<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Haber | Diyarbakır Haber | Diyarbakır Haberleri | Güncel | Siyasi | Ekonomi</title>
    <link>https://www.amedhaber.net</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedhaber.net/rss/analiz" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2026 16:30:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/rss/analiz"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İsmail Heniyye: Sürgünlerden liderliğe, mücadeleden şehadete]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/ismail-heniyye-surgunlerden-liderlige-mucadeleden-sehadete</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/ismail-heniyye-surgunlerden-liderlige-mucadeleden-sehadete" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin davasının önemli siyasi liderlerinden İsmail Heniyye, şehadetinin ikinci yılında anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze Şati Mülteci Kampı'nda başlayan hayatı, hapis, sürgün, siyasi mücadele ve savaşlarla şekillenen Heniyye, HAMAS Siyasi Büro Başkanlığı'na kadar yükselerek Filistin direnişinin en etkili isimlerinden biri oldu.</p>

<p><span><span><span>Dünya Müslümanları ve Filistin halkı bugün, şehadetinin ikinci yılında yalnızca bir siyasi lideri değil ömrünü Filistin davasına adamış, mücadelesiyle milyonlarca insanın hafızasında yer edinen bir önderi anıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin direniş hareketinin önemli isimlerinden İsmail Abdüsselam Ahmed Heniyye, 31 Temmuz 2024'te İran'ın başkenti Tahran'da gerçekleştirilen suikast sonucu şehit edildi. Heniyye, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yemin törenine katılmak üzere Tahran'daydı. </span></span></span>Heniyye, geride sabır, kararlılık ve Filistin davasına adanmış bir mücadele mirası bıraktı.</p>

<p><span><span><span>"Ebu'l-Abd" künyesiyle tanınan Heniyye, hayatı boyunca Filistin davasının siyasi, diplomatik ve toplumsal alanlarda savunuculuğunu yapan bir isim olarak öne çıktı. Onun hayatı, mültecilik, kuşatma, hapis, sürgün ve savaşlarla şekillenen Filistin tarihinin önemli bir bölümünü yansıttı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Mülteci kampından liderliğe uzanan hayat</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İsmail Heniyye, 29 Ocak 1962 veya 1963'te Gazze Şati Mülteci Kampı'nda dünyaya geldi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ailesi, 1948'de yaşanan Nekbe sırasında Filistin'in Al-Cura bölgesinden (bugünkü Askalan) sürülerek Gazze'ye yerleşmek zorunda kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mülteci kampında geçen çocukluğu, Filistin halkının yaşadığı sürgün ve mahrumiyetlerle iç içe oldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye, küçük yaşlardan itibaren işgalin ve kuşatmanın etkilerini yaşayarak büyüdü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>UNRWA okullarında başlayan eğitim hayatını Gazze İslam Üniversitesi'nde sürdürdü. Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Heniyye, üniversite yıllarında öğrenci hareketleri içerisinde aktif rol aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Gençlik yıllarında başlayan mücadele</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>1987 yılında başlayan Birinci İntifada döneminde Filistin siyasi hareketleri içinde daha aktif hale gelen Heniyye, aynı yıl kurulan HAMAS'ın ilk kadroları arasında yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin davasına bağlılığı nedeniyle siyonist rejim tarafından birçok kez alıkonuldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>1988 ve 1989 yıllarında hapis cezalarına çarptırılan Heniyye, 1992 yılında yüzlerce Filistinliyle birlikte Lübnan'a sürgün edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sürgün döneminin ardından Gazze'ye dönen Heniyye, HAMAS'ın kurucu liderlerinden Şeyh Ahmed Yasin'in en yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin'in özel kalem müdürlüğünü yapan Heniyye, hareketin siyasi çizgisinin şekillenmesinde önemli görevler üstlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>HAMAS'ın siyasi yüzü ve Filistin yönetimindeki rolü</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>2006 yılında gerçekleştirilen Filistin yasama seçimlerinde HAMAS'ın elde ettiği başarı sonrası İsmail Heniyye, Filistin Başbakanı olarak görevlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye, görevi boyunca ağır ambargo, siyasi baskılar ve kuşatma altında yönetim sorumluluğunu üstlendi. Gazze'nin ekonomik ve insani krizlerle karşı karşıya kaldığı dönemde halkla iç içe bir yönetim anlayışı sergiledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Onun döneminde Gazze'de sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerin devam ettirilmesi için çalışmalar yürütüldü. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye, siyasi mücadele ile toplumsal sorumluluğun birlikte yürütülmesi gerektiğini savundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kendisini anlatan en önemli ifadelerden biri şu sözleri oldu: "Bir elimizle okullar ve hastaneler inşa ederken, diğer elimizle işgale karşı direnmeye devam edeceğiz."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Siyasi Büro Başkanlığı ve diplomasi dönemi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İsmail Heniyye, 2017 yılında HAMAS Siyasi Büro Başkanlığı görevine seçildi. Bu dönemle birlikte hareketin uluslararası temaslarında daha görünür bir rol üstlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Doha merkezli çalışmalar yürüten Heniyye; bölge ülkeleri, İslam dünyası temsilcileri ve uluslararası aktörlerle temaslarda bulundu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin meselesinin dünya kamuoyunda daha fazla gündeme gelmesi için siyasi ve diplomatik girişimlerde bulundu.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Heniyye, bir yandan Filistin halkının haklarını savunurken diğer yandan ateşkes, esir takası ve insani yardım görüşmelerinde önemli roller üstlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aksa Tufanı sürecinde liderlik</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı süreci ve ardından Gazze'ye yönelik saldırılar, Heniyye'nin liderliğinin en kritik dönemlerinden biri oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gazze'de yaşanan ağır saldırılar, yıkım ve insani kriz karşısında Heniyye, Filistin halkının yanında durmaya devam etti. Savaşın en ağır günlerinde yaptığı açıklamalarla halkına sabır ve kararlılık çağrısı yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>2024 yılında üç oğlu ve torunlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda aile ferdinin saldırılarda şehit edilmesi, Heniyye'nin yaşadığı en büyük acılardan biri oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak Heniyye, kişisel kaybına rağmen mücadelesinden vazgeçmedi. O süreçte yaptığı açıklamalar, Filistin halkının hafızasında yer etti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Evlatlarımızı kaybettik ama davamızı değil. Kan, zaferin en sadık şahididir."</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu sözleri, onun için mücadelenin sadece siyasi bir tercih değil, inandığı bir dava olduğunu gösteren ifadeler olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şehadet: Bir liderin ardından kalan miras</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>31 Temmuz 2024'te Tahran'da gerçekleştirilen suikast sonucu şehit edilen Heniyye'nin ölümü, Filistin halkı ve dünya Müslümanları arasında büyük yankı uyandırdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye'nin cenaze töreni Katar'ın başkenti Doha'da gerçekleştirildi. Törene çok sayıda siyasi lider, temsilci ve binlerce kişi katıldı. Filistin bayraklarıyla yürüyen kalabalıklar, Heniyye'ye veda etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Onun şehadeti, Filistin davasına adanmış bir ömrün son halkası olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye'nin İran İslam İnkılabı eski Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamaney ile vedalaşması sırasında söylediği belirtilen şu sözleri de son mesajları arasında yer aldı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Gitmek bir şeydir ama yeni biri mutlaka gelir."</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ifade, mücadelenin kişilerle sınırlı olmadığı, bir dava anlayışının nesiller boyunca devam edeceği yönündeki mesajı olarak yorumlandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Geri dönmeyin" mesajı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İsmail Heniyye'nin hayatı boyunca verdiği en güçlü mesajlardan biri kararlılık ve sabır oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Bu yol kolay değil ama hak yoldur. Yürümeye devam edin. Sakın geri dönmeyin." sözleri, onun siyasi anlayışının temelini oluşturan ifadeler arasında gösterildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Heniyye, Filistin halkının yaşadığı acıları yalnızca anlatan değil, bu acıların içinde yaşayan bir lider olarak tanındı. Mülteci kampından başlayan hayatı, Filistin siyasi hareketinin en üst noktalarından birine uzandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Filistin davasında sembolleşen isim</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İsmail Heniyye'nin mirası, siyasi mücadele, sabır, diplomasi, direniş ve Filistin davasına bağlılık kavramlarıyla anılıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>O, yalnızca bir siyasi lider değil zor zamanlarda halkının yanında duran, ailesini ve kendisini bu davanın bir parçası olarak gören bir önder olarak hatırlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şehadetinin ardından Heniyye'nin adı, Filistin sokaklarında bir hatıra ve mücadele sembolü olarak yaşamaya devam ediyor. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/ismail-heniyye-surgunlerden-liderlige-mucadeleden-sehadete</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/ismail-heniyye-surgunlerden-liderlige-mucadeleden-sehadete.png" type="image/jpeg" length="61292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaşlar ve iklim krizi buğday fiyatlarını yükseltiyor]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/savaslar-ve-iklim-krizi-bugday-fiyatlarini-yukseltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/savaslar-ve-iklim-krizi-bugday-fiyatlarini-yukseltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel tahıl piyasalarında savaş ve iklim kaynaklı endişeler nedeniyle buğday fiyatları yükselişini sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İran ve Ukrayna savaşlarının küresel ticaret yolları üzerindeki baskısı, liman saldırıları ve aşırı sıcaklar nedeniyle buğday fiyatları son yılların en yüksek seviyelerine yaklaştı.</p>

<p>Dünyanın en büyük buğday ihracatçılarından Rusya ve Ukrayna'daki gelişmeler, küresel gıda güvenliği konusunda yeni soru işaretleri oluşturuyor.</p>

<p>Chicago Ticaret Borsası'nda buğday fiyatları geçen hafta yüzde 4,1 artarak son üç yılın en yüksek seviyelerine yaklaştı. Temmuz ayı boyunca fiyatlardaki yükseliş yüzde 19'a ulaştı.</p>

<p>Piyasalardaki hareketliliğin temel nedenleri arasında İran savaşı nedeniyle Ortadoğu'da artan jeopolitik riskler, Rusya-Ukrayna savaşında tahıl ihracat yollarının hedef alınması ve büyük üretici ülkelerde yaşanan hava koşulları gösteriliyor.</p>

<p><strong>Karadeniz hattı küresel buğday arzı için kritik</strong></p>

<p>Rusya ve Ukrayna, dünya buğday ihracatının dörtte birinden fazlasını karşılayan iki önemli üretici konumunda bulunuyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki savaşta limanlara, tahıl depolarına ve ihracat güzergahlarına yönelik saldırılar küresel piyasaları doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Chicago merkezli gıda emtia ticareti şirketi Futures International, Rusya'nın deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamalarının ve liman altyapılarına yönelik saldırıların kısa vadede tahıl ihracatının güvenliği konusunda belirsizlik oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Rusya'nın Karadeniz'deki önemli ihracat merkezlerinden Novorossiysk Limanı'nda gece deniz trafiğine yönelik sınırlamalar getirdiği, bazı Azak Denizi limanlarında ise güvenlik sorunları nedeniyle gemi hareketlerinin aksadığı bildirildi.</p>

<p>Ukrayna'nın Rusya içindeki enerji ve lojistik noktalarına yönelik insansız hava aracı saldırıları da Moskova'nın ihracat kapasitesi üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>

<p><strong>İran savaşı enerji ve gıda piyasalarını etkiliyor</strong></p>

<p>Ortadoğu'daki savaş ortamı da tahıl piyasaları üzerinde dolaylı baskı oluşturuyor. İran çevresindeki çatışmalar, enerji piyasalarında dalgalanmalara neden olurken, artan taşıma maliyetleri ve güvenlik riskleri gıda ticaretini de etkiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre, enerji fiyatlarındaki yükseliş tarımsal üretimde kullanılan gübre, yakıt ve lojistik maliyetlerini artırarak buğday başta olmak üzere temel gıda ürünlerinin fiyatlarına yansıyabilir.</p>

<p>Özellikle ithalata bağımlı ülkeler açısından bu gelişmeler, ekmek ve temel gıda fiyatlarında yeni artış riskini beraberinde getiriyor.</p>

<p><strong>Avrupa'da sıcak hava üretimi düşürüyor</strong></p>

<p>Buğday fiyatlarını artıran bir diğer önemli faktör ise iklim koşulları oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avrupa'da etkili olan aşırı sıcaklar, özellikle Fransa ve Almanya gibi önemli üreticilerde verim kayıplarına yol açtı.</p>

<p>Avrupa Birliği'nin bu yılki tahıl üretiminin yüzde 9'dan fazla gerilemesi bekleniyor. Bu düşüşün son 20 yıldan fazla sürenin en büyük yıllık kayıplarından biri olacağı belirtiliyor.</p>

<p>Fransa'da sıcak hava dalgaları nedeniyle bazı bölgelerde erken hasat yapılırken, üreticiler düşük verim ve kalite sorunlarıyla karşı karşıya kaldı.</p>

<p>ABD'de de benzer riskler yaşanıyor. Kuzey Dakota eyaletinde etkili olan yüksek sıcaklıkların, ülkenin önemli buğday üretim bölgelerinden birindeki rekolteyi olumsuz etkileyebileceği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>ABD buğday üretimi 55 yılın en düşük seviyesine gerileyebilir</strong></p>

<p>ABD Tarım Bakanlığı'nın 10 Temmuz'da yayımladığı rapor, küresel arz endişelerini artıran önemli veriler içeriyor.</p>

<p>Rapora göre, ABD'nin 2026/27 sezonunda buğday üretiminin yaklaşık 41,81 milyon ton olması bekleniyor.</p>

<p>Bu rakam, önceki tahmine göre 190 bin ton daha düşük ve 1970/71 sezonundan bu yana en düşük üretim seviyesi anlamına geliyor.</p>

<p>Aynı dönemde ABD'nin dönem sonu buğday stoklarının da 19,66 milyon tona gerilemesi bekleniyor. Bu miktar, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 22'lik düşüş anlamına geliyor.</p>

<p>Küresel buğday stokları da geriliyor. Dünya genelindeki dönem sonu stoklarının 272,8 milyon tona düşmesi beklenirken, bu azalışta ABD, Hindistan, Arjantin ve Kanada'daki üretim düşüşleri etkili oluyor.</p>

<p><strong>Gıda güvenliği yeniden küresel gündemde</strong></p>

<p>Buğday fiyatlarındaki yükseliş, yalnızca tarım piyasalarını değil, dünya genelindeki tüketicileri de yakından ilgilendiriyor. Çünkü buğday, ekmek, makarna ve birçok temel gıda ürününün ana hammaddesi konumunda bulunuyor.</p>

<p>Rusya-Ukrayna savaşı sırasında yaşanan tahıl krizinin ardından küresel piyasalar yeniden savaşların gıda arzı üzerindeki etkilerini tartışmaya başladı.</p>

<p>İran çevresindeki gerilimlerin de bu tabloya eklenmesi, enerji ve lojistik risklerini artırıyor.</p>

<p>Uzmanlar, önümüzdeki dönemde buğday fiyatlarının seyrinde üç temel unsurun belirleyici olacağını ifade ediyor:</p>

<p>1.Karadeniz'deki savaşın tahıl ihracatına etkisi,</p>

<p>2.Ortadoğu'daki çatışmaların enerji ve lojistik maliyetlerine yansıması,</p>

<p>3.Büyük üretici ülkelerde hava koşullarının rekolte üzerindeki etkisi.</p>

<p>Küresel gıda piyasaları açısından yeni dönem, yalnızca üretim miktarlarıyla değil savaşlar, iklim değişikliği ve ulaşım güvenliği gibi jeopolitik faktörlerle de şekilleniyor.</p>

<p>Bu nedenle buğday fiyatlarındaki yükselişin kısa vadeli bir dalgalanmanın ötesinde, küresel gıda arzındaki kırılganlığın yeni bir göstergesi olabileceği değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/savaslar-ve-iklim-krizi-bugday-fiyatlarini-yukseltiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/savaslar-ve-iklim-krizi-bugday-fiyatlarini-yukseltiyor.jpg" type="image/jpeg" length="41354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YKS sonuçları açıklandı Gelecek 10 yılın en gözde meslekleri]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/yks-sonuclari-aciklandi-gelecek-10-yilin-en-gozde-meslekleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/yks-sonuclari-aciklandi-gelecek-10-yilin-en-gozde-meslekleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından başlayan tercih süreci, adaylar için aynı zamanda meslek seçme anlamı taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ÖSYM’nin 2026-YKS sonuçlarını duyurmasıyla birlikte adaylar ve aileleri için kritik tercih dönemi başladı. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, öğrencilerin üniversite kararı alırken kariyer hedeflerinin yanı sıra dijital dönüşümü ve yapay zeka odaklı programları göz önünde bulundurmalarını önerdi.</p>

<p>Otomasyon nedeniyle bazı geleneksel mesleklerin yapısı değişirken, bu yıl ilk defa öğrenci kabul edecek 16 yeni bölüm adayların erişimine sunuluyor.</p>

<p><strong>SAYISAL VERİLER AÇIKLANDI</strong></p>

<p>Verilere göre, yerleştirme puanlarında 550 ve üzeri puan alan aday sayısı en fazla sayısal puan türünde oldu.</p>

<p>Ortaöğretim Başarı Puanı'nın (OBP) eklenmesiyle hesaplanan yerleştirme puanlarına göre, Temel Yeterlilik Testi'nde (TYT) 112, sayısal puan türünde 154, sözelde 4, eşit ağırlıkta 12 ve dil puan türünde 14 aday 550 ve üzerinde puan aldı.</p>

<p>Sınava katılım verilerine göre, TYT'ye başvuran 2 milyon 425 bin 627 adaydan 170 bin 551'i, Alan Yeterlilik Testleri'ne (AYT) başvuran 1 milyon 627 bin 970 adaydan 154 bin 857'si, Yabancı Dil Testi'ne (YDT) başvuran 203 bin 640 adaydan ise 60 bin 370'i sınava katılmadı.</p>

<p>ÖSYM, sınava giren adaylardan TYT'de 246, AYT'de 49 ve YDT'de 6 olmak üzere toplam 301 adayın sınavının geçersiz sayıldığını bildirdi.</p>

<p>Ayrıca TYT'de 2 milyon 187 bin 743, sayısal puan türünde 1 milyon 135 bin 718, sözel puan türünde 1 milyon 85 bin 698, eşit ağırlıkta 1 milyon 421 bin 290 ve dil puan türünde 132 bin 826 adayın yerleştirme puanı 115 ve üzerinde hesaplandı.</p>

<p><strong>TERCİH SÜRECİ BAŞLIYOR</strong></p>

<p>ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy tercih işlemlerinin 29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirileceğini belirterek adaylara şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Tercih edecekleri alanları iyi araştırmalarını ve yayımlanacak tercih kılavuzunda yer alan bölüm bilgilerini dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum."</p>

