmet Saray, fizik tedavi ve rehabilitasyonun hastanın yeni eklemine uyum sağlamasında kritik rol oynadığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Saray, 'Doğru bir rehabilitasyon programı ile hastalarımız kısa sürede bağımsız hareket edebilir hale geliyor ve ağrısız bir yaşama kavuşuyor.Kalça ağrısı yaşayan ve günlük yaşamında kısıtlılık hisseden herkes vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerek. Erken tanı ve doğru tedavinin yaşam kalitesini belirleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu unutulmamalı' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/op-dr-saray-kalca-protezi-hastaya-yeni-bir-hayat-sunuyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/agency/iha/op-dr-saray-kalca-protezi-hastaya-yeni-bir-hayat-sunuyor.jpg" type="image/jpeg" length="72779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[112'den uyarı: Gereksiz çağrılar hayat kurtarmayı geciktiriyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/112den-uyari-gereksiz-cagrilar-hayat-kurtarmayi-geciktiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/112den-uyari-gereksiz-cagrilar-hayat-kurtarmayi-geciktiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batman 112 Acil Çağrı Merkezi ekipleri, gereksiz aramalarla hattı meşgul eden vatandaşı ziyaret ederek 112'nin yalnızca hayati ve acil durumlar için kullanılması gerektiğini hatırlattı. Yetkililer, bilinçsiz çağrıların gerçek vakalara müdahaleyi geciktirdiği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Batman 112 Acil Çağrı Merkezi ekipleri, gün içerisinde 40–50 kez arama yaparak sürekli ekip talebinde bulunan bir vatandaşı yerinde ziyaret etti.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Ziyarette vatandaşa hem dinleme hem de 112 hattının doğru kullanımı konusunda bilgilendirme yapıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yetkililer, 112'nin yalnızca hayati ve acil durumlar için kullanılması gerektiğini vurgulayarak gereksiz çağrıların ekiplerin iş yükünü artırdığını ve gerçek vakalara müdahaleyi geciktirdiğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Açıklamada, "112 yalnızca gerçek acil durumlar içindir. Her gereksiz çağrı, bir başka hayatın kurtarılmasını geciktirebilir." ifadelerine yer verildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Acil çağrıların önemine dikkat çekilen açıklamada, zaman kaybının ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtilerek, "Unutulmamalıdır ki bazen saniyeler bile bir hayatın kaderini belirler." denildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Batman 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Erdal Kaya ise yaptığı değerlendirmede, acil hatların bilinçli kullanımının herkesin ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti. Kaya, vatandaşlara çağrıda bulunarak 112 hattının yalnızca gerçek acil durumlarda aranması gerektiğini vurguladı. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/112den-uyari-gereksiz-cagrilar-hayat-kurtarmayi-geciktiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/112den-uyari-gereksiz-cagrilar-hayat-kurtarmayi-geciktiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="46929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesine neden olan 6 hastalık]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda yaygın görülen ve halk arasında “vertigo” olarak bilinen baş dönmesi, aslında tek başına bir hastalık değil; birçok farklı rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmalara göre görülme oranı yüzde 20-30 arasında değişirken, kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor.</p>

<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Deniz Tuna Edizer, baş dönmesine en sık neden olan hastalıkları ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.</p>

<p><strong>Kulak kristallerinin yerinden oynaması (BPPV)</strong></p>

<p>En yaygın vertigo nedenlerinden biri olan BPPV, baş hareketleriyle tetiklenen kısa süreli ama şiddetli baş dönmelerine yol açıyor. Özellikle eğilme, uzanma ya da ani hareketlerde ortaya çıkıyor. Tanı ve tedavisi genellikle basit manevralarla yapılabiliyor.</p>

<p><strong>Denge siniri iltihabı (vestibüler nörit)</strong></p>

<p>Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişen bu hastalık, günlerce sürebilen şiddetli baş dönmesine neden oluyor. Bulantı ve kusma sık görülürken, bazı hastalarda hastane takibi gerekebiliyor.</p>

<p><strong>Meniere hastalığı</strong></p>

<p>İç kulakta sıvı dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, ataklar halinde baş dönmesi yapıyor. İşitme kaybı, kulakta çınlama ve dolgunluk hissi de eşlik edebiliyor.</p>

<p><strong>İç kulak iltihabı (labirentit)</strong></p>

<p>Şiddetli ve uzun süren baş dönmesi ile birlikte işitme kaybı ve mide bulantısı görülebiliyor. Haftalar sürebilen etkileri nedeniyle bazı hastalarda kalıcı denge sorunları bırakabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Vestibüler migren</strong></p>

<p>Migren hastalarında baş ağrısı olmadan da baş dönmesi atakları görülebiliyor. Denge kaybı ve baş dönmesi ile kendini gösteren bu durum, migren tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p><strong>Beyin damar hastalıkları</strong></p>

<p>Beyin damarlarında tıkanıklık gibi ciddi durumlar da baş dönmesine neden olabiliyor. Bu tür vakalarda baş dönmesine ek olarak farklı nörolojik belirtiler görülebiliyor ve acil müdahale gerekebiliyor.</p>

<p><strong>Baş dönmesi bir hastalık değil</strong></p>

<p>Uzmanlara göre baş dönmesi, vücudun denge sisteminde oluşan bir sorunun habercisi. İç kulak, gözler ve beynin birlikte çalışmasıyla sağlanan denge mekanizmasındaki herhangi bir aksaklık, kişinin hareket etmese bile dönüyormuş gibi hissetmesine yol açıyor.</p>

<p>Bu nedenle sık ve şiddetli baş dönmesi yaşayan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Sağlık &amp; Yaşam</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/bas-donmesine-neden-olan-6-hastalik.JPG" type="image/jpeg" length="66646"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Batman UMKE gönüllü sayısı 245'e ulaştı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/batman-umke-gonullu-sayisi-245e-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/batman-umke-gonullu-sayisi-245e-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batman UMKE, 25 sağlık personelinin katılımıyla temel eğitimini tamamladı ve gönüllü sayısını 245'e yükseltti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Batman İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) tarafından düzenlenen UMKE Temel Eğitimi tamamlandı.</p>

<p>Eğitimi tamamlayan 25 sağlık personelinin de katılımıyla Batman UMKE'nin gönüllü personel sayısı 245'e yükseldi.</p>

<p>Katılımcılar, eğitim sürecinde ileri yaşam desteği, travma ve acil olgu yönetimi, triyaj ve olay yeri organizasyonu gibi birçok kritik başlıkta uygulamalı ve teorik eğitim aldı.</p>

<p>Ayrıca KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) tehditlere müdahale, haberleşme teknikleri, stres altında çalışma ve afet psikolojisi gibi sahada önemli konularda da bilgi ve becerilerini geliştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenlenen eğitim programıyla birlikte UMKE ekiplerinin afet ve acil durumlara müdahale kapasitesinin daha da artırıldığı, personelin teknik donanım ve operasyonel kabiliyetlerinin güçlendirildiği belirtildi.</p>

