<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Haber | Diyarbakır Haber | Diyarbakır Haberleri | Güncel | Siyasi | Ekonomi</title>
    <link>https://www.amedhaber.net</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 29 Jun 2026 21:08:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz tatili, özel gereksinimli çocuklar için gelişim fırsatı sunuyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yaz-tatili-ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-gelisim-firsati-sunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yaz-tatili-ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-gelisim-firsati-sunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ergoterapist Cahit Burak Çebi, yaz tatilinin özel gereksinimli çocuklar için yalnızca dinlenme değil aynı zamanda gelişimleri için bir fırsat olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Özellikle otizmli ve DEHB'li çocuklar için ani rutin değişiklikleri zorlayıcı olabileceğini, bu nedenle tamamen plansız bırakılmamaları gerektiğini belirten Çebi, "Duyusal aktiviteler, ev içi sorumluluklar ve açık hava etkinliklerinin gelişimi desteklediğine dikkat çeken Çebi, sosyal etkileşim içeren yaz kursları ve grup etkinlikleri, öz yeterlilik duygusunu artırıyor. Ayrıca hedef, çocuğu meşgul etmek değil yaşamına daha aktif ve bağımsız katılım sağlamasıdır." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Yaz tatili, bağımsızlığı ve sosyal katılımı güçlendirmek için önemli bir fırsat"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz tatilinin yalnızca okuldan uzaklaşma dönemi değil; çocuğun günlük yaşam becerilerini, bağımsızlığını ve sosyal katılımını güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Çebi, "Duyusal deneyimlere yer verilmeli. Deniz, kum, su, bahçe işleri, hamur çalışmaları, doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler duyusal keşif için zengin fırsatlar sunar. Yatağını toplamak, kahvaltı hazırlamaya yardım etmek, alışveriş listesi yapmak, çamaşırları ayırmak gibi etkinlikler özel gereksinimli çocukların günlük rutin, alışkanlık ve bağımsızlığını destekler." diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocukların ilgi alanları desteklenmeli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tatil süresince yapılabilecek aktivitelere ilişkin de bilgi veren Çebi, "Bisiklet, yüzme, park oyunları, tırmanma alanları ve açık hava etkinlikleri özel gereksinimli çocukların regülasyon, dikkat, beden farkındalığı ve motor becerileri destekleyebilir. Oyun grupları, arkadaş grubu etkinlikleri, akraba ziyaretleri, yaz kursları veya ortak hobiler; sosyal iletişim becerilerinin gerçek yaşam içinde kullanılmasına fırsat sağlar ve çocuğun öz yeterlilik duygusunu geliştirir. Özel gereksinimli çocukların yoğun ilgi alanları öğrenme ve sosyal katılımı için güçlü bir motivasyon kaynağı olabileceğinden ilgi alanlarının desteklenmesi önemlidir." şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönem</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Ergoterapinin, çocuğun günlük yaşamda anlamlı ve amaçlı aktivitelere bağımsız katılımını desteklemeyi hedeflediğini hatırlatan Çebi, "Yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönemdir. Okul döneminde zamanın büyük kısmı derslere ayrılırken, yaz tatilinde öz bakım, ev içi sorumluluklar, rutinler, alışkanlıklar, sosyal katılım ve serbest zaman aktiviteleri üzerinde çalışmak mümkün hale gelir. Ergoterapistler. kendi eşyalarını düzenleme, dikkati sürdürme, zaman yönetimi, rutin ve alışkanlıklarını sürdürme, sosyal katılım ve öz bakım aktiviteleri gibi çocukların günlük yaşam alanlarında gelişimini destekleyebilir. Birçok aile, yaz tatilinde çocukların aktivitesiz kaldığından ve bu nedenden dolayı ekran kullanımının arttığından yakınır. Ergoterapi, çocuğun ilgi alanlarına uygun anlamlı ve amaçlı aktiviteler planlayarak daha dengeli bir günlük yaşam rutini oluşturulmasına yardımcı olabilir." dedi. <strong> </strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yaz-tatili-ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-gelisim-firsati-sunuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/yaz-tatili-ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-gelisim-firsati-sunuyor.jpg" type="image/jpeg" length="44064"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: Anne sütüyle beslenen çocuklarda hiperaktivite bozukluk belirtileri daha düşük]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/arastirma-anne-sutuyle-beslenen-cocuklarda-hiperaktivite-bozukluk-belirtileri-daha-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/arastirma-anne-sutuyle-beslenen-cocuklarda-hiperaktivite-bozukluk-belirtileri-daha-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Norveç'te yapılan yeni bir araştırma, yaşamın ilk altı ayında yalnızca anne sütüyle beslenen çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtilerinin daha düşük düzeyde görüldüğünü ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Norveç'teki Bergen Üniversitesi araştırmacıları, annelerin emzirme süresi ile çocuklarda DEHB belirtileri geliştirme olasılığı arasındaki ilişkiyi inceledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmanın başyazarı, Bergen Üniversitesi Biyotıp Bölümü araştırmacısı ve Betanien Hastanesi kıdemli danışmanı psikiyatrist Berit Skretting Solberg, psikiyatrik belirtiler ve bozuklukların hem genetik hem de çevresel faktörlerden etkilenebildiğinin uzun süredir bilindiğini belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Solberg "Bir çocuğun yalnızca anne sütüyle beslendiği süre uzadıkça (ilk altı aya kadar), üç, beş ve sekiz yaşlarındaki DEHB belirtilerinin daha düşük seviyede olduğunu gözlemledik." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırma kapsamında, 1999-2009 yılları arasında Norveç'te doğan 37 binden fazla çocuğun emzirme alışkanlıkları incelendi ve çocuklar üç, beş ve sekiz yaşlarında takip edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Elde edilen bulgular, herhangi bir süre anne sütüyle beslenmenin de DEHB belirtilerinde azalma ile ilişkili olduğunu, ancak bu etkinin emzirme süresi ve yalnızca anne sütüyle beslenme oranı arttıkça güçlendiğini gösterdi. En belirgin ilişkinin ise ilk altı ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenen çocuklarda görüldüğü kaydedildi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Araştırmada ayrıca, kız çocuklarında bu ilişkinin tüm yaş gruplarında erkek çocuklarına kıyasla daha güçlü olduğu tespit edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, kalıtımın DEHB için en önemli risk faktörlerinden biri olmaya devam ettiğini, ancak nörogelişimsel bozuklukların birçok farklı etkenin birleşimiyle şekillendiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, anne sütünün içerdiği vitaminler, yağlar, proteinler, prebiyotik ve probiyotikler ile bağışıklık sistemini destekleyen biyolojik bileşenlerin erken dönem beyin gelişimine katkı sağlayabileceğini değerlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF, bebeklerin doğumdan sonraki ilk saat içinde emzirilmeye başlanmasını ve ilk altı ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenmesini tavsiye ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, söz konusu çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğuna dikkat çekerek, anne sütü ile DEHB belirtileri arasındaki ilişkinin biyolojik mekanizmalarının daha iyi anlaşılması için ilave araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu belirtti. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/arastirma-anne-sutuyle-beslenen-cocuklarda-hiperaktivite-bozukluk-belirtileri-daha-dusuk</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/665-5.jpg" type="image/jpeg" length="80081"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özel gereksinimli çocuklar için tatil gelişim fırsatı sunuyor!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatilinin, özel gereksinimli çocukların yalnızca dinlenme dönemi olmadığını belirten uzmanlar, aynı zamanda gelişim fırsatı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Ergoterapist Cahit Burak Çebi, özel gereksinimli çocukların yaz tatilinde ergoterapi ile nasıl desteklenebileceği ve faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yaz tatili, bağımsızlığı ve sosyal katılımı güçlendirmek için önemli bir fırsat!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz tatilinin, yalnızca okuldan uzaklaşma dönemi değil; çocuğun günlük yaşam becerilerini, bağımsızlığını ve sosyal katılımını güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Çocuklar tamamen plansız bırakılmamalı. Özellikle otizmli ve DEHB’li çocuklar için ani rutin değişiklikleri zorlayıcı olabilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz döneminde esnek ama öngörülebilir bir günlük plan oluşturmanın faydalı olacağını kaydeden Çebi, “Duyusal deneyimlere yer verilmeli. Deniz, kum, su, bahçe işleri, hamur çalışmaları, doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler duyusal keşif için zengin fırsatlar sunar. Yatağını toplamak, kahvaltı hazırlamaya yardım etmek, alışveriş listesi yapmak, çamaşırları ayırmak gibi etkinlikler özel gereksinimli çocukların günlük rutin, alışkanlık ve bağımsızlığını destekler.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocukların ilgi alanları desteklenmeli!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tatil süresince diğer yapılabileceklere de değinen Ergoterapist Cahit Burak Çebi, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Bisiklet, yüzme, park oyunları, tırmanma alanları ve açık hava etkinlikleri özel gereksinimli çocukların regülasyon, dikkat, beden farkındalığı ve motor becerileri destekleyebilir. Oyun grupları, arkadaş grubu etkinlikleri, akraba ziyaretleri, yaz kursları veya ortak hobiler; sosyal iletişim becerilerinin gerçek yaşam içinde kullanılmasına fırsat sağlar ve çocuğun öz yeterlilik duygusunu geliştirir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özel gereksinimli çocukların yoğun ilgi alanları öğrenme ve sosyal katılımı için güçlü bir motivasyon kaynağı olabileceğinden ilgi alanlarının desteklenmesi önemlidir.”</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>Yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönem!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ergoterapinin, çocuğun günlük yaşamda anlamlı ve amaçlı aktivitelere bağımsız katılımını desteklemeyi hedeflediğini hatırlatan Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Bu nedenle yaz ayları ergoterapi açısından oldukça değerli bir dönemdir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Akademik baskı azalırken gerçek yaşam becerilerinin öne çıktığına işaret eden Çebi, “Okul döneminde zamanın büyük kısmı derslere ayrılırken, yaz tatilinde öz bakım, ev içi sorumluluklar, rutinler, alışkanlıklar, sosyal katılım ve serbest zaman aktiviteleri üzerinde çalışmak mümkün hale gelir.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Amaç boş kalmamak değil, yaşama katılmak!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ergoterapistlerin kendi eşyalarını düzenleme, dikkati sürdürme, zaman yönetimi, rutin ve alışkanlıklarını sürdürme, sosyal katılım ve öz bakım aktiviteleri gibi çocukların günlük yaşam alanlarında gelişimini destekleyebileceğine vurgu yapan Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Birçok aile yaz tatilinde çocukların aktivitesiz kaldığından ve bu nedenden dolayı ekran kullanımının arttığından yakınır. Ergoterapi, çocuğun ilgi alanlarına uygun anlamlı ve amaçlı aktiviteler planlayarak daha dengeli bir günlük yaşam rutini oluşturulmasına yardımcı olabilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz aylarında açık hava ve doğa etkinliklerinin artmasının, duyusal bütünleme temelli çalışmalar için doğal fırsatlar sunduğunu ifade eden Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Yaz tatilinin en önemli hedefi çocuğu sürekli aktivitelerle meşgul etmek değil; kendi yaşamında daha bağımsız, daha motive, daha katılımcı ve daha özgüvenli hale gelmesine fırsat vermektir.”