<p><strong>GELECEĞİN KAZANANI TEKNİK MESLEKLER OLACAK</strong></p>

<p>YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından yüz binlerce aday, "Hangi bölümü seçmeliyim?", "Geleceğin meslekleri hangileri olacak?" ve "Yapay zeka hangi alanları dönüştürecek?" sorularına yanıt arıyor. Uzmanlar, yapay zekanın rutin ve tekrarlayan işleri otomatikleştireceğini ancak mühendislik, araştırma-geliştirme, ileri üretim teknolojileri ve teknik uzmanlık gerektiren mesleklerde insan ihtiyacının uzun yıllar devam edeceğini belirtiyor.</p>

<p>Türkiye de bu dönüşüme uyum sağlamak amacıyla stratejik alanlarda eğitim gören öğrencileri destekleyen yeni adımlar atıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından başlatılan TENMAK Lisans Başarı Bursu Programı, enerji, nükleer teknoloji, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi kritik alanları tercih eden başarılı öğrencilere burs ve akademik danışmanlık desteği sağlayarak, geleceğin ihtiyaç duyduğu teknik insan kaynağını yetiştirmeyi hedefliyor. Bu tür teşviklerin, üniversite tercih döneminde öğrencilerin teknik ve stratejik bölümlere yönelmesini artırması bekleniyor.</p>

<p><strong>16 BÖLÜM İLK KEZ ÖĞRENCİ ALACAK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 2026 YKS tercih dönemi öncesinde üniversitelerdeki akademik programlarda kapsamlı bir düzenlemeye gitti. Dijital dönüşüm, yapay zeka ve stratejik sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan çalışma kapsamında, bu yıl ilk kez 7 lisans ve 9 ön lisans olmak üzere toplam 16 yeni bölüm adayların tercihine sunulacak.</p>

<p>Yeni açılan lisans programları arasında Tarih ve Yapay Zeka, Felsefe ve Yapay Zeka, İşletme ve Yapay Zeka, Finansal Teknoloji, Biyoteknoloji ve Genetik, Paramedik ile Balıkçılık Teknolojisi yer alıyor. Ön lisans düzeyinde ise Yapay Zeka Destekli Web Tasarımı ve Kodlama, Yapay Zeka Destekli Tasarım ve Animasyon, Dijital Oyun Teknolojileri, Mobil Güvenlik Teknolojileri, İlaç Üretim Teknolojisi ve Patlayıcı ve Enerjetik Malzemeler Teknikerliği gibi programlar ilk kez öğrenci kabul edecek.</p>

<p>YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversite kontenjanlarının Türkiye'nin kalkınma hedefleri ve iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda planlandığını belirterek, mezunlarına istihdam imkanı sunmayan programlarda ısrar edilmeyeceğini ifade etti.</p>

<p>Son yıllarda siber güvenlik, veri bilimi ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda açılan yeni programlara eklenen bu bölümlerin, yapay zeka ve teknoloji odaklı iş gücü ihtiyacını karşılaması hedefleniyor.</p>

<p><strong>BAZI MESLEKLERİN GELECEĞİ RİSK ALTINDA</strong></p>

<p>Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, özellikle rutin ve tekrar eden görevlerin yoğun olduğu meslekleri dönüşüme zorluyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda bazı mesleklerde istihdamın önemli ölçüde azalması bekleniyor.</p>

<p>Risk altındaki mesleklerin başında veri giriş elemanları geliyor. Şirketlerin belge işleme ve veri aktarımını yapay zeka destekli yazılımlarla otomatikleştirmesi nedeniyle bu alandaki insan ihtiyacının azalacağı öngörülüyor.</p>

<p>Çağrı merkezi müşteri temsilcileri de en yüksek risk grubunda yer alıyor. Yapay zeka tabanlı sesli asistanlar ve sohbet botları, müşteri taleplerinin büyük bölümünü insan müdahalesi olmadan karşılayabiliyor.</p>

<p>Kasiyerler de self servis kasalar ve otomatik ödeme sistemlerinin yaygınlaşmasıyla dönüşüm yaşayan meslekler arasında gösteriliyor. Benzer şekilde banka gişe görevlilerinin yaptığı para transferi, fatura ödeme ve hesap işlemleri artık büyük ölçüde mobil bankacılık uygulamaları üzerinden gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Uzmanlar, sekreterlik ve idari destek personeli için de benzer bir dönüşüm öngörüyor. Toplantı planlama, takvim yönetimi, belge hazırlama ve e-posta organizasyonu gibi görevlerin önemli bir kısmı artık yapay zeka araçları tarafından yerine getirilebiliyor.</p>

<p>Risk altındaki diğer meslekler arasında muhasebe kayıt elemanları, tele pazarlama çalışanları, seyahat acentesi görevlileri, bilet satış personeli, temel grafik tasarım işleri yapan tasarımcılar, fabrikalarda tekrarlayan montaj hattı işçileri ile manuel stok takibi yapan depo personeli yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, yapay zekanın bu meslekleri tamamen ortadan kaldırmasından ziyade, rutin görevleri devralacağını ve çalışanların daha fazla teknik bilgi, analiz ve problem çözme becerisi gerektiren alanlara yönelmek zorunda kalacağını vurguluyor.</p>

<p><strong>SÖZEL BÖLÜMLER DÖNÜŞÜYOR</strong></p>

<p>Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, yalnızca üretim ve ofis işlerini değil, sözel ağırlıklı meslekleri de dönüştürmeye başladı. Uzmanlar, özellikle rutin ve tekrarlayan görevlerin yoğun olduğu dil, iletişim ve içerik üretimi odaklı mesleklerde yapay zekânın etkisinin her geçen gün arttığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Risk altında gösterilen mesleklerin başında çevirmenlik geliyor. Özellikle günlük yazışmalar, teknik metinler ve standart içeriklerin çevirisinde yapay zeka destekli uygulamalar giderek daha fazla tercih ediliyor. Benzer şekilde editörlük, redaktörlük, SEO ve içerik yazarlığı, ürün açıklaması hazırlama, reklam metni yazarlığı ve düzeltmenlik gibi alanlarda da yapay zekâ araçları birçok görevi kısa sürede yerine getirebiliyor.</p>

<p>Gazetecilikte de rutin veri haberleri, finans bültenleri, spor sonuçları ve ajans metinlerinin hazırlanmasında yapay zeka kullanımının arttığı belirtilirken, müşteri temsilciliği, sekreterlik ve seyahat danışmanlığı gibi sözel iletişime dayalı mesleklerde de otomasyonun yaygınlaşması bekleniyor.</p>

<p>Buna karşın uzmanlar, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, İletişim, Hukuk ve Psikoloji gibi bölümlerin önemini yitirmeyeceğini, ancak bu alanlardan mezun olacak kişilerin yapay zekayı etkin kullanabilen, analiz, eleştirel düşünme ve yaratıcılık becerileri yüksek profesyoneller olarak öne çıkacağını vurguluyor.</p>

<p>Üniversite tercih döneminin yaklaşmasıyla birlikte adaylar da yalnızca bölümün bugünkü popülerliğini değil, mezuniyet sonrasındaki dönüşüm potansiyelini de değerlendirmeye başladı. Uzmanlar, gelecekte yapay zeka ile birlikte çalışabilecek dijital becerilere sahip mezunların iş gücü piyasasında daha avantajlı olacağını ifade ediyor.</p>

<p><strong>GELECEĞİN EN GÖZDE MESLEKLERİ BUNLAR OLACAK</strong></p>

<p>Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) yayımladığı Future of Jobs Report 2025 raporuna göre, 2030 yılına kadar küresel ölçekte mevcut işlerin yaklaşık yüzde 22'si dönüşecek. Bu süreçte 170 milyon yeni iş alanı ortaya çıkarken, 92 milyon işin ise ortadan kalkması veya ciddi şekilde dönüşmesi bekleniyor. Böylece küresel istihdamda net 78 milyonluk artış öngörülüyor.</p>

<p>Üniversite tercih dönemine hazırlanan milyonlarca aday için bu değişim, "Hangi bölümü seçmeliyim?" sorusunu her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Uzmanlar, yalnızca bugünün değil, önümüzdeki 10 yılın ihtiyaç duyacağı mesleklere göre kariyer planı yapılmasını öneriyor.</p>

<p>WEF raporuna göre, önümüzdeki yıllarda en hızlı büyümesi beklenen mesleklerin başında büyük veri uzmanları, FinTech mühendisleri ile yapay zeka ve makine öğrenmesi uzmanları geliyor. Bunları yazılım geliştiricileri, veri bilimcileri, siber güvenlik uzmanları ve robotik mühendisleri takip ediyor.</p>

<p>Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte bulut bilişim, bilgi güvenliği, veri analitiği ve dijital altyapı alanlarında yetişmiş personele olan talebin de artması bekleniyor. Yapay zeka ile siber güvenlik bilgisini bir arada taşıyan hibrit uzmanlıkların ise şirketler tarafından en çok aranan yetkinlikler arasında yer aldığı belirtiliyor.</p>

<p>Rapora göre yalnızca teknoloji değil, enerji dönüşümü ve demografik değişim de yeni mesleklerin ortaya çıkmasını hızlandırıyor. Yenilenebilir enerji mühendisleri, çevre mühendisleri, elektrikli araç teknolojileri uzmanları ve sürdürülebilirlik alanında çalışan profesyonellerin önümüzdeki yıllarda daha fazla istihdam edilmesi bekleniyor. Yaşlanan nüfus nedeniyle sağlık sektöründe de büyüme öngörülüyor. Hemşirelik, yaşlı bakım hizmetleri, psikolojik danışmanlık ve sosyal hizmetler gibi insan odaklı mesleklerin önemini koruyacağı değerlendiriliyor.</p>

<p>Uzmanlar, üniversite adaylarının tercih yaparken yalnızca mevcut popüler bölümlere değil, teknolojik dönüşümün şekillendireceği sektörlere de odaklanmaları gerektiğini belirtiyor. Analitik düşünme, problem çözme ve yapay zeka ile birlikte çalışabilme becerilerinin, önümüzdeki 10 yılın en değerli yetkinlikleri arasında yer alacağı ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Gelecek 10 yılın en gözde meslekleri</strong></p>

<p>Yapay zeka ve makine öğrenmesi uzmanı</p>

<p>Büyük veri (Big Data) uzmanı</p>

<p>FinTech mühendisi</p>

<p>Yazılım ve uygulama geliştiricisi</p>

<p>Siber güvenlik uzmanı</p>

<p>Bilgi güvenliği analisti</p>

<p>Robotik ve otomasyon mühendisi</p>

<p>Otonom ve elektrikli araç uzmanı</p>

<p>Yenilenebilir enerji mühendisi</p>

<p>Çevre mühendisi</p>

<p>UI/UX tasarımcısı</p>

<p>Veri analisti ve veri bilimci</p>

<p>Bulut bilişim uzmanı</p>

<p>Dijital dönüşüm danışmanı</p>

<p>Biyoteknoloji ve genetik uzmanı</p>

<p>Hemşire ve yaşlı bakım uzmanı</p>

<p>Psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı</p>

<p>Üniversite ve ortaöğretim öğretmenleri</p>

<p><strong>BÖLÜM SEÇERKEN BU SORUYU SORUN</strong></p>

<p>Kariyer uzmanı Benjamin Todd, gençlerin "En çok para kazandıran meslek hangisi?" yerine şu soruyu sormasını öneriyor:</p>

<p>"Yapay zeka bu işi tamamen yapabilir mi, yoksa benimle birlikte mi çalışacak?"</p>

<p>Todd'a göre en güvenli kariyerler, insanın yapay zekayı yönettiği veya onunla birlikte çalıştığı alanlar olacak. Ayrıca öğrencilerin tek bir alana sıkışmak yerine uyum sağlayabilecek beceriler edinmesini tavsiye ediyor.</p>

<p>MIT'den araştırmacılar da yapay zekanın teknik görevleri hızlandırabileceğini ancak empati, liderlik, ekip yönetimi ve karmaşık karar alma gibi insana özgü becerilerin kolay kolay ikame edilemeyeceğini belirtiyor. Bu nedenle gençlerin teknik bilgi ile sosyal becerileri birlikte geliştirmesi öneriliyor.</p>

<p>Ayrıca IMF'nin analizine göre, özellikle yapay zeka, yazılım ve bilgi teknolojileri becerilerine sahip çalışanlar daha yüksek ücret alma eğiliminde. Kurum, gençlerin üniversite eğitimi sırasında yapay zeka, veri analizi ve programlama gibi alanlarda ek yetkinlikler kazanmasının önemine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Eğitim</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/yks-sonuclari-aciklandi-gelecek-10-yilin-en-gozde-meslekleri</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/yks-sonuclari-aciklandi-gelecek-10-yilin-en-gozde-meslekleri.JPG" type="image/jpeg" length="98466"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SDAM: Karma eğitim pedagojik açıdan yeniden tartışılmalı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sdam-karma-egitim-pedagojik-acidan-yeniden-tartisilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sdam-karma-egitim-pedagojik-acidan-yeniden-tartisilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi'nin (SDAM) yayımladığı raporda, karma eğitim modelinin pedagojik açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiği savunuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), "Pedagojik Açıdan Karma ve Tek Cinsiyetli Eğitim Modelleri" başlıklı araştırma raporunu yayımladı. Raporda, karma eğitim ile tek cinsiyetli eğitim modellerinin ideolojik yaklaşımlar yerine bilimsel veriler ışığında pedagojik açıdan değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Araştırmanın özet bölümünde, "Sanayileşme ve şehirleşmenin yaygınlaşması neticesinde dünya genelinde uygulamaya koyulan karma eğitim modelinin öğrenciler üzerindeki sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz sonuçları, tek cinsiyetli eğitim modelini yeniden alternatif olarak gündeme getirmiştir." ifadelerine yer verildi. Raporda ayrıca, "Karma ve tek cinsiyetli eğitim modellerinin ideolojik tutumlardan ziyade bilimsel veriler ışığında pedagojik açıdan tahlil edilmesi önem arz etmektedir." değerlendirmesi yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Raporda, dünyada karma eğitimin tarihsel gelişimine de değinilerek, birçok Batı ülkesinde son yıllarda tek cinsiyetli eğitim uygulamalarına yeniden yönelim olduğu ifade edildi. ABD, İngiltere, Almanya ve Avustralya'dan örneklerin aktarıldığı çalışmada, bu ülkelerde farklı eğitim modellerinin bir arada uygulanabildiği ve tek cinsiyetli eğitim veren okul sayılarının arttığı belirtildi.</p>

<p>Araştırmada, uluslararası çalışmalardan örnekler verilerek tek cinsiyetli eğitimin akademik başarı üzerindeki etkilerine ilişkin bulgular da paylaşıldı. Raporda, "Bilimsel saha araştırmaları ve veri analizleri neticesinde dünyada karma ve tek cinsiyetli eğitim veren eğitim müesseseleri mukayese edilmiş, karma eğitim modeline nazaran tek cinsiyetli eğitimin başarı düzeylerine daha olumlu etkilerde bulunduğu saptanmıştır." denildi.</p>

<p>Karma eğitimin öğrenciler üzerindeki etkilerinin de ele alındığı araştırmada, uzun yıllardır uygulanan modelle hedeflenen bazı sonuçlara ulaşılamadığı ileri sürüldü. Raporda, "Karma eğitim modeliyle çocuklarda ve gençlerde amaçlananın aksine sosyal ve psikolojik olarak negatif etkiler görülmektedir." ifadeleri kullanılırken, özgüven sorunları, disiplin problemleri ve cinsel taciz gibi başlıklar ayrıntılı şekilde değerlendirildi.</p>

<p>Raporda ayrıca, karma eğitimi savunan görüşlere de yer verilerek bu modeli destekleyenlerin; eğitimde fırsat eşitliği, kadın-erkek eşitliği, demokratik ve laik eğitim anlayışı ile sosyal gelişim gibi gerekçeleri öne çıkardıkları aktarıldı. SDAM ise bu gerekçelerin önemli ölçüde ideolojik zeminde tartışıldığını savundu.</p>

<p>Araştırmanın sonuç bölümünde ise Türkiye'de eğitim politikalarına ilişkin öneriler sıralandı. Raporda, "Türkiye'nin sosyal gerçekliği dikkate alınarak yapılması gereken, toplumdaki tek cinsiyetli eğitim taleplerine ve ihtiyaca cevap verecek düzeyde ortaöğretimden itibaren ayrı sınıfların ve ayrı okulların açılmasıdır." ifadelerine yer verildi.</p>

<p>SDAM, değerlendirmesini şu öneriyle tamamladı: "Karma eğitim ideolojik çerçevede polemik konusu olmaktan çıkarılıp nitelikli eğitim verilmesi hususuna odaklanılmalı, karma veya tek cinsiyetli eğitim tamamen kişilerin tercihine bırakılmalıdır. Devlet mekanizması, tercih noktasında engel olmak yerine imkânlar oluşturarak talepleri karşılayacak eğitim kurumları açmalıdır."</p>

<p><a href="http://www.sdam.org.tr/image/foto/2017/11/28/PEDAGOJIK-ACIDAN-KARMA-VE-TEK-CINSIYETLI-EGITIM-MODELLERI_1511876263.pdf" rel="noopener" target="_blank"><u><strong>Raporun Tamamına Ulaşmak İçin Tıklayınız.</strong></u></a></p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sdam-karma-egitim-pedagojik-acidan-yeniden-tartisilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/sdam-karma.png" type="image/jpeg" length="15245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Laik atak geçirmeyin, artık Batı da karma eğitime karşı!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/laik-atak-gecirmeyin-artik-bati-da-karma-egitime-karsi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/laik-atak-gecirmeyin-artik-bati-da-karma-egitime-karsi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HÜDA PAR, karma eğitimin zorla dayatılmasının insan hakları ihlali olduğu belirtildi. Bu sadece Türkiye'de değil dünyada da tartışılan bir konu haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere Eğitim Bakanlığı (DfE) ve ABD merkezli NASSPE gibi prestijli kurumların yayımladığı son raporlar, karma eğitim sistemindeki sınıf içi dinamiklerin ergenlik dönemindeki öğrencilerin akademik odağını ve özgüvenini olumsuz etkileyebildiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>İngiltere Eğitim Bakanlığı (DfE): Kız öğrenciler karma sınıflarda geri plana itiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İngiltere’de okul standartlarını denetleyen resmi kurum Ofsted ve Eğitim Bakanlığı (DfE) tarafından yürütülen School Type and Academic Progress (Okul Türü ve Akademik İlerleme) başlıklı veri analizi, karma eğitimin özellikle kız öğrencilerin kariyer seçimlerini olumsuz etkilediğini raporladı.</p>

<p>500 binden fazla öğrencinin lise bitirme sınavlarının (GCSE) incelendiği raporda, karma okullardaki kız öğrencilerin fizik, kimya ve ileri matematik gibi alanlarda kendilerini baskı altında hissettiği ve bu derslerden uzaklaştığı saptandı. Buna karşılık, sadece kızların gittiği okullarda öğrencilerin bu zorlu alanlara katılımının ve başarı oranının çok daha yüksek olduğu verilerle kanıtlandı.</p>