<p>İl Sağlık Müdürü Uzman Doktor Murat Solmaz, UMKE'nin her geçen gün daha da güçlendiğini belirterek, afet ve acil durumlarda hızlı ve etkin müdahalenin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Solmaz, gönüllülük esasıyla büyüyen UMKE teşkilatının güçlü kadrosuyla her türlü zorlu koşulda göreve hazır olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/batman-umke-gonullu-sayisi-245e-ulasti</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/batman-umke-gonullu-sayisi-245e-ulasti.jpg" type="image/jpeg" length="69327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikolog ve aile terapisti Kartal: Sosyal medya ve yalnızlık gençlerin ruh sağlığını etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/psikolog-ve-aile-terapisti-kartal-sosyal-medya-ve-yalnizlik-genclerin-ruh-sagligini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/psikolog-ve-aile-terapisti-kartal-sosyal-medya-ve-yalnizlik-genclerin-ruh-sagligini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençler arasında artan kaygı ve depresyon belirtilerine dikkat çeken Psikolog ve aile terapisti Mesut Kartal, sosyal medya kullanımının ve yalnızlık hissinin bu süreçte etkili olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span calibri=""><span>İLKHA muhabirine konuşan Psikolog ve aile terapisti Mesut Kartal, son dönemde gençlerin ruh sağlığında dikkat çeken bir değişim yaşandığını ifade etti. Kartal, özellikle anksiyete ve depresyon belirtilerindeki artışın hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemli sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Gençlerin yaşadığı psikolojik zorlanmaların giderek daha görünür hale geldiğini belirten Kartal, bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, gerçek sosyal ilişkilerin zayıflaması ve duyguların sağlıklı şekilde ifade edilememesi gibi etkenlerin, gençlerin ruh sağlığı üzerinde belirleyici rol oynadığına dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Gençler kendilerini sürekli kıyaslıyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Sosyal meydan kullanımının gençlerde yalnızlık hissi oluşturduğuna dikkat çeken Kartal, "Son zamanlarda gençlerde anksiyete ve depresyonun belirgin bir şekilde arttığını gözlemleyebiliyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri sosyal medya ve beraberinde gelen yalnızlık hissidir. Gençler sürekli başkalarıyla kendilerini kıyaslıyor ve bu da zamanla yetersizlik duygusunu derinleştiriyor. Aynı zamanda birçok genç, duygularını paylaşabileceği güvenli bir alan bulamıyor. Kalabalıklar içinde bile kendilerini yalnız hissediyorlar." dedi. </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Veriler de artışı ortaya koyuyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Gençlerde içe kapanma ve psikolojik zorlanmalarının arttığına değinen Kartal, "Aslında bu sadece bir gözlem değil, veriler de bunu destekliyor. Türkiye'de yapılan güncel araştırmalar, özellikle 18-24 yaş grubundaki gençlerin önemli bir kısmının kaygı ve depresyon belirtileri yaşadığını gösteriyor. Hatta bazı çalışmalarda her 3-4 gençten birinin bu tür psikolojik zorlanmalar yaşadığı ifade ediliyor. Burada kritik bir nokta var. Gençlerin önemli bir kısmı yaşadıkları duyguları anlamlandırmakta zorlanıyor. Fark ettiklerinde ise bunu bir sorun olarak ele almak yerine geçici bir durum olarak görüp kendi içinde tolere etmeye çalışıyorlar. Bu da destek arayışını geciktiriyor." ifadelerini kullandı. </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/51f91aa7-9562-4e3f-a904-a6947dd78682.jpg" width="1366" /></span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Bu durum toplumsal bir risk alanıdır"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Erken farkındalık ve zamanında tedavinin önemine değinen Kartal, konuşmasına şöyle dam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span> "Bu tabloyu yalnızca bireysel bir zorlanma olarak değerlendiremeyiz. Gençlerin ruh sağlığı alanında yaşanan bu kırılma, doğrudan toplumun geleceğine yansıyan bir risk alanıdır. Bu nedenle erken farkındalık ve zamanında psikolojik destek, sadece bir tercih değil hem bireysel iyilik halini hem de toplumsal dengeyi korumak adına kritik bir gerekliliktir. Gençlere özellikle şunu vurgulamak isterim. Zorlayıcı olan çoğu zaman duygunun kendisi değil, onunla kurulan ilişkidir. Kaçınılan her duygu güçlenir ve büyür. Fark edilen ve adlandırılan duygular ise düzenlenebilir ve iyileştirilebilir hale gelir."</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Zihnin içinde sıkışıp kalmak sorunu büyütüyor"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Sosyal medya kullanımının sınırlandırılması konusuna değinen Kartal, "Bir diğer önemli nokta, zihnin içinde sıkışıp kalmaktır. Sürekli düşüncelerle mücadele etmek yerine dikkati bedene ve ana yönlendirmek, sinir sistemini dengeleyen en temel yöntemlerden biridir. Ayrıca kişinin kendisiyle kurduğu içsel diyalog da büyük önem taşır. Kişinin kendine yönelttiği dil değişmeden duygusal iyileşme kalıcı olmaz. Sosyal medyanın daha sınırlı kullanılması, gerçek sosyal temasın artırılması, fiziksel hareket, egzersiz ve uyku düzeninin dengelenmesi bu süreçte oldukça önemlidir. Kaygı bir duygudur ancak kontrolsüz hale geldiğinde anksiyete bozukluğuna dönüşebilir. Bu durum uyku düzenini, beslenmeyi ve fiziksel hareketi olumsuz etkileyebilir, hatta hayattan alınan tatmin duygusunu azaltabilir." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/873f8281-a167-473d-8666-4b4dd560c23f.jpg" width="1366" /></span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Psikolojik destek almak zayıflık değildir"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Psikolojik destek almanın bir zayıflık olmadığına anımsatan Kartal, sözlerini şöyle sürdürdü:</span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>"Bu nedenle gençlerin sosyal medyada geçirilen zamanı azaltarak arkadaşlarıyla ve aileleriyle daha fazla vakit geçirmeleri, daha aktif bir yaşam sürmeleri ve kariyer planlarına odaklanmaları önerilir. Psikolojik destek almak güçsüzlük ya da zayıflık değildir. Bireyler her zaman yaşadıkları sorunların üstesinden tek başlarına gelemeyebilir. Profesyonel destek almak her bireyin temel hakkıdır ve ulaşılabilir olmalıdır. Psikoterapi ve uzman desteği, kişinin çözemediği sorunları ele almasına yardımcı olur ve daha sağlıklı bir ruh haline ulaşmasını sağlar." </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Kalabalıklar içinde yalnızlık yaşanıyor"</span></strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span calibri=""><span>Kartal, "Günümüzde sosyal yalnızlığın yoğun yaşandığı bir çağdayız. İnsanlar çok sayıda takipçiye sahip olabilir ancak gerçek hayatta kurulan temas eksik olduğunda yalnızlık hissi devam eder. Bu yüzden kalabalıklar içinde yalnızlık ifadesi sıkça kullanılmaktadır. Daha fazla dışarı çıkmak, sosyal temas kurmak, fiziksel olarak aktif olmak, uyku düzenine dikkat etmek, sağlıklı beslenmek ve sevdiklerimizle kaliteli zaman geçirmek ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Sosyal medyada aktif olmak yerine bu aktifliği gerçek yaşama yansıtmak hem bugün hem de gelecek için daha sağlıklı bir zihinsel yapı kazandırır." vurgusunda bulundu. </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><strong><span>"Destek almak için başvurulabilecek yerler var"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>"Kendi başına bu sorunların üstesinden gelemeyen bireyler, en yakın sağlık kuruluşlarına başvurabilirler." diyen Kartal, ailelere çağrıda bulundu. </span></span></span></p>