<strong> </strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/ozel-gereksinimli-cocuklar-icin-tatil-gelisim-firsati-sunuyor.jpg" type="image/jpeg" length="19365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan kan bağışı çağrısı: Sağlığımızı paylaşalım!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kan-bagisi-cagrisi-sagligimizi-paylasalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kan-bagisi-cagrisi-sagligimizi-paylasalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere çağrıdan bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye'nin yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 3 milyon ünite olduğunu belirterek, düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını söyledi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kanın tek kaynağı gönüllü bağışçılar</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağının hala gönüllü bağışçılar olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Dünyada hasta tedavileri ve tıp teknolojilerinde çok hızlı bir ilerleme yaşanıyor. Baş döndürücü bir gelişim sürecinin içindeyiz. Ancak bazı şeyler hala değişmiyor. Örneğin hastalara yapılan kan transfüzyonu, yani kan nakli. Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Kan bağışı toplumsal sorumluluk</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Kan bağışı için belirli kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Peki herkes kan bağışlayabilir mi? Hayır. Kan bağışı için belirli kriterler bulunuyor. 18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir. Hatta biz, bu kişilerin kan bağışlaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ortak bir sorun var. İnsanlar kendilerini iyi hissetseler de zaman ayırarak kan bağışında bulunmaktan giderek uzaklaşıyor. Ülkemizde de durum benzer. Kan bağışına uygun yaş aralığında ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişi kan vermeye yeterince zaman ayırmıyor. Bu nedenle kan bağışını bir toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kan bağışının bilinen bir zararı yok</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü'nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Geçtiğimiz günlerde Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nü kutladık. Buradaki en önemli mesajımız, ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ oldu. Bu nedenle kendisini sağlıklı hisseden ve kronik hastalığı bulunmayan herkesin kan bağışı için zaman ayırması gerektiğini düşünüyoruz. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları önemlidir. Kan bağışının zarar verip vermediği sorusuyla sık karşılaşıyoruz. Aslında kan bağışının bilinen bir zararı yoktur. Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kan yoluyla bulaşıcı hastalıkları olanlar kan bağışı yapmamalı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kan bağışı sürecinde çeşitli sağlık kontrollerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Öte yandan, kan bağışı sırasında kişiler kısa bir sağlık değerlendirmesinden de geçmiş olur. Muayeneleri yapılır, bazı testleri uygulanır, kan grupları belirlenir ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olurlar. Ancak insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır. Dünyada yalnızca kan yoluyla bulaşabilen bazı hastalıklar bulunmaktadır. AIDS, Hepatit B ve Hepatit C bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerekir. Ülkemizde yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 3 milyon ünitedir. Bu konuda tek tedarikçimiz Türk Kızılayıdır. Türk Kızılayı, 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacını karşılamıştır.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>‘Sağlığımızı paylaşalım’</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Prof. Dr. Sönmezoğlu, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere seslenerek, “Ancak burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var. Bağışların önemli bir kısmı ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluşuyor. Bizim temel hedefimiz; kan bağışına uygun özelliklere sahip bireylerin, çağrılmayı beklemeden düzenli olarak, en az yılda bir kez kan bağışında bulunmalarıdır. Çünkü en güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir.” ifadelerini kullandı. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/uzmanlardan-kan-bagisi-cagrisi-sagligimizi-paylasalim</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/uzmanlardan-kan-bagisi-cagrisi-sagligimizi-paylasalim.jpg" type="image/jpeg" length="42324"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda sünnet için hangi yaş daha uygun?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-sunnet-icin-hangi-yas-daha-uygun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-sunnet-icin-hangi-yas-daha-uygun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre tıbbi açıdan 2 yaşından önce veya 6 yaşından sonraki dönem sünnet için ideal olabilirken  2-4 yaş arası dönem çocukların beden algısının gelişmeye başladığı hassas bir süreç olduğundan mümkün olduğunca kaçınılması gereken bir zamandır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Okulların kapanmasıyla birlikte birçok aile çocukları için sünnet planları yapmaya başladı. Sünnetin yalnızca geleneksel bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, sünnet öncesinde yapılacak kısa bir uzman değerlendirmesinin, bazı doğumsal anomalilerin erken fark edilmesini sağlayabileceğini belirterek aileleri uyarıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle halk arasında “peygamber sünneti” olarak bilinen hipospadias vakalarında, bilinçsizce yapılan sünnet işlemi ileride gerekli olabilecek cerrahi tedaviyi zorlaştırabiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Kocaman, sünnet operasyonu ve sünnet öncesi muayenenin önemi hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sünnet için her yaş uygun değildir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sünnetin en uygun zamanlamasının çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiğini söyleyen Kocaman, "Tıbbi açıdan 2 yaşından önce veya 6 yaşından sonraki dönem ideal olabilir. 2 yaşından önce çocuk henüz bilinçli farkındalık geliştirmediği için psikolojik etkilenme riski de daha düşük olur. Buna karşılık 2-4 yaş arası dönem çocukların beden algısının gelişmeye başladığı hassas bir süreç olduğundan mümkün olduğunca kaçınılması gereken bir zamandır. 6 yaşından sonra ise çocuğun da psikolojik gelişimi göz ününe alınarak sünnet yapılabilir." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sünnet öncesi muayene ile doğumsal anomaliler tespit edilebilir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz aylarında sünnet yaptırmayı planlayan ailelere önerilerde bulunan Kocaman, şunları söyledi:</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>"Aileler, işlem öncesinde mutlaka bir çocuk cerrahisi uzmanına başvurmalı. Ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri, sünneti basit bir işlem olarak görerek uzman değerlendirmesini atlamaktır. Her erkek çocuk mutlaka sünnet edilmeden önce muayene edilmeli ve değerlendirilmelidir. Basit gibi görünse de birkaç dakikalık bu genel değerlendirme ile bazı doğumsal ürolojik anomaliler kolaylıkla tespit edilebilir ve çocuğun ileride yaşayabileceği büyük sağlık sorunlarının önüne geçilebilir." </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Hipospadias sünnete engel olabilir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Erkek çocuklarda görülen en yaygın doğumsal ürolojik anomalilerden biri olan hipospadiasın, idrar kanalının erkeklik organı ucunda değil daha aşağı bir bölgede sonlanmasıyla ortaya çıktığını belirten Kocaman, "Halk arasında 'peygamber sünneti' olarak da bilinen bu durumda sünnet derisi, ileride yapılacak düzeltici ameliyat için önemli bir cerrahi doku görevi görür. Bu nedenle hipospadiaslı çocuklarda erken veya kontrolsüz şekilde yapılan sünnet, tedavi seçeneklerini azaltabiliyor ve ameliyat sürecini zorlaştırabilir." diye belirtti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aileler hangi belirtilere dikkat etmeli?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Anne ve babaların bazı belirtileri fark ederek erken dönemde hekime başvurabileceğini söyleyen Kocaman, "Sünnet derisinin üst tarafta fazla, alt tarafta eksik görünmesi, idrar deliğinin penis ucu yerine daha aşağıda yer alması veya peniste eğrilik bulunması hipospadias açısından dikkat edilmesi gereken önemli işaretler arasında yer almaktadır." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Her 200-300 erkek çocuğundan biri hipospadias </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kocaman, "Toplumda nadir olduğu düşünülse de hipospadias yaklaşık olarak her 200-300 erkek doğumundan birinde görülebilmektedir. Bu nedenle özellikle sünnet planlanan çocuklarda detaylı muayene büyük önem taşır. Hipospadiasın tedavisi cerrahi olarak gerçekleştirilmektedir. Amaç idrar kanalını olması gereken yere taşımak, varsa eğriliği düzeltmek ve çocuğun normal anatomik yapıya kavuşmasını sağlamaktır." dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sünnet günübirlik bir cerrahi işlemdir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sünnetin, doğru teknik ile uygulandığında kısa süren ve genellikle aynı gün taburculukla tamamlanan bir cerrahi işlem olduğunu hatırlatan Kocaman, "Çocuğun yaşına ve genel durumuna göre uygun anestezi yöntemleri tercih edilir. İşlem sonrasında çocuklar çoğunlukla birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra evlerine dönebilir. Günümüzde kullanılan modern cerrahi teknikler sayesinde iyileşme süreci konforlu geçmekte, operasyon bölgesinde oluşabilecek izler zamanla belirginliğini büyük ölçüde kaybetmektedir. Ancak sağlıklı bir iyileşme süreci için sünnetin mutlaka uygun koşullarda ve uzman hekimler tarafından gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sünnet sonrası dikkat edilmesi gerekenler</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kocaman, sünnet sonrası dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle sıraladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"İlk 24 saat dinlenmeye özen gösterilmeli, koşma ve zıplama gibi hareketlerden kaçınılmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Doktorun önerdiği ilaçlar ve bakım uygulamaları düzenli olarak yapılmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sünnet bölgesi temiz ve kuru tutulmalı, hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocuğun bol sıvı tüketmesi sağlanmalı, normal beslenmesine devam etmesine destek olunmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İlk günlerde rahat ve bol kıyafetler tercih edilmelidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yara iyileşmesi tamamlanana kadar deniz ve havuza girilmemelidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şiddetli ağrı, yoğun kanama, ateş veya idrar yapmada güçlük gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır."<strong> </strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-sunnet-icin-hangi-yas-daha-uygun</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/cocuklarda-sunnet-icin-hangi-yas-daha-uygun.jpg" type="image/jpeg" length="45190"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SGK’dan ilaç geri ödeme listesinde kapsamlı güncelleme]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sgkdan-ilac-geri-odeme-listesinde-kapsamli-guncelleme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sgkdan-ilac-geri-odeme-listesinde-kapsamli-guncelleme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) önemli değişikliklere gitti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle birlikte ilaç geri ödeme listeleri ve çeşitli sağlık hizmetlerine ilişkin uygulama esasları güncellendi.</p>