<h2><strong>ABD ve İsviçre raporları: Öğretmenin enerjisi disipline gidiyor</strong></h2>

<p>Amerika Birleşik Devletleri merkezli NASSPE'nin yayımladığı Florida Stetson Üniversitesi sınıf dinamikleri raporu ise erkek öğrencilerin karma sınıflardaki performans düşüşüne odaklanıyor. Yapılan 3 yıllık takibin ardından, karma sınıflardaki erkek öğrencilerin başarı testlerinde geçer not alma oranı %55'te kalırken, sadece erkeklerin olduğu sınıflarda bu oranın %86'ya yükseldiği bildirildi.</p>

<p>İsviçre Ulusal Bilim Vakfı (SNSF) tarafından desteklenen araştırma raporu da bu durumun pedagojik sebebini açıklıyor: Karma sınıflarda erkek öğrenciler daha gürültülü ve dikkat dağıtmaya meyilli bir profil sergiliyor. Bu durum, öğretmenlerin farkında olmadan enerjilerinin ve ders sürelerinin büyük kısmını erkek öğrencileri disipline sokmaya harcamalarına yol açıyor. Rapora göre, bu gizli dinamik yüzünden uyumlu ve sakin olan kız öğrenciler eğitim kalitesinden mahrum kalıyor.</p>

<h2><strong>Sosyal baskı ve dikkat dağınıklığı</strong></h2>

<p>International Coalition of Girls' Schools (ICGS) tarafından yayımlanan "Steeped in Learning" raporu, karma okullardaki sosyal yaralara parmak basıyor. Binlerce öğrenciyle yapılan anketlerin sonucuna göre, karma devlet okullarında okuyan kız öğrenciler yoğun bir akran zorbalığı ve dış görünüş baskısı altında yaşıyor. Sınıfta karşı cinsin bulunması hata yapma korkusunu tetiklerken, öğrencilerin ders yerine sosyal statü kaygılarına odaklanmasına neden oluyor.</p>

<p>Benzer şekilde Güney Kore Eğitim Geliştirme Enstitüsü (KEDI) raporları da Seul'deki liselerde karma eğitim alan öğrencilerin, ergenlik dönemindeki sosyal rekabet unsurları nedeniyle haftalık ders çalışma sürelerinin anlamlı derecede düştüğünü; tek cinsiyetli okullarda ise odağın tamamen akademik gelişime yöneldiğini raporluyor.</p>

<h2><strong>ABD’de "Kamu okulu" devrimi: 11'den 500'ün üzerine çıktı</strong></h2>

<p>Amerika Birleşik Devletleri'nde yakın geçmişe kadar tek cinsiyetli eğitim, sadece yüksek ücretli özel okullara ya da dini kurumlara mahsus bir lükstü. Ancak federal yasalarda yapılan düzenlemelerin ardından devlet okullarında bu modelin önü açıldı.</p>

<p>Eğitim istatistiklerine yansıyan çarpıcı verilere göre; ABD genelinde tek cinsiyetli eğitim veren kamu okulu sayısı yalnızca 11 iken, bu sayı kısa sürede 500'ün üzerine çıktı. Yüzlerce devlet okulunda ise tamamen ayrı kampüslere geçmek yerine "tek cinsiyetli sınıflar" uygulaması başlatıldı. Özellikle dar gelirli bölgelerde başarı oranını yükseltmek ve ergenlik dönemindeki çeteleşme ile disiplin sorunlarının önüne geçmek isteyen eyaletler, bu modeli en güçlü başarı alternatifi olarak görüyor.</p>

<p>Küresel medya analizleri, Instagram ve TikTok gibi platformların gençler üzerindeki beden imajı baskısını ve siber zorbalığı tırmandırdığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Karma okullarda kız öğrenciler, karşı cinsin gözü önünde sürekli bir "beğenilme" baskısı hissederken, bu durum genç yaşta kaygı bozukluklarına yol açıyor. Aileler, çocuklarını dijital çağın getirdiği bu erken cinsel nesneleştirme ve sosyal rekabetten korumak için kız okullarını birer "güvenli liman" olarak görüyor.</p>

<h2><strong>Önemli isimler de o okullardan mezun</strong></h2>

<p>Tek cinsiyetli eğitimin dünyadaki en büyük kanıtı olarak gösterilen ve küresel siyasete, bilime yön verenlerin mezun olduğu önde gelen okullar ise popülaritesini hiç kaybetmiyor:</p>

<h2><strong>Eton College (İngiltere - Erkek Okulu)</strong></h2>

<p>1440 yılında kurulan okul, dünyanın en prestijli yatılı erkek okulu konumunda. İngiltere’nin 20'den fazla başbakanını (Boris Johnson ve David Cameron dahil) ve Kraliyet ailesi mensuplarını (Prens William ve Prens Harry) yetiştiren okul, erkek çocuklarının erken yaşta disiplin, liderlik ve akademik odaklanma kazanması üzerine kurulu küresel bir marka.</p>

<h2><strong>Cheltenham Ladies' College (İngiltere - Kız Okulu)</strong></h2>

<p>İngiltere’nin ve dünyanın en seçkin kız okullarından biri olan kurum, Viktorya döneminden beri kadın liderler yetiştiriyor. Uluslararası sınavlarda her yıl rekor başarılar elde eden okul; kız çocuklarının bilim, teknoloji ve siyaset gibi alanlarda en üst düzeyde eğitim almasını amaçlıyor.</p>

<h2><strong>The Brearley School (ABD - Kız Okulu)</strong></h2>

<p>New York’un merkezinde yer alan ve dünyanın en zorlu akademik müfredatlarından birine sahip olan bu kız okulu, mezunlarının Ivy League (Harvard, Yale, Princeton vb.) üniversitelerine kabul oranıyla meşhur.</p>