<p><span><span calibri=""><span>Kartal, "Aile sağlığı merkezlerinde, devlet ve özel hastanelerde ya da danışmanlık merkezlerinde psikolojik destek sunan uzmanlar ve psikiyatristler bulunmaktadır. Bu süreçte destek almak, sorunları çözmek ve daha sağlıklı bir yaşam sürmek mümkündür. Önemli olan bu adımı atabilmek, farkındalık geliştirmek ve cesaret gösterebilmektir. Kişi, çevresindeki insanların olumlu ya da olumsuz yorumlarından etkilenmeden hem kendisi hem de sevdikleri için bu desteği almayı göze almalıdır." şeklinde konuştu. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/psikolog-ve-aile-terapisti-kartal-sosyal-medya-ve-yalnizlik-genclerin-ruh-sagligini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/psikolog-ve-aile-terapisti-kartal-sosyal-medya-ve-yalnizlik-genclerin-ruh-sagligini-etkiliyor.JPG" type="image/jpeg" length="17712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni AI sistemi akciğer kanserini yüzde 96 doğrulukla tespit ediyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yeni-ai-sistemi-akciger-kanserini-yuzde-96-dogrulukla-tespit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yeni-ai-sistemi-akciger-kanserini-yuzde-96-dogrulukla-tespit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zeka destekli yeni bir sistem, akciğer kanserini erken evrede yüzde 96’nın üzerinde doğrulukla tespit ederek teşhis süreçlerinde önemli bir dönüşümün kapısını aralayabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Akciğer kanseri, ABD’de en yaygın ikinci kanser türü olmasının yanı sıra hem erkeklerde hem de kadınlarda kansere bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Uzmanlar, hastalığın erken evrede teşhis edilmesinin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Araştırmalara göre, ileri evrelerde yaklaşık yüzde 10 olan 5 yıllık sağkalım oranı, erken teşhis durumunda yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akciğer kanserinin teşhisinde ilk adım genellikle bilgisayarlı tomografi (CT) taramalarıyla atılıyor. Ancak tümörlerin küçük boyutlu olması, çevre dokularla benzerlik göstermesi ve insan kaynaklı yorum hataları, erken evre teşhisi zorlaştırabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim insanları bu soruna çözüm olabilecek yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdi. Scientific Reports dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Kaunas Teknoloji Üniversitesi (KTU) araştırmacıları tarafından geliştirilen model, CT görüntülerini hem detaylı hem de genel anatomik bağlamda aynı anda analiz edebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırma ekibine göre bu yöntem, doktorların görüntüleri değerlendirme biçimini taklit ediyor. Geleneksel yöntemlerde radyologların farklı görüntü katmanları arasında geçiş yapması gerekirken, bu yeni sistem tüm verileri tek bir analizde birleştirerek hem zaman kaybını azaltıyor hem de gözden kaçabilecek küçük detayların tespitini kolaylaştırıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışmanın yazarlarından Inzamam Mashood Nasir, sistemi aynı anda hem büyüteçle bakmak hem de tüm resmi görmek şeklinde tanımladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yapay zeka modeli, hem sağlıklı bireylerin hem de akciğer kanseri hastalarının CT görüntüleriyle eğitildi. Bu sayede sistem; normal dokuları, iyi huylu değişiklikleri ve kötü huylu tümörleri ayırt edebilecek şekilde geliştirildi. Araştırma sonuçlarına göre model yüzde 96’nın üzerinde doğruluk oranına ulaştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, bu çift ölçekli analiz yaklaşımının özellikle erken evre akciğer kanserinin tespitinde önemli avantaj sağlayabileceğini belirtiyor. Çünkü bu aşamada tümörler genellikle küçük oluyor ve tespit edilmesi daha zor hale geliyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, sistemin klinik kullanımda doktorların yerini almayı değil, karar destek aracı olarak görev yapmayı hedeflediğini vurguluyor. Yapay zeka, şüpheli bulguları işaretleyerek radyologların işini kolaylaştırabilir, teşhis doğruluğunu artırabilir ve görüntü analiz sürecini hızlandırabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bununla birlikte sistemin henüz araştırma aşamasında olduğu ve daha geniş hasta gruplarında test edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Uzmanlar, gerçek klinik ortamlarda yapılacak doğrulama çalışmalarının önemine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırma ekibi ayrıca benzer yapay zeka yaklaşımlarının beyin tümörleri, meme kanseri ve göz hastalıkları gibi diğer tıbbi görüntüleme alanlarında da kullanılabileceğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim insanlarına göre bir sonraki adım, daha büyük veri setleriyle çalışmaların genişletilmesi ve hastanelerle iş birliği içinde gerçek zamanlı testlerin gerçekleştirilmesi olacak.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yeni-ai-sistemi-akciger-kanserini-yuzde-96-dogrulukla-tespit-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/yeni-ai-sistemi-akciger-kanserini-yuzde-96-dogrulukla-tespit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="52825"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabah yorgunluğu vücudun bir uyarısı mı?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sabah-yorgunlugu-vucudun-bir-uyarisi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sabah-yorgunlugu-vucudun-bir-uyarisi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, sabah yorgunluğunun çoğu zaman göz ardı edilen ancak dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durum olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Güne başlamak bazen sandığımız kadar kolay olmayabilir. Alarm çalar, gözler açılır ama beden hala uyanmamış gibidir. Üstelik bu durum yalnızca yoğun geçen gecelerin ardından değil, kişi yeteri kadar uyuduğunu sandığında da ortaya çıkabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Füsun Özkutucu, sabah yorgunluğunun çoğu zaman “az uyudum” düşüncesiyle açıklansa da, asıl problemin çoğu zaman uyku süresi değil, uykunun kalitesi olduğunu söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özkutucu, "Gece boyunca sık bölünen, yüzeyel geçen ya da geç saatlerde başlayan uyku, sabah saatlerinde dinlenmiş hissetmeyi zorlaştırır. Vücut dinlenmiş olsa bile beyin hala uyku modunda kalabilir." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Biyolojik saatiniz bozulduğunda, sabahlar zorlaşır</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İnsan vücudunun belirli bir ritme göre çalıştığını söyleyen Özkutucu, "Uyku ve uyanıklık döngüsünü yöneten bu biyolojik saat, gün içindeki enerji seviyesinden hormon salınımına kadar birçok süreci etkileyebilir." diye ekledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özkutucu, "Geç saatlere kadar uyanık kalmak, hafta sonu geç kalkmak veya düzensiz uyku saatleri, bu ritmin bozulmasına neden olabilir. Özellikle akşam saatlerinde yoğun ekran kullanımı, melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayarak uykuya geçişi zorlaştırır. Bu dengenin bozulması, sabah saatlerinde uyanmayı zorlaştırırken gün boyu süren bir yorgunluk hissine de zemin hazırlar." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Her sabah yorgun uyanıyorsanız, altında bir neden olabilir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sabah yorgunluğunun her zaman basit bir yaşam tarzı problemi olmadığını belirten Özkutucu, bazı durumlarda altta yatan sağlık sorunlarının erken bir belirtisinin olabileceğini kaydetti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzm. Dr. Füsun Özkutucu, özellikle uzun süren yorgunluk şikayetlerinde demir eksikliği, B12 vitamini eksikliği, tiroid hastalıkları ve bazı metabolik problemlerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bunun yanı sıra uyku apnesi gibi uyku bozuklukların da gece boyunca yeterli oksijen alınamamasına neden olarak sabah yorgunluğunu artırabileceğine işaret eden Özkutucu, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akşam alışkanlıklarınız sabah ruh halinizi belirler</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Gün içinde yapılan seçimler, gece uykusunu ve sabah enerjisini doğrudan etkiler. Özellikle akşam saatlerinde tüketilen ağır ve yağlı yemekler, sindirim sistemini gece boyunca aktif tutar. Bu durum, vücudun dinlenme sürecini kesintiye uğratarak sabah daha yorgun uyanmaya neden olabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca gün içinde yetersiz su tüketimi, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı da enerji metabolizmasını olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alır. Kısacası sabah yorgunluğu, çoğu zaman günün önceki saatlerinde yapılan hataların bir yansımasıdır."</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Güne daha enerjik başlamak için büyük değişiklikler yapmanın çoğu zaman gerekmeyeceğini, günlük alışkanlıklarda yapılacak küçük düzenlemelerin bile belirgin fark oluşturabileceğini ifade eden Özkutucu, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>"Alarmı ertelemeyi bırakın: Alarmı tekrar tekrar ertelemek, uykuyu bölerek daha yorgun uyanmanıza neden olur. Tek alarm alışkanlığı edinmek daha sağlıklı bir başlangıç sağlar. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanın: Biyolojik ritmin korunması için hafta sonları dahil düzenli uyku saatleri önemlidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sabah gün ışığıyla temas edin: Doğal ışık, beynin uyanma sinyallerini hızlandırır ve enerji seviyesini artırır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akşam ekran kullanımını sınırlayın: Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan mavi ışık, uyku kalitesini düşürebilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hafif egzersizlerle güne başlayın: Kısa yürüyüşler veya esneme hareketleri, kan dolaşımını artırarak zindelik sağlar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yeterli su tüketin: Gece boyunca susuz kalan vücut, sabah daha yorgun hissedebilir. Günün ilk saatlerinde su içmek önemlidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akşam beslenmenizi hafif tutun: Sindirim sistemini zorlamayan bir akşam öğünü, daha kaliteli bir uykuya destek olur."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Her yorgunluk masum değildir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Zaman zaman sabah yorgunluğu yaşamanın normal kabul edilebileceğini ancak bu durum uzun süre devam ediyorsa ve günlük yaşamı etkiliyorsa, mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özkutucu, "Özellikle gün içinde devam eden halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, baş dönmesi ve uyku hali gibi belirtiler varsa, altta yatan nedenlerin araştırılması önemlidir. Sabah yorgunluğu çoğu zaman hafife alınan bir şikayet olsa da, vücudun genel durumu hakkında önemli ipuçları verir. Uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları ve metabolik süreçler birlikte değerlendirilmelidir. Uzun süren yorgunluk hissi varsa, bunun nedenini anlamak için mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır." değerlendirmesinde bulundu. <strong> </strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sabah-yorgunlugu-vucudun-bir-uyarisi-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/sabah-yorgunlugu-vucudun-bir-uyarisi-mi.jpg" type="image/jpeg" length="64955"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Huzursuz bacak sendromu" ile ilgili uzmanından hayati uyarılar]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-uzmanindan-hayati-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-uzmanindan-hayati-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Fatma Ebru Algül, yaşam kalitesini ciddi anlamda etkileyen huzursuz bacak sendromunun toplumda oldukça yaygın görüldüğünü, düzensiz uyku, aşırı kafein tüketimi ve hareketsiz yaşamın şikayetleri artırdığını ifade ederek erken teşhis ve tedaviyle hastalığın kontrol altına alınabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görev yapan Doç. Dr. Fatma Ebru Algül,<strong> </strong>huzursuz bacak sendromuna ilişkin İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/fac05ac6-489d-497e-a9f1-1a254cb11a95.jpg" width="1366" /></span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Doç. Dr. Fatma Ebru Algül</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Doç. Dr. Algül "Huzursuz bacak sendromu, özellikle geceleri bacaklarda meydana gelen huzursuzluk, uyuşma gibi hislerin varlığıyla birlikte hareket ettirme isteğinin olduğu bir santral sinir sistemi hastalığıdır. Toplumda çok sık gördüğümüz bir hareket bozukluğu hastalığıdır aslında. 10 kişiden birinde huzursuz bacak sendromu tanısı koyabilmekteyiz." dedi.</span></span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/Xe-s43eZWoA" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/Xe-s43eZWoA"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/Xe-s43eZWoA?wmode=transparent&amp;jqoemcache=ieFiP" title="https://youtu.be/Xe-s43eZWoA" width="425"></iframe></div>