<p>Yapılan değişiklik kapsamında, SUT eki EK-4/C ilaç geri ödeme listesi yeniden düzenlendi. Güncelleme ile çok sayıda ilacın geri ödemeye esas alınan fiyatları revize edilirken, bazı ilaçların barkod ve ticari isim bilgileri de yeniden belirlendi.</p>

<p>SGK, güncel ihtiyaçlar ve değerlendirmeler doğrultusunda bazı yeni ilaçları geri ödeme kapsamına alırken, bazı ürünleri listeden çıkardı. Düzenleme kapsamında özellikle SMA tedavilerine ilişkin geri ödeme kriterlerinde de değişikliğe gidildi.</p>

<p>SUT değişikliği yalnızca ilaç listeleriyle sınırlı kalmadı. Bazı tıbbi işlemler, sağlık hizmetleri ve evde sağlık uygulamalarına yönelik geri ödeme kuralları da yeniden düzenlendi.</p>

<p>SGK tarafından yapılan açıklamaya göre değişikliklerle, ilaç ve sağlık hizmetlerine ilişkin geri ödeme süreçlerinin güncel koşullara ve sağlık hizmeti ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi hedefleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni ilaç listeleri ile uygulama esasları, Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ eklerinde ayrıntılı olarak yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ahmet Bilal Damar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sgkdan-ilac-geri-odeme-listesinde-kapsamli-guncelleme</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sgk-4.jpg" type="image/jpeg" length="46012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava karar verme süreçlerini yavaşlatabilir!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sicak-hava-karar-verme-sureclerini-yavaslatabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sicak-hava-karar-verme-sureclerini-yavaslatabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aşırı sıcaklar beyne giden kan akımı ve oksijen miktarını azaltabiliyor!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, “Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sıcak hava karar verme süreçlerini yavaşlatabilir!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Susuzluk beyin fonksiyonlarını doğrudan etkiliyor!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Beynin yaklaşık yüzde 75'i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.”</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>Sıcak çarpması kalıcı nörolojik hasara yol açabilir!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, “Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sıcak havalarda sinirliliğin arkasında hem biyolojik hem psikolojik etkenler var! </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sıcak havalarda görülen sinirlilik ve huzursuzluk gibi durumların psikolojik olarak mı yoksa nörolojik olarak mı değerlendirilebileceğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu belirtileri yalnızca nörolojik ya da yalnızca psikolojik olarak sınıflandırmak doğru olmaz. Genellikle her iki mekanizmanın da katkısı söz konusudur.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp, “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Basit önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına katkı sağlıyor!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.” </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sicak-hava-karar-verme-sureclerini-yavaslatabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sicak-hava-karar-verme-sureclerini-yavaslatabilir.jpg" type="image/jpeg" length="46641"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Stres, kanın yapısını değiştiriyor mu?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/stres-kanin-yapisini-degistiriyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/stres-kanin-yapisini-degistiriyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, psikolojik stresin yalnızca zihinsel bir deneyim olmadığını, dakikalar içinde kanın yapısını değiştirerek pıhtılaşma eğilimini artırabildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Güney Galler Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, akut psikolojik stresin vücutta serbest radikal üretimini hızla artırdığı, bunun da kan pıhtılarının oluşum biçimini değiştirerek kanı daha kolay pıhtılaşabilir hale getirdiği belirlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim insanları uzun yıllardır kronik stresin kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığını biliyor. Ancak psikolojik stresin bu riski hangi biyolojik mekanizmalarla oluşturduğu tam olarak açıklanamamıştı. Yeni çalışma, bu süreçte "oksidatif stres" olarak bilinen mekanizmanın önemli rol oynayabileceğine işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırma kapsamında 18-30 yaşları arasındaki sekiz sağlıklı erkek üzerinde randomize kontrollü çapraz tasarımlı bir deney gerçekleştirildi. Katılımcılar laboratuvara bir hafta arayla iki kez çağrıldı. İlk ziyarette dinlenmeleri sağlanırken, ikinci ziyarette psikoloji araştırmalarında akut stres oluşturmak için "altın standart" kabul edilen Trier Sosyal Stres Testi uygulandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Test sırasında katılımcılardan kısa bir konuşma hazırlamaları istendi. Daha sonra notları ellerinden alınarak ifadesiz jüri üyeleri ve kamera karşısında konuşmaları sağlandı. Konuşmanın ardından ise 2003 sayısından 17'şer geriye doğru saymaları istendi. Hata yapan katılımcılar göreve baştan başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, dinlenme ve stres seanslarının hemen öncesi ve sonrasında alınan kan örneklerinde serbest radikal düzeylerini ve oluşan kan pıhtılarının mikroskobik yapısını inceledi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Analizler, dinlenme sırasında kan kimyasında anlamlı bir değişiklik olmadığını gösterdi. Buna karşın stres testinin ardından oksidatif stresin göstergesi olan serbest radikal seviyeleri belirgin şekilde yükseldi. Aynı zamanda oluşan kan pıhtılarının daha büyük, daha yoğun ve fibrin lifleri açısından daha sıkı bir yapıya sahip olduğu tespit edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar ayrıca pıhtılaşma sisteminin "intrinsik yolak" olarak adlandırılan bölümünün de stres sırasında aktive olduğuna ilişkin bulgular elde etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışmanın dikkat çeken sonuçlarından biri ise stresin kanın yoğunluğunu veya viskozitesini artırmaması oldu. Bulgular, psikolojik stresin kanı koyulaştırmaktan çok pıhtının yapısını değiştirerek pıhtılaşma eğilimini artırdığını gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, elde edilen sonuçların stresli bir sunum ya da yoğun bir iş gününün doğrudan kalp krizi veya inmeye yol açacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Bununla birlikte, kısa süreli psikolojik stresin bile pıhtı oluşumunu kolaylaştırabilecek biyolojik değişimleri hızla tetikleyebileceğine dikkat çekildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çalışmanın yalnızca sekiz sağlıklı genç erkek üzerinde yürütüldüğünü belirten ekip, sonuçların kadınlar, yaşlı bireyler ve kalp-damar hastalığı bulunan kişiler için doğrulanabilmesi amacıyla daha geniş katılımlı araştırmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılara göre bulgular, gelecekte yalnızca stresin psikolojik etkilerini azaltmaya değil, stres sırasında devreye giren biyokimyasal süreçleri hedef alan yeni tedavi ve koruyucu yaklaşımların geliştirilmesine de katkı sağlayabilir.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/stres-kanin-yapisini-degistiriyor-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/stres-kanin-yapisini-degistiriyor-mu.jpg" type="image/jpeg" length="50316"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yatak odasında telefon kullanımı uyku kalitesini düşürüyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yatak-odasinda-telefon-kullanimi-uyku-kalitesini-dusuruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yatak-odasinda-telefon-kullanimi-uyku-kalitesini-dusuruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre yatak odasında telefon kullanımı uyku kalitesini düşürürken, dikkat dağınıklığı ve duygusal kopukluğa neden olarak eşler arasındaki iletişimi olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalar, mavi ışık ve kısa video içeriklerinin hem ruh hali hem de ilişkiler üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Günümüzde akıllı telefonların yatak odasında giderek daha fazla yer kaplaması, evlilik ilişkileri üzerindeki etkileriyle ilgili tartışmaları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, uyku öncesi ekran kullanımının sadece uyku düzenini değil, çiftler arasındaki duygusal bağı da zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uyku uzmanlarına göre özellikle akşam saatlerinde ekranlardan yayılan mavi ışık, biyolojik saati etkileyerek uyku hormonu melatonin salgısını baskılıyor. Bu durum uykuya dalmayı geciktirirken, ertesi gün yorgunluk ve dikkat dağınıklığına yol açabiliyor. Uzmanlar, bu tablonun zamanla ruh hali değişimlerine ve eşler arası iletişimde zayıflamaya neden olabileceğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Psikiyatri uzmanları ise kısa video içeriklerinin (Reels gibi) beynin sürekli yüksek uyarana alışmasına yol açtığını, bunun da uzun süreli dikkat gerektiren konuşmalarda odaklanmayı zorlaştırdığını ifade ediyor. Bu durumun, çiftlerin fiziksel olarak aynı ortamda olsalar bile zihinsel olarak birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olabileceği değerlendiriliyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Araştırmalar ayrıca, uyku düzeninin bozulmasının hormonal dengeyi de etkileyebileceğini ortaya koyuyor. Özellikle erkeklerde testosteron seviyesinin uyku eksikliğiyle birlikte düşebildiği ve bunun genel yaşam kalitesinin yanı sıra ilişki dinamiklerine de yansıyabileceği belirtiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, çözüm için teknolojiden tamamen uzaklaşmak yerine kullanımın sınırlandırılmasını öneriyor. Yatmadan en az bir saat önce telefon kullanımının bırakılması, yatak odasında ekran kullanımının azaltılması ve çiftlerin günlük olarak telefonsuz iletişim zamanları oluşturması tavsiye ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Genel değerlendirmeye göre, evlilik ilişkilerinde temel unsur yalnızca duygusal bağ değil aynı zamanda karşılıklı dikkat, iletişim ve "anlık dijital dikkat dağıtıcılarından uzak kalabilme" becerisi olarak öne çıkıyor. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yatak-odasinda-telefon-kullanimi-uyku-kalitesini-dusuruyor</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/yatak-odasinda-telefon-kullanimi-uyku-kalitesini-dusuruyor.jpg" type="image/jpeg" length="81939"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK, Türkiye'de en çok ölüme neden olan 6 hastalığı açıkladı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/tuik-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-6-hastaligi-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/tuik-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-6-hastaligi-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı 2025 yılı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre, Türkiye'de geçen yıl 491 bin 684 kişi hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Son istatistiklere göre, Türkiye'de en çok ölüme neden olan 6 hastalık belirlendi. TÜİK verilerine göre, 2025 yılında toplam ölüm sayısı 491 bin 684 olarak kaydedildi. En yüksek kaba ölüm hızı ise yüzde 10,8 ile Sinop ilinde görüldü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ölen kişilerin 2025 yılında yüzde 55,1'ini erkekler, yüzde 44,9'unu kadınlar oluşturdu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 10,8 ile Sinop oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı 2025 yılında, bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>En çok ölüm nedeni: Dolaşım sistemi hastalıkları </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2025 yılında yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin yüzde 42,3'ünü iskemik kalp hastalıkları oluşturdu.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>1- Yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2- Yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler</span></span></span></p>

<p><span><span><span>3- Yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları</span></span></span></p>

<p><span><span><span>4- Yüzde 5 ile endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları</span></span></span></p>

<p><span><span><span>5- Yüzde 4 ile yaralanma ve zehirlenmeler</span></span></span></p>

<p><span><span><span>6- Yüzde 3,3 ile sinir sistemi ve duyu organları</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tümörden kaynaklı ölümlere en çok gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğer tümörü neden oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9'unun gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü, yüzde 8,0'ının kolonun kötü huylu tümörü, yüzde 7,6'sının lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, yüzde 22,4 ile Ağrı oldu. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/tuik-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-6-hastaligi-acikladi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 17:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/tuik-turkiyede-en-cok-olume-neden-olan-6-hastaligi-acikladi.jpg" type="image/jpeg" length="11160"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Işıkay: 'Yaz sıcakları epilepsi hastalarını zorlayabilir']]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/prof-dr-isikay-yaz-sicaklari-epilepsi-hastalarini-zorlayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/prof-dr-isikay-yaz-sicaklari-epilepsi-hastalarini-zorlayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Işıkay: 'Yaz aylarında alınacak basit önlemler nöbet riskini azaltmada önemli rol oynuyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, özellikle epilepsi tanısı bulunan çocuklar için dikkat edilmesi gereken bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Işıkay, sıcak havanın doğrudan nöbete neden olmadığını ancak sıvı kaybı, düzensiz uyku, uzun süre güneşe maruz kalma ve ilaç kullanımının aksaması gibi faktörlerin nöbetleri tetikleyebileceğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Sedat Işıkay, yaz tatiliyle birlikte çocukların günlük rutinlerinin değişebildiğine dikkat çekerek, 'Epilepsi tedavisinde düzenli yaşam alışkanlıkları büyük önem taşır. Özellikle yaz aylarında uyku saatlerinin değişmesi, yeterli sıvı tüketilmemesi ve ilaçların aksatılması nöbet kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ailelerin yaz döneminde de tedavi planına aynı hassasiyetle devam etmesi gerekiyor' dedi.</p>

<p><strong>'Susuz kalmak nöbet riskini artırabilir'</strong></p>

<p>Yüksek sıcaklık nedeniyle terleme ile birlikte vücudun daha fazla sıvı kaybettiğini ifade eden Prof. Dr. Sedat Işıkay, çocukların gün boyunca yeterli miktarda su tüketmesinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Dr. Işıkay, 'Susuzluk bazı çocuklarda nöbet eşiğinin düşmesine neden olabilir. Özellikle açık havada zaman geçiren çocukların düzenli aralıklarla su içmeleri sağlanmalı, aşırı sıcak ortamlarda uzun süre kalmaları önlenmelidir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Uyku düzeni tedavinin önemli bir parçası'</strong></p>