<h2><strong>Scotch College (Avustralya - Erkek Okulu)</strong></h2>

<p>Melbourne'de bulunan okul, Güney Yarımküre'deki en başarılı tek cinsiyetli eğitim kurumları arasında. Erkek çocuklarının enerjilerini spora, bilime ve sanata doğru kanalize etmeyi amaçlayan özel pedagojik yaklaşımlarıyla, karma okullardaki disiplin ve motivasyon sorunlarına karşı güçlü bir panzehir olarak kabul ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/laik-atak-gecirmeyin-artik-bati-da-karma-egitime-karsi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/images-183.webp" type="image/jpeg" length="21024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amerika'da Trump dönemi: Kurumlar, seçimler ve güç savaşı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/amerikada-trump-donemi-kurumlar-secimler-ve-guc-savasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/amerikada-trump-donemi-kurumlar-secimler-ve-guc-savasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump döneminde seçim sistemi, ülke tarihinin yorumlanması ve dış politikada askeri gücün kullanımı üzerinden yeni bir siyasi mücadele yaşanıyor. Eleştirmenlerine göre Trump, Amerikan kurumlarını kendi siyasi vizyonuna göre yeniden biçimlendirmeye çalışırken, destekçileri bu adımları "devleti kontrol altına alma ve kaybolan düzeni yeniden kurma" girişimi olarak görüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>ABD'de Trump yönetimiyle birlikte başlayan tartışmalar yalnızca günlük siyasi çekişmelerle sınırlı kalmıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Seçim güvenliği, medya ile iktidar arasındaki gerilim, tarih anlatısının yeniden yorumlanması ve İran'la yaşanan askeri gerilim, Washington'da daha geniş bir güç ve kimlik mücadelesinin parçası haline geliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu üç başlık, Trump dönemindeki yönetim anlayışının Amerikan devlet yapısı, kurumları ve küresel rolü üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Seçim sistemi üzerinden yeni çatışma</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'deki en önemli tartışma alanlarından biri seçimler olmaya devam ediyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump, seçim sisteminde güvenlik açıkları bulunduğunu savunarak yabancı müdahale ve seçmen kayıtlarıyla ilgili iddiaları yeniden gündeme taşıdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump, televizyon konuşmasında seçim süreçlerinde yaşandığını öne sürdüğü sorunları "önemli bir tehdit" olarak nitelendirirken, eleştirmenleri ise bu iddiaların daha önce ABD istihbarat kurumları tarafından incelendiğini ve seçim sonuçlarını değiştirecek kapsamlı bir müdahaleye dair kanıt bulunmadığını belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump'ın en dikkat çeken iddialarından biri Çin'in 2020 seçimlerinde milyonlarca seçmenin verilerine ulaştığı ve seçim sürecini etkilemeye çalıştığı yönündeki suçlamalar oldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak önceki istihbarat değerlendirmelerinde Pekin'in seçim sonucunu değiştirmeye yönelik böyle bir operasyon yürüttüğüne dair kanıt bulunmadığı ifade edilmişti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu suçlamaların Washington-Pekin ilişkilerindeki gerilimi artırabileceği belirtilirken, Çin yönetimi ABD seçimlerine müdahale ettiği iddialarını reddediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Medya ile iktidar arasında gerilim</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump'ın medya kuruluşlarıyla yaşadığı gerilim de siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump, konuşmasını canlı yayımlamayan ABC ve NBC gibi televizyon kanallarını eleştirerek bazı medya kuruluşlarının yayın lisanslarının iptal edilebileceği yönünde açıklamalar yaptı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Eleştirmenler, Trump'ın bu tutumunun kendisini eleştiren medya kuruluşlarına karşı uzun süredir devam eden baskı politikasının bir parçası olduğunu savunuyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>"Amerika'yı Kurtarma Yasası" tartışması</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Cumhuriyetçilerin desteklediği "Amerika'yı Kurtarma Yasası" da seçim tartışmalarının önemli başlıklarından biri.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tasarı, federal seçimlerde oy kullanmak için vatandaşlık kanıtı sunulmasını, seçimlerde geçerli kimlik belgesi kullanılmasını ve seçmen listelerinin daha sıkı denetlenmesini öngörüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Cumhuriyetçiler, düzenlemenin seçim güvenliğini artıracağını ve usulsüzlükleri önleyeceğini savunurken, Demokratlar bunun milyonlarca seçmenin oy kullanmasını zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tasarı, Kongre'deki siyasi bölünmeler nedeniyle zorlu bir süreçten geçerken, Trump'ın posta yoluyla oy kullanmaya yönelik daha geniş kısıtlamalar getirme isteği parti içinde de tartışmalara neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Amerikan tarihinin yeniden yazılması tartışması</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump yönetiminin etkilediği bir diğer alan ise tarih ve kültür politikaları.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'li tarihçi David Blight, Beyaz Saray İç Politika Konseyi'nin Smithsonian Enstitüsü hakkında hazırladığı raporu eleştirerek, bunun Amerikan tarih anlatısını siyasi bir bakış açısıyla yeniden şekillendirme girişimi olduğunu savundu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Blight'a göre tartışma yalnızca bir müze politikası meselesi değil; aynı zamanda Amerikalıların geçmişlerini nasıl anlayacağıyla ilgili daha büyük bir mücadele.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump yönetimi, Smithsonian'ın "temel gerçeklerden uzaklaşarak ideolojik tartışmalara yöneldiğini" öne sürerken, tarihçiler ise geçmişin tek bir anlatıya indirgenemeyeceğini, tarih çalışmalarının farklı deneyimler, belgeler ve çelişkiler üzerinden yürütüldüğünü vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Blight, Trump dönemindeki tarih yaklaşımının 1950'lerdeki ABD imajına duyulan nostaljiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak bu dönemin aynı zamanda nükleer silahlanma yarışı, McCarthy dönemi ve insan hakları mücadeleleri gibi büyük krizlere de sahne olduğuna dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İran savaşı ve Amerikan gücünün sınırları</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump yönetiminin karşı karşıya olduğu bir diğer önemli başlık ise dış politika ve askeri güç kullanımı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran'a yönelik askeri saldırılar, ABD'nin büyük bir askeri kapasiteye sahip olmasına rağmen siyasi hedeflere ulaşma konusunda sınırları olduğunu yeniden gündeme getirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD saldırıları İran'ın askeri kapasitesine zarar verirken, Tahran'ın bölgesel etkisini ve karşılık verme kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Askeri uzmanlar, Irak ve Afganistan deneyimlerinin de gösterdiği gibi savaş alanındaki üstünlüğün her zaman kalıcı siyasi istikrar anlamına gelmediğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD geçmişte güçlü ordularla yönetimleri değiştirebilse de bu askeri başarıları uzun vadeli siyasi çözümlere dönüştürmekte zorlandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Mücadele artık sadece seçimleri kazanmak değil</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump dönemindeki tartışmalar, yalnızca bir siyasi parti mücadelesinin ötesinde, "Amerika'nın nasıl yönetileceği ve nasıl tanımlanacağı" sorusuna odaklanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ülke içinde seçim kurallarının nasıl belirleneceği, kültürel kurumların ne kadar bağımsız olacağı ve tarihin nasıl yorumlanacağı tartışılırken, dış politikada ise askeri gücün siyasi hedefleri gerçekleştirme kapasitesi sorgulanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Trump'ın destekçileri bu politikaları, devlet kurumlarını yeniden kontrol altına alma ve geleneksel değerleri koruma çabası olarak değerlendirirken, eleştirmenleri bunun kurumların bağımsızlığına zarar verebileceğini savunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaklaşan seçimlerle birlikte ABD'deki mücadele artık sadece "kim kazanacak?" sorusu etrafında şekillenmiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Asıl tartışma; siyasi katılım kurallarını kimin belirleyeceği, ülkenin geçmişini kimin yorumlayacağı ve Amerika'nın gücünü içeride ve dışarıda nasıl kullanacağı soruları üzerinde yoğunlaşıyor.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/amerikada-trump-donemi-kurumlar-secimler-ve-guc-savasi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/amerikada-trump-donemi-kurumlar-secimler-ve-guc-savasi.jpg" type="image/jpeg" length="98635"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müzikten casusluğa... Siber güvenlik riski oluşturuyor mu?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/muzikten-casusluga-siber-guvenlik-riski-olusturuyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/muzikten-casusluga-siber-guvenlik-riski-olusturuyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kablosuz kulaklıklar günlük hayatın vazgeçilmez teknolojileri arasında yer alıyor. Bir dönem yalnızca müzik dinlemek ve telefon görüşmesi yapmak için kullanılan bu cihazlar artık yapay zekâ destekli özellikler, anlık çeviri, aktif gürültü engelleme, sesli asistanlar ve sağlık takibi gibi birçok gelişmiş fonksiyona sahip. Ancak bu dönüşüm, beraberinde yeni güvenlik ve gizlilik tartışmalarını da getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Siber güvenlik uzmanlarına göre kablosuz kulaklıklar tek başına büyük bir tehdit oluşturmuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Buna karşın akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve bulut servisleriyle sürekli bağlantı halinde çalışan bu cihazlar, yeterince korunmadıklarında siber saldırganların kullanabileceği yeni giriş noktalarına dönüşebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle "nesnelerin interneti" (IoT) ekosisteminin hızla büyümesiyle birlikte artık yalnızca bilgisayarlar değil, internete bağlanan her cihaz potansiyel bir hedef olarak değerlendiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kulaklıklar artık küçük bir bilgisayar</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yeni nesil kablosuz kulaklıklar, gelişmiş işlemcilere, birden fazla mikrofona, hareket sensörlerine ve sürekli çalışan yazılımlara sahip. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu cihazlar Bluetooth üzerinden akıllı telefonlara bağlanıyor, üretici uygulamaları aracılığıyla güncelleme alıyor ve birçok kullanıcı verisini işleyebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Teknoloji uzmanlarına göre bugün bir kablosuz kulaklık, birkaç yıl önceki birçok akıllı telefondan daha karmaşık bir yazılım altyapısı kullanıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolayısıyla güvenlik açıkları da yalnızca telefonlar için değil, kulaklıklar için de önem kazanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, kullanıcıların çoğunun telefonlarını düzenli olarak güncellerken kulaklıklarının yazılımını yıllarca güncellemediğine dikkat çekiyor. Oysa güvenlik açıklarının önemli bölümü bu güncellemelerle kapatılıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bluetooth gerçekten zayıf halka mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kablosuz kulaklıkların en çok tartışılan yönü Bluetooth teknolojisi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son yıllarda Bluetooth güvenliği önemli ölçüde geliştirilmiş olsa da geçmişte KNOB, BIAS ve BrakTooth gibi güvenlik açıkları milyonlarca cihazı etkiledi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu açıklar, belirli koşullar altında saldırganların bağlantıyı manipüle etmesine, cihazı devre dışı bırakmasına veya yetkisiz komutlar göndermesine imkân tanıyabiliyordu.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Ancak uzmanlar burada önemli bir ayrım yapıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Her güvenlik açığı her cihazı etkilemiyor. Bir zafiyetin kullanılabilmesi için çoğu zaman cihazın belirli bir Bluetooth yongasını kullanması, güncelleme almamış olması ve saldırganın fiziksel olarak belirli bir mesafede bulunması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Başka bir ifadeyle, kablosuz kulaklıkların uzaktan ve kolayca ele geçirildiği yönündeki iddialar gerçeği tam olarak yansıtmıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Risk mevcut olsa da bunun gerçekleşebilmesi belirli teknik koşulların oluşmasına bağlı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kulaklıklar casusluk cihazına dönüşebilir mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kullanıcıların en çok merak ettiği konulardan biri de kablosuz kulaklıkların mikrofonlarının uzaktan açılarak dinleme amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siber güvenlik uzmanlarına göre bu senaryo teorik olarak mümkün olsa da pratikte oldukça zor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bunun gerçekleşebilmesi için genellikle kullanıcının telefonuna gelişmiş bir casus yazılım bulaşmış olması veya saldırganın telefon üzerinde yönetici yetkilerine ulaşması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Asıl hedef çoğu zaman kulaklık değil, akıllı telefon oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Telefon ele geçirildiğinde saldırgan yalnızca kulaklığa değil; mikrofon, kamera, rehber, mesajlar, konum bilgileri ve diğer tüm verilere erişebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Böyle bir durumda kulaklığın mikrofonu da saldırının yalnızca bir parçası haline geliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle güvenlik uzmanları, kulaklıktan önce telefonun korunmasının çok daha kritik olduğunu vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Asıl risk uygulamalarda olabilir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kablosuz kulaklıkların neredeyse tamamı artık üretici uygulamalarıyla birlikte çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu uygulamalar sayesinde yazılım güncelleniyor, ses profilleri ayarlanıyor, kaybolan kulaklık bulunabiliyor ve yeni özellikler aktif hale getiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak bu kolaylık bazı verilerin de işlenmesi anlamına geliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Apple, Samsung ve Sony gibi büyük üreticilerin gizlilik politikalarına göre bu uygulamalar, cihaz modeli, işletim sistemi sürümü, pil seviyesi, hata kayıtları ve bazı durumlarda konum bilgilerini toplayabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu veriler çoğunlukla hizmet kalitesini artırmak amacıyla kullanılıyor. Ancak uzmanlar, kullanıcıların uygulamalara verdikleri izinleri düzenli olarak kontrol etmelerini öneriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle konum erişimi, mikrofon, Bluetooth ve arka planda çalışma izinleri gereksizse kapatılmalı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Ucuz cihazlar daha büyük risk taşıyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanların dikkat çektiği noktalardan biri de isimsiz üreticilere ait düşük maliyetli kulaklıklar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu cihazların önemli bölümü piyasaya çıktıktan kısa süre sonra yazılım desteğini kaybediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Güvenlik açığı tespit edilse bile güncelleme yayımlanmıyor. Böylece cihaz yıllarca aynı zafiyetlerle kullanılmaya devam ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilinen markalar ise düzenli güvenlik güncellemeleri yayımlayarak yeni tehditlere karşı koruma sağlamaya çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle siber güvenlik uzmanları yalnızca fiyat odaklı tercih yapılmaması gerektiğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Risk nasıl azaltılabilir?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre alınacak basit önlemler güvenlik riskini büyük ölçüde azaltabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kulaklık yazılımının düzenli güncellenmesi, yalnızca resmi uygulamaların kullanılması, Bluetooth'un ihtiyaç duyulmadığında kapatılması, eski eşleştirmelerin silinmesi ve kulaklığın bilinmeyen cihazlarla eşleştirilmemesi en temel güvenlik adımları arasında yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca halka açık alanlarda Bluetooth'un sürekli açık bırakılması da gereksiz risk oluşturabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yapay zekâ yeni fırsatlar kadar yeni tehditler de getiriyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Önümüzdeki yıllarda kablosuz kulaklıkların çok daha gelişmiş hale gelmesi bekleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gerçek zamanlı çeviri, yapay zekâ destekli kişisel asistanlar, biyometrik sağlık takibi ve sürekli ses analizi gibi teknolojiler, kulaklıkları adeta kulağa takılan küçük bilgisayarlara dönüştürüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu durum işlenen veri miktarını artırırken, siber güvenlik açısından korunması gereken yeni alanlar da oluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya Ekonomik Forumu da nesnelerin internetinin büyümesiyle birlikte saldırı yüzeyinin genişlediğine dikkat çekerek, güvenliğin cihaz tasarımının ilk aşamasından itibaren düşünülmesi gerektiğini vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Geleceğin güvenliği küçük cihazlarda gizli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siber güvenlik uzmanlarına göre kablosuz kulaklıklar bugün için kullanıcıların korkmasını gerektirecek ölçüde büyük bir tehdit oluşturmuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak bu cihazlar artık yalnızca müzik dinlemeye yarayan aksesuarlar değil, kişisel verilerle çalışan, internete bağlı akıllı sistemlerin bir parçası.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dolayısıyla telefon ve bilgisayarlarda gösterilen güvenlik hassasiyetinin kablosuz kulaklıklar için de gösterilmesi gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Düzenli yazılım güncellemeleri, güvenilir üreticilerin tercih edilmesi ve bilinçli kullanım alışkanlıkları, olası siber tehditlere karşı en etkili savunma olmaya devam ediyor.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/muzikten-casusluga-siber-guvenlik-riski-olusturuyor-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/muzikten-casusluga-siber-guvenlik-riski-olusturuyor-mu.jpg" type="image/jpeg" length="85627"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar neden artıyor?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/hayvanlardan-insanlara-gecen-hastaliklar-neden-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/hayvanlardan-insanlara-gecen-hastaliklar-neden-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, insanlarda ortaya çıkan yeni veya yeniden görülen bulaşıcı hastalıkların yaklaşık yüzde 75'i hayvan kaynaklı. Uzmanlar, iklim değişikliği, kentleşme, küresel ulaşım ve insanın doğal yaşam alanlarına daha fazla müdahalesinin yeni salgın risklerini artırdığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü'ne göre hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar her yıl yaklaşık 1 milyar enfeksiyona ve milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son 30 yılda hayvanlardan insanlara geçen yaklaşık 30 yeni hastalık etkeninin ortaya çıktığı belirtiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayn Şems Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Merkezi Tek Sağlık Birimi Direktörü Prof. Dr. Abdullah Sami, hayvan kaynaklı hastalıkların ortaya çıkış sürecini değerlendirerek, bu hastalıkların insan, hayvan ve çevre arasındaki karmaşık ilişkiden kaynaklandığını ifade ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>New York'tan başlayan uyarı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, hayvan kaynaklı salgınların küresel tehdide dönüşebileceğine örnek olarak 1999 yılında ABD'de görülen Batı Nil virüsü salgınını gösteriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>New York'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'nde çok sayıda karganın ölmesiyle başlayan süreçte, aynı dönemde yaşlılarda nedeni bilinmeyen beyin iltihabı vakaları ortaya çıktı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yapılan araştırmalar sonucunda virüsün büyük ihtimalle göçmen kuşlar veya sivrisinekler aracılığıyla Orta Doğu'dan geldiği ve kısa sürede ABD'nin birçok bölgesi, Kanada ve Latin Amerika'nın bazı kesimlerine yayıldığı belirlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu olay, hayvanlarda bulunan bazı virüslerin insanlara geçerek kısa sürede uluslararası bir sağlık tehdidine dönüşebileceğini gösteren örneklerden biri oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Uzun hastalık listesi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar arasında kuduz, kuş gribi, domuz gribi, Ebola, Marburg virüsü, Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS), Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, Rift Vadisi Ateşi, bruselloz, salmonella, koli bakterisi ve Hanta virüsleri bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu hastalıkların ortaya çıkması için genellikle üç temel unsurun bir araya gelmesi gerekiyor: </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hastalığı taşıyan hayvan rezervuarı, sivrisinek veya kene gibi biyolojik taşıyıcılar ve insanın bu döngüyle temas etmesi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Örneğin Rift Vadisi Ateşi daha çok hayvancılık yapılan ve sivrisineklerin bulunduğu bölgelerde görülürken, Ebola ve Marburg virüsleri Afrika'daki meyve yarasalarıyla ilişkilendiriliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>MERS ise özellikle Arap Yarımadası'nda develerle bağlantılı olarak ortaya çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak bu dağılım artık değişiyor. İklim değişikliği, uluslararası seyahat ve küresel ticaret, hastalıkların daha önce görülmediği bölgelere taşınmasına neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İklim değişikliği riski artırıyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İklim değişikliği, hastalık taşıyan sivrisinek, kene ve kum sineği gibi canlıların yaşam alanlarını genişletiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bunun yanında ormanların tarım ve yerleşim alanlarına dönüştürülmesi, insanların yabani hayvanlarla temasını artırıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bilim dünyasında "spillover" olarak adlandırılan bu süreçte, hayvanlarda bulunan mikroorganizmalar insanlara geçerek yeni enfeksiyonlara yol açabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre nüfus artışı, hızlı kentleşme, yoğun hayvan yetiştiriciliği, iklim değişikliği ve uluslararası hareketlilik, yeni hastalıkların ortaya çıkması için uygun ortam oluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Arap bölgesinde özel riskler</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hayvancılık ve deve yetiştiriciliğinin yaygın olduğu Arap bölgesi de hayvan kaynaklı hastalıklar açısından özel risk taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bölgede özellikle MERS, bruselloz, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi ve Rift Vadisi Ateşi gibi hastalıklar öne çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Suriye'de savaş yıllarında sağlık altyapısının zayıflaması ve milyonlarca kişinin yer değiştirmesiyle cilt leishmaniasis vakalarında ciddi artış yaşandığı belirtiliyor. </span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Bunun nedenleri arasında hastalık taşıyan kum sineklerinin çoğalması için uygun ortam oluşması gösteriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aşılar tek başına yeterli mi?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre hayvanların aşılanması, birçok hastalığa karşı ilk savunma hattını oluşturuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Köpeklerin kuduz, büyükbaş hayvanların ise bruselloz ve Rift Vadisi Ateşi'ne karşı aşılanması hastalıkların insanlara geçmesini azaltabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İnsanlar için kuduz aşısı gibi bazı koruyucu uygulamalar bulunurken, MERS, Hanta virüsleri ve leishmania gibi hastalıklara karşı etkili aşı geliştirme çalışmaları devam ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Vahşi hayvanlar mı evcil hayvanlar mı daha riskli?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, riskin yalnızca hayvanın türüne bağlı olmadığını, insanla temas ihtimali ve hastalığın şiddetinin de belirleyici olduğunu vurguluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Evcil hayvanlar daha çok kuduz ve bazı parazitlerle ilişkilendirilirken, büyükbaş hayvanlar MERS, bruselloz ve Rift Vadisi Ateşi gibi hastalıkların kaynağı olabiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Vahşi hayvanlar ise insanlarda daha önce bağışıklık oluşmamış virüsleri taşıyabildikleri için Ebola ve Hanta gibi daha tehlikeli hastalıklarla bağlantılı görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Antibiyotik direnci yeni salgın riski oluşturuyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanların dikkat çektiği bir diğer büyük tehdit ise antibiyotik direnci. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü, doğrulanmış her 6 bakteriyel enfeksiyondan birinin geleneksel tedavilere dirençli hale geldiğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya genelinde kullanılan antibiyotiklerin yüzde 40 ila 60'ının hayvancılık ve tarımda kullanılması, insanlara bulaşabilecek dirençli bakteri türlerinin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle birçok bilim insanı, antibiyotik direncini gelecekteki büyük sağlık krizlerinden biri olarak değerlendiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Tek Sağlık" yaklaşımı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, gelecekteki salgınlarla mücadelede insan, hayvan ve çevre sağlığının birlikte ele alınması gerektiğini savunuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Tek Sağlık" olarak adlandırılan bu yaklaşım, doktorlar, veterinerler ve çevre uzmanlarının ortak çalışmasını öngörüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Erken uyarı sistemleri, güçlü laboratuvar altyapısı ve insan-hayvan sağlığı arasında kurulan ortak takip mekanizmaları, küçük bir salgının küresel krize dönüşmesini engellemede kritik önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre en tehlikeli senaryo yalnızca yeni bir virüsün ortaya çıkması değil hızlı yayılan solunum yolu hastalığı, artan antibiyotik direnci ve zayıf erken uyarı sistemlerinin aynı anda ortaya çıkması.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>COVID-19 salgınının ardından dünya salgınlara karşı daha hazırlıklı hale gelse de uzmanlar yeni tehditlere karşı sürekli gözetim ve hazırlığın önemini koruduğunu belirtiyor. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/hayvanlardan-insanlara-gecen-hastaliklar-neden-artiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/hayvanlardan-insanlara-gecen-hastaliklar-neden-artiyor.png" type="image/jpeg" length="74460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehid Muhammed Deyf’in hayatı, mücadelesi ve mirası]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sehid-muhammed-deyfin-hayati-mucadelesi-ve-mirasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sehid-muhammed-deyfin-hayati-mucadelesi-ve-mirasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O zor devrin adamı… Siyonist rejimin 30 yılı aşkın süredir peşinde olduğu komutan… İşgal rejimine karşı karadan, denizden ve havadan düzenlenen operasyonların arkasındaki isim… Düşmanının askeri ve istihbarat gücüne karşı geliştirdiği yöntemlerle yıllarca takip edilmesine rağmen yakalanamayan, Filistin direnişinin en önemli askeri figürlerinden biri haline gelen Muhammed Diyab İbrahim el-Mısri… Namı diğer Muhammed Deyf…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Filistin direniş hareketinin sembol isimlerinden biri olan Deyf, yıllar boyunca basının önüne çıkmadan, görüntü vermeden ve kimliğini gizleyerek yürüttüğü faaliyetleri nedeniyle uluslararası basında "gölge komutan" olarak tanımlandı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist rejimin istihbarat birimleri tarafından en öncelikli hedeflerden biri olarak gösterilen Deyf, onlarca yıl süren takip ve suikast girişimlerine rağmen Kassam Tugayları'nın askeri yapılanmasının başında kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aralarında İzzeddin el-Kassam Tugayları ve Kudüs Seriyyeleri gibi 12 direniş grubunun oluşturduğu Ortak Operasyon Odası'nın genel komutanlığını yapan Deyf, konuştuğu ile değil daha çok yaptıkları ile adından söz ettirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üstün askeri yeteneği ve stratejik hamleleri ile Gazze direnişinin en etkili komutanlarından biri olarak öne çıkan İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed Deyf, Filistin direniş tarihinin en fazla takip edilen şahsiyetleri arasında yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yıllar boyunca gizlilik prensibiyle hareket eden Deyf, askeri alanda geliştirdiği yöntemlerle sadece Filistin sahasında değil, uluslararası basında da hakkında en fazla haber yapılan isimlerden biri oldu. Siyonist rejim güvenlik kurumları, onu Gazze'deki askeri kapasitenin gelişiminde kilit isimlerden biri olarak değerlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistinli direniş gruplarının 7 Ekim’de işgal rejimine yönelik başlattığı Aksa Tufanı operasyonu, sadece siyonist rejimle ilgili algıları yıkmadı. Kartondan kaplan rejimin ve destekçilerinin yıllar yılı Müslümanlara aşıladığı ümitsizlik prangalarını da kırdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İslam düşmanı şer cephenin yoğun silah ve istihbarat desteği verdiği, dünyanın dört bir yanından destekçilerin yardımına koştuğu işgal rejimi, Gazze’nin tünellerinde büyük bir direnişle karşı karşıya kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mukaddes belde Kudüs’ün özgürlüğü ve Filistin’in kurtuluşu için mücadele eden direniş yapılanmasının askeri lideri Deyf, 2021 yılındaki Kudüs’ün Kılıcı operasyonuyla Filistin direniş tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu süreçte direniş grupları, yalnızca saldırılara karşılık veren bir yapı olmadığını, gerektiğinde stratejik operasyonlar düzenleyebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösterdi. Aksa Tufanı operasyonuyla birlikte direniş güçleri, işgal altındaki Filistin topraklarına yönelik kapsamlı bir operasyon başlattı. Operasyon sırasında bazı bölgelerde kontrol sağlandı, bazı siyonistler esir alınarak Gazze’ye götürüldü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aksa Tufanı operasyonu, sonraki süreçte bölgedeki askeri ve siyasi dengeleri değiştiren gelişmelerden biri olarak kayıtlara geçti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Misafir Muhammed</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gerçek adı Muhammed Diyab İbrahim el-Mısri’dir. Ebu Halid künyesini kullanan Deyf, Filistinliler arasında "Muhammed Deyf" yani "misafir" anlamına gelen lakabıyla tanındı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu lakabın ortaya çıkışının, 1990’lı yıllarda siyonist rejimin istihbaratından korunmak amacıyla sürekli yer değiştirmesi ve farklı evlerde kalmasından kaynaklandığı aktarılır. Güvenlik nedeniyle hiçbir yerde uzun süre kalmayan Deyf, adeta sürekli misafir olarak yaşadığı için bu isimle anılmaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aksa Tufanı operasyonunun ardından Muhammed Deyf ismi dünya kamuoyunda daha fazla duyuldu. Ancak uluslararası basının yıllarca hakkında haber yaptığı bu komutanın hayatı boyunca çok az görüntüsü yayımlandı. Bu durum, onun bilinçli bir gizlilik politikasıyla hareket ettiğinin en dikkat çekici göstergelerinden biri olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhammed Deyf, 1965 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’a bağlı el-Kubeybe köyünde dünyaya geldi. Babası Hacı Diyap el-Mısri’nin gözetiminde İslami bir eğitim alan Deyf, gençlik yıllarında Filistin direniş hareketleriyle tanıştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>HAMAS kurulmadan önce İhvan-ı Müslimin Hareketinin Filistin yapılanması içerisinde yer alan Deyf, 1987 yılında başlayan Birinci İntifada sürecinde aktif rol aldı. HAMAS’ın kuruluşundan itibaren hareket içerisinde faaliyet gösteren Deyf, Filistin direnişinin farklı aşamalarında görev üstlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1989 yılında siyonist rejim tarafından esir alınan Deyf, yaklaşık 16 aylık esaretin ardından serbest bırakıldı. Bu dönemden sonra askeri yapılanma içerisinde daha etkin görevler almaya başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1991 yılında Şehid Salah Şehade öncülüğünde kurulan HAMAS’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın teşkilatlanma sürecinde yer alan Deyf, askeri mühendislik, operasyon planlama ve örgütlenme alanlarında çalışmalar yürüttü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin direnişinin önemli isimlerinden mühendis Yahya Ayyaş ile birlikte Kassam Tugayları'nın askeri kapasitesinin geliştirilmesi sürecinde rol alan Deyf, 1996 yılında Yahya Ayyaş’ın siyonist rejim tarafından düzenlenen suikastla şehid edilmesinin ardından Kassam Tugayları içerisinde daha belirgin bir konuma yükseldi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yaşayan Şehid</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>2002 yılında İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın kurucusu Salah Şehade’nin siyonist rejim tarafından şehid edilmesinin ardından Muhammed Deyf, Kassam Tugayları'nın askeri komutanlığı görevini üstlendi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bundan sonraki süreçte hayatı tamamen gizlilik içinde geçen Deyf, Filistin direnişinin en önemli askeri figürlerinden biri haline geldi. Siyonist rejimin güvenlik birimleri tarafından yıllarca aranan ve "birinci derecede hedef" olarak görülen Deyf, buna rağmen uzun süre yakalanmadan faaliyetlerini sürdürdü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uluslararası basında "gölge komutan" olarak tanımlanan Deyf’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, yıllarca görüntü vermeden, telefon ve elektronik takip yöntemlerinden uzak durarak hareket etmesiydi. Hakkında çok az bilgi bulunması, hatta uzun yıllar boyunca yalnızca birkaç fotoğrafının ortaya çıkması, onu en gizemli askeri liderlerden biri haline getirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bütün faaliyetleri büyük gizlilik içinde olan Deyf’in hayatı HAMAS ve İzzeddin el-Kassam Tugayları ile bütünleşmiştir. Kassam Tugayları ne ise Muhammed Deyf de odur.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tüm hayatını Filistin davasına adadığı belirtilen Deyf, diğer direniş liderleri gibi defalarca suikast girişiminin hedefi oldu. 2001, 2002, 2003 ve 2006 yıllarında kendisine yönelik saldırılar düzenlendi. Helikopterler ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen saldırılarda siyonist rejim, hedeflediği sonucu elde edemedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu saldırılardan birinde ağır yaralandığı, bir gözünü ve bir bacağını kaybettiği iddia edildi. Ancak HAMAS, Deyf’in sağlık durumu hakkında hiçbir zaman ayrıntılı bilgi paylaşmadı. Bu durum, onun hakkında oluşan "yaşayan şehid" tanımlamasını daha da güçlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Deyf’in yıllarca hayatta kalması, siyonist rejimin askeri ve istihbarat kapasitesine karşı direniş yapılanmasının güvenlik anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirildi. Siyonist rejimin en gelişmiş takip sistemlerine, hava saldırılarına ve istihbarat operasyonlarına rağmen uzun süre bulunamaması, onun adını Filistin direniş tarihinde özel bir yere taşıdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünyanın en çok konuştuğu isimlerden biri haline gelen ve işgal rejimi ile ABD’nin arananlar listesinde yer alan Deyf’in bugüne kadar yalnızca birkaç fotoğrafı kamuoyuna yansıdı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>2011 yılında annesi Halime Hanım vefat ettiğinde taziyesine katılmadığı aktarıldı. Bazı Filistinliler ise onun cenazeye kimliğini gizleyerek katıldığını ileri sürdü. 2022 yılında babası Hacı Diyap el-Mısri vefat ettiğinde de HAMAS Siyasi Büro üyeleri cenaze töreninde yer aldı ancak Deyf yine kamuoyu önüne çıkmadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ağustos 2014’te siyonist rejim ile Filistinli gruplar arasında Gazze’de savaş devam ederken, Muhammed Deyf’in ailesinin bulunduğu ev savaş uçakları tarafından bombalandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Saldırıda Muhammed Deyf’in eşi Vidad Asfura, kızı Sare ve 7 aylık oğlu Ali şehid edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist rejim saldırının hedefinin Muhammed Deyf olduğunu açıkladı. Dönemin siyonist rejim askeri istihbarat yetkilileri, saldırıda ağır bombalar kullanıldığını ve Deyf’in hedef alındığını duyurdu. Ancak saldırıdan sağ kurtulması, onun yıllarca devam eden gizlilik ve güvenlik yöntemlerinin bir başka örneği olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bazı analizlerde ise saldırının yalnızca Deyf’i hedef almakla kalmadığı, ailesinin de hedef alınarak direniş lideri üzerinde psikolojik baskı oluşturulmaya çalışıldığı ifade edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Saldırı sonrası Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde yaptığı açıklamada, "Ateşkes girişimi düşük yaptı ve bugün şehid edilen Ali ed-Deyf ile birlikte defnedildi." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Deyf’in ailesinin verdiği kayıplar, onun direniş çizgisinden vazgeçmediğinin bir göstergesi olarak sıkça dile getirildi. Kayınvalidesi de saldırı sonrası yaptığı açıklamada, "Ben kızımı o büyük komutana verirken elbette bütün bunların hesabını yapmıştım." ifadeleriyle ailesinin bu yoldaki kararlılığını anlattı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Düşmanını çok iyi tanıyordu</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın kurulduğu 1991 yılından itibaren siyonist rejimin hedefinde olan Deyf, yıllar boyunca düşmanının askeri kapasitesini, istihbarat yöntemlerini ve zayıf noktalarını analiz eden bir komutan olarak tanımlandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>30 yılı aşkın süre boyunca siyonist rejimin en önemli hedeflerinden biri olan Deyf, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Aksa Tufanı operasyonunun duyurusunu yapan isim oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzman değerlendirmelerinde, operasyonun yalnızca askeri bir saldırı olmadığı, uzun yıllar boyunca Gazze’de oluşturulan askeri yapılanmanın, istihbarat ağlarının ve operasyon kabiliyetlerinin sonucu olduğu belirtildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Deyf, 2017 yılında HAMAS’ın Gazze sorumluluğuna getirilen Yahya Sinvar ile birlikte hareket etti. Askeri ve siyasi kanat arasında kurulan koordinasyonun, Filistin direnişinin stratejisinde önemli bir unsur olduğu ifade edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ortadoğu uzmanı Filistinli gazeteci Abdulbari Atvan da konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Geçtiğimiz yıllar boyunca Filistin milleti, güçlü, bilgili ve düşmanını iyi tanıyan bir liderlik eksikliğinden kaynaklanan büyük bir boşluktan acı çekti. Ancak gelinen aşamada Yahya Sinvar ve İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın komutanı Muhammed Deyf, Filistinliler için bu liderliği oluşturmayı başardı. Bu iki kişinin öne çıkan özelliklerinden biri de siyonist düşmanı çok iyi tanımalarıdır."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Az konuşur çok iş yapardı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>HAMAS hareketinin kuruluşundan bu yana Filistin özgürlük mücadelesinin içerisinde yer alan Muhammed Deyf, kamuoyunun karşısına çok az çıkan, açıklamalarını genellikle ses kayıtları aracılığıyla yapan bir komutan olarak bilindi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yıllar boyunca görüntü vermekten kaçınan Deyf, askeri liderliğini sessizlik ve gizlilik üzerine kurdu. Uluslararası basında hakkında yapılan değerlendirmelerde, onun en belirgin özelliklerinden birinin "görünmeden etkili olabilmek" olduğu vurgulandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sahadaki etkisi, yaptığı açıklamaların sayısından çok aldığı kararlar ve uygulanan operasyonlarla ölçüldü. Bu nedenle Filistinliler arasında "az konuşan, çok iş yapan komutan" olarak anıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aralarında İzzeddin el-Kassam Tugayları ve Kudüs Seriyyeleri gibi 12 direniş grubunun oluşturduğu Ortak Operasyon Odası'nın genel komutanlığını yapan Deyf, yıllar boyunca farklı direniş grupları arasında askeri koordinasyonun sağlanmasında önemli rol oynadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>2014 yılında Filistin ile siyonist rejim arasında yaşanan savaş öncesinde yayımlanan ses kaydında Deyf, "Bizim insanlarımız özgürlük ve onur içinde yaşamadıkça işgal güçleri kendini güvende hissedemeyecek." ifadelerini kullanmıştı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu savaş sürecinde Gazze’den düzenlenen saldırılar ve direniş gruplarının askeri kapasitesi, siyonist rejimin güvenlik algısında önemli değişikliklere neden oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>HAMAS’ın kuruluşunun 35’inci yılı münasebetiyle Gazze’de düzenlenen programa gönderdiği ses kaydında da Filistin halkının birlik içerisinde hareket etmesinin önemine vurgu yapan Deyf, siyonist işgalcilere yönelik şu ifadeleri kullanmıştı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Ey bizim topraklarımızdaki zavallılar! Sizin atalarınız bile azgınlıklarının zirvesine çıkmalarına ve kirli siyonizm ideolojisine tam bağlılıklarına rağmen yine de halkımızı yurdundan söküp atmayı ve onun kimliğini yok etmeyi başaramadılar. Siz bugün onlardan daha zayıf ve daha korkak durumda iken atalarınızın başaramadığını mı başaracaksınız? Sizin sonunuz bu toprakları terk etmek ve buradaki işgalinize son vermek olacaktır."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aksa Tufanı'nın sesi oldu</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş gruplarının başlattığı Aksa Tufanı operasyonunun duyurusu, Muhammed Deyf'in ses kaydıyla yapıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaklaşık 30 yıl boyunca gizlilik içerisinde hareket eden Deyf, o gün yayımlanan mesajında operasyonun başladığını duyurarak, bunun Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılara, Gazze kuşatmasına ve Filistin halkına yönelik uygulamalara karşı bir karşılık olduğunu ifade etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Deyf, yayımlanan kayıtta ilk saldırı dalgasında 5 bin füze ve roket atıldığını açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İşgalcilerin Filistinli sivillere yönelik saldırılarına dikkat çeken Deyf "Bugün El-Aksa'nın, ümmetimizin ve kahraman mücahitlerimizin öfkesi patladı." ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aksa Tufanı operasyonu, Deyf’in yıllarca üzerinde çalıştığı askeri stratejinin en büyük hamlesi olarak değerlendirildi. Operasyon, yalnızca askeri sonuçlarıyla değil, bölgede yıllardır devam eden siyasi ve güvenlik dengeleri üzerindeki etkisiyle de uluslararası gündemin merkezine oturdu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şehadeti ve geride bıraktığı miras</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhammed Deyf’in hayatı boyunca yürüttüğü mücadele, 2024 yılında düzenlenen bir saldırının ardından sona erdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist rejim ordusu, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus bölgesine yönelik saldırıda Muhammed Deyf’in hedef alındığını açıkladı. Saldırı sonrasında HAMAS, uzun süre Deyf’in akıbeti hakkında açıklama yapmadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Daha sonra Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamada Muhammed Deyf’in şehid olduğu duyuruldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaklaşık 30 yılı aşkın süre boyunca takip edilen, birçok suikast girişiminden kurtulan ve hayatının büyük bölümünü gizlilik içinde geçiren Deyf’in şehadeti, Filistin direnişi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Onu destekleyen kesimler tarafından "yaşayan şehid" olarak tanımlanan Deyf, şehadetinden sonra da Filistin direnişinin sembol isimlerinden biri olarak anılmaya devam etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kassam Tugayları içerisindeki askeri yapılanmanın gelişimi, tünel sistemlerinin oluşturulması, operasyon planlamaları ve direniş grupları arasındaki koordinasyon gibi başlıklarda adı geçen Deyf, Filistin tarihinde en fazla konuşulan askeri liderlerden biri oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Kılıcı kılıcın önüne koy..."</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhammed Deyf’in adı, Filistin direniş marşları ve sloganlarında da yer aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Kılıcı kılıcın önüne koy, bizler Muhammed Deyf’in adamlarıyız" sloganı, bir bağlılık ifadesi olarak kullanıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu slogan, Filistin direniş taraftarları tarafından bir komutana duyulan güvenin ve mücadeleye bağlılığın sembollerinden biri haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Kılıcı kılıcın üstüne koy, biz Muhammed Deyf’in adamlarıyız."</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kılıca yönel, kılıcını kullan.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Biz Muhammed Deyf'in adamlarıyız.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ölümden korkmaz halde yaratıldık.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aslımızda var kılıca bağlılık. <strong> </strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sehid-muhammed-deyfin-hayati-mucadelesi-ve-mirasi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/sehid-muhammed-deyfin-hayati-mucadelesi-ve-mirasi.jpg" type="image/jpeg" length="10358"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Srebrenitsa: Avrupa’nın ortasında işlenen soykırım]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/srebrenitsa-avrupanin-ortasinda-islenen-soykirim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/srebrenitsa-avrupanin-ortasinda-islenen-soykirim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Srebrenitsa’da yaşananlar sadece bir savaş suçu değil, insanlığın vicdanında açılmış derin bir yara olarak tarihe geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>20. yüzyılın sonunda Avrupa, insanlık tarihinin en ağır soykırımlarından birine sahne oldu. Yugoslavya’nın dağılmasıyla başlayan siyasi kriz, kısa sürede etnik ve dini temelli bir savaşa dönüştü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1992 yılında Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ülkede Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar arasında çatışmalar başladı. Bosna’daki savaşın temel hedeflerinden biri, Boşnak Müslümanların yaşadığı bölgeleri ele geçirmek ve bu bölgelerde demografik yapıyı değiştirmek oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sırp güçleri tarafından yürütülen saldırılar sırasında kuşatma altına alınan birçok şehir ağır bombardımanlara maruz kaldı. Srebrenitsa da bu süreçte stratejik öneme sahip bölgelerden biri haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler, 1993 yılında Srebrenitsa’yı "güvenli bölge" ilan etti. Ancak bu karar, tarihin en büyük soykırımlarından birinin yaşanmasını engelleyemedi. Aksine, silahsızlandırılmış ve uluslararası koruma altında olduğu belirtilen şehir, 1995 yılında büyük bir katliama sahne oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Temmuz 1995: Srebrenitsa’da insanlık tarihine geçen soykırım</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>11 Temmuz 1995 tarihinde General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçleri Srebrenitsa’ya girdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şehirde bulunan binlerce Boşnak sivil, Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hollandalı askerlerin koruması altındaki bölgeye sığındı. Ancak uluslararası güçlerin müdahale etmemesi sonucu Srebrenitsa savunmasız kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sırp güçleri, kadın ve çocukları bölgeden ayırırken erkek ve erkek çocuklarını topladı. Günler içerisinde binlerce Boşnak erkek sistematik şekilde öldürüldü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Katliam sırasında yaklaşık 8 bin 300’den fazla Boşnak Müslüman hayatını kaybetti. Cesetlerin izlerini kaybettirmek amacıyla toplu mezarlar açıldı, cenazeler farklı bölgelere taşındı ve delillerin yok edilmesine çalışıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük soykırım olarak kayıtlara geçti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Güvenli bölgenin sessizliği: Dünya neden müdahale etmedi?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa trajedisinin en acı yönlerinden biri sadece katliamın kendisi değil, uluslararası toplumun yaşananlara karşı sergilediği sessizlik oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen bir yerde binlerce insanın öldürülmesi, uluslararası sistemin büyük bir başarısızlığı olarak değerlendirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Dönemin Batılı ülkeleri, bölgede yaşanan gelişmeleri yakından takip etmelerine rağmen etkili bir müdahalede bulunmadı. Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin yeterli yetkiye sahip olmaması ve askeri müdahale konusunda isteksizlik göstermesi, katliamın önünü açtı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa, dünya kamuoyuna şu soruyu bıraktı:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Uluslararası kuruluşlar gerçekten sivilleri korumak için mi vardır, yoksa siyasi çıkarların şekillendirdiği yapılar mıdır?"</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu soru bugün Gazze başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan krizlerde yeniden gündeme gelmektedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Soykırımın arka planı: Etnik temizlik politikası</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa’da yaşananlar, sadece savaş sırasında meydana gelen rastgele bir saldırı olarak değerlendirilmedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uluslararası mahkemeler, Srebrenitsa’da yaşananları Boşnak nüfusu bölgeden tamamen ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir planın parçası olarak ele aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sırp güçlerinin amacı, Bosna’nın doğusundaki Müslüman nüfusun varlığını sona erdirmek ve bölgenin demografik yapısını değiştirmekti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Evlerinden edilen insanlar, toplama kamplarında işkence gördü, kadınlara yönelik sistematik saldırılar yaşandı ve binlerce kişi zorla göç ettirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa, bu politikanın en kanlı sembolü oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Katliam sorumluları nasıl yargılandı?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa katliamının ardından uluslararası kamuoyunun baskısıyla savaş suçlularının yargılanması için süreç başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, katliamın sorumlularını yargıladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sırp siyasi liderlerinden Radovan Karadziç ve askeri komutanlardan Ratko Mladiç, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mahkeme süreçleri, Srebrenitsa’da yaşananların bireysel saldırılar değil, organize ve sistematik suçlar olduğunu ortaya koydu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak birçok mağdur yakını için verilen cezalar hiçbir zaman kaybettikleri yakınlarını geri getirmedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bosna’da hâlâ kayıp kişilerin cenazeleri toplu mezarlardan çıkarılmaya devam ederken, binlerce aile yakınlarının akıbetini öğrenmeyi bekliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Srebrenitsa: Zulüm karşısında insanlığın imtihanı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aradan geçen yıllara rağmen Srebrenitsa’nın acısı kapanmış değil.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Her yıl 11 Temmuz’da binlerce kişi, katledilen yakınlarını anmak için Srebrenitsa’ya gelir. Yeni bulunan toplu mezarlar, geçmişte yaşananların unutulmadığını gösterir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Srebrenitsa, dünyaya önemli bir uyarı bırakmıştır: Irkçılık ve nefret söylemi kontrol edilmediğinde büyük felaketlere dönüşebilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün insanlık Srebrenitsa’yı anarken sadece geçmişi hatırlamamalı, benzer trajedilerin dünyanın herhangi bir yerinde tekrar yaşanmaması için sorumluluk almalıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çünkü Srebrenitsa’nın en büyük dersi şudur:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bir yerde adalet yoksa, başka yerlerde de güvenli bir gelecek kurmak mümkün değildir.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Srebrenitsa, unutulmaya çalışıldıkça hatırlatılması gereken bir gerçekliktir. Her yeni toplu mezar, her teşhis edilen kurban, yalnızca geçmişin değil, bugün hâlâ yaşanmakta olan adaletsizliklerin de bir hatırlatıcısıdır.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/srebrenitsa-avrupanin-ortasinda-islenen-soykirim</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/srebrenitsa-avrupanin-ortasinda-islenen-soykirim.jpg" type="image/jpeg" length="91138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Marketlerin 5 psikolojik yöntemi]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/marketlerin-5-psikolojik-yontemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/marketlerin-5-psikolojik-yontemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre marketler, tüketicilerin daha fazla harcama yapmasını teşvik eden çeşitli psikolojik yöntemlerden yararlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Markete yalnızca ekmek, süt veya birkaç temel ihtiyaç almak için gidip, kasaya geldiğinizde sepetinizin beklediğinizden çok daha dolu olduğunu fark ettiğiniz oldu mu? Uzmanlara göre bu durum, sadece bireysel alışkanlıklardan kaynaklanmıyor.</p>