<p><span><span><strong><span>"Bacaklarda karıncalanma ve hareket etme isteği"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Huzursuz bacak sendromunun en sık görülen belirtisinin bacaklarda huzursuzluk, uyuşma hissi ile birlikte hareket ettirme isteğinin varlığı olduğunu aktaran Algül "Hastalar özellikle bacakların içinde bir şey dolanıyormuş gibi bir rahatsızlık ve karıncalanma hissinden bahsederler. Önemli bir ayrıntı ise bu şikayetlerin hareketle azalmasıdır. Bu nedenle hastalar yatakta hareket ettirme ya da odanın içinde dolaşma gibi davranışlarla rahatlamaya çalışırlar." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/3ec2351d-3e6b-4967-abc4-6def49af7edd.jpg" width="1366" /></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"En önemli risk faktörü demir eksikliği"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Huzursuz bacak sendromunun en önemli ri</span></span></span><span><span><span>sk faktörünün demir eksikliği anemisi olduğunu kaydeden Algül, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Bununla birlikte özellikle kadın hastalarda gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde bu sendromla sıklıkla karşılaşırız. Parkinson hastalığı gibi sinir sistemi hastalıklarında, romatolojik hastalıklarda, romatoid artrit gibi durumlarda ve kronik böbrek yetmezliği gibi metabolik hastalıklarda da eşlikçi olarak karşımıza çıkabilir."</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Genetik yatkınlık önemli bir etken"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Genetiğin çok önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Algül "Bu hastaların çoğunda aile öyküsü pozitiftir. Yaşam tarzı doğrudan neden olmasa da semptomların kötüleşmesine yol açabilir. Özellikle fazla çay ve kahve tüketimi, uzun süre hareketsiz kalmak, düzensiz uyku, sigara ve alkol kullanımı şikayetleri artırır." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Huzursuz bacak sendromunun uyku kalitesini ciddi anlamda bozduğunu belirten Algül "Hastalar gece uykuya dalmakta zorlanır ve sık sık uyanırlar. Bu durum gündüz uykululuk hali, yorgunluk ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe neden olur." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/73304441-180f-4631-b552-72ec7ae412f1.jpg" width="1366" /></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Tedavi edilmezse gündüz de ortaya çıkabilir"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Algül, "Erken dönemde tespit edilip tedavi edilmezse şikayetler sadece geceleri değil, gündüz saatlerinde ya da hasta otururken de ortaya çıkabilir. Kronik uykusuzluk ise depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik sorunlara yol açabilir." dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>"Öncelikle altta yatan neden araştırılır. Eğer demir eksikliği anemisine bağlıysa demir tedavisi uygulanır." dien Algül "Gebelik gibi geçici durumlarda süreç buna göre planlanır. Altta yatan bir neden bulunamazsa idiopatik huzursuz bacak sendromu olarak değerlendiririz. Bu durumda dopamin agonisti dediğimiz ilaçlarla çok yüksek dozlara çıkmadan oldukça yüz güldürücü sonuçlar alabiliyoruz." şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>"Düzenli yaşam ve erken başvuru önemli"</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu hastalığı yaşayan kişiler için düzenli yaşamın çok önemli olduğunu söyleyen Algül "Düzenli uyku, fiziksel aktivite ve spor yapılmalıdır. Akşam saatlerinde çay, kahve ve enerji içecekleri gibi kafeinli ürünlerden kaçınılmalıdır. Uzun süre hareketsiz kalınmamalıdır. Ayrıca düzenli kan tahlilleri yaptırılmalı ve şikayetler başladığında gecikmeden bir nöroloji hekimine başvurulmalıdır." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son olarak Algül "Erken dönemde tanı koymak ve tedaviye başlamak hastalığın gidişatını olumlu yönde etkiler. Bu nedenle hastalar bu şikayetleri yaşadıklarında korkmadan en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı ve tedavi sürecine başlamalıdır. Böylece daha konforlu bir yaşam mümkün hale gelir." ifadelerini kullandı. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-uzmanindan-hayati-uyarilar</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-uzmanindan-hayati-uyarilar.jpg" type="image/jpeg" length="85336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sonuçlar şaşırttı: Evli olanlarda kanser riski daha düşük]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sonuclar-sasirtti-evli-olanlarda-kanser-riski-daha-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sonuclar-sasirtti-evli-olanlarda-kanser-riski-daha-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de yapılan yeni bir araştırma, evli olan ya da geçmişte evlenmiş bireylerin, hiç evlenmemiş kişilere kıyasla genel olarak kanser geliştirme riskinin daha düşük olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Miami Üniversitesi Miller Tıp Fakültesi’ne bağlı Sylvester Comprehensive Cancer Center tarafından yürütülen çalışma, Cancer Research Communications dergisinde yayımlandı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Araştırmanın yazarlarından kanser epidemiyoloğu Prof. Dr. Paulo Pinheiro, bulguların evlilik gibi sosyal faktörlerin toplum genelinde kanser riskinin önemli göstergeleri olabileceğine işaret ettiğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, bu sonucun evliliğin kanseri önlediği anlamına gelmediğini vurguladı. Sylvester merkezinden Prof. Dr. Frank Penedo ise evli olmayan bireylerin kanser risk faktörlerine daha fazla dikkat etmesi, gerekli taramaları yaptırması ve sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Daha önceki çalışmalar, evliliğin kanserin erken teşhisi ve tedaviye uyum açısından avantaj sağladığını ortaya koymuştu. Ancak yeni araştırma, evliliğin kanserin ortaya çıkma olasılığı üzerindeki etkisini inceleyen ilk kapsamlı çalışma olma özelliği taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırma kapsamında 2015-2022 yılları arasında 12 eyalette 100 milyondan fazla kişiyi kapsayan veriler analiz edildi. Çalışmada 4 milyondan fazla kanser vakası incelendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bulgulara göre hiç evlenmemiş yetişkinlerde kanser görülme oranı, evli veya daha önce evlenmiş bireylere kıyasla belirgin şekilde daha yüksek. Özellikle bazı kanser türlerinde fark dikkat çekici düzeyde.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hiç evlenmemiş erkeklerde anal kanser görülme oranı evli erkeklere göre yaklaşık 5 kat daha fazla </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hiç evlenmemiş kadınlarda rahim ağzı kanseri riski evli veya daha önce evlenmiş kadınlara göre yaklaşık 3 kat daha yüksek </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, bu farkın özellikle HPV enfeksiyonu, tarama alışkanlıkları ve yaşam tarzı farklılıklarıyla ilişkili olabileceğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Genel tabloya bakıldığında, hiç evlenmemiş erkeklerin kanser geliştirme olasılığı evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 70 daha yüksek. Kadınlarda ise bu oran yüzde 85’e kadar çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışmada ayrıca evlilik ile kanser arasındaki ilişkinin özellikle sigara, alkol ve enfeksiyonla bağlantılı kanserlerde daha güçlü olduğu görüldü. Buna karşılık meme, tiroit ve prostat gibi düzenli tarama programlarının bulunduğu kanserlerde farkın daha sınırlı olduğu tespit edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmanın bazı sınırlılıkları bulunduğuna da dikkat çekildi. Daha sağlıklı yaşam tarzına sahip bireylerin evlenme olasılığının daha yüksek olabileceği belirtilirken, yine de özellikle 50 yaş üstü grupta evlilik ile düşük kanser riski arasındaki ilişkinin daha belirgin olduğu ifade edildi. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sonuclar-sasirtti-evli-olanlarda-kanser-riski-daha-dusuk</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/sonuclar-sasirtti-evli-olanlarda-kanser-riski-daha-dusuk.jpg" type="image/jpeg" length="71452"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gereksiz antibiyotik kullanımı küresel risk oluşturuyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, antibiyotik direncinin insan sağlığını tehdit eden en önemli küresel sorunlardan biri haline geldiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının mikroorganizmaların ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açtığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotik direncinin günümüzde ciddi bir sağlık tehdidi oluşturduğunu ifade etti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Mamçu "Antibiyotikler hayat kurtarabilir ancak her antibiyotik kullanımı direnç gelişimine katkı sağlayabilir. Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların tedavisi zor, hatta bazen imkansız olabiliyor." dedi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Antibiyotiklerin yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda, doğru tanı sonrası ve hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Mamçu, viral hastalıklarda etkisiz olan bu ilaçların bilinçsiz kullanımının hem bireysel hem de toplumsal risk oluşturduğuna dikkat çekti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Küresel tehdit sınır tanımıyor</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Antibiyotik direncinin yalnızca bugünü değil geleceği de etkileyen küresel bir sorun olduğuna işaret eden Mamçu, uluslararası seyahatlerin artmasıyla birlikte bir bölgede ortaya çıkan direncin kısa sürede tüm dünyaya yayılabildiğini kaydetti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Mamçu, bu nedenle ulusal düzeyde yürütülen çalışmaların önemli olduğunu ancak küresel ölçekte eş zamanlı başarı sağlanmadan sorunun kontrol altına alınmasının zor olduğunu belirtti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Yeni antibiyotikler sınırlı</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Son yıllarda geliştirilen yeni antibiyotiklerin sayısının oldukça sınırlı olduğunu ifade eden Mamçu, mevcut ilaçların çok daha dikkatli kullanılması gerektiğini dile getirdi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Mamçu "Artık yeni bir antibiyotiğin devreye girmesiyle sorunun çözüldüğü dönem geride kaldı. Elimizdeki antibiyotikleri doğru ve dikkatli kullanmamız gereken bir süreçteyiz." şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Yanlış kullanım direnci artırıyor</strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Antibiyotiklerin uygun kullanılmamasının direnci hızlandırdığını vurgulayan Mamçu, doğru kullanım için bakteriyel enfeksiyonun varlığının mutlaka tespit edilmesi gerektiğini belirtti. Yanlış ilaç seçimi, yetersiz ya da aşırı doz, uygun olmayan kullanım aralıkları ve gereksiz kullanımın antibiyotik direncini artırdığını ifade eden Mamçu, bu durumun tedavi süreçlerini zorlaştırdığını kaydetti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Toplum sağlığını tehdit ediyor</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Antibiyotik direncinin son yıllarda ciddi boyutlara ulaştığını belirten Mamçu, çoklu ilaca dirençli enfeksiyonların hastanede kalış süresini ve ölüm oranlarını artırdığını, aynı zamanda ek maliyetlere neden olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Direncin yalnızca hastanelerle sınırlı kalmadığını, toplum kaynaklı enfeksiyonlarda da artış gösterdiğini ifade eden Mamçu, sorunun giderek büyüdüğüne dikkat çekti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Viral hastalıklarda etkisiz</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Antibiyotiklerin soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi viral hastalıklarda etkili olmadığını hatırlatan Mamçu, ilaçların yalnızca doktor önerisiyle kullanılması gerektiğini vurguladı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Mamçu "Antibiyotikleri önerilen dozda ve sürede kullanın. Tedavi tamamlanmadan ilacı bırakmayın. Başkası için yazılan antibiyotikleri kesinlikle kullanmayın." uyarısında bulundu.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/gereksiz-antibiyotik-kullanimi-kuresel-risk-olusturuyor.jpg" type="image/jpeg" length="34894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel sağlığını korumak için nelere dikkat edilmeli?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/bel-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/bel-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, bel sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="228bf8a64b8551e1"><span style="background-color:white"><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">İnsanların çoğu hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir defa da olsa bel ağrısı yaşar. Peki bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek bel ağrılarından kurtulmak için neler yapabiliriz? </span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><span style="background-color:white"><span><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Uzmanı Doç. Dr. İnanır, bel ağrıların nedenleri, <span style="background-color:white">tetikleyen sebepler ve korumak için neler yapılması gerektiği </span>hakkında bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><strong><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Bel ağrıları neden olur?</span></span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><span style="background-color:white"><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir.</span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık %30’u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><strong><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Bel ağrılarını tetikleyen sebepler nelerdir?</span></span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><span style="background-color:white"><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Gerçek bir tedavi yapabilmek için gerçek ağrı kaynakları ciddi bir uzman hekim muayenesi ve tetkiklerle araştırılmalıdır. Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır.</span></span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><strong><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a"><span><span><span><span><span><span>Bel ağrılarından korunmak ve bel sağlığını korumak için neler yapılmalıdır?</span></span></span></span></span></span> </span></span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">En önemli olan şeyi kaçırmaktayız. Asıl olan belde ağrı çıkmadan tedbir almaktır. Bel ağrısı oluşumuna neden olacak şeyler belli olduğuna göre işe bunlara riayet etmekle başlamak mecburiyetindeyiz. Gerekli bakımları yapılmayan araba bizi yolda bırakcağı gibi gerekli bakımları ve korumaları yapılmayan bel de bir gün bize bu acıyı yaşatacaktır. Öncelikli olarak kesinlikle obezite yani fazla kilo fıtığın veya bel ağrılarının en önde gelen nedenlerindendir. Kilo almadan yaşamayı bir hayat tarzı haline getirmeye mecburuz. Bel ağrısı yaşadığımız zaman ne yapacağız sorusu akla gelmektedir. Öncelikli olarak bu konuda gerçekten tecrübeli olan uzman bir doktora başvurmalı; geçiştirici işlemlerle arızayı kronik hale getirmekten kaçınmalıdır. Altta yatan neden bir tümör, çok ciddi bir fıtık, omur kırığı veya bel kayması da olabileceği için konuyu iyi bilmeyen insanların öneri veya tedavi adı altındaki uygulamaları ile zaman kaybedilmemelidir. Genellikle hastaların ağrılarının geçmesi altta yatan nedenin ortadan kalkmış olduğu şeklinde algılanıp rahat davranılmakta ve kolayca çözülebilecek bir hastalık daha zor çözülür veya çözümsüz hale gelebilmektedir. Şu bir gerçektir ki, bel ağrısı yeteri kadar önemsenmemektedir. Başımıza çok ciddi sorunlar açabileceğinin bilincinde olunamamaktadır. İnsanlarımız ağrısız yaşatmak ve bel fıtığı gelişmesini önceden engellemek imkan dahilindedir. Sorunun altında yatan nedenin kesin ortadan kaldırılmasına değil de ağrının ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir. Bu ciddi bir hatadır ve hastalarımızı ileri de başına çok büyük sorunlar açabilecek hale getirmektedir. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align:start"><span style="background-color:white"><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span style="background-color:white"><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">İnanır, "Sonuç olarak bel sorunu yaşamayacak şekilde bir yaşam tarzına geçilmeli ve bel ağrısı veya fıtık gelişme riski ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Şayet ağrı yaşar isek; bu konuda çok çalışmış olan uzman hekim/ hekimler aranıp bulunmalı ve en kısa sürede ve en kolay şekilde tedavisi yapılmalıdır. Tedavi de başarılı olmanın yolu yöntem değildir; bu konuda gerçekten uzman doktorun yapacağı yöntemlerdir. </span></span></span></span><span><span calibri=""><span style="color:#1a1a1a">Tedavi başarısı için yöntem out! Uzman doktor in!" dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/bel-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/bel-sagligini-korumak-icin-nelere-dikkat-edilmeli.jpg" type="image/jpeg" length="31811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[At eti skandalındaki firma yolsuzluk soruşturmasında]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/at-eti-skandalindaki-firma-yolsuzluk-sorusturmasinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/at-eti-skandalindaki-firma-yolsuzluk-sorusturmasinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yenişehir Belediyesi’ne yönelik rüşvet ve ihaleye fesat soruşturmasında, daha önce at eti skandalıyla gündeme gelen Toros Gıda’nın ortaklarının da gözaltına alındığı bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span new="" roman="" times=""><span><span calibri=""><span>Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, CHP’li Yenişehir Belediyesi’ne yönelik ihalelerde yolsuzluk, rüşvet ve irtikap suçlamalarıyla operasyon düzenledi.</span></span></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span new="" roman="" times=""><span><span calibri=""><span>Sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonda belediye başkan yardımcıları, şube müdürleri, çalışanlar ve şirket yetkililerinin de aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span new="" roman="" times=""><span><span calibri=""><span>Gözaltına alınanlar arasında, daha önce Mersin Büyükşehir Belediyesi aşevine at eti tedarik ettiği iddiasıyla gündeme gelen Toros Gıda Sanayi Limited Şirketi’nin ortakları Halim Eren ve Salim Eren ile bir şirket çalışanının da bulunduğu öğrenildi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span new="" roman="" times=""><span><span calibri=""><span>Soruşturmanın sürdüğü, gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.</span></span></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/at-eti-skandalindaki-firma-yolsuzluk-sorusturmasinda</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/at-eti-skandalindaki-firma-yolsuzluk-sorusturmasinda.jpg" type="image/jpeg" length="80079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SGK’da akıllı ilaç dönemi değişti: Yargıtay kararı açıkladı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sgkda-akilli-ilac-donemi-degisti-yargitay-karari-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sgkda-akilli-ilac-donemi-degisti-yargitay-karari-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalnızca doktor raporuna dayanarak ilaç bedelinin karşılanması uygulamasına son verilerek, tedaviye somut katkının bilimsel olarak kanıtlanması şartı getirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçların” geri ödemesine ilişkin emsal niteliğinde bir karara imza attı. Kararla birlikte yalnızca doktor raporuna dayanarak ilaç bedelinin karşılanması uygulamasına son verilerek, tedaviye somut katkının bilimsel olarak kanıtlanması şartı getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha önce bazı hastalar, SGK ödeme listesinde bulunmayan ilaçları kendi imkanlarıyla temin edip, mahkeme yoluyla geri ödeme alabiliyordu. Ancak yeni kararla bu sürecin önemli ölçüde zorlaşacağı değerlendiriliyor.</p>