<p>Yaz tatilinde geç saatlere kadar uyanık kalmanın epilepsi hastaları için önemli bir risk oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Sedat Işıkay, kaliteli uykunun nöbet kontrolünde kritik rol oynadığını vurguladı.Prof. Dr. Işıkay, 'Uyku eksikliği epilepsi nöbetlerini tetikleyen en önemli etkenlerden biridir. Tatil döneminde çocukların eğlenmesi elbette önemlidir ancak uyku düzeninin tamamen bozulmasına izin verilmemelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'İlaçlar saatinde kullanılmalı'</strong></p>

<p>Tatil planları nedeniyle ilaç kullanımının aksatılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sedat Işıkay, antiepileptik ilaçların düzenli kullanımının tedavinin temelini oluşturduğunu ifade ederek, 'İlaçların zamanında alınması nöbetlerin kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşır. Seyahate çıkmadan önce yeterli miktarda ilaç temin edilmeli ve tedavi saatleri değiştirilmemelidir' dedi.</p>

<p><strong>'Su aktivitelerinde gözetim şart'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüzmenin çocukların fiziksel gelişimini destekleyen önemli bir aktivite olduğunu belirten Prof. Dr. Sedat Işıkay, 'Epilepsi tanısı bulunan çocuklar uygun şartlar sağlandığında yüzebilir. Ancak hiçbir çocuk tek başına suya girmemeli, mutlaka yanında gözetim sağlayacak bir yetişkin bulunmalıdır' ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>Ailelere yaz dönemi önerileri</strong></p>

<p>Yaz aylarında özellikle 11.00-16.00 saatleri arasında güneş altında uzun süre kalınmamasını öneren Prof. Dr. Sedat Işıkay, açık renkli ve ince kıyafetlerin tercih edilmesi, düzenli sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sedat Işıkay, 'Basit ama etkili önlemler sayesinde epilepsi tanısı bulunan çocuklar da yaz tatilini güvenli ve sağlıklı şekilde geçirebilir. Ailelerin hekim önerilerine uyması, ilaç tedavisini aksatmaması ve çocuklarını sıcak havanın olumsuz etkilerinden koruması büyük önem taşıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/prof-dr-isikay-yaz-sicaklari-epilepsi-hastalarini-zorlayabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 14:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/agency/iha/prof-dr-isikay-yaz-sicaklari-epilepsi-hastalarini-zorlayabilir.jpg" type="image/jpeg" length="84102"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklar can sıkıntısını doğru değerlendirirse üretkenlik artar]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklar-can-sikintisini-dogru-degerlendirirse-uretkenlik-artar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklar-can-sikintisini-dogru-degerlendirirse-uretkenlik-artar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Can sıkıntısının çocuklar için her zaman olumsuz bir durum olmadığını belirten uzmanlar, doğru değerlendirildiğinde üretkenliği artırabileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Çocukların can sıkıntısı yaşarken oyun kurma, hikâye üretme ve farklı etkinliklere yönelmesinin gelişim açısından faydalı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, çocuklarda can sıkıntısının her zaman olumsuz olmadığı, can sıkıntısının yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiği ve yaz tatilinin dengeli bir planla geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Can sıkıntısı ile yalnızlık duygusu birbirinden ayrılmalı! </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Can sıkıntısının çocuk için tamamen olumsuz bir durum olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Seren Doğantekin, “Hatta üretkenliği artırabilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ebeveynlerin çoğu zaman ‘çocuğumuzun canı evde çok sıkılıyor’ diye endişelendiğini hatırlatan Doğantekin, “Ancak burada önemli olan, çocuğun can sıkıntısını nasıl değerlendirdiğidir. Eğer çocuk bu süreçte legolarla oynuyor, hikâyeler üretiyor, oyun kuruyor ya da aileyle vakit geçiriyorsa bu durum gelişim açısından oldukça faydalıdır. Yani can sıkıntısı üretkenliğe dönüşüyorsa, bu olumsuz değil, destekleyici bir durumdur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, can sıkıntısı ile yalnızlık duygusunun birbirinden ayrılmasıdır. Canı sıkılan çocuk bir şey üretmeye, oyun kurmaya veya bir etkinlik bulmaya yönelir. Ancak yalnızlık hissi yaşayan çocuk daha çok içine kapanır, odasına çekilir ve hiçbir aktiviteye yönelmez. Asıl izlenmesi gereken ayrım budur.” şeklinde konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir tatil planlanmalı! </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz tatili sürecinde tamamen esnek ya da tamamen katı bir yaklaşımın doğru olmadığına dikkat çeken Seren Doğantekin, “Gün içerisinde belirli bir düzen olması gerekir. Hiç ders çalışılmayan bir tatil, okul başladığında motivasyon kaybına yol açabilir.” dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Bu nedenle dengeli bir plan yapılmasını öneren Doğantekin, şunları söyledi:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“İlkokul ve ortaokul öğrencilerinde haftanın belirli günleri ders çalışmak, kitap okumak veya çalışma kâğıtları çözmek uygun olabilir. Ancak bu süreç yalnızca akademik çalışma olarak düşünülmemeli. Müze gezmek, belgesel izlemek gibi etkinlikler de öğrenmeyi destekler. Önümüzdeki yıl sınava hazırlanan öğrenciler için ise daha planlı bir program yapılabilir. Haftanın beş ya da altı günü ders çalışıp bir günü dinlenmeye ayrılabilir. Ancak bu plan, katı bir okul düzeni gibi değil; hem eğlenceyi hem öğrenmeyi içeren esnek bir yapı olmalıdır.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Çocuğun sosyal medyayı yalnızlık nedeniyle kullanması bir risk göstergesi!</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ergenlik döneminde sosyal medya kullanımının kıyaslama davranışını artırabileceği uyarısında bulunan Seren Doğantekin, “Tatil paylaşımları üzerinden ‘o tatile gitti, ben gitmedim’ gibi düşünceler oluşabilir. Bu durum özgüven düşüklüğüne ve kaygıya yol açabilir. Bu noktada çocuklara sosyal medyada görülen her şeyin gerçek hayatı yansıtmadığı anlatılmalıdır.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uyku düzeninin de oldukça önemli olduğuna değinen Doğantekin, “Gece geç saatlere kadar ekran kullanımı, uyku ritmini bozabilir ve bu da duygu durum dalgalanmalarına yol açabilir. Çocuğun sosyal medyayı neden kullandığı da değerlendirilmeli. Eğer yalnızlık hissi nedeniyle sadece oradan sosyal iletişim kuruyorsa bu bir risk göstergesi olabilir. Ergenler için bir gruba ait olma ihtiyacı çok güçlüdür. Bu nedenle yaz tatilinde akran ilişkilerinin tamamen kesilmemesi önemlidir. Aksi halde yalnızlık ve ‘kimse beni anlamıyor’ düşüncesi gelişebilir.” açıklamasını yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sorunlu bir durumun önemli işaretleri, sürecin iki haftadan uzun sürmesi ve sosyal çekilme! </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak her yalnızlaşma durumunun bir problem olmadığını dile getiren Doğantekin, “Eğer çocuk aileyle iletişim kuruyor, sorumluluklarını yerine getiriyor ve sosyal yaşamını sürdürebiliyorsa bu durum gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Ergenlikte zaman zaman yalnız kalma isteği ve aileden uzaklaşma eğilimi görülebilir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sorun olarak değerlendirilmesi gereken durumlara açıklık getiren Doğantekin, “Sürecin iki haftadan uzun sürmesi, çocuğun odasından hiç çıkmaması, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden tamamen çekilmesi ve ‘kimse beni anlamıyor’ gibi ifadelerin artması önemli işaretlerdir. Bu durumda profesyonel destek gerekebilir.” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalı! </strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Teknoloji ve yapay zekâ kullanımının da benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Seren Doğantekin, “Önemli olan kullanım biçimidir. Çocuk üretmek için mi kullanıyor, yoksa yalnızca tüketiyor mu? Yapay zekâ doğru kullanıldığında hikâye yazma, karakter oluşturma, dil öğrenme veya kodlama gibi alanlarda üretkenliği destekleyebilir. Ancak tamamen hazır bilgiye bağımlı bir kullanım doğru değildir.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaz tatilinde ideal yaklaşımın dengeli, esnek ama belirli bir rutini olan bir program olduğunun altını çizen Doğantekin, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“Aileyle kaliteli zaman geçirilmesi, akran ilişkilerinin sürdürülmesi, fiziksel aktivitelerin yapılması ve küçük sorumlulukların verilmesi önemlidir. Aşırı serbestlik ya da aşırı planlılık yerine denge kurulmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sonuç olarak, çocukların hem dinlenebileceği hem de gelişimini sürdürebileceği bir yaz tatili planı oluşturulmalı. Teknoloji kullanımında ise süre kadar içeriğe ve çocuğun yaşamındaki genel dengeye bakmak gerekir.”</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklar-can-sikintisini-dogru-degerlendirirse-uretkenlik-artar</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/cocuklar-can-sikintisini-dogru-degerlendirirse-uretkenlik-artar.jpg" type="image/jpeg" length="90220"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlık taklit ve tağşiş yapılan 9 yeni ürünü daha açıkladı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/bakanlik-taklit-ve-tagsis-yapilan-9-yeni-urunu-daha-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/bakanlik-taklit-ve-tagsis-yapilan-9-yeni-urunu-daha-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapılan gıdalara ilişkin listesini güncelledi. 9 yeni ürün kamuoyuyla paylaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapıldığı tespit edilen gıda ürünlerine ilişkin kamuoyu duyurularını güncellemeye devam ediyor. Bakanlık tarafından yayımlanan son listede, 4'ü sağlığı tehlikeye düşürecek kategoride olmak üzere toplam 9 yeni ürün yer aldı.</p>