<p>Psikolog Eloise Skinner ve perakende uzmanlarının değerlendirmelerine göre, marketler müşterilerin mağazada daha fazla zaman geçirmesi ve daha fazla ürün satın alması için çeşitli psikolojik stratejiler uyguluyor.</p>

<p><strong>1. Temel ihtiyaç ürünleri genellikle mağazanın arka bölümlerine yerleştiriliyor</strong></p>

<p>Ekmek, süt, yumurta gibi sık tüketilen ürünlerin marketlerin arka reyonlarında bulunması tesadüf değil. Uzmanlara göre amaç, müşterilerin ihtiyaç duydukları ürüne ulaşmak için mağazanın büyük bölümünü dolaşmasını sağlamak.</p>

<p>Bu süreçte tüketiciler, indirim stantları, kampanyalı ürünler ve dikkat çekici raf düzenleriyle karşılaşıyor. Böylece planlanmayan satın alma davranışlarının artması hedefleniyor.</p>

<p>Perakende uzmanı Kayleigh Fazan, tüketicilerin seçimlerinin bireysel olduğunu ancak ürünlerin yerleşim şeklinin satın alma davranışları üzerinde önemli etkiler oluşturabildiğini belirtiyor.</p>

<p><strong>2. Market düzeni belirli aralıklarla değiştiriliyor</strong></p>

<p>Tüketicilerin alışık oldukları ürünleri zaman zaman farklı reyonlarda görmeleri de bilinçli bir uygulama olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bu yöntem, müşterilerin aradıkları ürünleri bulmak için mağazada daha fazla zaman geçirmelerine neden oluyor. Yapılan araştırmalar da mağazada geçirilen sürenin uzamasının, ihtiyaç dışı ürün satın alma olasılığını artırabildiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>3. Giriş bölümlerindeki ürün ve kampanya düzenlemeleri dikkat çekiyor</strong></p>

<p>Market girişlerinde sıklıkla taze meyve-sebzeler, çiçekler, indirim afişleri ve kampanyalı ürünler yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, bu düzenlemenin tüketicilerde olumlu bir ruh hali oluşturmayı amaçladığını ifade ediyor. Ayrıca "sınırlı süre", "kaçırılmayacak fırsat" gibi mesajların, tüketiciler üzerinde satın alma baskısı oluşturabildiği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kayleigh Fazan'a göre alışveriş kararları her zaman tamamen rasyonel değil; duygusal faktörler de satın alma davranışında önemli rol oynuyor.</p>