<h3>Mahkeme kararı bozdu</h3>

<p>Yargıtay, bir kanser hastasının açtığı davada yerel mahkeme ve istinafın verdiği “ilaç bedeli ödensin” kararını eksik inceleme gerekçesiyle bozdu. Kararda, ilacın hastanın iyileşmesine etkili ve kalıcı katkı sağladığının bilimsel verilerle ortaya konulması gerektiği vurgulandı.</p>

<h3>Yeni kriterler netleşti</h3>

<p>Yüksek mahkeme, bir ilacın SGK tarafından karşılanabilmesi için şu şartların aranacağını belirtti:</p>

<ul>
 <li>Klinik faz çalışmalarının tamamlanmış olması</li>
 <li>İlacın hastaya özel uygunluğunun tıbben ortaya konulması</li>
 <li>Sadece geçici değil, kalıcı iyileşme sağlaması</li>
 <li>Mevcut SGK kapsamındaki tedavilerin yetersiz kaldığının kanıtlanması</li>
</ul>

<h3>“Her ilaç ödenir” dönemi sona erdi</h3>

<p>SGK eski başmüfettişi İsa Karakaş, kararın ardından yaptığı değerlendirmede, bu adımın sağlık harcamalarında kontrolü artıracağını belirtti. Karakaş, “Artık her yeni ilacın otomatik olarak karşılanacağı bir dönem yok. Hastaların, ilacın kendilerine uygunluğunu bilimsel olarak belgelemesi gerekecek” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kararda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da atıf yapılarak, sınırsız geri ödeme uygulamasının kamu maliyesi açısından sürdürülemez olduğu vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sgkda-akilli-ilac-donemi-degisti-yargitay-karari-acikladi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2025/12/72-ilac-daha-sgknin-geri-odeme-listesine-alindi.jpg" type="image/jpeg" length="48208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Parkinson'da erken tanı hayat kalitesini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/parkinsonda-erken-tani-hayat-kalitesini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/parkinsonda-erken-tani-hayat-kalitesini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Ayşe Çakır yaptığı açıklamada, erken tanı ve düzenli tedavinin hastanın yaşam kalitesini artırdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Nöroloji Uzmanı Dr. Ezgi Ayşe Çakır, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla hastalığa ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Parkinson hastalığının, beyinde hareketleri kontrol eden hücrelerin zamanla hasar görmesi sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Dr. Ezgi Ayşe Çakır, hastalığın en sık görülen belirtilerinin ellerde titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti.</p>

<p>Parkinsonun yalnızca hareketleri etkileyen bir hastalık olmadığını vurgulayan Dr. Çakır, uyku bozuklukları, kabızlık, depresyon ve koku kaybı gibi belirtilerin de hastalığın bir parçası olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını ancak hastalığın kontrol altına alınabildiğini kaydeden Çakır “Doğru ilaç tedavileri, düzenli hekim kontrolü ve uygun yaşam tarzı ile hastalar uzun yıllar aktif ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Erken teşhisin hastalığın seyrini olumlu etkilediğini belirten Çakır, titreme, hareketlerde yavaşlama ve günlük işlerde zorlanma gibi belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Çakır, sosyal destek sisteminin güçlendirilmesinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti.</p>