<p>Bakanlık, denetimler sonucunda mevzuata aykırılık tespit edilen ürünleri, "Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar" ile "Taklit veya Tağşiş Yapılan Gıdalar" başlıkları altında kamuoyuna duyuruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kıyma, sucuk ve krema ürünleri de listede</h2>

<p>Güncellenen listede kıyma, sucuk ve krema gibi sık tüketilen gıda ürünlerinin de bulunduğu bildirildi. Yapılan laboratuvar analizlerinde, bazı ürünlerde etikette belirtilen içeriklerle uyuşmayan bileşenlerin tespit edildiği açıklandı.</p>

<p>Bakanlık tarafından paylaşılan bilgilere göre, bazı işletmelerin "dana kıyma" olarak piyasaya sunduğu ürünlerde kanatlı eti bulunduğu belirlendi. Ayrıca çeşitli gıda ürünlerinde de taklit ve tağşiş uygulamalarına rastlandığı ifade edildi.</p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketicilerin güncel taklit ve tağşiş listelerine resmi internet sitesi üzerinden ulaşabileceğini hatırlatarak, gıda güvenliğine yönelik denetimlerin aralıksız sürdürüldüğünü bildirdi.</p>

<p>Öte yandan bakanlık, halk sağlığını tehdit eden ürünler ve bunları piyasaya arz eden işletmelere yönelik idari ve hukuki süreçlerin de ilgili mevzuat çerçevesinde devam ettiğini açıkladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/bakanlik-taklit-ve-tagsis-yapilan-9-yeni-urunu-daha-acikladi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2025/01/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="62039"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin ilk yerli kalp-akciğer makinesiyle ilk ameliyat başarıyla gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı ile ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen Türkiye'nin ilk yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk ameliyat başarıyla tamamlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Sağlık Bakanlığı, Bakanlık ile ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen Türkiye'nin ilk yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk ameliyatın başarıyla tamamlandığını duyurdu.</span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube" data-align="none" data-oembed="https://youtu.be/366jXtvWJyk" data-oembed_provider="youtube" data-resizetype="noresize" data-title="https://youtu.be/366jXtvWJyk"><iframe allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" frameborder="0" height="349" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="//www.youtube.com/embed/366jXtvWJyk?wmode=transparent&amp;jqoemcache=PGZrk" title="https://youtu.be/366jXtvWJyk" width="425"></iframe></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada "Bugün bizim gurur günümüz. Türkiye sağlık sanayisinde dönüm noktalarından biri." ifadelerine yer verildi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Açıklamada, Türkiye'nin ilk yerli kalp-akciğer makinesiyle gerçekleştirilen tarihî operasyonun başarıyla tamamlandığı belirtilerek, projede emeği bulunan mühendisler, hekimler ve tüm sağlık çalışanlarına teşekkür edildi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>İlk yerli kalp-akciğer makinesiyle gerçekleştirilen operasyonun, Türkiye'nin sağlık teknolojileri alanındaki yerli ve millî üretim kapasitesi açısından önemli bir kilometre taşı olduğu vurgulandı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bakanlık, ameliyatla sağlığına kavuşan hastaya geçmiş olsun dileklerini ileterek, sağlıklı bir ömür temennisinde bulundu. </span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="47392"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geçmeyen ağız kokusunun nedeni diş sorunları olabilir]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/gecmeyen-agiz-kokusunun-nedeni-dis-sorunlari-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/gecmeyen-agiz-kokusunun-nedeni-dis-sorunlari-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş Hekimi Üçekiz, bu durumun diş ve diş eti hastalıklarından bazı sistemik rahatsızlıklara kadar birçok sağlık probleminin habercisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre ağız kokusu, sabahları daha yoğun hissedilmesi, gün içinde ağızda kötü tat oluşması ve konuşma sırasında çevre tarafından fark edilmesi gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Bu durumun ilerlemesi halinde sosyal ortamlardan kaçınma, iletişimde zorlanma ve özgüven kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p style="text-align:start">Ağız kokusunun yalnızca geçici bir durum olmadığını, çoğu zaman altta yatan ağız ve diş sağlığı sorunlarının habercisi olabileceğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağız kokusunun en yaygın nedenleri arasında yetersiz ağız hijyeni, diş eti hastalıkları, dil yüzeyinde biriken bakteriler ve çürük dişler yer alıyor. Bunun yanı sıra uzun süreli açlık, yetersiz su tüketimi ve bazı sistemik hastalıklar da ağız kokusunu tetikleyebiliyor.</p>

<p style="text-align:start">Diş Hekimi Ragıp Üçekiz, ağız kokusunun nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:start"><strong>"Kalıcı çözüm için kokunun kaynağının doğru tespit edilmeli"</strong></p>

<p>Ağız kokusunun ihmal edilmemesi gereken bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Üçekiz, "Ağız kokusu, bireyin sosyal yaşamını ve özgüvenini ciddi şekilde etkileyebilir. Ancak çoğu kişi bu durumu ya fark etmiyor ya da geçici çözümlerle gidermeye çalışıyor. Oysa kalıcı çözüm için kokunun kaynağının doğru tespit edilmesi gerekiyor." dedi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>"Diş ipi kullanımı, ağız bakımının vazgeçilmez bir parçasıdır"</strong></p>

<p>Ağız kokusunun çoğu zaman ağız içi kaynaklı olduğunu belirten Üçekiz, "Özellikle diş eti hastalıkları ve dil üzerindeki bakteri birikiminin bu sorunda önemli rol oynuyor. Düzenli ve doğru diş fırçalama alışkanlığına ek olarak dil temizliği de ihmal edilmemeli. Ayrıca diş ipi kullanımı, ağız bakımının vazgeçilmez bir parçasıdır." diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">"<strong>Bol su tüketimi ağız kuruluğunu önleyerek kötü koku oluşumunu azaltır"</strong></p>