<p><strong>4. Marketlerde çalınan müzik alışveriş süresini etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre marketlerde tercih edilen sakin ve düşük tempolu müzikler de alışveriş davranışlarını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Psikolog Eloise Skinner, bu tür müziklerin müşterilerin mağazada daha rahat hissetmesini ve daha uzun süre kalmasını teşvik edebildiğini belirtiyor. Bazı araştırmalar, ortam müziğinin tüketicilerin ruh hali ve alışveriş süresi üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>5. Büyük alışveriş arabaları daha fazla ürün almaya yönlendirebiliyor</strong></p>

<p>Uzmanlara göre alışveriş arabalarının boyutu da tüketici davranışlarını etkileyebiliyor.</p>

<p>Eloise Skinner, büyük alışveriş arabalarının daha uzun süre boş görünmesinin, tüketicilerde yeterince alışveriş yapılmadığı algısı oluşturabileceğini ve bunun da daha fazla ürün satın alınmasına yol açabileceğini ifade ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Gündem</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/marketlerin-5-psikolojik-yontemi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/01/yilin-son-ayinda-market-endeksi-yuzde-344-artti.jpg" type="image/jpeg" length="67236"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM PARTİ'NİN ''ZALİM'' DEDİKLERİ MÜSLÜMANLAR MI?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/dem-partinin-zalim-dedikleri-muslumanlar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/dem-partinin-zalim-dedikleri-muslumanlar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dini değerlere yönelik saldırıları "mizah", marjinal oluşumları "özgürlük" kılıfıyla savunan DEM Parti’nin seçici adalet anlayışı kamuoyunda tepki çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti’nin özgürlük söylemlerindeki samimiyetsizlik ve toplumsal değerlere yönelik iki yüzlü tutumu, son gözaltı olaylarının ardından bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. İnanç düşmanlığını "mizah", marjinal dayatmaları "özgürlük" olarak pazarlayan parti, konu aziz İslam dini ve Müslümanların kutsalları olduğunda adeta bir şer kalkanına dönüşüyor.</p>

<p>Son olarak Kur'an-ı Kerim'le alay eden Deniz Göktaş'a sahip çıkarak; ''Yaptığı stand-up gösterisinin ardından çeşitli çevreler tarafından hedef gösterilen ve hakkında “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatılan Deniz Göktaş, yurt dışı dönüşünde havalimanında gözaltına alındı.</p>

<p>Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar kabul edilemez, politik mizah yargılanamaz.</p>

<p>Linç kültürüyle beslenen ve araçsallaştırılmış yargı eliyle hakim kılınmaya çalışılan bir baskı ortamının hiçbir yurttaşımıza faydası yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır.'' açıklaması yaptı.</p>

<p>"Politik mizah yargılanamaz" çığırtkanlığı yapan DEM Parti, milyonlarca insanın inancıyla alay edilmesini pişkinlikle savunuyor. Geçmişte de Peygamber Efendimize hakaret eden Leman Dergisi’ne meclis kürsülerinden sahip çıkacak kadar ileri giden bu yapı, kutsallara saldırıyı "ifade özgürlüğü" kılıfıyla meşrulaştırmaya çalışıyor.</p>

<p>Ancak aynı DEM Parti, geçtiğimiz aylarda Rahmi Koç’un anlattığı Kürt kadınlarına alenen hakaret eden sözde bir fıkra karşısında haklı bir tepkiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Peki İslam’a ve Kur’an-ı Kerim’e yapılan saldırılarda niye "Zalimlerin kabusu mizah" deniliyor?</p>

<p>"Mizah tarih boyunca zalimlerin kabusu olmuştur" diyerek mukaddesatla alay edenlerin arkasında duran DEM Parti’ye sormak gerekiyor: Sizin zalim dedikleriniz, milyarlarca insanın iman ettiği Kur'an-ı Kerim'e ve yüce İslam inancına sahip çıkan Müslümanlar mıdır?</p>

<p>DEM'in bu özgürlük seçiciliği de yeni değil. Bu ülkenin inancına ve kültürüne yabancılaşan bu zihniyet, toplumun en temel direği olan aile yapısını koruma çabaları söz konusu olduğunda "kadın düşmanlığı" olarak lekelemeye çalışırken, ne idüğü belirsiz sapkın oluşumların meydanlarda boy göstermesi için de mihmandarlık yapıyor. Ya da eline taş ve silah verilen çocuklar özgür iradeli oluyor, başörtüsü takanlar camiye gidenler baskı altında kalmış oluyor..</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/dem-partinin-zalim-dedikleri-muslumanlar-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/07/collage-72.png" type="image/jpeg" length="48034"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[101 yıl geçse de Diyarbakır'ın Şehidi Şeyh Said ve yarenleri unutulmayacak!]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/101-yil-gecse-de-diyarbakirin-sehidi-seyh-said-ve-yarenleri-unutulmayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/101-yil-gecse-de-diyarbakirin-sehidi-seyh-said-ve-yarenleri-unutulmayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir." şeklindeki tarihi ifadeleri haykırdıktan sonra 46 yareniyle idam edilen Şeyh Said Efendi, 101 yıldır Müslüman Kürt halkının zihninde ve kalbinde yer tutuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Şeyh Said Efendi ve 46 arkadaşı, Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından şehid edilişlerinin 101'inci yıldönümünde, rahmet ve minnetle yâd ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tarihin unutulmaz hadiselerinden biri olan Şeyh Said Kıyamı; 13 Şubat 1925'te, Dara Hênê (Hani) vilayetinin Eglê (Eğil) bucağına bağlı Piran (Dicle) köyünde başladı. Osmanlı'nın çöküşünden sonra İslam'a verilen zararlardan endişe eden ve endişesini de gittiği her yerde dile getiren Şeyh Said Efendi, sahip olduğu her şeyi bu mücadele uğruna feda etti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said ve 46 yareninin, 29 Haziran 1925'te Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından Diyarbakır'da idam edilmelerinin üzerinden 101 yıl geçse de İslam adına verilen bu mücadeleyi Müslüman Kürd halkı hiçbir zaman unutmadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir" sözünü tarihe kazıyan Şeyh Said Efendi'nin mücadelesi, bazı kesimlerin dillendirdiği gibi kavmi ve entinisiteye dayanan bir süreç de değildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şeyh Said Efendi kimdir?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>1865, bir rivayete göre ise 1866 yılında Elazığ'ın Palu ilçesinde dünyaya geldi. Çocukluğunu, Palu ve Hınıs'ta geçirdi. Babası Şeyh Mahmud Fevzi'nin o zamanlar Palu, Piran ve Hınıs'ta medreseleri vardı. İlmi tahsilini babası Şeyh Mahmud Fevzi'nin medreselerinde, bölgenin en birikimli âlimlerinin yanında yapan Şeyh Said, Palu'da Şeyh Hasan, Muş'ta Molla Muhammed, Malazgirt'te Molla Musa ve Molla Abdulhamid'in yanında okudu. Şeyh Said özel bir eğitime tabi tutularak en yetenekli mollalardan İslami ilimler alanında ciddi bir eğitim aldı ve medresede ders vermeye başladı. Babasının vefatıyla medrese ve tekke hizmetlerini yürütme vazifesi, ailenin büyüğü olan Şeyh Said'e kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said, kendi dönemindeki âlimler içerisinde en muteber âlimler arasındadır. Klasik medrese usulüne vakıf olan Şeyh Said Efendi'nin, astronomi, felsefe, geometri (hendese), matematik gibi ilimleri de iyi bildiği belirtilmektedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said'in Kürtçenin Kırmanci ve Zazaki lehçelerinin yanı sıra Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca ve Ermenice dillerini bildiği nakledilir. Ermeniceyi, Palu ve Hınıs'ta yaşayan Ermenilerden öğrenmiştir. Şeyh Said Efendi hakkında; Hıristiyanlığa ciddi derecede vakıf olduğu da söylenir. Ermeniler birçok konuda anlaşmazlığa düştüklerinde Şeyh'in yanına gelirler ve onun hakemliğinde problemlerini hallederlerdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kemalist rejimin İslam ve İslami değerlere saldırıları kıyama neden oldu</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tarihin unutulmaz hadiselerinden olan Şeyh Said Kıyamı; 13 Şubat 1925'te, Dara Hênê (Hani) vilayetinin Eglê (Eğil) bucağına bağlı Piran (Dicle) köyünde başladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Halifeliğin kaldırılması, "Türk Ulus Devleti"nin oluşturulması ve yeni sistemin dayatmaları sonucu, İslami kurumlar kapatılmış, İslami eğitim sistemi lağvedilmişti. Bu gidişatın zulüm olduğuna ve buna karşı durulması gerektiğine inanan Şeyh Said Efendi, kıyamdan çok daha önce bölge şeyh ve ağalarına gönderdiği mektuplarda, Kemalist sistemden şikâyet ediyor, ayağa kalkma (kıyam) fikri öneriyordu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayaklanmanın niteliğine vakıf olmak adına Şeyh Said'in bazı mektuplarına göz atılabilir. Urfa'daki Milli Aşireti Reisi Halil Bey'e gönderdiği mektupta, Şeyh Said Efendi şu ifadelere yer verir:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Şimdiki hükümet İslam Hilafetini, Saltanatı, meşihatı İslamiye'yi (Şeyhülislam Makamı) ve ilim medreselerini ilga etmiş, Evkaf Nezaretini (Vakıflar Bakanlığı) kâfirlik maarifine ilca etmiş (çevirmiş), kadınlık mesturunu (örtünme) kaldırmış, zinayı ve içki içilmesini, kadınların yabancılarla dans yapmasını mübah kılmış, bu gibi fuhşiyata mahsus mesela dans salonu, tiyatro, sinema, bar ve umumhane gibi geniş binalar inşa etmişler, Allah (celle celaluhu) ve Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) dini olan dinimizle istihza (alay) etmekte bulunmuşlar, onların namına olarak ahkâmı İslamiyeyi tahkir ve İslamiyet'in esaslarını değiştirmişler, erkânı sarsmışlar, dine karşı ve bu din erbabına karşı ilan-ı harp eylemişler. Allah Taala din ve Şeriatın intikamını almaya başlamıştır. Himmetinizden muavenet talebinde bulunuyorum, bütün aşiretlerinize bildiriniz."</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kıyamın başlangıcı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said, yeni rejimin yapısından hiç hoşnut değildir. İslam ve İslami değerlere saldırıları nedeniyle Kemalist rejime karşı koymayı düşünür. Nitekim 27 Aralık 1924'te Hınıs'tan Kırıkhan köyüne gelir. Mir Selim-ê Zirkani ile bölgenin tüm ileri gelenleri, Şeyh Said Efendi'yi burada ziyaret eder. Şeyh Said Efendi, kıyam kararını ilk olarak burada açıklar. Bu karar, "Şeriat-i Ğarra-i Ahmediyye" için harekete geçmektir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>15 Ocak günü Genç'e geçen Şeyh Said, burada bulunduğu yedi gün içinde, Solhan, Melikhan, Karakoçan, Çan nahiyesi şeyhleri, Karlıova, Cibran aşireti reisi ve Genç ağaları ile bir araya gelir. Burada yapılan istişareler, alınan önemli kararlar, hemen her tarafa bildirilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Durumdan haberdar olan Kemalist rejim, kıyamı doğmadan boğmak için Piran'da bir provokasyon sahneye koyar. Şeyh Said'in 1926'da başlaması öngörülen kıyamı erken doğuma zorlanır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Devlet tarafından hazırlanmış 12 kişilik bir müfreze, Şeyh Said Efendi Piran'da bir düğündeyken oraya gelir. Yöredeki mahkûmlar da herkes gibi Şeyh Said Efendi'yi dinlemek için gelmiştir. Askeri müfreze, "Mahkûmları götüreceğiz" diye ısrar eder ve silah patlatır. Çıkan çatışmada, Hasan Tahsin isminde bir müfreze mülazımı ölür, birkaç asker yaralanır, diğerleri esir alınır. Böylece kıyam, zamanından önce başlamış olur.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Bu kıyam, İslam'ın bu topraklarda yeniden hâkim kılınması içindir"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said kıyamı, kısa bir sürede üç koldan yayılmaya başlar. Kıyamın en büyük eksikliği askeri önderliğin olmayışıdır. Kıyam saflarındaki Miralay Halid Bey ve arkadaşlarının bir yıl önceden gözaltına alınması, askeri tecrübesi olmayan kıyam önderlerinin taktik ve strateji geliştirmesini engeller.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kıyam rehberi Şeyh Said, 14 Şubat 1925 günü, yani Piran hadisesinden bir gün sonra ilk yazılı emrini verir:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Bismillahirrahmanirrahim. Bizler İslam'ın ve İslam Peygamberi'nin yüceltileceği ve zalim Mustafa Kemal'in kendi eliyle kurduğu hükûmetin zevale uğratılacağı ve onların yeryüzünden silineceği bir zamana girmiş bulunuyoruz. Cihat etmek her Müslümana farzdır. Bu kıyam, İslam'ın bu topraklarda yeniden hâkim kılınması içindir. Bu çağrı, sizin Müslüman kabilenizin bu büyük cihada katılması içindir. Bu davete içtenlikle 'Lebbeyk' diyeceğinize inanıyorum.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ey insanlar! İslam'ı bu kâfirlere karşı koruyalım. Aksi takdirde bu kâfir hükûmet, bizi de kendisi gibi yapacaktır. Bunun için, ona karşı cihat etmek farzdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Emir'el- Mûcahidin Seyyid Mûhammed Said el- Naqşibendi"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Piran'daki olay duyulur duyulmaz, Kürdistan'ın bütün aşiret reisleri Karakoçan'ın Çan nahiyesinde toplanıp karar alır. Bölgenin tanınmış âlimlerinden Şeyh Ahmed Efendi'nin türbesinin yanında, kıyama ihanet edilmemesi için Kur'an-ı Kerim üzerine yemin edilir. Bu plan gereğince cepheler ve bu cephelerin komutanları belirlenir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kemalist rejimin oyunları</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Hareketin başlangıcında Fethi Okyar, kıyama biraz daha ılımlı baktığı için, Mustafa Kemal'in emri ile istifa ettirilip onun yerine "Biz hocaları ortadan kaldırmadıkça, hiçbir şey yapamayız" diyen İsmet İnönü, başbakan yapılır. Takrir-i Sükûn kanunu çıkarılarak Şark İstiklal Mahkemeleri kurulur.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Müslümanların, Şeyh Said önderliğindeki kıyamını silahla durduramayacağını anlayan Kemalist rejim, para karşılığı satın aldığı uşaklarını kıyam erlerinin arasına sokarak hareketin rotasını değiştirmeye çalışır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şubat ayının sonlarında bazı aşiretler, Kemalist rejimin tehdit ve telkinleriyle, Şeyh Said'e biat etmelerine rağmen O'nu arkadan vurur. Bu durum, harekette bir dönüm noktası olur ve artık her şey rejimin lehine işlemeye başlar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kıyamın Diyarbakır önlerinde durduruluşu acı felaketi getirir. Diyarbakır merkezde rejim tarafından yönetilen provokatörler "Bıji Şeyh Said" sloganları ile hırsızlık yapar, hatta namusa saldırır. Ne var ki ahali bu durumdan çok da haberdar değildir. Bu provokasyonlar, Diyarbakır halkının Şeyh Said ve yarenlerine istenilen düzeyde yardım edilmesini engeller.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kaldı ki silah ve teçhizat eksikliği de kıyamın başarısızlığının en büyük nedenlerinden biridir. Çevre illerden ele geçirilen topları kullanabilecek hiç kimse yoktur. Bundan dolayı ele geçirilen ağır silahlar tahrip edilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Unutulmayacak büyük ihanet</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said'in bacanağı Binbaşı Kasım, Şeyh Said kuvvetleri ile beraber idiyse de aslında Kemalist rejim tarafından satın alınmıştır. Binbaşı Kasım, Şeyh Said ve hareketin seyri hakkında rejime her zaman bilgi verir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said ve beraberindekiler, 14 Nisan'da, doğuya doğru yola koyulur. 15 Nisan'da Muş'taki Abdurrahman Paşa Köprüsü'ne geldiklerinde, Şeyh Said Efendi, bizzat bacanağı Kasım Bey tarafından esir alınır ve Kemalist rejime teslim edilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ihanet Kürt tarihindeki ne ilk ne de son ihanettir. Şeyh Said Efendi, kıyamı süresince 3 kez büyük ihanete uğrar. Biri, Malatya üzerine yürürken Alevilerden, biri Kiğı üzerine yürürken Kürt milliyetçisi Xormek aşiretinden, sonuncusu ve nihai darbeyi ise bacanağı Binbaşı Kasım Bey'den alır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şeyh Said savunmasını verir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Daha sonra baskı, zulüm ve katliam dolu günlerde, Şeyh Said ve arkadaşları tutuklanarak Diyarbakır'a getirilir. Ardından Şeyh Said Efendi, zulümleri ve katliamları meşrulaştıran dönemin Şark İstiklal Mahkemelerinde yargılanır. "Yargılama" sürecinde konuşan Şeyh Said, savunmasında, İslam hukukundan hareketle kıyamın vacip olduğunu, sistemin halka zulmettiğini, küfrün yayılmaya başladığını, İslam'a saldırı olduğunu belirterek hareketinin başlama sebeplerini anlatır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İdam sehpasına çıkışı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said, bugün Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesinde kendi adıyla anılan "Şeyh Said Meydanı'nda" idam edilir. 101 yıl önce 46 arkadaşıyla beraber idam sehpasına çıkarılan Şeyh Said Efendi'nin yüzünde ve hareketlerinde hiçbir korku ya da tereddüt olmamakla beraber tekbirlerle idam sehpasına gittiği o günün tanıkları tarafından anlatılagelmiştir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Müslüman halkın dini ve kültürel değerlerine karşı İttihat ve Terakki zihniyetinin başlattığı süreçte yaşanan zulümlere karşı durduğu için hedef alınan Şeyh Said ve yarenlerinin şehid edilmesinin ardından, Müslüman Kürt halkı üzerinde büyük bir zulüm furyası başlatılır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sürgünler ve toplu katliamlarla beraber İslami değerlere karşı tasfiye süreci işletilir. Bu dönemde binlerce insan katledilir. Toplumun önderleri konumunda olan birçok âlim idam edilir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden insanlar hayattan koparılır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kıyam, tamamen İslami bir endişe ile gerçekleştirildi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said'in mücadelesi bazı kesimlerin dillendirdiği gibi kavmi, entinisiteye dayanan bir süreç değildi. Bu anlamda gayret içerisine girenler bu büyük zatı bir bölgeye, bir halka münhasır kılarak milliyetçi/ulusalcı bir karaktere büründürerek, onu Müslüman milletlerden zihni ve duygusal olarak koparmayı hedeflemektedir. Şeyh Said Efendi'nin mücadelesi Kürdistan'a hapsedilecek ve sadece Müslüman Kürd halkının özeline indirgenecek bir kıyam değildi. Bu mücadele tarih boyu var olan hak-batıl mücadelesinin örneklerinden biriydi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Cumhuriyetin ilanından sonra Hilafet kurumunun lağvedilmesi ve İslami değerlere olan saldırılar, Osmanlı bakiyesi topraklarda tüm Müslüman halklarda olduğu gibi Kürtler üzerinde de çok büyük olumsuz etkilere neden oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kemalist sistem Türk etnik ulusçuluğunu siyasal sisteme dönüştürürken bu toprakların asli unsuru olan Kürtleri dışlamıştı. Bütün bu gerekçelerin tamamı Şeyh Said hareketine zemin hazırlamıştı. Şeyh Said Efendi ve tüm Kürt ileri gelenleri, durum değerlendirmesi yapmış ve Kemalist rejimin İslam düşmanlığına karşı çıkılmaması durumunda bu vebale ortak olunacağına kanaat etmişlerdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Ne ben Hazreti Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir"</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Said, mücadelesinin ilk aşamalarında çoğu zaman ailesinden uzak kalıyordu. Zamanını, İslami değerleri ayakta tutma mücadelesine adıyordu. Bu süreçte hanımıyla çok dikkat çekici bir diyalog yaşayan Şeyh Said, şu dersi veriyordu:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>"Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine de bunlara karşı çıkacağım. Ne ben Hazreti Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bunlara karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi 'Ey Said! Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah'ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!"</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>"Mücadelem Allah ve dini içindir"</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Şeyh Said Efendi, idam edilmeden önce varlık gerekçesini ortaya koyarak, "Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir." şeklindeki tarihi ifadeleri haykırmış, kendinden sonra gelecek nesillere hem davasının mefhumunu anlatmış hem de zalimlerin yüzüne karşı hakkı dile getirmişti. </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/101-yil-gecse-de-diyarbakirin-sehidi-seyh-said-ve-yarenleri-unutulmayacak</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 19:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/101-3.jpg" type="image/jpeg" length="38378"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çölün ortasındaki korku kampı: Esed rejiminin işkence üssü Tedmur]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/colun-ortasindaki-korku-kampi-esed-rejiminin-iskence-ussu-tedmur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/colun-ortasindaki-korku-kampi-esed-rejiminin-iskence-ussu-tedmur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suriye'de muhaliflerin sesini kısmak için bir infaz mekanizması gibi işletilen Tedmur Cezaevi, "karşılama törenleri"nden dakikalar içinde verilen idam kararlarına kadar insanlık dışı tüm uygulamaların merkezi oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fransız manda yönetimi döneminde 1930'lu yıllarda at ahırı olarak inşa edilen yapı, önce askeri tesise, ardından askeri cezaevine dönüştürüldü.</p>