<p>Dr. Ezgi Ayşe Çakır “Parkinson hastalığıyla yaşayan bireyler yalnız değildir. Bizler her zaman onların yanındayız. Unutmayalım, farkındalık arttıkça yaşam kalitesi de artar.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/parkinsonda-erken-tani-hayat-kalitesini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/parkinsonda-erken-tani-hayat-kalitesini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="44295"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, kalp hastalıklarının kadınlarda daha ölümcül seyrettiğine dikkat çekerek özellikle menopoz sonrası dönemde riskin arttığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span><span>12–18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında değerlendirmelerde bulunan Kardiyoloji Uzmanı Nermina Alagiç, kalp hastalıklarının kadınlar ve erkeklerde farklı seyrettiğini belirtti. Alagiç "Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru." dedi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Risk faktörleri ve yaygınlık</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Alagiç, bu hastalıkların; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi birçok rahatsızlığı kapsadığını söyledi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Ölümlerin büyük bölümünün kalp krizi ve inme nedeniyle gerçekleştiğini belirten Alagiç, genetik yatkınlığın yanı sıra yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün kullanımı gibi faktörlerin riski artırdığını kaydetti. Obezite, hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenmenin de önemli riskler arasında yer aldığı vurgulandı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Belirtiler farklı şekillerde görülebiliyor</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kalp hastalıklarının farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Alagiç, en sık görülen şikayetleri şöyle sıraladı: </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Göğüste baskı veya yanma hissi</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Ağrının kola, çeneye veya sırta yayılması</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Nefes darlığı</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Çarpıntı</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Halsizlik</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Mide bulantısı ve kusma</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Terleme</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Alagiç, zamanında yapılan stent, balon veya bypass işlemleriyle hastalığın etkilerinin azaltılabileceğini, geç başvurularda ise kalp yetmezliği riskinin arttığını ifade etti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Sağlıklı yaşam önerileri</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kalp sağlığının korunması için tütün kullanımının bırakılması gerektiğini vurgulayan Alagiç, haftada en az 5 gün düzenli egzersiz yapılmasını önerdi. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini belirten Alagiç, haftada en az bir kez balık tüketilmesi, kırmızı etin sınırlandırılması, düzenli sebze-meyve ve kuruyemiş tüketimi gibi alışkanlıkların kalp sağlığını desteklediğini söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kontrol yaşı düşüyor</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kalp sağlığı kontrollerine erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra başlanmasının önemli olduğunu ifade eden Alagiç, sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle bu yaş aralığının giderek düştüğünü kaydetti. Alagiç, gerekli durumlarda EKO, sanal anjiyo ve efor testi gibi yöntemlerle detaylı inceleme yapıldığını sözlerine ekledi.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek.jpg" type="image/jpeg" length="65616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda artan kaygının temelinde aile faktörü]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-artan-kayginin-temelinde-aile-faktoru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-artan-kayginin-temelinde-aile-faktoru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, çocuklarda kaygı düzeyinin artışında aile ortamının belirleyici rol oynadığını belirterek, duygusal gelişimin temellerinin evde atıldığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Psikiyatri Uzmanı Sema Bayçın, çocuklarda kaygının yalnızca dış faktörlerle açıklanamayacağını vurguladı. Günümüzde çocuklarda kaygı düzeyinin artmasının yalnızca bireysel bir durum olmadığına dikkat çeken Bayçın, akademik beklentiler, sosyal ilişkiler ve dijital dünyanın çocukların duygusal yükünü artırdığını ifade etti. Çocukların kaygıyla baş etmeyi ise ilk olarak aile ortamında öğrendiğini belirtti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Kaygı sonradan öğrenilen bir duygu mu?</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kaygının insan doğasında var olan ve koruyucu bir işlev taşıyan bir duygu olduğunu belirten Bayçın, çocukluk döneminde bu duygunun nasıl yönetileceğinin büyük ölçüde çevresel etkenlere bağlı olduğunu söyledi. Bayçın "Çocuklar kendilerine anlatılanlardan çok, ebeveynlerinin yaşantılarını model alır. Kaygı karşısında verilen tepkiler, çocuğun iç dünyasında kalıcı izler bırakır." dedi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Aile ortamı duygusal öğrenmenin temel alanı</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Ailenin çocuğun kendini güvende hissettiği ilk alan olmasının yanı sıra duygularını anlamlandırdığı en önemli ortam olduğunu vurgulayan Bayçın, ev içindeki iletişim dili ve ebeveyn tutumlarının çocukların psikolojik gelişimini doğrudan etkilediğini ifade etti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Sürekli kaygılı bir dilin hakim olduğu, hataya toleransın düşük olduğu ya da aşırı kontrolcü tutumların benimsendiği ailelerde çocukların daha kaygıya yatkın bir yapı geliştirdiğinin gözlemlendiğini belirten Bayçın, sağlıklı iletişim ortamının ise çocukların kendilerini daha güvende hissetmesini sağladığını kaydetti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bayçın "Çocuk, evde yalnızca büyümez; aynı zamanda duygusal olarak şekillenir. Ebeveynin yaklaşımı, çocuğun dünyayı algılama biçimini belirler." ifadelerini kullandı. </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Okul hayatı kaygının görünür olduğu alan</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Çocuğun evde geliştirdiği duygusal tepkilerin okul ortamında daha belirgin hale geldiğini belirten Bayçın, sınavlar ve başarı odaklı sistemin kaygıya yatkın çocuklar için zorlayıcı olabildiğini söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bayçın "Okul çoğu zaman kaygının başladığı yer değildir. Kaygının ortaya çıktığı ve fark edildiği alandır. Asıl temel, çocuğun evde kazandığı duygusal deneyimlere dayanır." dedi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Sosyal çevre ve akran ilişkileri</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Çocukların sosyal hayatının duygusal gelişimlerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Bayçın, arkadaş ilişkileri ve kabul görme ihtiyacının özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde belirleyici rol oynadığını ifade etti. Dijital ortamların etkisiyle çocukların kendilerini daha fazla karşılaştırdığını belirten Bayçın, bunun zaman zaman yetersizlik hissini artırarak sosyal kaygıyı tetikleyebildiğini söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Kaygıyı yönetmeyi öğreten aile yaklaşımı</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Kaygının tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını ifade eden Bayçın, önemli olanın çocuğun bu duyguyla baş etmeyi öğrenmesi olduğunu vurguladı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Ebeveynlerin anlayışlı ve destekleyici bir iletişim dili benimsemesinin önemine değinen Bayçın, çocukların yaşlarına uygun deneyimler yaşamalarına izin verilmesinin psikolojik dayanıklılığı artırdığını belirtti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bayçın "Çocuğa kaygısız bir hayat sunmak mümkün değildir. Ancak kaygıyla baş edebilen bir birey yetiştirmek mümkündür ve bu süreç evde başlar." dedi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Duygusal güven sağlıklı gelişimin temelidir</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Çocuklarda kaygının; aile, okul ve sosyal çevrenin etkileşimiyle şekillendiğini belirten Bayçın, bu süreçte en belirleyici unsurun aile ortamı olduğunu vurguladı. Güven veren, anlayışlı ve tutarlı bir aile yapısının, çocuğun hem kaygıyı hem de hayatın getirdiği belirsizlikleri daha sağlıklı yönetmesini sağladığını ifade eden Bayçın "Duygularını tanıyabilen ve yönetebilen çocuklar, hayatın zorlukları karşısında daha dayanıklı olur." şeklinde konuştu.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-artan-kayginin-temelinde-aile-faktoru</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/cocuklarda-artan-kayginin-temelinde-aile-faktoru.jpg" type="image/jpeg" length="68483"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erken teşhisle kolorektal kanserde başarı oranı yüzde 90’a ulaşıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/erken-teshisle-kolorektal-kanserde-basari-orani-yuzde-90a-ulasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/erken-teshisle-kolorektal-kanserde-basari-orani-yuzde-90a-ulasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kamil Öztürk, kolorektal kanserin erken teşhisle büyük oranda önlenebilir ve tedavi edilebilir olduğunu belirterek, özellikle risk grubundakilerin düzenli tarama yaptırmasının hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kolorektal kanser, erken teşhisle büyük oranda önlenebiliyor ve tedavi edilebiliyor. Uzmanlar, özellikle risk grubunda bulunan bireylerin düzenli tarama yaptırmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“Erken tanı hayat kurtarır”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kamil Öztürk, kolorektal kanserin genellikle kalın bağırsak veya rektumun iç yüzeyini döşeyen hücrelerde geliştiğini belirtti. Öztürk, “Bu hastalık çoğu zaman ‘polip’ adı verilen iyi huylu oluşumların zamanla kansere dönüşmesiyle ortaya çıkar. Bu süreç yıllar alabilir, bu da erken tanı için önemli bir fırsat sunar.” dedi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Risk grubuna dikkat çekildi</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kolorektal kanser açısından risk altında bulunan gruplara da değinen Öztürk, şu bilgileri paylaştı:</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>“50 yaş ve üzeri bireyler, ailesinde kolorektal kanser öyküsü bulunanlar, uzun süreli inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlar, düşük lifli ve yüksek yağlı beslenenler, sigara ve alkol kullananlar ile hareketsiz yaşam tarzına sahip kişiler risk grubunda yer almaktadır.”</span></span></p>

<p><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/2c986276-387c-40ff-844e-95c6faead9c9.jpeg" width="1366" /></p>

<p><span><span><strong>Belirtiler göz ardı edilmemeli</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kolorektal kanserin erken evrede belirti vermeyebileceğini ifade eden Öztürk, şu uyarılarda bulundu:</span></span></p>

<p><span><span>“Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı ve şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi bulgular dikkate alınmalıdır. Bu belirtiler her zaman kanser anlamına gelmez ancak mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>Tarama testleriyle erken teşhis mümkün</strong></span></span></p>

<p><span><span>Erken tanının önemine vurgu yapan Öztürk, 50 yaşından itibaren düzenli tarama yapılması gerektiğini belirterek, “Gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi gibi yöntemlerle hastalık henüz belirti vermeden saptanabilir. Kolonoskopi sırasında polipler tespit edilip aynı anda çıkarılabilir. Bu sayede kanser gelişimi önlenebilir.” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span><span>Öztürk, kolonoskopinin anestezi altında günübirlik yapılan güvenli bir işlem olduğunu da sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“Tedavi başarısı erken evrede çok yüksek”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kolorektal kanserin erken evrede yakalanması durumunda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Öztürk, tedavi sürecinin hastalığın evresine göre cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerini içerebildiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Sağlıklı yaşam vurgusu</strong></span></span></p>

<p><span><span>Koruyucu önlemlere de değinen Öztürk, lif açısından zengin beslenme, kırmızı ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırılması, düzenli egzersiz yapılması, sigara ve alkolden uzak durulması ile düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“Başarı oranı yüzde 90’a kadar çıkabiliyor”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Açıklamasının sonunda erken teşhisin önemini yineleyen Öztürk, “Kolorektal kanser, erken tanı ve doğru tedavi ile büyük ölçüde önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Belirti olmasa bile önerilen yaşta tarama yaptırmak hayati önem taşır. Erken teşhis edilen vakalarda tedavi başarısı yüzde 90’a kadar çıkabilmektedir.” dedi. </span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/erken-teshisle-kolorektal-kanserde-basari-orani-yuzde-90a-ulasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/04/erken-teshisle-kolorektal-kanserde-basari-orani-yuzde-90a-ulasiyor.jpg" type="image/jpeg" length="80574"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