<p>Üçekiz, ağız kokusunun önlenebilir bir problem olduğunun altını çizerek şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Günde en az iki kez dişlerin doğru teknikle fırçalanması, dil yüzeyinin temizlenmesi, diş ipi kullanılması ve düzenli diş hekimi kontrollerinin yapılması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra bol su tüketimi ağız kuruluğunu önleyerek kötü koku oluşumunu azaltır." şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Ağız kokusunun yalnızca ağız içi değil, bazı durumlarda mide ve solunum yolu hastalıklarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çeken Üçekiz, uzun süre geçmeyen şikayetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/gecmeyen-agiz-kokusunun-nedeni-dis-sorunlari-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/gecmeyen-agiz-kokusunun-nedeni-dis-sorunlari-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="59151"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sevimli fotoğraflar bebeğinizde kalıcı hasarlara yol açabilir]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Ertural, son yıllarda yaygınlaşan yenidoğan fotoğraf çekimlerinde kullanılan bazı poz ve tekniklerin bebek sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Sosyal medyada sıkça paylaşılan yenidoğan fotoğrafları, aileler için özel anıların kaydı olarak görülse de çekim sırasında uygulanan bazı pozlar ve teknikler bebeklerin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Ertural, özellikle yenidoğan döneminde bebeklerin doğal olmayan pozisyonlara sokulmasının kas, eklem ve omurga yapısında kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade etti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Dr. Ertural, yenidoğanların boyun kasları ve kemik yapılarının henüz gelişimini tamamlamadığına dikkat çekerek, bu dönemde yaralanmalara karşı çok daha hassas olduklarını söyledi. Baş kontrolünün bulunmadığı yenidoğan döneminde baş ile boynun birleştiği atlanto-oksipital eklemin oldukça dengesiz olduğunu belirten Ertural, fotoğraf çekimlerinde kullanılan bazı pozların ciddi risk oluşturabileceğini kaydetti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>"Kurbağa pozisyonu" risk oluşturuyor</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Bebeklerin doğal duruş mekanizmalarının uyanık ve uyku halinde farklılık gösterdiğini belirten Ertural, fotoğrafçılar tarafından tercih edilen ve "kurbağa pozisyonu" olarak bilinen zorlayıcı duruşun özellikle uyku sırasında verildiğini söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Araştırmaların, uyku sırasında bebeğin boynunun aşırı derecede bükülmesinin beyin sapı dolaşımını sağlayan vertebrobaziler kan akışını olumsuz etkileyebileceğini ortaya koyduğunu ifade eden Ertural, bunun ilerleyen dönemlerde motor gelişim üzerinde risk oluşturabileceğini belirtti.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>İlk 14 günlük dönemde yapılan çekimlerde anatomik gelişim ve bebek güvenliği konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan kişilere güvenilmemesi gerektiğini vurgulayan Ertural, çekim yapılacaksa insan anatomisi eğitimi almış ve bebek güvenliği konusunda uzmanlaşmış profesyonellerin tercih edilmesini önerdi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Yapay ışık kaynaklarına dikkat</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Çekimlerde kullanılan flaş ve yoğun yapay ışık kaynaklarının da yenidoğanların göz sağlığı açısından risk taşıyabileceğine işaret eden Ertural, ani ve güçlü ışık patlamalarının gelişimini tamamlamamış retina üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Yetişkinlerin parlak ışığa karşı göz kapaklarını refleks olarak kapatarak kendilerini koruyabildiğini ancak yenidoğanlarda bu refleksin henüz tam olarak gelişmediğini belirten Ertural, fotoğraf çekimlerinde mümkün olduğunca doğal ve yumuşak gün ışığının tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span><strong>Doğru kucaklama ve taşıma önemli</strong></span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span><span>Yenidoğan döneminde bebeğin hareketlerinin yanlış şekilde kısıtlanmasının veya uygun olmayan pozisyonlarda taşınmasının ilerleyen yıllarda iskelet sistemiyle ilgili sorunlara yol açabileceğini belirten Ertural, hem günlük yaşamda hem de fotoğraf çekimlerinde bebeğin doğru şekilde tutulması ve desteklenmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sevimli-fotograflar-bebeginizde-kalici-hasarlara-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="32991"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda safra kesesi taşı vakalarında dikkat çeken artış]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-safra-kesesi-tasi-vakalarinda-dikkat-ceken-artis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/cocuklarda-safra-kesesi-tasi-vakalarinda-dikkat-ceken-artis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocuklarda safra kesesi taşı tanılarında geçmiş yıllara göre artış gözlemlediklerini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocuklarda safra kesesi taşı tanılarında geçmiş yıllara göre artış gözlemlediklerini söyledi</p>

<p>Uzun yıllar boyunca yetişkinlere özgü bir sağlık sorunu olarak bilinen safra kesesi taşları, artık çocuklarda da daha sık görülüyor. Uzmanlar, özellikle son yıllarda çocukluk çağı obezitesindeki artışın bu tabloyu önemli ölçüde etkilediğini belirtirken, aileleri tekrarlayan karın ağrılarını dikkate almaları konusunda uyarıyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Zeytun, çocuklarda safra kesesi taşı tanılarında geçmiş yıllara göre artış gözlemlediklerini söyledi. Safra kesesi taşlarının eskiden daha çok kan hastalıkları veya bazı doğumsal rahatsızlıklarla ilişkilendirildiğini belirten Zeytun, günümüzde obezite ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının da önemli risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>Karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi şikâyetler belirti olabilir</strong></p>

<p>Çocuklarda görülen safra kesesi taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini kaydeden Zeytun, bazı vakalarda ise özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi şikâyetlerin görülebildiğini söyledi. Sağ üst karın bölgesinde tekrarlayan ağrılar yaşayan çocukların mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini vurgulayan Zeytun, erken tanının muhtemel komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşıdığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Fast-food tüketimi ve hareketsiz yaşama dikkat</strong></p>