<p>1966'dan itibaren siyasi tutukluların gönderilmeye başlanmasıyla birlikte Tedmur, sistematik işkencenin ve infazların merkezi haline geldi.</p>

<p>Hafız Esed'in 1970 yılında iktidara gelmesiyle cezaevi, rejime muhalif Müslümanlar, solcular, milliyetçiler ve farklı siyasi görüşlerden binlerce kişinin tutulduğu bir korku kampına dönüştü.</p>

<p><strong>1980 katliamı: Bir gecede yaklaşık bin 200 tutuklu öldürüldü</strong></p>

<p>Tedmur Cezaevi denildiğinde akla gelen ilk olay, 27 Haziran 1980'de gerçekleştirilen katliam oldu.</p>

<p>Hafız Esed'e yönelik suikast girişiminin ardından kardeşi Rıfat Esed'in komutasındaki Savunma Tugayları cezaevine baskın düzenledi.</p>

<p>İnsan hakları kuruluşlarının tahminlerine göre yaklaşık bin 200 tutuklu saatler içerisinde kurşuna dizilerek öldürüldü.</p>

<p>Cesetlerin büyük bölümü çöl bölgesindeki toplu mezarlara gömüldü.</p>

<p>Katliam, modern Ortadoğu tarihinin en büyük cezaevi infazlarından biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p><strong>İşkencenin adı: "Karşılama töreni"</strong></p>

<p>Tedmur'a getirilen her tutuklu, daha cezaevine girmeden saatler süren ağır işkenceden geçiriliyordu.</p>

<p>Hayatta kalan eski tutukluların anlatımlarına göre mahkumlar otomobil lastiklerinin içine sokuluyor, ardından yüzlerce kırbaç darbesine maruz bırakılıyordu.</p>

<p>Bazı tanıklar, tutukluların kanalizasyon sularını yalamaya zorlandığını, bunu reddedenlerin ise ölümüne dövüldüğünü aktarıyor.</p>

<p>İşkence yalnızca ilk günle sınırlı kalmıyordu. Gün içinde defalarca dayak, askıya alma, elektrik verme ve psikolojik baskı uygulanıyordu.</p>

<p>Mahkumlar birbirlerini dövmeye zorlanıyor, tedavi edilmelerine izin verilmiyor, en küçük itiraz ise ağır cezalarla karşılık buluyordu.</p>

<p><strong>İnsan yaşamına uygun olmayan hücreler</strong></p>

<p>Eski tutukluların ifadelerine göre Tedmur'daki koğuşlar insanların yaşayabileceği koşullardan tamamen uzaktı.</p>

<p>Kalın beton duvarlarla çevrili, havasız ve aşırı kalabalık koğuşlarda yüzlerce kişi aynı alanı paylaşmak zorunda bırakılıyordu.</p>

<p>Penceresi bulunmayan hücrelerde yaşanan boğulma vakaları nedeniyle tavana küçük açıklıklar açıldı. Ancak bu açıklıklar havalandırma amacıyla değil, gardiyanların mahkumları 24 saat gözetleyebilmesi için kullanılıyordu.</p>

<p>Mahkumların tavana bakması dahi yasaktı.</p>

<p><strong>Sessizlik zorunluydu</strong></p>

<p>Cezaevinde yüksek sesle konuşmak, toplu yürümek, dini ibadet yapmak hatta koğuş içinde normal şekilde hareket etmek bile yasaktı.</p>

<p>Tutuklular yalnızca fısıldayarak konuşabiliyor, aile görüşmeleri ise ya hiç yaptırılmıyor ya da rüşvet karşılığında birkaç dakikayla sınırlandırılıyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüş sırasında cezaevindeki işkenceden söz edenler yeniden ağır işkenceye maruz kalıyordu.</p>

<p>Mahkemeler dakikalar içinde ölüm kararı veriyordu</p>

<p>Tedmur'da kurulan askeri saha mahkemeleri, hukuki bir yargılamadan çok infaz mekanizması olarak çalışıyordu.</p>

<p>Eski tutukluların anlatımlarına göre sanıklar gözleri bağlı şekilde mahkeme salonuna çıkarılıyor, kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmeleri isteniyordu.</p>

<p>İnkâr edenler yeniden işkenceye götürülüyor, kabul edenlerin dosyası ise çoğu zaman bir dakikadan kısa sürede sonuçlandırılıyordu.</p>

<p>Ardından idam kararı okunuyor ve infaz süreci başlıyordu.</p>

<p><strong>On binlerce infaz iddiası</strong></p>

<p>Eski tutukluların ortak tanıklıklarına göre cezaevinde yıllarca haftanın belirli günlerinde toplu idamlar gerçekleştirildi.</p>

<p>İdam edilenler onlarca kişilik gruplar halinde darağaçlarına çıkarılıyor, cesetleri daha sonra Tedmur çölündeki toplu mezarlara taşınıyordu.</p>

<p>Hayatta kalan bazı eski tutuklular, kendi kayıtlarına göre yıllar içerisinde infaz edilenlerin sayısının 25 ila 35 bin arasında olabileceğini öne sürüyor.</p>

<p>Bu rakamlar bağımsız biçimde doğrulanamamış olsa da Tedmur'un, Esed rejiminin en büyük infaz merkezlerinden biri olduğu konusunda insan hakları kuruluşları arasında geniş görüş birliği bulunuyor.</p>

<p><strong>Beşar Esed döneminde yeniden açıldı</strong></p>

<p>2001 yılında kapatılan Tedmur Cezaevi, Suriye devriminin başlamasının ardından 2011'de yeniden faaliyete geçirildi.</p>

<p>Bu kez rejim karşıtı göstericiler, aktivistler ve muhalifler cezaevine gönderildi.</p>

<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün verilerine göre cezaevinde kısa süre içinde yaklaşık 2 bin 500 tutuklu bulunuyordu.</p>

<p>2015 yılında DAİŞ'in Tedmur'u ele geçirmesinden önce tutuklular başka cezaevlerine nakledildi. Örgüt daha sonra cezaevini patlayıcılarla havaya uçurdu.</p>

<p>Hak savunucuları ise cezaevinin yıkılmasının, Esed rejiminin işlediği suçların fiziksel delillerinin de büyük ölçüde ortadan kaldırılmasına yol açtığını savundu.</p>

<p><strong>Hafızalarda silinmeyen bir sembol</strong></p>

<p>Bugün Tedmur Cezaevi ayakta olmasa da Suriye'de Esed ailesi döneminde yaşanan sistematik işkence, zorla kaybetme, keyfi infaz ve ağır insan hakları ihlallerinin en güçlü sembollerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.</p>

<p>İnsan hakları örgütleri, Tedmur'da yaşananların bağımsız biçimde araştırılması, toplu mezarların ortaya çıkarılması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi çağrılarını sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/colun-ortasindaki-korku-kampi-esed-rejiminin-iskence-ussu-tedmur</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/colun-ortasindaki-korku-kampi-esed-rejiminin-iskence-ussu-tedmur.jpg" type="image/jpeg" length="99182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müttefik görünümlü karanlık ittifak: NATO'ya güven olur mu?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/muttefik-gorunumlu-karanlik-ittifak-natoya-guven-olur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/muttefik-gorunumlu-karanlik-ittifak-natoya-guven-olur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin 1952 yılında dahil olduğu NATO, kurulduğu günden bu yana bölgeye kan, gözyaşı ve darbelerden başka bir şey getirmedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Kuzey Atlantik Paktı’na (NATO) dahil olmasının üzerinden onlarca yıl geçti. Kore Savaşı’nda binlerce Türkiye askerinin öldürülmesi ve ciddi yaralar alması pahasına girilen bu ittifak, geçen zaman zarfında Türkiye için bir güvenlik kalkanı olmak bir yana, bizzat egemenliğini ve istikrarını hedef alan bir tehdit odağı haline geldi.</p>

<p>Uzmanlar ve analistler, <em><strong>"NATO demek ABD demektir. Amerika’yı altından çekip aldığınızda ortada ne NATO kalır ne de Kuzey Atlantik Anlaşması" </strong></em>diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor.</p>

<h3><strong>KORE'DE ÖDENEN AĞIR BEDEL</strong></h3>

<p>Türkiye, NATO’ya kabul edilmek adına adeta bir "kan bedeli" ödedi. 1950 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Kore’ye gönderilen Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki ilk Tugay ile başlayan süreçte, toplamda 21 bin 212 Türkiye askeri cepheye sürüldü. Bu kirli savaşta 724 asker ölürken binlercesi yaralandı, esir düştü ya da kayboldu. Bu ağır bedelin ardından Türkiye, 18 Şubat 1952’de resmen NATO üyesi yapıldı.</p>

<h3><strong>KOMÜNİZM BİTTİ: HEDEFE İSLAM'I KOYDULAR!</strong></h3>

<p>Türkiye’nin NATO’ya giriş gerekçesi "<em>Kuzeyden gelebilecek Komünizm tehdidi"</em> olarak pazarlanmıştı. Ancak 1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu yapay tehdit ortadan kalktı. Bu tarihten sonra NATO, gerçek yüzünü saklama gereği duymayarak yeni bir "düşman hedef" belirledi: İslam ve Müslüman coğrafyası! Dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın da itiraf ettiği bu karanlık strateji, İslam dünyasını istikrarsızlaştırma ve sömürme planının ilk sinyaliydi.</p>

<blockquote>
<p><em><strong>Uzmanlar şu tespitte bulunuyor: "Kafalarımız karışmasın; dün komünizmi bahane ederek coğrafyamıza çökenler, bugün İslam’ı hedef alarak terör örgütlerini besliyor."</strong></em></p>
</blockquote>

<h3><strong>HER DARBENİN ARKASINDA ONLAR VAR</strong></h3>

<p>Türkiye’nin siyasi tarihine bakıldığında, millet iradesine vurulan her prangada, dökülen her kanda emperyalist NATO-ABD şer ekseninin parmak izi net bir şekilde görülüyor. Milletin hafızasında tazeliğini koruyan şu sorular, bu kirli ittifakın gerçek yüzünü ortaya koyuyor:</p>

<p><strong>27 Mayıs ve 12 Eylül:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyonist ve emperyalist emellere hizmet eden askeri darbelerin arkasında NATO odakları yok muydu? "Bizim çocuklar başardı" diyenler kimlerdi?</p>

<p><strong>Kıbrıs Ambargosu:</strong></p>

<p>1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Müslüman halk katledilmekten kurtarılırken, Türkiye’ye en ağır ambargoları koyan bu sözde müttefik ABD-NATO değil miydi?</p>

<p><strong>28 Şubat Post-Modern Darbesi:</strong></p>

<p>İslami kimliği ve dindar halkı hedef alan, tankları yürüten zihniyetin arkasında yine aynı şer şebekesi vardı.</p>

<p><strong>15 Temmuz Darbe Girişimi:</strong></p>

<p>Müslüman halkımızın kanıyla bastırdığı 15 Temmuz hain darbe ve işgal hareketinin arkasındaki lojistik ve siyasi aklın ABD ve NATO üsleri olduğu gizlenemez bir hakikat olarak ortadadır.</p>

<h3><strong>PKK/YPG'NİN HAMİSİ NATO!</strong></h3>

<p>Bugün binlerce masum insanı katleden İslami ve Müslümanları yegane düşman görerek bölgeyi ateş yerine döndüren PKK/YPG’yi binlerce tır silahla besleyen, eğiten ve koruyan yine aynı ABD ve NATO müttefikleridir. Maddi ve manevi olarak Türkiye’yi kuşatmak isteyen bu yapı,malum yapıları birer taşeron olarak kullanmaktadır.</p>

<h3><strong>ABD/NATO'YA NASIL GÜVENEBİLİRİZ!</strong></h3>

<p>Tarihsel gerçekler ve yaşanan acı tecrübeler açıkça göstermektedir ki; Müslümanların kanı üzerinden strateji geliştiren, üye ülkelerin iç işlerine darbe ve çeşitli örgütlerle müdahale eden bu yapıya güvenilemez. Kamuoyu haklı olarak soruyor: Kendi müttefikini sırtından hançerleyen, PKK/YPG'yi bağrına basan bu ABD’ye ve NATO’ya daha ne kadar güvenilecek?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/muttefik-gorunumlu-karanlik-ittifak-natoya-guven-olur-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/gemini-generated-image-i6116ui6116ui611.webp" type="image/jpeg" length="74698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dem Parti buna da karşı çıktı: Suça sürüklenen çocuklar...]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/dem-parti-buna-da-karsi-cikti-suca-suruklenen-cocuklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/dem-parti-buna-da-karsi-cikti-suca-suruklenen-cocuklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suç şebekelerinin çocukları birer kalkan olarak kullanmasının önüne geçme amacıyla hazırlanan rapora DEM Parti’den sert tepki çeken bir muhalefet şerhi geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM’de çocukların suça sürüklenmesini önlemek amacıyla kurulan araştırma komisyonunun raporuna DEM Parti tarafından düşülen muhalefet şerhi, kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı. Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın ve Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez imzalı şerhte, rapordaki ceza artırımı ve infazın ağırlaştırılması yönündeki somut önerilere karşı çıkılması, "cezasızlık algısını büyüteceği" gerekçesiyle sert eleştiri alıyor.</p>

<p>DEM Parti, suçun tekrarlanması durumunda çocuklara uygulanacak tekerrür hükümlerine ve yaş küçüklüğü indiriminin hakim takdirine bırakılmasına karşı çıktı. Kamuoyunda yükselen sesler, cezaların yetersiz kalmasının suça meyilli olan veya suç şebekelerince kullanılan çocuklar arasında "akran özentisi" oluşturacağına dikkat çekti. Ağır suçlara bulaşanların çocukluk statüsü arkasına saklanarak ceza almaktan kurtarılması, toplumda adalet duygusunu dinamitlerken, suçu adeta teşvik eden bir cezasızlık algısına yol açıyor.</p>

<p>Şerhe yönelik en sert tepkiler ise PKK’nın çocukları kullanma stratejisi üzerinden geldi. Çocukların ellerine silah tutturup dağa kaçıran, onları ideolojik olarak zehirleyerek birer suç makinesine dönüştüren PKK'ya karşı tek bir kelime dahi etmeyen DEM Parti’nin, diğer çocukların kullanılmaması adına tekrarlanan suçlara daha ağır cezanın verilmesine karşı çıkması tepki çekiyor.</p>

<p>Son 10 yıldaki veriler değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuk sayısı yüzde 17,47 artış gösterdi. 2025'te suça sürüklenen çocukların ağırlıklı olarak karıştıkları suç tipleri kasten yaralama, hırsızlık, hakaret, tehdit, mala zarar verme olarak sıralandı.</p>

<p>Adalet Bakanlığı verileri Türkiye'de son yıllarda suça sürüklenen çocuklar konusunda dikkat çekici bir artış olduğunu gözler önüne seriyor. Verilere göre, 2015'te suça sürüklenen çocuk sayısı 158 bin 560, 2016'da 146 bin 737, 2017'de 145 bin 210, 2018'de 157 bin 96, 2019'da ise 161 bin 378 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>İstanbul Emniyet Müdürlüğünün saha çalışmaları sonucu elde ettiği tespitlere göre, özellikle 15-18 yaş grubundaki çocuklar sınırlı cezai sorumlulukları nedeniyle suç örgütleri tarafından "yaralama", "hırsızlık" ve "uyuşturucu" gibi eylemlerde "araç unsur" olarak kullanılıyor.</p>