<p>Doç. Dr. Hikmet Zeytun, çocukluk çağında artan fast-food tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı ve kilo problemlerinin yalnızca diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini değil, safra kesesi hastalıklarının görülme sıklığını da artırdığına dikkat çekiyor. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda kazandırılmasının ve düzenli fiziksel aktivitenin birçok sağlık sorununun önlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Zeytun, safra kesesi taşlarının tedavisinin hastanın klinik durumuna göre planlandığını belirterek, şikâyetlere yol açan vakalarda günümüzde kapalı yöntem olarak bilinen laparoskopik cerrahinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Bu yöntem sayesinde çocukların ameliyat sonrası dönemi daha konforlu geçirdiğini ve günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebildiklerini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zeytun, ailelerin çocuklarda tekrarlayan karın ağrılarını basit bir sindirim sorunu olarak değerlendirmemesi gerektiğini belirterek, erken teşhisin hem tedavi sürecini kolaylaştırdığını hem de ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebildiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/cocuklarda-safra-kesesi-tasi-vakalarinda-dikkat-ceken-artis</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/agency/iha/cocuklarda-safra-kesesi-tasi-vakalarinda-dikkat-ceken-artis.jpg" type="image/jpeg" length="12680"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilay: Her yıl 2,5 milyondan fazla ölüme neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yesilay-her-yil-25-milyondan-fazla-olume-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yesilay-her-yil-25-milyondan-fazla-olume-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşilay, 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'inin hayatında en az bir kez alkol kullandığını, yüzde 79,2'sinin ise hiç kullanmadığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele alanında yürüttüğü bilimsel çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti Raporu, Türkiye Kumar Raporu ve Türkiye Tütün Raporu'nun ardından hazırlanan Türkiye Alkol Araştırma Raporu'nu 24 Haziran’da düzenlediği programda kamuoyuyla paylaştı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Rapor, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koyarken, gençlerin korunmasına yönelik politika önerilerine de dikkat çekiyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Her 5 kişiden biri en az bir kez alkol kullandı</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Araştırmaya göre; Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtilirken, yüzde 79,2'si hiç alkol kullanmadığını ifade edildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Alkole başlama yaşı ortalama 19,4</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Rapora göre; alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölüme neden oluyor</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200'den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Koruyucu politikalara toplum desteği yüksek düzeyde</span></span></span></strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri=""><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/102affca-e18b-421e-aacf-6a8095c019d0.jpeg" width="1366" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><strong><em><span><span><span><span><span><span calibri="">Doç. Dr. Mehmet Dinç</span></span></span></span></span></span></em></strong></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">"Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor"</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Düzenlenen basın toplantısında konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, "Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor." dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">"81 ilde danışmanlık merkezlerimizle insanımızın yanındayız"</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu vurgulayan Dinç, "Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz. Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye'nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM'larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle bin 500'ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz." diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri=""><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/e73a2013-7152-4166-a792-5133a7f25d34.jpeg" width="1366" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><em><strong><span><span><span><span><span><span calibri="">Prof. Dr. Rabia Bilici</span></span></span></span></span></span></strong></em></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Erken yaşta başlamak bağımlılık riskini arttırıyor</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye'nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Bilici, "Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor. Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgeleri, gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ediyor. Yaş sınırlamaları önemli bir koruyucu işlev görüyor." şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri=""><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/a7aaf2ab-eb0b-4de9-a56b-176dce343328.jpeg" width="1366" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><strong><em><span><span><span><span><span><span calibri="">Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün</span></span></span></span></span></span></em></strong></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">"Alkol bilinçli bir çılgınlıktır"</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Alkolün bilinçli bir çılgınlık olduğunu aktaran Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, "Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır." dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri=""><img alt="" height="910" src="https://ilkha.com/upload/img/d202e3f3-9cac-4883-8b2a-3a92128c3f57.jpeg" width="1366" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><em><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">Doç. Dr. Tülay Eren</span></span></span></strong></span></span></span></em></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span calibri="">"Kanserin başlıca risk faktörü alkol"</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span calibri="">Alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkati çeken Eren, "Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz." diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yesilay-her-yil-25-milyondan-fazla-olume-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/yesilay-her-yil-25-milyondan-fazla-olume-neden-oluyor.jpeg" type="image/jpeg" length="24040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çarpması nedir, nasıl anlaşılır ve nasıl müdahale edilir?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sicak-carpmasi-nedir-nasil-anlasilir-ve-nasil-mudahale-edilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sicak-carpmasi-nedir-nasil-anlasilir-ve-nasil-mudahale-edilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgaları, yalnızca günlük yaşamı değil halk sağlığını da ciddi biçimde tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iklim değişikliğinin etkisiyle aşırı sıcaklara maruz kalan insan sayısının hızla arttığını ve sıcaklığın artık en ölümcül hava olaylarından biri haline geldiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Kuruma göre 65 yaş üzerindeki bireylerde sıcaklığa bağlı ölüm oranları son yirmi yılda yaklaşık yüzde 85 arttı. Avrupa ise dünyanın en hızlı ısınan kıtası olarak öne çıkıyor ve uzmanlar sıcak hava dalgalarının daha sık, daha uzun ve daha şiddetli yaşandığına dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanların en çok uyardığı sağlık sorunlarının başında ise sıcak çarpması geliyor. Tıbbi adıyla "heat stroke" olarak bilinen sıcak çarpması, vücudun aşırı ısınması sonucu kendi sıcaklığını düzenleyememesi durumunda ortaya çıkıyor. Vücut sıcaklığının genellikle 40 derecenin üzerine çıkmasıyla gelişen bu tablo, tedavi edilmediğinde organ yetmezliğine, kalıcı nörolojik hasara ve hatta ölüme yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, sıcak çarpmasını yüksek ölüm riski taşıyan bir tıbbi acil durum olarak tanımlıyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Peki sıcak çarpması nasıl anlaşılır? Uzmanlara göre en belirgin belirtiler arasında yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yön kaybı, aşırı halsizlik ve mide bulantısı yer alıyor. İlerleyen vakalarda nöbet geçirme, bilinç kaybı ve koma görülebiliyor. Kişinin cildinin sıcak ve kuru olması önemli bir işaret olarak kabul edilse de bazı vakalarda yoğun terleme de devam edebiliyor. Özellikle zihinsel durumdaki değişiklikler, sıcak çarpmasını sıradan sıcak bitkinliğinden ayıran en kritik belirtiler arasında gösteriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sıcak çarpması riski yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, çocuklar, hamileler ve açık havada çalışan kişiler için daha yüksek. Tarım işçileri, inşaat çalışanları, kurye ve saha personeli gibi uzun süre güneş altında kalan meslek grupları uzmanların özel olarak dikkat çektiği kesimler arasında bulunuyor. WHO ile Dünya Meteoroloji Örgütü'nün 2025 yılında yayımladığı ortak rapor da aşırı sıcakların özellikle çalışan nüfus üzerinde giderek büyüyen bir sağlık tehdidi oluşturduğunu ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar sıcak çarpmasına karşı alınabilecek önlemlerin büyük ölçüde basit ancak hayati olduğunun altını çiziyor. Günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmamak, bol su tüketmek, açık renkli ve hafif giysiler tercih etmek, gölgede kalmak ve fiziksel aktiviteleri sabah ya da akşam saatlerine kaydırmak öneriliyor. Evlerde ise güneş alan pencerelerin perdelerle kapatılması ve ortamın serin tutulması tavsiye ediliyor. Yetkililer ayrıca çocukların, yaşlıların ve evcil hayvanların park halindeki araçlarda kesinlikle bırakılmaması gerektiğini vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bir kişinin sıcak çarpması geçirdiğinden şüpheleniliyorsa zaman kaybetmeden acil yardım çağrılması gerekiyor. İlk yardım uzmanları, kişinin derhal serin veya gölgeli bir alana taşınmasını, fazla giysilerinin çıkarılmasını ve vücut sıcaklığının hızla düşürülmesini öneriyor. Boyun, koltuk altları ve kasık bölgelerine soğuk kompres uygulanması, cildin suyla ıslatılması ve vantilatör ya da hava akımıyla serinletilmesi hayati önem taşıyor. Kişi bilinci açık ise küçük yudumlarla su verilebiliyor; ancak bilinç bulanıklığı veya baygınlık söz konusuysa ağızdan sıvı verilmemesi gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle aşırı sıcakların gelecekte daha da yaygınlaşacağını öngörüyor. Son yıllarda Avrupa'nın birçok bölgesinde 40 derecenin üzerindeki sıcaklıkların daha sık görülmesi ve sıcak hava dalgalarının rekor seviyelere ulaşması, sıcak çarpmasının artık yalnızca yaz aylarının geçici bir sorunu olmadığını gösteriyor. Uzmanlara göre bireysel önlemler kadar yerel yönetimlerin ve sağlık kurumlarının sıcak hava eylem planları geliştirmesi de önümüzdeki yıllarda hayati önem taşıyacak. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sicak-carpmasi-nedir-nasil-anlasilir-ve-nasil-mudahale-edilir</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sicak-carpmasi-nedir-nasil-anlasilir-ve-nasil-mudahale-edilir.jpg" type="image/jpeg" length="17895"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sünnet heyecanı başladı, uzmanlar uyarıyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sunnet-heyecani-basladi-uzmanlar-uyariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sunnet-heyecani-basladi-uzmanlar-uyariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sünnet zamanlamasının çocukların ruhsal gelişimi açısından önem taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Görkem Polat, 2-6 yaş aralığının beden farkındalığı ve kimlik gelişiminin yoğun yaşandığı hassas bir dönem olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:white">Yaz ayları ve okulların kapanması ile birlikte çocukların sünnet heyecanı sararken</span>, konuyla ilgili Klinik Psikolog Görkem Polat, ailelere önemli bir hatırlatmada bulundu.</p>

<p><span style="background-color:white">Sünnetin yalnızca cerrahi bir işlem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Polat, işlemin çocuğun psikolojik gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Polat, özellikle 2-6 yaş aralığında gerçekleştirilen sünnetin çocukların psikoseksüel gelişimi açısından bazı riskler taşıyabileceğini vurguladı.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="background-color:white">Çocukların 2 ila 6 yaş arasında cinsel kimliklerini keşfetmeye başladıkları ve bedensel farkındalıklarının geliştiği bir dönemde olduklarını ifade eden Polat, tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı sürece sünnetin bu yaş aralığında önerilmediğini söyledi. </span></p>

<p><span style="background-color:white"><strong>"2 yaş altı veya 6 yaş üstü dönemler sünnet için daha uygun zaman aralıklarıdır"</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Polat, "Bu dönem çocukların bedenlerini tanımaya ve kimlik gelişimlerini oluşturmaya başladıkları hassas bir süreçtir. Tıbbi gereklilik olmadığı durumlarda, 2 yaş altı veya 6 yaş üstü dönemler sünnet için daha uygun zaman aralıkları olarak değerlendirilmektedir." dedi.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="background-color:white">Sünnet sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Polat, operasyon öncesinde çocuğun yaşına uygun bir dille bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Çocukların merak ettikleri soruların açık ve anlaşılır şekilde yanıtlanmasının kaygı düzeyini azaltacağını ifade eden Polat, ailelerin ihtiyaç duyduklarında sağlık profesyonellerinden destek almaktan çekinmemeleri gerektiğini söyledi.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="background-color:white"><strong>"Anne ve babanın kaygılı davranışları çocuğun endişelerini artırabilir"</strong></span></p>

<p><span style="background-color:white">Çocukların operasyon öncesinde korku, kaygı ve endişe yaşayabileceklerini belirten Polat, bu duyguların doğal karşılanması gerektiğini kaydetti.</span></p>

<p><span style="background-color:white">Polat, "Çocuğun korkması, ağlaması ya da endişelenmesi son derece normaldir. Burada önemli olan ebeveynlerin sakin ve güven verici bir tutum sergilemesidir. Anne ve babanın kaygılı davranışları çocuğun endişelerini artırabilir ve sakinleşmesini zorlaştırabilir." diye konuştu.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="background-color:white">Operasyon sürecinin çocukla iş birliği içinde yürütülmesinin önemine vurgu yapan Polat, "Çocuğun yaşına uygun şekilde bilgilendirilmesi, yapılacak işlemlerin adım adım anlatılması ve mümkün olduğunca onayının alınması, onun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Beklenmedik ve açıklanmayan müdahaleler çocuklarda ilerleyen dönemlerde travmatik etkiler bırakabilir." ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="background-color:white"><strong>"Sünnet sonrasında aile desteğinin iyileşme sürecinde önemli bir rol oynuyor"</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="background-color:white">Sünnet sonrasında aile desteğinin iyileşme sürecinde önemli bir rol oynadığını belirten Polat, çocukların operasyon sonrası ebeveynleriyle bir araya gelmelerinin güven duygusunu yeniden pekiştirdiğini söyledi. Polat, "Çocuğun anne ve babasıyla buluşması, konuşarak duygularını ifade etmesi ve sevgi dolu bir sarılma, onun yeniden güvende olduğunu hissetmesini sağlar. Bu yaklaşım hem psikolojik iyilik halini destekler hem de sürece uyumunu kolaylaştırır." dedi. </span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sunnet-heyecani-basladi-uzmanlar-uyariyor</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/sunnet-heyecani-basladi-uzmanlar-uyariyor.jpg" type="image/jpeg" length="90380"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