<p>Uzmanlar, organize suç örgütlerinin çocukları birer yasal kalkan olarak kullanmasını engellemenin yolunun net cezai yaptırımlardan geçtiğini vurguluyor. Özellikle ağır suçlarda cezasızlık algısının kırılması, çocukların suç şebekelerince istismar edilmesinin ve akranları arasında suça yönelik bir özentinin oluşmasının önüne geçecek en birincil adli bariyer olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buna karşın, çocukları suça sürükleyen toplumsal dinamikler göz önüne alındığında, mücadelenin yalnızca mahkeme salonları ve infaz rejimleriyle sınırlı kalmaması gerektiği belirtiliyor. Çocuk suçluluğunu kalıcı olarak düşürmek amacıyla; yoksulluk, eğitimden kopuş, aile içi ihmal ve uyuşturucu bağımlılığı gibi kök nedenlere karşı devletin koruyucu ve önleyici mekanizmaları eş zamanlı olarak devreye sokması isteniyor. Risk altındaki bölgelerde psikososyal destek ağlarının kurulması, eğitim odaklı rehabilitasyon süreçlerinin işletilmesi ve suç daha işlenmeden önce çocuğu koruma altına alacak sosyal politikaların uygulanması, caydırıcı cezalarla birlikte bütüncül bir çözümün en kritik ayağını oluşturuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Gündem</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/dem-parti-buna-da-karsi-cikti-suca-suruklenen-cocuklar</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/dem-partiden-cocuk-raporuna-serh-cezalandirici-yaklasimi-reddediyoruz.webp" type="image/jpeg" length="97719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sayın bakan ''çalışan kadınlar çocuk istiyor'' dedi..]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/sayin-bakan-calisan-kadinlar-cocuk-istiyor-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/sayin-bakan-calisan-kadinlar-cocuk-istiyor-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ın ‘Ailede Türkiye Yüzyılı Zirvesi’nde paylaştığı doğurganlık verileri, sahadaki acı gerçeklerle uyuşmuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p itemprop="headline">Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, katıldığı ‘Ailede Türkiye Yüzyılı Zirvesi’nde, Türkiye’nin düşen doğurganlık hızına ilişkin dikkat çeken veriler paylaştı. Bakan Göktaş, kamuoyunda sıkça dile getirilen “çalışan anneler çocuk istemiyor” algısının gerçeği yansıtmadığını savunarak, çalışan kadınlar arasındaki doğurganlık oranının 1.38 olduğunu belirtti ve kadınların aslında çocuk istediğini ancak "şartların el vermediğini" söyledi.</p>

<p>Ancak Bakanlığın paylaştığı bu veriler ve sunduğu yaklaşım, Türkiye’nin içinden geçtiği derin ekonomik kriz, istihdam politikalarındaki tıkanıklık ve sosyal devlet mekanizmalarının yetersizliği karşısında buz dağının sadece görünen kısmını yansıtıyor. Algıları yıkma çabası, ne yazık ki sahada kök salmış olan yapısal sorunların üzerini örtmeye yetmiyor.</p>

<p>Bakan Göktaş’ın paylaştığı verilere göre, Türkiye’de kadınların yüzde 65’i istihdamın dışında, yani çalışmıyor. Ve asıl çarpıcı olan, bu gruptaki doğurganlık hızının da sanılanın aksine oldukça düşük seviyelerde seyretmesi.</p>

<p><strong>Burada Sayın Bakan’a sormak gerekiyor: Çalışmayan, evde olan kadın neden çocuk sahibi olmuyor?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü bir kadının istihdam dışında olması, onun ekonomik güvenceye sahip olduğu anlamına gelmiyor; aksine hanenin tek bir maaşa, çoğunlukla da açlık sınırının altındaki asgari ücrete mahkum olması anlamına geliyor. Bebek bezinin, mamanın, sütün ve temel gıda maddelerinin yanına yaklaşılmadığı bir ekonomik iklimde, çalışmayan kadının çocuk sahibi olmamasının sebebi keyfi değil ekonomik problemler olarak görülüyor.</p>

<p>Hükümete, çalışmayan kadınların doğurganlık oranını artırmak istiyorsa, bunu sadece manevi söylemlerle değil, daha fazla somut ekonomik destek paketleri, doğrudan çocuk teşvikleri ve sosyal yardımlarla fonlamak zorunda olduğu çağrısı yapılıyor.</p>

<p><strong>Çalışan kadın çocuk istiyor ama oran neden 1.38?</strong></p>

<p>Bakan’ın "Çalışan kadınlar da çocuk istiyor, oran 1.38" diyerek durumu normalize etme çabası da başka bir çelişkiyi doğuruyor. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken kritik eşik 2.1 iken, çalışan kadınlardaki 1.38'lik oran aslında tam anlamıyla bir demografik çöküşün habercisi.</p>

<p>Şartlar el verirse isterim” demeleri de, aslında devlete ve sisteme verilmiş net bir mesaj. Peki, çalışan kadın için bu "şartlar" neden el vermiyor?</p>

<p>Çalışan bir kadının aldığı maaşın neredeyse tamamı özel kreş ücretine ya da bakıcı masrafına gidiyorsa, o kadın nasıl ikinci çocuğu düşünsün?</p>

<p>Doğum sonrası izinlerin yetersizliği, süt izni kullanımındaki zorluklar ve uzaktan/esnek çalışma modellerinin yasalarla güvence altına alınmaması çalışan kadının işini daha da zorlaştırıyor.</p>

<p>Mesai saatleri ve işlerin zorluk derecesi de diğer bir konu. Son yıllarda bakanlıkların ve kamu spotlarının sıklıkla övünerek sunduğu "Tır şoförü kadın", "ağır sanayide kadın" imajları, kadının iş gücüne katılımı açısından modern bir başarı öyküsü gibi pazarlanıyor.</p>

<p>Gününün 14 saatini direksiyon başında ya da ağır sanayi vardiyasında geçiren bir kadın, nasıl sağlıklı bir aile kurup çocuk büyütebilir?</p>

<p>Popülist reklamlar uğruna kadını erkeğin çalışma şartlarına doğrudan entegre etmeye çalışmak yerine; kadının biyolojik ve sosyolojik yapısına, tabiatına uygun iş alanlarının teşvik edilmesi ve yarı zamanlı çalışma, evden çalışma ve esnek mesai saatlerinin "hak" haline getirilmesi talep ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/sayin-bakan-calisan-kadinlar-cocuk-istiyor-dedi</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/screenshot-2026-06-22-112120.png" type="image/jpeg" length="43698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hani kadın erkek eşitti? Hatimoğulları: Kadın düşmanlığıdır]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/hani-kadin-erkek-esitti-hatimogullari-kadin-dusmanligidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/hani-kadin-erkek-esitti-hatimogullari-kadin-dusmanligidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti'nin "nafaka" çelişkisi kamuoyunun tepkisini çekti. DEM Parti'li Hatimoğulları, süresiz nafakanın kaldırılmasını "kadın düşmanlığı" olarak nitelendirdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Türk Medeni Kanunu’ndaki "süresiz nafaka" uygulamasını iptal etmesinin ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın süresiz nafakanın kaldırılmasını "kadın düşmanlığı" olarak nitelendirmesi, partinin toplumsal konulardaki büyük çelişkisini ve samimiyetsizliğini bir kez daha gözler önüne serdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her fırsatta "toplumsal cinsiyet eşitliği" argümanının arkasına sığınan, geleneksel aile yapısını ve evlilik kurumunu gericilikle suçlayan DEM Parti, iş erkeğin haklarına ve adalete gelince tamamen çifte standartlı tutumunu sergiledi. Söylemde kadın ve erkeğin her alanda eşit olduğunu savunan Hatimoğulları, boşanma sonrasında erkeğin ömür boyu eski eşine maddi olarak bağlanmasını, yani bir erkeğin hayatı boyunca nafaka esaretine mahkum edilmesini savunmaktan geri durmadı.</p>

<p>Hatimoğulları, katıldığı konferansta sadece nafaka düzenlemesini hedef almakla kalmadı; aile yapısını korumayı amaçlayan yasal adımları eleştirirken LGBT savunuculuğuna da soyundu. Hükümetin aile kurumunu güçlendiren politikalarını eleştiren DEM Parti lideri, "LGBT’lilerin varlığını hedef alan düzenlemeler toplumsal eşitsizliği büyütüyor" diyerek aileyi ve toplumsal değerleri hedef alan yapılara açıkça arka çıktı.</p>

<p>DEM Parti'nin bu tutumu kamuoyunda ve sosyal medyada sert eleştirilerin hedefi oldu. Vatandaşlar DEM Parti’nin çelişkili siyasetine sözlerle tepki gösterdi:</p>

<p>"Bir yandan LGBT’yi savunup aileyi, evliliği kötüleyeceksiniz, diğer yandan 'kadın-erkek eşittir' diyeceksiniz. Ama sıra boşanmaya gelince erkeğin ömür boyu nafaka ödemesini isteyeceksiniz. Bu nasıl eşitlik?"</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DOĞRUHABER</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/hani-kadin-erkek-esitti-hatimogullari-kadin-dusmanligidir</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/screenshot-2026-06-18-155310.png" type="image/jpeg" length="67732"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır'ın bereketli toprakları için çağrı]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/diyarbakirin-bereketli-topraklari-icin-cagri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/diyarbakirin-bereketli-topraklari-icin-cagri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin önemli tarım merkezlerinden Diyarbakır'da verimli tarım arazilerinin korunması konusu yeniden gündeme geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin önemli tarım merkezlerinden biri olan Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde verimli tarım arazilerinin korunması konusu yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Uzmanlar ve çiftçiler, tarım topraklarının amaç dışı kullanımının uzun vadede üretimi olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tarımsal üretimin merkezlerinden biri</strong></p>

<p>Bismil, sahip olduğu geniş ve verimli ovalarıyla Türkiye'nin önde gelen tarım bölgeleri arasında yer alıyor. İlçede özellikle buğday, arpa, mısır, pamuk ve mercimek üretimi yoğun şekilde yapılıyor.</p>

<p>Her yıl binlerce ton ürünün yetiştirildiği bölgede tarım, hem ilçe ekonomisinin hem de bölge ekonomisinin temel geçim kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Çiftçilerden tarım arazileri için hassasiyet çağrısı</strong></p>

<p>Son yıllarda artan nüfus ve yapılaşma baskısının tarım alanları üzerindeki etkileri, çiftçilerin en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Üreticiler, özellikle sulanabilir ve yüksek verim kapasitesine sahip tarım arazilerinin korunmasının gelecekteki üretim açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor.</p>

<p><img alt="Diyarbakır'ın Bereketli Toprakları Için Çağrı 1" height="847" src="https://amedhabernet.teimg.com/amedhaber-net/uploads/2026/06/diyarbakirin-bereketli-topraklari-icin-cagri-1.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<p>Çiftçiler, verimli toprakların gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurgulayarak, tarım alanlarının farklı amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>Bismil Ovası stratejik önem taşıyor</strong></p>

<p>Üreticilere göre Bismil Ovası, yalnızca Diyarbakır'ın değil, bölgenin ve Türkiye'nin gıda üretimi açısından da stratejik öneme sahip alanlarından biri konumunda bulunuyor. Tarımsal üretimin sürdürülebilir şekilde devam edebilmesi için verimli arazilerin korunmasına yönelik çalışmaların artırılması gerektiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Uzmanlardan gıda güvenliği uyarısı</strong></p>

<p>Uzmanlar ise iklim değişikliği, kuraklık ve yükselen üretim maliyetlerinin tarımsal faaliyetleri zaten zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Bu nedenle mevcut tarım arazilerinin korunmasının, gelecekte gıda güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.</p>

<p>Bismil’in bereketli topraklarının korunması, hem bölge ekonomisinin güçlenmesi hem de gelecek nesillerin gıda ihtiyacının karşılanması açısından kritik bir konu olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kazım Şanlı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Diyarbakır</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/diyarbakirin-bereketli-topraklari-icin-cagri</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 23:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/diyarbakirin-bereketli-topraklari-icin-cagri.jpg" type="image/jpeg" length="95744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Selime Muhtar hayatını kaybetti: "Şehitler Şeyhi" Ömer Muhtar'ın mirası nesiller boyunca nasıl taşındı?]]></title>
      <link>https://www.amedhaber.net/selime-muhtar-hayatini-kaybetti-sehitler-seyhi-omer-muhtarin-mirasi-nesiller-boyunca-nasil-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedhaber.net/selime-muhtar-hayatini-kaybetti-sehitler-seyhi-omer-muhtarin-mirasi-nesiller-boyunca-nasil-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Libya'da Ömer Muhtar'ın torunlarından Selime Muhtar'ın hayatını kaybetmesi, "Şehitler Şeyhi" olarak bilinen direniş liderinin mirasının aile içinde ve toplumsal hafızada nasıl korunduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Muhtar ailesi, bu mirasın yalnızca kan bağıyla değil, sözlü tarih ve anlatılarla nesilden nesle aktarıldığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Libya'nın Bingazi kentinde Selime Muhtar'ın vefatı, sadece bir aile kaybı değil, aynı zamanda Libya'nın anti-sömürge mücadelesinin hafızasına dair tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ömer Muhtar'ın ailesi, "Şehitler Şeyhi" olarak anılan direniş liderinin mirasını yaklaşık bir asırdır yazılı belgelerden çok sözlü anlatılarla koruyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aile üyeleri, Muhtar'ın yalnızca tarih kitaplarında yer alan bir figür olmadığını, ev içinde anlatılan hikâyeler, anılar ve kuşaktan kuşağa aktarılan tanıklıklarla yaşatıldığını belirtiyor. Bu anlatımların, özellikle kadın aile bireyleri aracılığıyla yeni nesillere ulaştığı ifade ediliyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span><strong>Bir vefatın açtığı daha büyük soru: Hafıza nasıl korunur?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Libya'da Ömer Muhtar'ın torunlarından Selime Muhtar'ın hayatını kaybetmesi, ilk bakışta ailevi bir kayıp gibi görünse de aslında çok daha geniş bir soruya kapı araladı: Bir milletin direniş hafızası nasıl ayakta kalır?</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çünkü Ömer Muhtar'ın hikâyesi yalnızca 20. yüzyıl başındaki İtalyan sömürgeciliğine karşı verilen bir mücadele değil aynı zamanda kimlik, onur ve bağımsızlık fikrinin nesiller boyunca taşınmasıdır. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Onun İslami mücadelesi, Libya toplumunda sadece tarih kitaplarına değil evlerin içine, aile sohbetlerine ve gündelik anlatılara yerleşmiş bir hafıza formuna dönüşmüştür.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Senûsî direnişi: Bir askeri mücadeleden daha fazlası</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ömer Muhtar'ın liderliğini yaptığı Senûsî direnişi, klasik anlamda bir savaşın ötesinde, bir toplumun var olma iradesini temsil eder.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yaklaşık 20 yıl boyunca süren bu mücadele, modern sömürgecilik karşısında yerel direnişin en organize örneklerinden biri olarak kabul edilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhtar'ın stratejisi yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmaya dayalıydı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çöl coğrafyasını iyi kullanması, küçük birliklerle büyük bir imparatorluğa karşı direnmesi ve sürekli hareket kabiliyeti, onu tarihsel olarak farklı bir yere taşımıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1931 yılında idam edilerek şehit edilmesi bu direnişi bitirmemiş, aksine sembolik bir güç haline getirmiştir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün Libya'da ve Arap dünyasında Ömer Muhtar, "yenilmeyen irade" ve "onurlu direniş" kavramlarının karşılığı olarak görülür.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sözlü tarih: Arşivlerden daha güçlü bir hafıza</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Haberde öne çıkan en önemli unsur, bu mirasın yalnızca yazılı belgelerle değil, sözlü anlatılarla korunmasıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhtar ailesi içinde aktarılan hikâyeler, yalnızca biyografik detaylar değil aynı zamanda bir dönemin ruhunu taşıyan tanıklıklardır. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu anlatılar, sömürge döneminde yaşanan baskıları, dağınık direniş hücrelerini ve toplumsal dayanışmayı canlı tutmaktadır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Burada dikkat çeken nokta, kadınların rolüdür. Aile içi hafızanın taşınmasında kadınların merkezî bir konumda olduğu görülmektedir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu durum, birçok toplumda olduğu gibi Libya'da da tarihsel hafızanın sadece savaş alanlarında değil, ev içinde üretildiğini göstermektedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Ömer Muhtar'ın mirası neden hâlâ güçlü?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ömer Muhtar'ın etkisinin bugün hâlâ güçlü olmasının birkaç temel nedeni vardır:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birincisi, mücadelesinin "İslami bir tam bağımsızlık" fikrine dayanmasıdır. Muhtar, yalnızca bir işgale karşı değil, emperyalist bir yaşam biçiminin dayatılmasına karşı da direnmiştir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İkincisi, kişisel yaşamındaki sadelik ve adalet anlayışıdır. Onun hakkında aktarılan anlatılarda, güç ve otoriteye değil, ahlaki ilkelere dayalı bir liderlik modeli öne çıkar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üçüncüsü ise sembolleşme gücüdür. İdamı, tarihsel olarak bir son değil, kolektif hafızada bir başlangıç noktası haline gelmiştir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle Muhtar, sadece Libya'nın değil, sömürgeciliğe karşı İslami direnişin evrensel simgelerinden biri olarak kabul edilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Aile hafızasından ulusal hafızaya</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Selime Muhtar'ın vefatı, aslında bir dönüşüm sürecini de görünür kılıyor: Aile hafızasının yavaş yavaş ulusal hafızaya karışması.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Muhtar ailesi için bu miras hiçbir zaman "özel bir ayrıcalık" olarak görülmedi. Aksine, bu tarih Libya halkının ortak belleğinin bir parçası olarak kabul edildi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu yaklaşım, Ömer Muhtar'ın şahsiyetinin bireysel bir kahramanlık hikâyesinin ötesine geçmesini sağlamıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün onun adı yalnızca Libya'da değil, birçok ülkede özgürlük mücadelesinin sembolü olarak anılıyorsa, bunun nedeni tam da bu kolektif sahiplenmedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Hafızanın geleceği: Yazılı kayıtlar ve sözlü anlatılar arasında</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmacılar, Ömer Muhtar'ın mirasının geleceğinin iki ana eksene bağlı olduğunu vurguluyor: Sözlü anlatıların korunması ve yazılı arşivlerin güçlendirilmesi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çünkü sözlü tarih, duyguyu ve yaşanmışlığı taşırken yazılı kaynaklar bu hafızayı kalıcı hale getiriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu iki alan birlikte çalışmadığında, tarih parçalı ve eksik kalabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Selime Muhtar gibi hafıza taşıyıcılarının kaybı ise bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sonuç: Bir direnişten daha fazlası</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ömer Muhtar'ın hikâyesi, yalnızca bir sömürge karşıtı direniş değil aynı zamanda bir halkın kimliğini, onurunu ve bağımsızlık iradesini nasıl koruduğunun da hikâyesidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün onun mirası, yalnızca tarih kitaplarında değil, Libya'nın evlerinde, anlatılarında ve kolektif hafızasında yaşamaya devam ediyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ve bu miras, bir kişinin değil, bir halkın hafızası olarak varlığını sürdürüyor.</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://www.amedhaber.net/selime-muhtar-hayatini-kaybetti-sehitler-seyhi-omer-muhtarin-mirasi-nesiller-boyunca-nasil-tasindi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedhabernet.teimg.com/crop/1280x720/amedhaber-net/uploads/2026/06/selime-muhtar-hayatini-kaybetti-sehitler-seyhi-omer-muhtarin-mirasi-nesiller-boyunca-nasil-tasindi.jpg" type="image/jpeg" length="73508"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
